TÜRK’ÜN AĞLAMASI BİLE KURDA BENZEr !

Konu sahibi son olarak 4369 gün önce görüldü
Bozkurt, Türk kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Kurt ile ilgili efsane, inanış ve gelenekler, Türk kültüründe derin izler bırakmıştır. O derece ki, yabancı kaynaklar bile Kurt ile Türk arasında ilişki kurmuşlar, hatta Türklerden bahsederken ”Kurttan Türeyenler” deyimini kullanmışlardır. İşte yine buna benzer olarak, Türklerin ağlaması bile Çin kaynaklarınca kurt sesine benzetilmiştir.

Eski Çinli tarihçiler Töles Türkleri için şöyle der: ”Tölesler, kurttan türedikleri için, ağlamaları ve şarkıları da kurt sesine benzer.” (Töles, Hun Devleti ile Göktürk Devleti arasındaki zamanda Türklerin genel adıdır; bütün Türklere ”Türk” adının verilmesi, Göktürkler ile başlar).
Benzer biçimde, Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugaat-it Türk adlı eserinde kayıtlı bulunan eski bir Türk şiirinde, büyük Türk kahramanı ve hükümdarı Alp Er Tonga’nın yoğ (cenaze) töreninde bulunanların, ”kurt gibi uluduğu, gözyaşları döktüğü, haykırarak yakalarını yırttığı” anlatılmaktadır.

KUMAN BAŞBUĞU SAVAŞTAN ÖNCE BOZKURT GİBİ ULUDU
Kuman Türkleri ile ilgili, Rus salnamelerine geçmiş, Bozkurt’la alakalı olan ilgi çekici bir rivayet vardır.
Kuman Türkleri 11.yy.da Doğu Avrupa bozkırlarında yaşıyorlardı. Bizans ve Rusya baş düşmanları idi. Macarlara karşı da savaşırlardı.
Kuman başbuğu Bönek Han, Macarlarla savaşmak zorundaydı. Ama durum umutsuz görünüyordu. Çünkü komutası altındaki küçük süvari ordusuna karşılık, karşısında büyük ve ağır silahlı bir ordu vardı. Bönek Han savaştan önceki gece çadırından çıktı. Bir kurt gibi ulumağa başladı. Bönek Han’ın ulumasına önce bir kurt yanıt verdi; sonra bir başkası. En sonunda bütün kurtlar ulumağa başladılar. Bu durum üzerine Bönek Han, yarınki savaşta üstün geleceğini anladı. Ve ertesi gün Kuman Türklerinin ordusu, kendisinden çok güçlü olan Macar ordusu karşısında parlak bir zafer kazandı.

MİLLİ SEMBOLLER
Millet halinde yaşamanın şartlarından biri de milli sembollere saygı göstermektir. İnsan, medenileştiği oranda hürriyetlerinden bir bölümünü fedaya ve bazı kaidelere saygı göstermeye mecburdur. Medenî insan, hayvan gibi rastgele yerde uzanıp uyuyamaz. Her istediği zaman bağıramaz veya türkü söyleyemez. Her istediği şeyi her zaman ve her yerde yapamaz.
Medenî insan milletçe kutlu sayılan canlı veya cansız varlıklara da saygılı davranır. Kutlu sayılan nesneler bayrak gibi, arma gibi, millî marş; gibi, şeref ve namus gibi şeylerdir. Hayvan için bütün bunlar, bu arada bayrak da değersiz bir şeydir. Çünkü yetmez. Şeref ve namus diye bir duygu veya içgüdünün hayvanda bulunmasına imkan yoktur. Hayvan milli sembolü de bilmez. Çünkü hem millet değildir, hem de millî sembol onun için taş ve ağaç gibisinden herhangi bir nesnedir.
Milleti millet yapan kaidelerin içinde millî semboller de bulunduğu için bir milleti yıkmak isteyenler onun millî sembollerine de hücum ederler.
Bir toplumun millî sembolleri olmadı mı artık sürüleşmiş demektir. Bilginlerine, profesörlerine ve her şeyine rağmen onun koyun sürüsünden veya karınca yuvasından farkı yoktur.
Millî sembollere saldıranlara dikkat edilmelidir: bunu cehalet veya hamakatlarından mi, yoksa gizli maksatlarından mı yapıyorlar?
Millî sembol olan Oğuz Han’a dil uzatıldı mı, biliniz ki, o, bilerek veya bilmeyerek düşman için çalışıyor demektir.
Millî sembol olan Bozkurt’a köpek diyenler için de durum aynıdır. Üstelik onlar aynada kendilerini görmektedir.

