Önsöz
Hayatımda yaşadığım en mutlu günlerdendi.
Ancak hayatımda bu kadar aşık olmamıştım, hiç ama hiç.
Ki bu mutlu anların bir bedeli olmalıydı.
Sonunda ödedim.
Ve bu hikaye benim hikayemdir.
Not : İtalik yerleri okumamakta özgürsünüz.
Hikaye
Her şeyden önce ufak bir tohum vardı. Hiçbir kalbe ekilmemiş bir tohum. Yerinde duramayan bir tohum. Tohumdan önce ise gerçeklik vardı. Ki bu gerçeklik hayatımda daha önce hiç görmediğim bir gerçeklikti.
Hiçbir kalbe ekmeden önce o tohum küçücük küçücüktü. Ve büyümesi için bir kalbe ekilmesi gerekiyordu. Ki doğru tohumun yeşermesi için doğru toprak gibi doğru kalbin bulunması da önemliydi.
Ben bu doğru kalbi bulmuş şanslı insanlardanım. Ancak kaybetmek zorunda kaldım. Benden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı.
<! –
Her şey 1 Aralık 13 gecesi başladı. Tesadüfen Zara ile tanıştım.
Ve hayatımın en mutlu günlerini yaşadım.
Düşünmeyi seven bir insanım ben ancak ve ancak karşımdaki insan da düşünmeyi seviyorsa benim ondan haz almam mümkündür. Eğer sevmiyorsa zaten benim o insanla ilişkimin olması imkansız. Arkadaşlık bile kuramam. Eğer ki ben çok sevmişsem adam gibi severim ki böyle insanları bu devirde bulmak birazcık zor.
–>
Her neyse fidan meselesine dönecek olursak eğer o tohum doğru kalplere düşmeyi veya düşürülmeyi başarırsa mutlu olacaktır.
O tohumdur ki doğru insanın kalbinde kendisini ve karşısındakini hasta etmeyecek şekilde fidana dönüşsün.
O tohumdur ki bırakıldığı kalpte büyürken dahi olsa dikenli yaralar açmasın.
O tohumdur ki fidan olduğunda dahi başka kalplere başka tohumlar bırakmayacak tohumdur o tohum.
İşte o tohumdur gerçek anlamdaki aşk.
Hayatın anlamıdır işte o tohum.
Doğru kalplere bırakıldığı zaman sonuç yüzde yüz mükemmel olmasa da çiftler için mutluluk kaynağı olabilir.
Ancak farklı tohumla farklı zemin birleşirse ortaya çıkacak sonuç felakettir.
Bu satırları yazarken bile doğru insanlar doğru insanlar la buluşuyor olabilir.
Ancak ben tek şey bilir, tek şeyi söylerim. (Sungerbobs)
Süngerler
İnsanları sünger kalpli insanlar ve ileride yazacağım şekilde sınıflandırıyor olabiliriz.
Süngerler: Hayatlarında birçok insanın kalplerine tohumları bırakmış ancak kendilerinden hayır gelmez tohumlardır. İçleri bozuktur. Başka bir insanla birlikteyken eski sevgilisinden rahatça söz edebilir. Başka insanlara eski sevgililerinin sayısıyla veya aralarında geçen şeylerle övünebilir.
İşte burada benim bulduğum kavram yani “sünger”lik kavramı devreye giriyor. Bu insanlar o kadar gerizekalı ve aptaldırlar ki. Eski sevgilisini kırdığını veya incittiğini asla düşünmez.
Ben o yüzden hayatım boyunca genelde yalnızdım. -Zara hariç-. İnsanlar bir şeyleri söylerken tartıp cevap vermeliler.
Anti Empatisistler
Empati yapmayı bilmeyen salaklara bulduğum saçma bir tabir. Halk arasında ağzından çıkanı kulağı duymamak olarak da bilinir.
Karşısındaki insana bir laf söylerken onun incinip alınabileceğini hiç hesaba katmaz bile. Çünkü bencildir. Egoisttir.
Ve kendi hayatından başka hiçbir şeyi düşünmez.
Anti Sosyaller
Sanırım çağımızın en büyük problemi anti sosyallik. Özellikle bilgisayarın başından kalkmayıp saatlerini sosyal medya başında geçiren insanlar. Hayatta tek amaçları internet ve ona bağlı sosyal medya olan insanlar.
