Türkiye-İran ilişkileri

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Türkiye-İran ilişkileri






██ Türkiye ██ İran

Türkiye-İran ilişkileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin İran İslam Cumhuriyeti'yle süregelen uluslararası politikaları içerir.

İki ülke arasında yüzyıllardır siyasi ve mezhep farkı ekseninde süren anlaşmazlıklar yanısıra günümüzde Türkiye ve İran arasında geniş bir ekonomik işbirliği ve yüksek bir ticaret hacmi mevcuttur. Ayrıca her yıl çok sayıda İran vatandaşı turist olarak Türkiye'yi ziyarete gelmektedir. İki ülke vatandaşları birbirlerine vizesiz seyehat edebilir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi ise yıllık 7 milyar dolardan fazladır.
Konu başlıkları
İlişkilerin tarihçesi
Selçuklu ve Osmanlı dönemi

Ana maddeler: Türk-İran ilişkileri ve Osmanlı-İran ilişkileri

Türklerle İranlıların ilişkileri bu iki ulusun İslamiyeti kabul etmeleriyle başladı. Türkler bu dönemde Orta Asya'dan batıya akın ederek İranlılarla karşılaştılar. Bu karşılaşma her iki kültürü de çok derin bir şekilde etkiledi. Türkler kendilerinden askeri bakımdan daha zayıf olan İranlıları yönetimleri altına aldılar. 20. yüzyıla kadar İran'da kurulmuş olan hemen hemen her devlet bir Türk hanedanı tarafından yönetildi. Bir yandan da Türk dili çok sayıda Farsça kelimeyi benimseyerek İran kültüründen derin bir şekilde etkilendi. Sanat, bilim ve devlet yönetimi konusunda Türkler İranlılardan çok şeyler öğrendiler.

İran İslamiyet dönemindeki tarihi boyunca sürekli bir şekilde Türk hanedanları tarafından yönetilmiş olsa da Anadolu'ya yerleşmiş olan Türklerle, Türkler tarafından yönetilen İranlılar arasındaki çekişmeler hiç bir zaman sona ermedi. İran'ı yöneten Timur Devleti ve Akkoyunlular devamlı Osmanlılarla savaştılar. Ancak Türk-İran ilişkilerindeki en önemli dönüm noktası gene bir Türk hanedanı olan Safevilerin işbaşına geçmesiyle meydana geldi. Safeviler 16. yüzyılda İran'da işbaşına geçtiler ve Şiiliği kabul ederek İran'ı dünya Şiiliğinin odak noktası haline getirdiler. Osmanlılar ise halifeliği ele geçirerek Sünniliğin önderleri haline geldiler. Bu tarihten sonra Osmanlı-İran çekişmesi aynı zamanda Sünni-Şii çekişmesinin de bir parçası haline geldi.

Safevilerle Osmanlılar 16. ve 17. yüzyıllarda defalarca savaştılar. Bağdat, Tebriz, Karabağ, Gürcistan gibi bölgeler defalarca el değiştirdi. Hiç bir taraf kesin bir üstünlük sağlayamadı. Ancak iki ülkenin de büyümekte olan Avrupa tehditine karşı birbirlerini zayıflattıkları söylenebilir. Sonunda 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'yla Türk-İran sınırı belirlendi. Günümüzde dahi geçerliliğini sürdüren Ortadoğu'da emperyal cetvelle çizilmemiş yegane sınırdır.
Cumhuriyet dönemi
Cumhuriyet’in ilk dönemleri

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Türkiye'yle İran arasındaki ilişkilerde düzelme gözlendi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı'ndan 3 gün önce 26 Ekim 1923 tarihinde Rıza Şah Pehlevi kendini şah ilan etti. İran'daki en son Türk hanedanı olan Kaçarlar'a son vererek Pehlevi hanedanını kurdu.

Görece iyi ilişkiler rağmen hayli uzun ve sorunlu bir geçmişin ağırlığını üzerinden atamayan iki ülke arasında azımsanamayacak sorunlar da vardı.

