-
- Katılım
- Mart 27, 2013
-
- Mesajlar
- 16,532
-
- Tepkime puanı
- 17,915
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Asgard
Son dönemde Türkiye'de yaşanan belli başlı güncel olayların paralelinde olan bir konu üzerine, geçmişte yazmış olduğum bir yazıyı paylaşmak istedim.
Konu başlığında da belirtildiği üzere Türkiye'de siyasal islamın gelişimi ile ilgili bazı araştırmalarımı paylaşmak istiyorum. Ve elbette sınıfsal eksende...
Türkiye'nin en büyük sorunu nedir denildiği zaman herkes kendince göreceli olarak birçok gerekçe sıralayabilir. Kimisi kürt sorunu der, kimisi alevilik, kimisi eğitimsizlik kimisi de insan emeğinin sömürülmesi diyebilir... Kuşkusuz bunların çoğunu birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Tartışmasız bir biçimde ele alınabilecek en büyük sorunlardan bir diğeri de gericiliktir.
Efendim gericilik nedir?
Kavramlar ona yüklediğiniz anlamlarla birşey ifade eder. Kavram karmaşasının önüne geçmek adına biraz açmak istiyorum.
İnsanoğlu tarihsel olarak düşünce yapısı açısından sürekli ilerler ve birtakım düşüncelerden vazgeçerler. Bu ilerleme diyalektik bir çerçevede gelişir. Fakat tüm ilerlemelere rağmen çağdışı olan, geçmişte savunulan argümanları kullanmak gericiliktir. Örneğin kadın erkek eşitliğini dini referansları gerekçe gösterip yok saymak dinci gericiliktir. Yada bir ırkın başk bir ırktan üstün olduğunu savunmak milliyetçi gericiliktir. Gerici derken; eşitliğin, özgürlüğün ve emeğin sömürülmesine çanak tutanlardan söz ediyoruz.
Siyasal islam, gericiliğin bir çıktısıdır. Emperyalizme içkin bir kavramdır. Sınıfsal çelişkilerin üzerini örter. Dinin siyasallaşması, siyasetin de dinselleşmesi retoriğine oturur. Kapitalist sömürü düzeninde, egemen sınıf olarak iktidarı elinde tutan burjuvazi/sermaye , ezilen sınıf olan proletaryayı/işçiyi kontrol altında tutmak için kullandığı başlıca aygıtlardandır. Gazetelerde yer alan ''cennetten arsa vaadi'', ''muska'', ''büyü'', ''fal'', ''cinler'', ''periler'', ''ruhlar'' vs. gibi argümanlarla beraber, her olayı dini eksenle ele alan açıklamalar halka yönelik dinselleştirme operasyonunun bir parçasıdır. Bunu çokça örneklendirebiliriz. Örneğin yolsuzluk davalarında kendilerini üste çıkartmak için, haklı göstermek için dini referanslar kullanan birçok bürokrat vardı. Başka bir örnek ise bir dönem önce Siirt'de bir evde cinlerin olduğunu, bu cinlerin sürekli yangın çıkarttığı, buna karşı 'önlem' almak için şehrin valisinin üniversiteye ve din adamlarına başvurması, aileyi okutup üfletilmesi gibi yaşananlar durumu özetliyordur. Yada Rusya'ya düşen bir meteoru Said-i Nursi'nin kitaplarının yasaklanmasına bağlamak da gericiliğin ne boyutlarda ve ne şekilde işlediğini gözler önüne sermesi açısından öğreticidir.
Siyasal islam, kapitalizmle uyumlu olan insan modelini dönüştürme misyonunu üstlenir. Zaten işin özünde maddi çıkarlara alet edilme durumu vardır. Sorgulamayan, işi Allah'a havale eden, şükreden, boyun eğen, itiraz etmeyen insan modelini üretir. Gerçeklerin üzerini örten ideolojik bir maske görevi görür. Gericiler zenginlik-fakirlik meselesine kader işi der. Bunların sorgulanmasını istemez. Bu Allah'ın takdiridir derler ve öteki taraf için imtihan koşullarının bu olduğunu söylerler ve düzenin asla değişmeyeceğini savunurlar. Düşük ücretle işçi çalıştırılmasına ''şükret'' denilmesi, sigortasız çalıştırılmaya din kardeşliği kılıfı kullanılması, işçi ölümlerine ve kazalarına kader denilmesi gibi işçi haklarının gasp edilmesinin onlarca dinsel yolunu bulurlar. Bunlar işin soyut/ideolojik yönüdür.
Bunun bir de fiziksel yönü vardır. Fiziksel yön ile toplum üzerinde baskı kurarlar. Bunu da çokça örnekleyebiliriz. Sivas'ta insanların diri diri yakılması, kadın erkek eşitliğinin yok sayılması, kızların okula gönderilmesi kampanyalarına karşı çıkılması, kadınların eve hapsedilmesi, mahallelerde namus bekçiliğine soyunulması daha önce yaşanan olaylardır ve tamamı siyasal islamla ilişkindir.
Şu ana kadar siyasal islamın işleyişi ve bazı kavramlara değindim. Bunlar hem güncel yönleriyle hem de teorik yönüyle çokça uzatılabilir. Fakat bu kadarını yeterli görüyorum.
Siyasal İslamı düzen içerisinde yüklendiği misyonuna göre radikal islamcı hareket ve ılımlı islamcı hareket olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bunun Türkiye'de tarihsel olarak ilerleyişine bir sonraki yazımda değineceğim.
