Tuz masali

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Tuz masali
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ülkede kralın ve üç oğlu varmış.
Kral , aklı oldukça kıt bir adammış. Ünvanına krallığına yakışmayan hareketler davranışlar yapar, herkesi kendine güldürürmüş. Devlet işleriyle hiç ilgilenmezmiş. Zamanını hep ava gitmekle, eğlenceler içinde geçirirmiş.
Günlerden bir gün, üç oğlunu da yanına çağırmış, onlara :
Söyleyin bakayım, , beni ne kadar seviyorsunuz?diye sormuş
Babalarının böyle tuhaf hallerine alışık olan prensler , onun bu sorusunu hiç yadırgamamışlar. Fakat, onun, sorduğu bir şeye karşılık verilmediği zaman da ne kadar çok kızdığını bilirlermiş. Önce en büyük prens söze başlamış
Babacığım, demiş, sizi altın , elmas , pırlantaları sevdiğim kadar çok seviyorum.
Büyük oğlunun bu cevabı kralın pek hoşuna gitmiş. Kahkahalarla güldükten sonra, ortanca oğluna bakmış :
Ya sen beni ne kadar seviyorsun bakayım? diye sormuş. O da :
Babacığım, demiş, ben sizi bal , börek , kadayıf kadar çok seviyorum.demiş
Ortanca oğlunun cevabı da kralın hoşuna gitmiş. Gene kahkahalarla gülmüş. Sonra en küçük prense dönerek:
Söyle benim küçük oğlum, demiş, ya sen beni ne kadar seviyorsun bakayım?
Küçük oğlan, hemen söyliyememiş. Biraz yutkunduktan sonra:
Babacığım, demiş, ben sizi tuz kadar çok seviyorum.
Küçük prensin kendilerine komik gelen cevabı karşısında, ağabeyleri, gülmüşler. Padişahın da suratı birden bire asılmış küçük oğlunun söyledikleri hiç hoşuna gitmemiş Kaşlarını çatarak:
Ne dedin, ne dedin?! diye bağırmış. Beni tuz kadar seviyorsun ha? Seni utanmaz, hain evlat seni. Dünyada beni sevecek tuzdan daha kıymetli bir şey bulamadın mı?!
Sonra, hiddet içindeyken , yanındaki küçük bir sandıktan iki kese altın çıkarmış. Birini büyük oğluna, ötekini de ortanca oğluna vermiş. Onlara, eliyle dışarı çıkmalarını işaret etmiş. Her iki oğlu aldığı kese dolusu altına sevinerek giderlerken, Kral ellerini çırpmış. İçeri nöbetçiler girmiş
Çabuk bana cellatları çağırın! Diye bağırmış.
nöbetçiler hemen dışarıya çıkmış. Kısa bir zaman sonra, iri boylu, yarı çıplak bir halde, korkunç iki cellatla içeri girmiş.
Kral, küçük oğlunu göstererek:
Çabuk bunu alın! Kafasını uçurun! Diye bağırmış. Eğer emrimi yerine getirmezseniz, ikinizi de parça parça eder doğrattırırım…
Herkes gibi sarayda küçük prensi cellatlar da pek çok severlermiş. kralın emriyle, onu tutup sürükleyerek dışarıya çıkarmışlar. Hemen iki at hazırlatmışlar. Birisi küçük prense ata binmesini söylemiş Atları dağlara doğru sürüp gitmişler.
Saraydan oldukça uzak bir yerde, bir dağ başında durmuşlar.
Küçük prens çok üzüntülü imiş. Cellatlar onun bu haline pek çok acımışlar. Bir tanesi:
Prensim, demiş, biz sana kıyamayacağız. Ama, kralımızın emrini sen de duydun. Bari gömleğini çıkarıp bize ver de, bir tavşan yakalayıp onun kanına bulayalım… “İşte prensi öldürdük” diye kanlı gömleği götürüp babanıza teslim edelim. Sen de ülkeden ayrıl birdaha dönme!
Prens , cellatların bu teklifine sevinmiş. Hemen soyunup gömleğini onlara vermiş. Hayatını bağışladıkları için her ikisine de teşekkür etmiş. Atın birini de onlardan alarak uzaklaşmış, gözden kaybolmuş.
Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, altı ay bir güz gitmiş… Nihayet bir ülkeye varmış. O kadar yorgunmuş ki, neredeyse, attan inerek yere uzanıp uyuyacakmış.
Şehre girerken, yol kenarındaki ilk evin kapısını çalmış. Kapıyı ihtiyar bir kadın açmış. Ona, prens olduğunu söylememiş, hayatta kimsesi olmadığını , bu memleketin de yabancısı olduğunu söyleyerek kendisinin yanına almasını orda kalmayı rica etmiş. Zaten ihtiyar kadının da hiç kimsesi yokmuş. Zahmet çekmeden yetişmiş bir çocuk sahibi oldum bana yardımcı olur diye sevinerek prensi evlatlığa kabul etmiş.
