Futbolcu
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 25, 2016
-
- Mesajlar
- 7,739
-
- Tepkime puanı
- 77
-
- Puanları
- 303
-
- Yaş
- 46
-
- Konum
- SAMSUN
TUTANAK
Ağır ağır sağırlaştık, çağırsalar duymazdık.
Ve henüz görmemişken, annemiz denizle korkutmuştu bizi:
"Çünkü çocuğum, deniz bir karanlıktır; mavi tuzlu ve sonsuz!.."
Korkutulduk ve korktuk, oysa biz korkuluktuk!
İhanetin fidyesiydi korku, korkunun fidyesi de ihanet...
İhanet ve korku birbirini doğurdu.
Doğmamış yavrularını yiyen bütün annelere inat, ıslak sabun gülüşlü çocuklar gibi çoğaldık.
"Hadi saklambaç oynayalım!" dedik, kaybolduğumuzu sandık;
oysa hâlâ dünyadaydık, oysa hâlâ insandık.
Kendimizi kandırıyorduk, kirli yüzlü kedileri andırıyorduk.
Saygı adına kaygılarımızdan ettiler, kaygı adına saygıyı da unuttuk.
İkileştik, artık iki leştik;
olmadı bütünleştik, bu kez bütün leştik.
Her kesinlik, "herkesinlik" koktu bize;
bu sessiz harfleri sevdik. "a" ve "i" seslilerinden başka bir harf bilmeyenler;
"Biliyoruz" dediler.
Ne de biliyorlardı!
Evet, biliyorlardı, ama sadece tahmin ede - biliyorlardı.
Başka n'edebiliyorlardı?
Çok katlı apartmanların yüksek bir yerinde açık bir pencere gördük;
kapattık atlamadan,
biz ki oyunbozandık.
Gecenin mavisine uzandık,
kime baksak o gün biraz daha biz oldu,
biraz daha buz oldu.
Gözlerle, yeryüzünde kayıp bir kent aradık.
Sisli ıslak bir karanlık ki kar lapa lapa...
Berrak bir yaz gecesi, yıldız gibi parladık.
"Eksik olmayın!" diyenler,
çoğaldığımızda
"Fazla oluyorsunuz!" dediler.
Görünen köylere kılavuzu karga seçtiler.
Kamber'ler kambur kaldı,
Arzu'lar tambur çaldı tüm Kamber'siz düğünlerde...
"Arif"e tarif gerekti;
sivrisinek az geldi,
davul zurna naz...
Yonca hani!
Yaz geldi, biçmeye kiraz geldi.
Merkepler mürekkep yaladı.
Yaz kâtip; öfkemiz ayaz oldu, sevgilerimiz yaz...
Ve hep beyazdı niyaz!
Öyle bir çift bakıştı ki;
ya "yakış"tı,
ya kıştı.
Yalnız güzele değil çirkine de yakıştı.
Yazıdan anlamayanın yaz'ı da kıştı.
(A N L A T I)
AHMET KOÇAK (METAH ÇAKKO)
Ağır ağır sağırlaştık, çağırsalar duymazdık.
Ve henüz görmemişken, annemiz denizle korkutmuştu bizi:
"Çünkü çocuğum, deniz bir karanlıktır; mavi tuzlu ve sonsuz!.."
Korkutulduk ve korktuk, oysa biz korkuluktuk!
İhanetin fidyesiydi korku, korkunun fidyesi de ihanet...
İhanet ve korku birbirini doğurdu.
Doğmamış yavrularını yiyen bütün annelere inat, ıslak sabun gülüşlü çocuklar gibi çoğaldık.
"Hadi saklambaç oynayalım!" dedik, kaybolduğumuzu sandık;
oysa hâlâ dünyadaydık, oysa hâlâ insandık.
Kendimizi kandırıyorduk, kirli yüzlü kedileri andırıyorduk.
Saygı adına kaygılarımızdan ettiler, kaygı adına saygıyı da unuttuk.
İkileştik, artık iki leştik;
olmadı bütünleştik, bu kez bütün leştik.
Her kesinlik, "herkesinlik" koktu bize;
bu sessiz harfleri sevdik. "a" ve "i" seslilerinden başka bir harf bilmeyenler;
"Biliyoruz" dediler.
Ne de biliyorlardı!
Evet, biliyorlardı, ama sadece tahmin ede - biliyorlardı.
Başka n'edebiliyorlardı?
Çok katlı apartmanların yüksek bir yerinde açık bir pencere gördük;
kapattık atlamadan,
biz ki oyunbozandık.
Gecenin mavisine uzandık,
kime baksak o gün biraz daha biz oldu,
biraz daha buz oldu.
Gözlerle, yeryüzünde kayıp bir kent aradık.
Sisli ıslak bir karanlık ki kar lapa lapa...
Berrak bir yaz gecesi, yıldız gibi parladık.
"Eksik olmayın!" diyenler,
çoğaldığımızda
"Fazla oluyorsunuz!" dediler.
Görünen köylere kılavuzu karga seçtiler.
Kamber'ler kambur kaldı,
Arzu'lar tambur çaldı tüm Kamber'siz düğünlerde...
"Arif"e tarif gerekti;
sivrisinek az geldi,
davul zurna naz...
Yonca hani!
Yaz geldi, biçmeye kiraz geldi.
Merkepler mürekkep yaladı.
Yaz kâtip; öfkemiz ayaz oldu, sevgilerimiz yaz...
Ve hep beyazdı niyaz!
Öyle bir çift bakıştı ki;
ya "yakış"tı,
ya kıştı.
Yalnız güzele değil çirkine de yakıştı.
Yazıdan anlamayanın yaz'ı da kıştı.
(A N L A T I)
AHMET KOÇAK (METAH ÇAKKO)