Türklerin İslâmiyeti Kabulü

Konu sahibi son olarak 3390 gün önce görüldü
türklerin tarih boyunca çeşitli dinlere çeşitli sebeplerle inandığından bahsetmişsiniz, peki islamiyeti türkler için bu kadar çekici kılan şey ne de asırlar boyunca tek bir inanışta kalabilmişler?
 
türklerin tarih boyunca çeşitli dinlere çeşitli sebeplerle inandığından bahsetmişsiniz, peki islamiyeti türkler için bu kadar çekici kılan şey ne de asırlar boyunca tek bir inanışta kalabilmişler?

Bunda cihat ve mücahitlik olgusu etkili olmuştur. Hemen her müslüman Türk hükümdarı mücahit olarak Allah'ın adaletini ve temsilciliğini yayma görevini kendine bir nevi şeref bilmiştir. Özellikle Tuğrul bey döneminden itibaren halifeliğin muhafazası görevi Türkleri bu konuda daha çok şöhrete sokmuştur. Peşisıra Avrupa toplumlarının Haçlı Seferleri'ni gerçekleştirmesi Türkler'in İslamiyeti sahiplenmesinde büyük bir etkendir. Çünkü Haçlı Seferleri bir yerden sonra sadece Türkler'i hedef alınca Türkler de kendini bu dinin temsilcisi ve kurtarıcısı misyonu üstlenmiştir. Ek olarak gittikçe yerleşik bir medeniyet dairesine giren Türkler kütüphaneler, medreseler gibi kurumlar açarak daha sistemli olarak İslamiyet'i kendi ülkelerinde halk nezdinde de öğretmiştir. Bu ciddi değişim de Türkler'in büyük çoğunluğunun bugüne kadar Müslüman kalmasında etkili olmuştur. Ek olarak Sibirya bölgesinde, Moğolistan, Ukrayna, Litvanya, Polonya, Mısır ve Moldova gibi ülkelerde Müslüman olmayan az sayıda Türk nüfus da vardır.
 


Bunda cihat ve mücahitlik olgusu etkili olmuştur. Hemen her müslüman Türk hükümdarı mücahit olarak Allah'ın adaletini ve temsilciliğini yayma görevini kendine bir nevi şeref bilmiştir. Özellikle Tuğrul bey döneminden itibaren halifeliğin muhafazası görevi Türkleri bu konuda daha çok şöhrete sokmuştur. Peşisıra Avrupa toplumlarının Haçlı Seferleri'ni gerçekleştirmesi Türkler'in İslamiyeti sahiplenmesinde büyük bir etkendir. Çünkü Haçlı Seferleri bir yerden sonra sadece Türkler'i hedef alınca Türkler de kendini bu dinin temsilcisi ve kurtarıcısı misyonu üstlenmiştir. Ek olarak gittikçe yerleşik bir medeniyet dairesine giren Türkler kütüphaneler, medreseler gibi kurumlar açarak daha sistemli olarak İslamiyet'i kendi ülkelerinde halk nezdinde de öğretmiştir. Bu ciddi değişim de Türkler'in büyük çoğunluğunun bugüne kadar Müslüman kalmasında etkili olmuştur. Ek olarak Sibirya bölgesinde, Moğolistan, Ukrayna, Litvanya, Polonya, Mısır ve Moldova gibi ülkelerde Müslüman olmayan az sayıda Türk nüfus da vardır.
mısırda müslüman olmayan türkler mi var bilgi verir misiniz
 
mısırda müslüman olmayan türkler mi var bilgi verir misiniz

Mısır'da çok az sayıda Museviliğin Karai mezhebine mensup Karaim Türkleri bulunmaktadır. Yazmayı unutmuşum burada zikredeyim Karaim Türkleri Mısır'a, İsrail yoluyla geçmiştir. Buraya geçmelerinde 1099 yılındaki Haçlı saldırıları etkili olmuştur. Bugün yaklaşık on bin kadar Mısır'da nüfusları vardır. Karaim Türkleri köken olarak da Hazarlar'ın neslinin bugünkü devamdır. Türkiye'de İstanbul Karaköy civarında yaklaşık yüz iki yüz nüfusları bulunmaktadır ve ibadethaneleri de yer almaktadır. Genel olarak bugün dünyada birçok bölgeye yayılmışlar ve nüfusları az konumdadır. Haklarında pek çalışma da yapılmamıştır.
 