TANRIKUT HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
BOZKURT BİR TOTEM YA DA PUT MUDUR ?
Totemcilik anaerkil düzene dayalı olmasına karşın, Eski Türklerde ataerkillik vardır. Bir klan dini olan totemcilikte mülkiyet ortaklığı olduğu halde, Türklerde özel mülkiyet vardı. Totem inancında aynı toteme bağlı olanlar birbirleri ile akraba sayılırken Türklerde kan akrabalığı geçerlidir. Totemcilik daha çok asalak ekonomiye (avcılık ve devşirmecilik) dayanırken, Türk ekonomisi hayvan yetiştiriciliği üzerine kurulu idi. Totemci topluluklarda her klanın, ata olarak tanıdığı ayrı bir totemi bulunur; Türklerde ise, bütün bir ulusun kutlu saydığı yalnızca tek bir hayvan vardır. Kurt efsanesinin toplayıcı bir vasfının bulunması, klanları birbirinden ayıran ve karşı karşıya koyan totemcilik düşüncesine aykırı düşmektedir. Klanların bireyleri totemlerinin adı ile anılırlar; Türklerde ise her bireyin, her ailenin ayrı adı vardır. Klan, totemine taptığı halde, Türklerde kurda tapılmaz. Totemcilikte ruhun ölmezliğine inanılmamasına karşın, evreni bile ruhlar dünyası olarak gören Eski Türklerde dini inancın temellerinden birini ruhun ebediliği teşkil eder.
Dilbilim araştırmaları da Türklerde totemciliğin olmadığını kanıtlamaktadır. Türkçede totem kavramını ifade edebilecek bir sözcük yoktur. Çünkü Türklerde totem kavramı yoktur ve bir dilde, olmayan bir kavramın karşılığı bir sözcük bulunamaz (totem kelimesi, Türkçeye İngilizceden geçmiş bir kelime olup, Kızılderili dillerinden [Algonqin Kızılderilileri] alınmıştır).
Sonuç olarak: Eski Türklerde kurdun totem, put ya da ilah olması diye bir durum söz konusu değildir. Kurt, Türklerde yalnızca özgürlük ve bağımsızlığın timsali olarak kullanılmış bir simgedir.