Bu sorunların en önemlilerinden biri, iki ülkenin sınır bölgesinde yaşayan Kürt aşiretlerinin yarattığı sorunlardı. Sınırın bir tarafında güvenlik problemine yol açan aşiretler, kolayca sınır geçerek takibattan kurtuluyorlardı. Sınırın arazi üzerinde tam olarak belirlenmemesi de güvenlik güçleri arasında sınır ihlaline dayanan gerginlikler çıkmasına neden oluyordu. Özellikle Ağrı İsyanları sırasında Türkiye’nin bu konuyla ilgili rahatsızlığı had safhaya ulaştı. 1932 yılında sınır değişikliği yapılarak, başka bir toprak verip Küçük Ağrı Dağı’nın tamamen Türk sınırları içine alınmasıyla büyük ölçüde çözülen bu sorun daha sonra sınırın da kesin olarak tespit edilmesiyle ortadan kalktı.

Rıza Şah Atatürk'le yakın bir ilişki kurdu. 2 Temmuz 1934'de Türkiye'ye bir ziyaret yaptı.

8 Temmuz 1937 tarihinde de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı. Sınır sorunun çözülmesini hemen ardından 1937 yılında Sadabad Paktı kuruldu. Fakat o yıllarda giderek Almanya güdümüne giren İran’la Türkiye’nin yolları çok geçmeden ayrıldı ve bu paktın ömrü kısa oldu. 1941 yılında İran’ın müttefiklerce işgali, Türkiye’nin bölgede Sovyet nüfuzunun artmasından endişe duymasına neden oldu. İşgal döneminde iki ülke ilişkileri fiilen askıya alındı. Zaten karar sahibi olan merci işgal güçleriydi; bu noktada Türkiye İngiltere ile bağlantı kurmayı seçti. Türkiye’nin İran’la ilgili olarak İngiltere ile ilişki kurduğu iki mesele İran’ın Türk asıllı etnik grubu Kaşkaylara yönelik baskının sona erdirilmesine ilişkin talep ve Sovyet işgalinin devam etme olasılığına karşı Türkiye’nin duyduğu kaygı oldu.

Rıza Şah Atatürk Devrimlerini İran'a örnek aldı. Oğlu Muhammed Rıza Pehlevi de babasının izini takip etti. Pehleviler döneminde Türkiye-İran ilişkileri olumlu bir düzeyde gelişti. 3 Kasım 1955'te İran Türkiye'nin de üyesi olduğu Bağdat Paktı'na katıldı.
Soğuk Savaş’ın müttefikleri

Sovyet işgalinin sona ermesiyle birlikte iki ülke ilişkileri tekrar normalleşmeye başladı. Gitgide gerilimi artan Soğuk Savaş’ta seçimini batı Bloğu’ndan yana yapan Türkiye ve İran’ın kaderi bir kez daha, bu kez Sovyet tehlikesi ekseninde kesişmekteydi. Fakat bu durum da uzun sürmedi. 1950’lerin başında Musaddık’ın iktidara gelmesi Türkiye’de büyük rahatsızlık yarattı. Musaddık rejiminin Batı’ya karşı mesafeli bir politika izlemesi ve bu dönemde İran’da etkinliğini artıran solcu Tudeh’le işbirliği yapması Türkiye’nin rahatsızlığının sebeplerini oluşturuyordu. Türkiye bu dönemde batılı devletlerin İran’a yönelik her türlü önlemini destekledi, hatta Musaddık’a karşı düzenlenen operasyon için ABD ve İngiltere’yi teşvik etti.