Müslüman Araplar İran'ın fethiyle Türk sınırlarına yaklaşınca Hz. Ömer'in daha ileri gitmemelerini ve kendilerini tehlikeye atmamalarını istemesine rağmen i'lâ-yı kelimetullah (İslamiyet'i yaymak) uğruna seferlerine devam etmiş ve Bâbü'l-ebvâb'ı (Derbend) tekbir sesleriyle geçmişlerdi. Buradaki savaşlardan birinde şehid düşen cesur kumandan Abdurrahman b. Rebîa'nın cesedini bir sandukaya koyup onunla yağmur duasına çıkmışlardı. Bu seferler sonunda Belencer ve Etil'de (İdil) yaşayan halk arasında İslâmiyet yayılmış ve İdil'de bir mescid yapılmıştır.146 Mervan b. Muhammed'in 737'de Hazarların başşehri İdil'i fethinden sonra Hazar hakanı Müslüman olmuş ve Mervan ile bir antlaşma imzalamıştır. Mervan antlaşmayı müteakip bölgeden ayrılırken Nuh b. Sâbit el-Esedî ile Abdurrahman el-Havlânî (Hûlânî) adlı iki din bilginini Hazar başkentinde bırakmış ve bunlar sayesinde Hazarlar arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştır.147
Bu pragrafta ifade edilenlerin kaynağı kimdir?
İlahi kelümatullah ifadesi bu sırada yapılan katliamlara kılıf değilse bu nasıl bir İslam anlayışıdır ki insanları toptan katletme derecesinde bir İslam yayama olsun. Kur'an da kimsenin zorla İslam'a davet edilemeyeceğini belirten ayetler de ortada iken bu ifadeyi bu makalenin içersine bocu etmek akıllı bir adam işi midir?
Bu olsa olsa ''con ahmetçilik'' olur.
 
Müslüman Araplar İran'ın fethiyle Türk sınırlarına yaklaşınca Hz. Ömer'in daha ileri gitmemelerini ve kendilerini tehlikeye atmamalarını istemesine rağmen i'lâ-yı kelimetullah (İslamiyet'i yaymak) uğruna seferlerine devam etmiş ve Bâbü'l-ebvâb'ı (Derbend) tekbir sesleriyle geçmişlerdi. Buradaki savaşlardan birinde şehid düşen cesur kumandan Abdurrahman b. Rebîa'nın cesedini bir sandukaya koyup onunla yağmur duasına çıkmışlardı. Bu seferler sonunda Belencer ve Etil'de (İdil) yaşayan halk arasında İslâmiyet yayılmış ve İdil'de bir mescid yapılmıştır.146 Mervan b. Muhammed'in 737'de Hazarların başşehri İdil'i fethinden sonra Hazar hakanı Müslüman olmuş ve Mervan ile bir antlaşma imzalamıştır. Mervan antlaşmayı müteakip bölgeden ayrılırken Nuh b. Sâbit el-Esedî ile Abdurrahman el-Havlânî (Hûlânî) adlı iki din bilginini Hazar başkentinde bırakmış ve bunlar sayesinde Hazarlar arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştır.147
Bu pragrafta ifade edilenlerin kaynağı kimdir?
İlahi kelümatullah ifadesi bu sırada yapılan katliamlara kılıf değilse bu nasıl bir İslam anlayışıdır ki insanları toptan katletme derecesinde bir İslam yayama olsun. Kur'an da kimsenin zorla İslam'a davet edilemeyeceğini belirten ayetler de ortada iken bu ifadeyi bu makalenin içersine bocu etmek akıllı bir adam işi midir?
Bu olsa olsa ''con ahmetçilik'' olur.

146 Esin, İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi, s. 144.
147 Geniş bilgi için bk. Zeki Velidi Togan, "Hazarlar", İA, V/1, 397-408; Meryem Gürbüz, Hazar Müslüman İlişkileri, (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul 1998).

Her ne kadar Hz. Ömer'in Türklerle karşı karşıya gelinmemesi için bir uyarısı söz edilse de Arap orduları komutanları bu konuyu hiçe sayıp yoluna devam etmiştir. Bunları dönemin Arap kaynakları yazar. Dipnotlardaki eserler araştırma eserleridir. Emel Esin ve özellikle Zeki Velidi Togan Türk Tarihi'ne önemli katkıda bulunmuş kişilerdir. Hatta Togan hoca Türkiye'de Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı kurucusudur. Burada yazılanlar ana kaynakların çevirisine göredir.