Yazacak başka bir şey yok sanırım anti sosyaller için. Kendileri o koca totolarını kaldırıp dışarı çıkmadık tan sonra yapacak bir şey yok.
Utangaç İnsanlar
İçinde benim de olduğum insan grubu. Onlar için yapacak bir şey yok sanırım. Ben kendim için hiçbir şey yapamadım işin açığı.
<!-
Zara’ya kaşı bile utangaçtım.
Şu satırları yazarken oturduğum tren bile beni anlamıyor.
Tren çok sessiz. Önümde çocuklu bir aile çocuğunu susturmaya çalışıyor.
Onun çaldığı keman sesini özledim.
Herhangi bir keman sesi değil onun çaldığı.
Ve henüz ondan dilek taşını dinleyemedim.
Kulaklığımda bir müzik çalmadığını fark ediyorum.
Açıyorum bir Volkan konak
Ve gene dertleniyorum.
->
Şimdi diyeceksiniz ki neden bu adam kötü kötü derken kendini de kötüledi.
İnsanın otokritik yapması önemlidir.
Asıl yapmazsa olacak olan şey zaten felakettir.
Şu an trende acayip bir animasyon var çok hoşuma gitti.
Destekçi ve Köstekçiler
Destekçi dediğimiz insanlar kötü günde, iyi günde, dar günde, darboğazlı günde, V yakalı günde arayacağımız insanlardır.
V yaka dedim de V yaka Tuana’ nın en sevdiği şeydi.
Her konuda size yardımcı olmaya çalışırlar ellerinden geldikleri kadar.
Bir de köstekçiler var tabii.
Bir şey sunarsınız ortaya, hemen kötü yönlerini düşünüp sunar (Ezgi’ye selamlar). Evvet. Doğru bildiniz. Pesimist insanlar. Ben onlara köstekçiler demeyi tercih ediyorum. Çünkü köstek+köstek oluyorlar. Çevremde öyle insanlardan çok oldu ancak yapacak bir şeyim yok.
Eğer olsaydı zaten bu satırları yazıyor olmazdım.
Bugün eski kompozisyonlarımı yazdığım deftere rastladım. İlk okuldayken falan. Çok komikmişim be abi.
Kapılar diye kompozisyon yazmışım.
Ama doğru değil mi? İnsanın kalbi de kapılardan oluşmaz mı? Şahsen benimki öyle. Birinci aşamayı geçersen tebrikler. İkinciyi geçersen harikasın. Üçüncüyü geçersen zaten benimsindir. Ve bunu şu ana kadar tek bir insan başarabildi ve başarmış olacak.
Biliyorum konular biraz dağınık ve saçma ancak yapacak bir şeyim yok, aklıma geliyor ve yazıyorum. O yüzden italik yerleri okumamakta özgür olduğunuzu söyledim.
Benim aklımda o an ne varsa onu yazarım ve bu benim hoşuma gider.
Ceketimin kolu üst taraftan sallanıyor. Aynı benim hayatım gibi sallanıyor o da. Ancak tutunabiliyor üst tarafa o yüzden düşmüyor yukarıdan. Bambaşka insanlar bambaşka hayatlar var trende. Belki eski yazarların tren ortamını aratmasa da belki trenimizden çuf çuf sesi çıkmasa da. Tren kesinlikle bambaşka bir duygu. Kesinlikle ama kesinlikle.
Kendime bakıyorum trenin camında, sadece boşluk görüyorum, bir şey anlamlandıramıyorum yüzüme bakarken, belki de bir anlamı yoktur. Sultanhisar’a geldik, tren garında değişik loş ışıklar. Ve ben loş ışıkları pek fazla sevmem. Ben pek fazla ışık sevmem. Sorun orada.
Dışarıda havanın soğuk olduğuna eminim ama dışarı çıkıp temiz olmasa da o havayı çekmeyi çok seviyorum.
Neden insanlar sadece menfaatleri oldukları zaman birileriyle takılıyorlar. Nefret ediyorum öyle insanlardan. Ama yüzlerine karşı söylemekte zorlanıyorum. Sıkıntı burada başlıyor işte.
Kimseye hayır diyememekte.