TÜRK DESTAN ve EFSANELERİNDE KURT
Kurt, Türk efsanelerinde merkezi bir konumdadır. Kök-Türk kağan sülalesi olan Aşına ailesinin atası bir dişi kurt idi. Kök-Türk kağanları, atalarının anısına saygı olarak, otağlarının önüne altından kurt başlı bir tuğ dikerlerdi. Böylece kurt başlı sancak, Türklerde kağanlık (hakanlık) alameti olmuştur. Ancak bu gelenek yalnızca Kök-Türklere özgü olmayıp, kökeni Asya Hun Türklerine ve Türklerin eski atalarına değin gider. MÖ’ki Asya Hunları’nda ve hatta o çağlarda Batı Türkistan’da yaşayan U-sun (Wu-sun) Türklerinde, tıpkı bildiğimiz Bozkurt Destanı’nda olduğu gibi, kurttan türeme efsanesi ve dişi kurdun verdiği süt ile beslenme inancı yaşıyordu. Aynı efsane Tabgaç Türklerinde de vardı; Tabgaç ülkesinde ”kurt dağları”, ”kurt ırmakları” bulunmaktaydı. Uygur Türklerinin kökenlerine ilişkin bir efsane de onları kurda bağlıyordu (Uygur Kağanlığı, Kök-Türk Kağanlığı’nı takiben kurulan bir Türk devleti olup, Kök-Türk Kağanlığının devamıdır).
Kurt, eski Türk kültüründe ”at” ile birlikte en önemli yeri tutan hayvandır. Türkler kendilerinin kurt soyundan indiklerine, seferlerde kendilerine kurdun yol gösterdiğine inanmışlardır. Türkler, güçlü ve saldırgan bir hayvan olan kurdu kendilerine simge olarak seçtikleri gibi, komşuları da onları kurttan türemiş saldırgan karakterli insanlar olarak tanımışlardır. Eski bir Arap şairi Türkleri şöyle anmaktadır: ”Nasl ibn-i dabbat-a bâsil” yani ”YIRTICI KURDUN OĞULLARI”.
Kök-Türklere göre dişi kurt ”ulu ana”, Uygur Türklerine göre de erkek kurt ”ulu ata”dır. Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz’a her sefere çıkışında gök bir kurt öncülük eder. Çingizname’de Alanguva, gökten inen bir kurttan gebe kalır ve doğan çocuğun soyundan da Cengiz Han gelir.
Dede Korkut Öyküleri’nde kurt yüzünün mübarek olduğu belirtilir. Yine Dede Korkut Öyküleri’nden birinde Salur Kazan, kurtla haberleşir, kendisine yurdundan haber vermesini ister.
Türkler ile kurdun arasında olan efsanevi ilgi, İslam ve Süryani kaynaklarında da yer almıştır. Kaynaklarda Avrupa Hun Türklerinden ”Kuzey Kurtları” olarak söz edilmesi ve Avrupa Hun Türklerinin ”Hun-Wulf” (Hun-Kurt) gibi adlarla anılması da Batı Hunları’ndaki kurt geleneğini göstermektedir.
Türkler arasında kurda verilen büyük önem yüzyılımıza değin süregelmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Atatürk’te de yankısını bulmuştur. (Atatürk’ün Bozkurt’a olan sevgisi, ilgili bölümde anlatılmaktadır.)
Etnoloji bilimine göre, kurt motifi Türkler için ”tipik”tir; yani, başka kavimlerde görülmeyen etnografik bir belirtidir. Eski Çin kaynaklarında bile Türk soyundan olan kavimler ”Kurt’tan Türeyenler” olarak tanımlanırken, Türk soyundan olmayan kavimler ”Kurt’tan Türeyenlerden Değildirler” biçiminde ayırt edilmiştir.
Türk destanlarında kurt yol gösteren, sıkıntılı anlarda yardıma yetişen bir varlıktır. Uygur Türklerinin Kutlu Dağ Destanı’nda kurt, ülaaae bolluk ve mutluluk getirdiğine inanılan kutlu bir kayanın Çinlilere verilmesinden sonra, üzerine uğursuzluk çöken ülkenin açlığa mahkum olması üzerine kendilerine yeni bir yurt arayan Türklere kılavuzluk etmişti.
Batıda (11.yy.ın sonu) Kuman Türklerinde yardımına başvurulduğuna ilişkin kayıtlar bulunan kurdun kılavuzluk işlevi, 2.yy.ın ortalarına değin gitmektedir. 160-170 yılları arasında topraklarından ayrılmak zorunda kalan Tabgaç Türklerinin ataları (yani Hun Türkleri) bir Bozkurt’un önderliğinde yolsuz dağlardan aşabilmişlerdi.