Halifeliğin Emeviler'e geçmesiyle birlikte güç bela dahi olsa toplumları Müslüman yapma politikası güdüldüğünden zorlama yoktur ayeti de dikkate alınmamıştır.

Hazarlar arasında Musevîlik dışında Hristiyanlık ve Müslümanlık da yer bulmuştur. Devleti yönetenler Musevî olmasına rağmen halk arasında Hristiyan ve Müslüman kitle de mevcuttur. Yazıda adı geçen Müslüman olan Hazar kağanı istisnadır. Tekrar Gök Tanrı dinine döndüğü de rivayet edilmektedir. Bununla birlikte Hazarlar'ın Arap harfleriyle yazılmış sikkeleri de vardır. Bulursam fotoğrafını paylaşırım.
 


Bunda cihat ve mücahitlik olgusu etkili olmuştur. Hemen her müslüman Türk hükümdarı mücahit olarak Allah'ın adaletini ve temsilciliğini yayma görevini kendine bir nevi şeref bilmiştir. Özellikle Tuğrul bey döneminden itibaren halifeliğin muhafazası görevi Türkleri bu konuda daha çok şöhrete sokmuştur. Peşisıra Avrupa toplumlarının Haçlı Seferleri'ni gerçekleştirmesi Türkler'in İslamiyeti sahiplenmesinde büyük bir etkendir. Çünkü Haçlı Seferleri bir yerden sonra sadece Türkler'i hedef alınca Türkler de kendini bu dinin temsilcisi ve kurtarıcısı misyonu üstlenmiştir. Ek olarak gittikçe yerleşik bir medeniyet dairesine giren Türkler kütüphaneler, medreseler gibi kurumlar açarak daha sistemli olarak İslamiyet'i kendi ülkelerinde halk nezdinde de öğretmiştir. Bu ciddi değişim de Türkler'in büyük çoğunluğunun bugüne kadar Müslüman kalmasında etkili olmuştur. Ek olarak Sibirya bölgesinde, Moğolistan, Ukrayna, Litvanya, Polonya, Mısır ve Moldova gibi ülkelerde Müslüman olmayan az sayıda Türk nüfus da vardır.
Sayın Timur Bey, ''Cihat ve mücahitlik etkili olmuştur'' derken Abbasiler'e boyun büken br Tuğrul Bey'i kastediyor olmalısınız. halbuki Kardeşleri onun bu hareketini ve Araptan kız almasını kınamışlar ve Selçuklu Türklerinin ikiye bölünmesine giden yolu açmışlardı.
Cihad anlayışı ve Mücahitlik kavramı Arap'a uşaklık etmek midir ki Tuğrul Bey Abbasi halifesinin önünde eğilmiş diz çökmüş Türk'ün kanına giren bir zihniyetle akraba olacak kadar bu işi ilerletmiştir.

Biraz insaf derim!
 
Sayın Timur Bey, ''Cihat ve mücahitlik etkili olmuştur'' derken Abbasiler'e boyun büken br Tuğrul Bey'i kastediyor olmalısınız. halbuki Kardeşleri onun bu hareketini ve Araptan kız almasını kınamışlar ve Selçuklu Türklerinin ikiye bölünmesine giden yolu açmışlardı.
Cihad anlayışı ve Mücahitlik kavramı Arap'a uşaklık etmek midir ki Tuğrul Bey Abbasi halifesinin önünde eğilmiş diz çökmüş Türk'ün kanına giren bir zihniyetle akraba olacak kadar bu işi ilerletmiştir.

Biraz insaf derim!

Tuğrul Bey o zamanda böylesine milliyetçi duygularla hareket etmedi. O dönemin penceresinden olaya bakarsak Tuğrul Bey'in halifeyi kurtarıp kızını alması onun için büyük bir prestijdir. Halifeyi kurtarması o devir için mucahitliktir. Çünkü dinin lideri konumundaki bir insandan bahsediyoruz ve o dönemde bile Şii - Sünni ayrımı olduğu için Şii toplumlara karşı mücadeleyi de cihat sayan bir zihniyet var.
 