Hayatımda yaşadığım en mutlu günlerdendi.
Ancak hayatımda bu kadar aşık olmamıştım, hiç ama hiç.
Ki bu mutlu anların bir bedeli olmalıydı.
Sonunda ödedim.
Ve bu hikaye benim hikayemdir.
Not : İtalik yerleri okumamakta özgürsünüz.
Hikaye
Her şeyden önce ufak bir tohum vardı. Hiçbir kalbe ekilmemiş bir tohum. Yerinde duramayan bir tohum. Tohumdan önce ise gerçeklik vardı. Ki bu gerçeklik hayatımda daha önce hiç görmediğim bir gerçeklikti.
Hiçbir kalbe ekmeden önce o tohum küçücük küçücüktü. Ve büyümesi için bir kalbe ekilmesi gerekiyordu. Ki doğru tohumun yeşermesi için doğru toprak gibi doğru kalbin bulunması da önemliydi.
Ben bu doğru kalbi bulmuş şanslı insanlardanım. Ancak kaybetmek zorunda kaldım. Benden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı.
<! –
Her şey 1 Aralık 13 gecesi başladı. Tesadüfen Zara ile tanıştım.
Ve hayatımın en mutlu günlerini yaşadım.
Düşünmeyi seven bir insanım ben ancak ve ancak karşımdaki insan da düşünmeyi seviyorsa benim ondan haz almam mümkündür. Eğer sevmiyorsa zaten benim o insanla ilişkimin olması imkansız. Arkadaşlık bile kuramam. Eğer ki ben çok sevmişsem adam gibi severim ki böyle insanları bu devirde bulmak birazcık zor.
–>
Her neyse fidan meselesine dönecek olursak eğer o tohum doğru kalplere düşmeyi veya düşürülmeyi başarırsa mutlu olacaktır.
O tohumdur ki doğru insanın kalbinde kendisini ve karşısındakini hasta etmeyecek şekilde fidana dönüşsün.
O tohumdur ki bırakıldığı kalpte büyürken dahi olsa dikenli yaralar açmasın.
O tohumdur ki fidan olduğunda dahi başka kalplere başka tohumlar bırakmayacak tohumdur o tohum.
İşte o tohumdur gerçek anlamdaki aşk.
Hayatın anlamıdır işte o tohum.
Doğru kalplere bırakıldığı zaman sonuç yüzde yüz mükemmel olmasa da çiftler için mutluluk kaynağı olabilir.
Ancak farklı tohumla farklı zemin birleşirse ortaya çıkacak sonuç felakettir.
Bu satırları yazarken bile doğru insanlar doğru insanlar la buluşuyor olabilir.
Ancak ben tek şey bilir, tek şeyi söylerim. (Sungerbobs)
Süngerler
İnsanları sünger kalpli insanlar ve ileride yazacağım şekilde sınıflandırıyor olabiliriz.
Süngerler: Hayatlarında birçok insanın kalplerine tohumları bırakmış ancak kendilerinden hayır gelmez tohumlardır. İçleri bozuktur. Başka bir insanla birlikteyken eski sevgilisinden rahatça söz edebilir. Başka insanlara eski sevgililerinin sayısıyla veya aralarında geçen şeylerle övünebilir.
İşte burada benim bulduğum kavram yani “sünger”lik kavramı devreye giriyor. Bu insanlar o kadar gerizekalı ve aptaldırlar ki. Eski sevgilisini kırdığını veya incittiğini asla düşünmez.
Ben o yüzden hayatım boyunca genelde yalnızdım. -Zara hariç-. İnsanlar bir şeyleri söylerken tartıp cevap vermeliler.
Anti Empatisistler
Empati yapmayı bilmeyen salaklara bulduğum saçma bir tabir. Halk arasında ağzından çıkanı kulağı duymamak olarak da bilinir.
Karşısındaki insana bir laf söylerken onun incinip alınabileceğini hiç hesaba katmaz bile. Çünkü bencildir. Egoisttir.
Ve kendi hayatından başka hiçbir şeyi düşünmez.
Anti Sosyaller
Sanırım çağımızın en büyük problemi anti sosyallik. Özellikle bilgisayarın başından kalkmayıp saatlerini sosyal medya başında geçiren insanlar. Hayatta tek amaçları internet ve ona bağlı sosyal medya olan insanlar.