Musaddık’ın devrilmesi ve Şah’ın ülkede iktidarını sağlamlaştırmasının ardından iki ülke ilişkileri kaldığı yerden devam etti. Ortak Sovyet tehdidi algılaması daha önce Sadabat Paktı’nda iyi bir sınav veremeyen Türkiye ve İran’ı yeni bir ittifaka yöneltti. ABD’nin Sovyetler’in yayılmasına karşı ortaya attığı Kuzey Kuşağı (Northern Tier) projesi çerçevesinde 1955 yılında Irak ve Türkiye’nin ortaklığı ile Bağdat Paktı kuruldu. İran’ın bu pakta sonradan ve ülkedeki sol muhalefetin tepkisinden çekinerek biraz gönülsüzce katılması Türkiye’de başta bir rahatsızlık yarattı fakat bu durum kısa sürede aşıldı. Irak’ın 1958’deki darbenin ardından pakttan çekilmesi sonucunda Bağdat paktı feshedilerek yerine CENTO (Central Treaty Organisation) kuruldu ve merkezi Ankara olarak belirlendi.

Fakat bu kez işler tersine dönmüştü. NATO üyesi olmayan İran, Irak örneğini de göz önünde bulundurarak CENTO’nun güçlendirmesini istiyor; fakat NATO’ya da üye olmanın rahatlığını taşıyan, ayrıca askeri birliklerinin tamamını NATO’ya tahsis etmiş olan Türkiye bu kez isteksiz davranıyordu. Bu durum, önce dönemin başbakanı Adnan Menderes’in Moskova ziyaretiyle, ardından gerçekleşen [[27 Mayıs Darbesi]9 ile Şah’ın iyice telaşlanmasına neden olmuştur. Darbeden sonra yönetimi eline alan Milli Birlik Komitesi’nin NATO ve CENTO’ya bağlıyız açıklaması Şah’ı kısmen rahatlatsa da CENTO emrine asker verilmesi meselesi yine çözümsüz kalmıştır.

1962’de Türkiye’nin İran ve Yunanistan’la ilişkilerini geliştirme yönündeki kararı ilişkileri giderek daha sıkı hale getirdi. Karşılıklı açıklamalarla pekiştirilen bu süreç 1964’te Pakistan’ı da içeren Kalkınma için Bölgesel İşbirliği’nin kurulmasıyla sonuç verdi. Böylece o güne dek genellikle askeri ve siyasi işbirliği alanında tutulan ilişkiler ticaret, ulaşım ve iletişim gibi alanlara da taşınmış oldu.

1960’lı yıllarda Türkiye’de özellikle sol hareketin büyümesine paralel olarak Şah karşıtı söylemin güçlenmesi İran’da rahatsızlık yaratan bir durum oldu. Ayrıca bu dönemde, CENTO’ya asker tahsisinin hâlen çözülmemiş olması, ekonomik işbirliği çabalarının beklenen başarıyı göstermemesi İran açısından; İran’ın Irak’taki Kürt grupları desteklemesi ve bölgedeki askeri nüfuzunu giderek artırması da Türkiye açısından ortaya konan sorunlar olarak göze çarpmaktadır. Bu sorunlar 1970’lerde de varlığını sürdürür; 1973 petrol kriziyle birlikte Türkiye’nin önce ekonomik, ardından siyasi krize girerken İran’ın ekonomik, askeri ve siyasi etkinliğinin artması da ilişkilerin durgunlaşmasına sebep oldu.
İslam Devrimi’nin ardından

1979 yılında İran devrimi meydana geldiğinde Türk-İran ilişkilerinin geçmişine bakan herkes ilişkilerin kötüye gideceğini tahmin ediyordu. Ancak ilişkiler kötüye gitmedi aksine daha da iyi bir seyir takip etti. İran'ı terk ederek Sovyet Rusya'nın nüfuzuna girmesine yol açmak istemeyen Türkiye, açıkça İran karşıtı bir tutum içine girmedi. Bu yüzden, Tahran'da bulunan ABD büyükelçilerinin rehin alınmasının ardından, Kasım 1980'de İran'a ambargo koyan ABD'nin uygulamalarını takip etmeyi kabul etmedi. Türkiye’de 1980 Darbesi’nin gerçekleşmesiyle bir ara bozulur gibi olan ilişkiler, İran-Irak Savaşı’nın çıkmasıyla tekrar rayına oturdu. Bu dönemde Türkiye’nin izlediği tarafsızlık siyaseti sonucunda Türkiye, İran’ın en önemli ticari partnerlerinden biri hale geldi.