Yapılan araştırmalarda, bütün Avrupa, Amerika, Hindistan masal ve öykülerinde yer alan kurt motiflerinin prehistorik çağlarda Orta Asya’dan dünya yayıldığı sonucuna varılmıştır. Başta eski Roma kültüründe olmak üzere dünyadaki kurt mitolojisini ayrıntılı bir biçimde inceleyen A.Alföldi, Roma’daki dişi kurt efsanesi ve Luperkale (ata mağarası) törenlerinin Asya bozkırları (Türklerin ana yurdu) kökenli olduğunu ve Savaşçı Çobanlardan (Türklerin atalarından) -Etrüskler aracılığı ile- batıya intikal ettiğini ortaya koymuştur.
En büyük ve en eski Türk destanı olan Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan, gün ışığının içinden çıkan bir Bozkurt’un öncülüğünde dünyayı fethetmiştir. Şimdiki Bulgaristan topraklarında bulunan Madara’daki kaya kabartmasında görkemli bir atlı biçiminde gösterilen Kurum Han’ın yanındaki kurt tasviri de, Türk bozkurt geleneğinin taşa işlenmiş örneklerinden biridir. Kurt motifi, çobancılık ve besicilikle (Eski Türklerin ekonomisi hayvan besiciliğine dayanır) olan sıkı ilgisinden ötürü bozkırlı ve doğrudan doğruya Türk’tür. Bundan dolayı, bugün dahi dünya Türkleri arasında söylenen masal ve halk öykülerinde hem ata, hem de kurtarıcı-kılavuz nitelikleri ile Bozkurt, bütün Türklerce kutlu sayılmış ve Türklüğün milli simgesi olmuştur.
Bozkurt, destanlarda Türk’ün yaşam ve savaş gücünü temsil eder. Türkler, onun soyundan geldiklerine inanmışlardır. Türkler, birçok kutsal varlığa verdikleri gibi kurda da ”Kök Böri” (Gök Kurt) adını vermişlerdir. Gök renk, Eski Türklerde kutsallığın, ululuğun simgesi idi; bir şeyi gök rengine büründürmek ya da o şeyin adını ”gök” sözü ile birlikte söylemek, o şeyi kutsal ya da ulu saymak anlamına gelirdi (örnek: Gök Tanrı, Gök Börü, Gök Bayrak, Gök Kılıç…).
Türkler kahramanlarını gök kurtlara benzetmiş, kağanlarının gövde yapılarına bile kurt çizgisini işlemişlerdir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un beli kurt beline benzetilir. Aynı destanda Oğuz Kağan, hükümdarlığını halka bildirdiğinde ”Kök Böri bolsungıl uran” (Gök Börü olsun savaş narası/parolası) demiştir. Yine Oğuz Destanı’nda, Türk ordularına gök tüylü, gök yeleli bir erkek kurt yol gösterir.
Türkler Ergenekon’dan çıkarken de kağanlarının adı ”Börte Çine” yani Boz Kurt idi. Ergenekon Destanı’na göre Türklere, Ergenekon’dan çıkış yolunu Bozkurt göstermiştir.
Kırgız Türklerinin büyük destanı Manas Destanı’nda kurt, bir düş yorumu olarak karşımıza çıkar. Destana göre Manas Han’ın karısı Kanıaaa Hatun düşünde bir eğe görür ve eğeyi alıp saklar. Ertesi gün uyanınca ülkenin deneyimli yaşlı kişilerine düşünü anlatır. Yaşlı kişiler bu düşü duyunca sevinip Kanıaaa Hatun’a şöyle derler: ”Senin çocuğun, gök yeleli korkunç bir kurt gibi olacak…” Kırgız Türkleri, cins ve güzel atlara da ”Kök Börü” (Gök Kurt, Boz Kurt) adını verirlerdi.
Günümüz Anadolu folklorunda görülen kurtla ilgili inançlar, yukarıda anlatılanların bir birikimidir. Türkçede kurdun özelliklerine ilişkin çok sayıda atasözü ve deyim vardır. Şiire de yansımıştır. İşte birkaç örnek:
Demişler kurda boynun nite yoğun
Eyitmiş işlerimin az u çoğun
Dahi inandığım yok kimseye hiç
Kamu kendim tutarım er eğer geç

(GÜVAHİ)
Mesel-i rastdır cihanda bu söz
Baş keser tilki kurdun adı var

(HAMDİ)
Şahin kocasa da vermez avını
Ta ezelden kurt eniği kurt olur

(KARACAOĞLAN)



bozkurt.jpg
 
Geri