Yazacak başka bir şey yok sanırım anti sosyaller için. Kendileri o koca totolarını kaldırıp dışarı çıkmadık tan sonra yapacak bir şey yok.
Utangaç İnsanlar
İçinde benim de olduğum insan grubu. Onlar için yapacak bir şey yok sanırım. Ben kendim için hiçbir şey yapamadım işin açığı.
<!-
Zara’ya kaşı bile utangaçtım.
Şu satırları yazarken oturduğum tren bile beni anlamıyor.
Tren çok sessiz. Önümde çocuklu bir aile çocuğunu susturmaya çalışıyor.
Onun çaldığı keman sesini özledim.
Herhangi bir keman sesi değil onun çaldığı.
Ve henüz ondan dilek taşını dinleyemedim.
Kulaklığımda bir müzik çalmadığını fark ediyorum.
Açıyorum bir Volkan konak
Ve gene dertleniyorum.
->
Şimdi diyeceksiniz ki neden bu adam kötü kötü derken kendini de kötüledi.
İnsanın otokritik yapması önemlidir.
Asıl yapmazsa olacak olan şey zaten felakettir.
Şu an trende acayip bir animasyon var çok hoşuma gitti.
Destekçi ve Köstekçiler
Destekçi dediğimiz insanlar kötü günde, iyi günde, dar günde, darboğazlı günde, V yakalı günde arayacağımız insanlardır.
V yaka dedim de V yaka Tuana’ nın en sevdiği şeydi.
Her konuda size yardımcı olmaya çalışırlar ellerinden geldikleri kadar.
Bir de köstekçiler var tabii.
Bir şey sunarsınız ortaya, hemen kötü yönlerini düşünüp sunar (Ezgi’ye selamlar). Evvet. Doğru bildiniz. Pesimist insanlar. Ben onlara köstekçiler demeyi tercih ediyorum. Çünkü köstek+köstek oluyorlar. Çevremde öyle insanlardan çok oldu ancak yapacak bir şeyim yok.
Eğer olsaydı zaten bu satırları yazıyor olmazdım.
Bugün eski kompozisyonlarımı yazdığım deftere rastladım. İlk okuldayken falan. Çok komikmişim be abi.
Kapılar diye kompozisyon yazmışım.
Ama doğru değil mi? İnsanın kalbi de kapılardan oluşmaz mı? Şahsen benimki öyle. Birinci aşamayı geçersen tebrikler. İkinciyi geçersen harikasın. Üçüncüyü geçersen zaten benimsindir. Ve bunu şu ana kadar tek bir insan başarabildi ve başarmış olacak.
Biliyorum konular biraz dağınık ve saçma ancak yapacak bir şeyim yok, aklıma geliyor ve yazıyorum. O yüzden italik yerleri okumamakta özgür olduğunuzu söyledim.
Benim aklımda o an ne varsa onu yazarım ve bu benim hoşuma gider.
Ceketimin kolu üst taraftan sallanıyor. Aynı benim hayatım gibi sallanıyor o da. Ancak tutunabiliyor üst tarafa o yüzden düşmüyor yukarıdan. Bambaşka insanlar bambaşka hayatlar var trende. Belki eski yazarların tren ortamını aratmasa da belki trenimizden çuf çuf sesi çıkmasa da. Tren kesinlikle bambaşka bir duygu. Kesinlikle ama kesinlikle.
Kendime bakıyorum trenin camında, sadece boşluk görüyorum, bir şey anlamlandıramıyorum yüzüme bakarken, belki de bir anlamı yoktur. Sultanhisar’a geldik, tren garında değişik loş ışıklar. Ve ben loş ışıkları pek fazla sevmem. Ben pek fazla ışık sevmem. Sorun orada.
Dışarıda havanın soğuk olduğuna eminim ama dışarı çıkıp temiz olmasa da o havayı çekmeyi çok seviyorum.
Neden insanlar sadece menfaatleri oldukları zaman birileriyle takılıyorlar. Nefret ediyorum öyle insanlardan. Ama yüzlerine karşı söylemekte zorlanıyorum. Sıkıntı burada başlıyor işte.
Kimseye hayır diyememekte.