''Sultan Tuğrul Bey Halifenin huzuruna çıktı; Halife yerden yedi arşın kadar yüksek bir tahta oturuyordu
; Üzerinde Hazret-i Peygamber Sall-Alllahu Aleyhi ve Sellem'in hırkası ve elinde kamış asası vardı. Sultan yer öptü, sonra el öptü ve bira kürsüye oturtuldu. Haliife reis- üs- rüesaya (vezirine) dedi ki:
_ Ona söyle: Emir-ül- Müminin gayretinden dolayı şükrediyor, icraatından dolayı hamdeyliyor; seni yanında gördüğünden dolayı memnmundur, Allah'ın idaresini kendisine tevdi etmiş olduğu bütün memleketylerin hakimiyetini o da sana tevdi tevdi ile ibad-Ullahın muhafaza ve siyanetini sana havale ediyor; sana devrettiği hususlarda Allah'dan kork ve ihsan ettiği nimetin kadrini bil. Adaletin neşrine, zulmün men'ine ve tebanın halini ıslaha çalış!
Sultan yer öptü; Halife kendisine hilatler giydirilmesini emretti; Sultan kalktı , hilatlerin olduğu yere gidip giydi; sonra geri dönüp halifenin elini öptü ve gözlerini sürdü. Halife de kendisine (Şark ve Garp Padişahı) diye hitap etti ve ahitname verdi''

(İsmail Hami Danışmend, türk ırkı niçin müslüman oldu, s. 246-247. İbn-ül-Esir, tarih-ül kamil 1303 tab. s. 221)

Üstteki merasim bir Türk hakanının Arap halifesinin önünde nasıl boyun eğdirildiğinin ve Allah ile nasıl aldatıldığının vesikasıdır.
 


Tuğrul Bey o zamanda böylesine milliyetçi duygularla hareket etmedi. O dönemin penceresinden olaya bakarsak Tuğrul Bey'in halifeyi kurtarıp kızını alması onun için büyük bir prestijdir. Halifeyi kurtarması o devir için mucahitliktir. Çünkü dinin lideri konumundaki bir insandan bahsediyoruz ve o dönemde bile Şii - Sünni ayrımı olduğu için Şii toplumlara karşı mücadeleyi de cihat sayan bir zihniyet var.
Abbas halifesi mezhep kavgaları çıkartarak zaman zaman kah şiileri kah sunnileri desteklemiş bu iki siyasi partiyi birbirlerine karşı kışkırtarak kırdırıp hükümranlığını sürdürmüştür.
Tuğrul Beyi de şiilere karşı kışkırttığı bilinmektedir. Maalesef mezhep kavgaları koskoca selçuklu devletini ikiye bolmüş Nizam-ül Mülk gibi Türkleri aşağılayan aşırı ırkçı bir farslının vezir olması bile dikkate alınmamış, nihayetinde parçalanıp tarih sahnesinden silinmiştir.
Günümüz Türkjiyesinde de aynı oyunlar oynanmakta olup, insanlarımızın, gerek ırksal gerekse, dinsel, mezhepsel farlılıkları ön plana çıkarılarak parçalanmaya ve iç savaşa doğru son sürat yönlendirilmektedir.
 
Sevgili arkadaşlar, Halifenin, '' Ona söyle: Emir-ül- Müminin gayretinden dolayı şükrediyor, icraatından dolayı hamdeyliyor; seni yanında gördüğünden dolayı memnmundur, Allah'ın idaresini kendisine tevdi etmiş olduğu bütün memleketylerin hakimiyetini o da sana tevdi tevdi ile ibad-Ullahın muhafaza ve siyanetini sana havale ediyor; sana devrettiği hususlarda Allah'dan kork ve ihsan ettiği nimetin kadrini bil. Adaletin neşrine, zulmün men'ine ve tebanın halini ıslaha çalış!'' diyerek, kendisini muhatap bile kabul etmeyip, emrindekilerden birine talimat verip onunla kendisini muhatap ettiği bu Türk katilinin önünde diz çöküp eğilmel onun ayak bastığı yeri öpmek, ardından bu katilin elini öpmek hangi insanlık vicdanıyla bağdaşır.
İşte Türk'ün çelik zırhlarını çıkarıp ipek elbiseler ile savaştırılmasına sebep olan da bu davranış içerisine sokulmasıdır.

Bizler bunun adına İslam diyoruz.
Gerçek islam'da kula kulluk var mıdır?
 
Geri