İhtiyar kadın sofra hazırlamış prens karnını doyurmuş sonra kadının yaptığı yatağa kendini atarak derin bir uykuya dalmış.
Ertesi sabah uyandığı zaman, prens , pencereden halkın akın halinde bir tarafa doğru gittiğini görmüş, ihtiyar kadına:
Anacığım demiş, herkes böyle nereye gidiyor? diye sormuş
İhtiyar kadın:
Bugün talih kuşunu uçuracaklar,halkın içinden prens seçilecek
Bu sefer prens :
Ne olur anacığım, demiş, beni de götür. Hiç olmazsa seyrederim.
İhtiyar kadın evlatlığını kıramamış. Kalkıp giyinerekdışarı çıkmışlar. Halkla beraber büyük meydana gitmişler.
Herkes toplandıktan sonra, talih kuşunu uçurmuşlar. Talih kuşu, kalabalığın üzerinde döne dolaşa gelip bizim küçük prensin başına konmamış mı?
Buna hiç kimse razı olmamış. Her kafadan bir söz çıkıyor, kimisi de:
O yabancı, bizim prensimiz olamaz! diye bağırıyormuş. Çaresiz kabul olmamış. Ertesi sabah tekrar toplanmaya karar vermişler.
Ertesi gün herkes gene meydanda toplanmış. Bu sefer de bir yanlışlık olur da, halkı kızdırırım diye, küçük prens , kalabalığın içine girmemiş onlardan uzak kalmış
Talih kuşunu uçurmuşlar Ama kimsede de ses seda yokmuş. Gözler hep havada kuşun uçuşunu dikkatle takip ediyormuş.
Talih kuşu, döne dolaşa gidip bu seferde ayrı duran prensin başına konmamış mı?
Halk gene kıyameti koparmış. Çaresiz bu seçimi de kabul etmemişler . Yeniden toplanmaya karar vermişler.
Ertesi sabah, halk meydanda çok erkenden toplanmış. prens ile ihtiyar kadın evlerinden henüz çıkmış, meydana doğru gelirlerken, talih kuşu uçurulmuş.
Kuş gene kalabalığın üzerinde birkaç defa dönmüş. Sonra oradan hızla uzaklaşarak, gidip meydana doğru yeni gelmekte olan prensin başına üçüncü defa konmuş. Bu sefer hiç kimse itiraz edememiş. Bizim küçük prenste o ülkenin prensi olarak idareyi eline almış. Akıllı çocuk olduğu için, kısa zamanda halka kendini sevdirmiş. Birçok işler yapmış. Ülkeyi iyi bir idare etmeye başlamış.
Aradan yıllar geçmiş. Genç prens , kendisini bildirmeden, babasına bir mektup göndererek, memleketine dâvet etmiş. Babası, komşu bir ülkenin prensinden gelen dâveti kabul etmiş. Gezip eğlenmeye bayıldığı için, bir tabur askerle birlikte hemen o ülkeye gitmiş
Genç prens , çok güzel bir şekilde babasını karşılamış sıra yemek yemeye geldiğinde yapılan yemeklerde tuz yokmuş hiç birine tuz koydurmamış.
Kral yemekleri çok beğenmiş ama, tuzsuz oluşuna hayret etmiş.yemekleri zorla yemesine rağmen hiçbir şey söylememiş.
Ertesi gün, askerlerini askerlerininde aynı şeyden şikayetçi olduğunu öğrenmiş Onlar da yemeklerin tuzsuz oluşundan şikâyet etmişler.
O gün öğle yemeğini yerlerken,kral sizin ülkede tuz bulunmaz mı? diye sormuş. Genç prens , gülerek:
Vardır kralım, diye cevap vermiş. Hem o kadar çoktur ki, bütün ülkeler tuzunu bizden alır
Bu cevaba büsbütün şaşıran Kral
İyi ama, demiş, bütün yemekleriniz tuzsuz. Sebebi nedir?
Genç prens bu sefer:
Sizin tuzu hiç sevmediğinizi, yemeklerinize koydurmadığınızı söylediler de, demiş, onun için yemeklere hiç tuz koydurmadım.
Kral, derhal atılmış:
Katiyen efendim, demiş, yanlış söylemişler. Tuzsuz hayat mı olurmuş? Ben tuzu çok severim.
O zaman, genç prens , gülerek:
Ama, demiş, küçük oğlunuz size: “Ben seni tuz kadar severim babacığım ” dediği zaman, onu cellatlara teslim etmiştiniz?
Bu söz üzerine, Kral, kendine gelmiş. Karşısındaki genç prense dikkatle bakınca, oğlunu tanımış. Arkasından da gözlerinden iki damla yaş yuvarlanmaya başlamış.
Baba, oğul hemen kucaklaşmışlar. Sevinçleri görülecek şeymiş. Onlar ermiş muradına…
 
Geri