No Pasaran
*Kullandığım kaynakları bir sonraki yazımda ekleyeceğim.
Konu başlığında da belirtildiği üzere Türkiye'de siyasal islamın gelişimi ile ilgili bazı araştırmalarımı paylaşmak istiyorum. Ve elbette sınıfsal eksende...
Türkiye'nin en büyük sorunu nedir denildiği zaman herkes kendince göreceli olarak birçok gerekçe sıralayabilir. Kimisi kürt sorunu der, kimisi alevilik, kimisi eğitimsizlik kimisi de insan emeğinin sömürülmesi diyebilir... Kuşkusuz bunların çoğunu birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Tartışmasız bir biçimde ele alınabilecek en büyük sorunlardan bir diğeri de gericiliktir.
Efendim gericilik nedir?
Kavramlar ona yüklediğiniz anlamlarla birşey ifade eder. Kavram karmaşasının önüne geçmek adına biraz açmak istiyorum.
İnsanoğlu tarihsel olarak düşünce yapısı açısından sürekli ilerler ve birtakım düşüncelerden vazgeçerler. Bu ilerleme diyalektik bir çerçevede gelişir. Fakat tüm ilerlemelere rağmen çağdışı olan, geçmişte savunulan argümanları kullanmak gericiliktir. Örneğin kadın erkek eşitliğini dini referansları gerekçe gösterip yok saymak dinci gericiliktir. Yada bir ırkın başk bir ırktan üstün olduğunu savunmak milliyetçi gericiliktir. Gerici derken; eşitliğin, özgürlüğün ve emeğin sömürülmesine çanak tutanlardan söz ediyoruz.
Siyasal islam, gericiliğin bir çıktısıdır. Emperyalizme içkin bir kavramdır. Sınıfsal çelişkilerin üzerini örter. Dinin siyasallaşması, siyasetin de dinselleşmesi retoriğine oturur. Kapitalist sömürü düzeninde, egemen sınıf olarak iktidarı elinde tutan burjuvazi/sermaye , ezilen sınıf olan proletaryayı/işçiyi kontrol altında tutmak için kullandığı başlıca aygıtlardandır. Gazetelerde yer alan ''cennetten arsa vaadi'', ''muska'', ''büyü'', ''fal'', ''cinler'', ''periler'', ''ruhlar'' vs. gibi argümanlarla beraber, her olayı dini eksenle ele alan açıklamalar halka yönelik dinselleştirme operasyonunun bir parçasıdır. Bunu çokça örneklendirebiliriz. Örneğin yolsuzluk davalarında kendilerini üste çıkartmak için, haklı göstermek için dini referanslar kullanan birçok bürokrat vardı. Başka bir örnek ise bir dönem önce Siirt'de bir evde cinlerin olduğunu, bu cinlerin sürekli yangın çıkarttığı, buna karşı 'önlem' almak için şehrin valisinin üniversiteye ve din adamlarına başvurması, aileyi okutup üfletilmesi gibi yaşananlar durumu özetliyordur. Yada Rusya'ya düşen bir meteoru Said-i Nursi'nin kitaplarının yasaklanmasına bağlamak da gericiliğin ne boyutlarda ve ne şekilde işlediğini gözler önüne sermesi açısından öğreticidir.
Siyasal islam, kapitalizmle uyumlu olan insan modelini dönüştürme misyonunu üstlenir. Zaten işin özünde maddi çıkarlara alet edilme durumu vardır. Sorgulamayan, işi Allah'a havale eden, şükreden, boyun eğen, itiraz etmeyen insan modelini üretir. Gerçeklerin üzerini örten ideolojik bir maske görevi görür. Gericiler zenginlik-fakirlik meselesine kader işi der. Bunların sorgulanmasını istemez. Bu Allah'ın takdiridir derler ve öteki taraf için imtihan koşullarının bu olduğunu söylerler ve düzenin asla değişmeyeceğini savunurlar. Düşük ücretle işçi çalıştırılmasına ''şükret'' denilmesi, sigortasız çalıştırılmaya din kardeşliği kılıfı kullanılması, işçi ölümlerine ve kazalarına kader denilmesi gibi işçi haklarının gasp edilmesinin onlarca dinsel yolunu bulurlar. Bunlar işin soyut/ideolojik yönüdür.
Bunun bir de fiziksel yönü vardır. Fiziksel yön ile toplum üzerinde baskı kurarlar. Bunu da çokça örnekleyebiliriz. Sivas'ta insanların diri diri yakılması, kadın erkek eşitliğinin yok sayılması, kızların okula gönderilmesi kampanyalarına karşı çıkılması, kadınların eve hapsedilmesi, mahallelerde namus bekçiliğine soyunulması daha önce yaşanan olaylardır ve tamamı siyasal islamla ilişkindir.
Şu ana kadar siyasal islamın işleyişi ve bazı kavramlara değindim. Bunlar hem güncel yönleriyle hem de teorik yönüyle çokça uzatılabilir. Fakat bu kadarını yeterli görüyorum.
Siyasal İslamı düzen içerisinde yüklendiği misyonuna göre radikal islamcı hareket ve ılımlı islamcı hareket olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bunun Türkiye'de tarihsel olarak ilerleyişine bir sonraki yazımda değineceğim.
No Pasaran
*Kullandığım kaynakları bir sonraki yazımda ekleyeceğim.