Bu dönemde Türkiye, İran-Irak Savaşı’nın Türkiye ile ticari ilişkilere zarar vermemesi ve PKK’nın desteklenmemesi yönündeki isteklerini İran’a iletti. İran bu konularda hassasiyet gösterdi, hatta savaş döneminde Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının bulunduğu bölgeleri ele geçirmekten özellikle kaçındı. Fakat savaşın sona ermesiyle, ticari kaygıların gölgesinde sırasını bekleyen kimi sorunlar bir anda patlak vermiştir. Hem ticari ilişkiler önemli bir ölçüde gerilemiş hem de siyasi ilişkiler ciddi bir krize girmiştir.

Krizin patlak vermesi, 10 Kasım’da İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde bayrağın yarıya indirilmemesiyle başladı, Türkiye’deki İranlı rejim muhaliflerinin kaçırılmak istenmesi, karşılıklı açıklamalarla tırmandı. Kriz, Başbakan Turgut Özal’ın gönderdiği dostluk mesajıyla aşıldı. Humeyni’nin ölümüyle birlikte ideolojik çelişkiler bir ölçüde yumuşadı. 1990’ların başındaki iki gelişme Türk-İran ilişkilerini de etkiledi. Bunlardan biri Körfez Savaşı’dır. Savaş sırasında önemli bir fikir ayrılığı yaşamayan Türkiye ve İran savaşın ardından Saddam Hüseyin’in müdahalesinden kaçan Kürt nüfusun güvenliği için Türkiye’nin sınır bölgesine yerleşen ABD güçlerinin (Çekiç Güç) varlığı İran’ı rahatsız etmişti. Diğer olay ise Sovyetler Birliği’nin dağılması olmuştur. Orta Asya ve Kafkaslarda ortaya çıkan yeni devletlerin kimin nüfuz alanına gireceği sorunu iki ülke arasında kısa süreli de olsa bir rekabet içine sokmuştur.

1990’ların ortasında ilişkiler yine bozulmuştur. Bunun başlıca nedeni Türkiye’de yaşanan siyasi cinayetler ve bu cinayetlerde İran’ın parmağı olduğuna yönelik iddialardır. Yine bu dönemde Türkiye ile İsrail arasında imzalanan askeri işbirliği anlaşması rahatsızlığı artırdı. Necmettin Erbakan’ın Başbakan olması ve ilk gezisini İran’a yapması Rafsancani’nin Türkiye’yi ziyaret etmesi, Müslüman ülkeleri kapsayan işbirliği projesi D-8’in gündeme gelmesiyle düzelen ilişkiler; Sincan’daki Kudüs Gecesi’ne İran Büyükelçisi’nin katılması, İran sınırından PKK üyelerinin sızması, İslami terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla ilgili spekülasyonlar gibi konularla gerilimini korudu.

1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetlerinde hangi ülkenin daha fazla etki sahibi olacağı konusunda İran'la Türkiye arasında bir rekabet dönemi yaşandı. İki ülke Ekonomik İşbirliği Örgütü'nü kurarak Orta Asya'daki Türk devletleriyle ortak bir işbirliğine girdiler.
2000'ler

2000'lerde İranlı yetkililer Türkiye ve İran’ın ikili ilişkileri geliştirme azmi olduğunu söyledi. İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad 2008 yılında Türkiye'yi ziyaret etti. İki ülke heyetlerinin görüşmelerinde, uyuşturucu kaçakçılığı, organize suçlar ve terörizmle mücadele ile diğer bazı konularda işbirliği anlaşması imzalandı.[1]
2010'lar

2000'lerin sonu ve 2010'larda ilişkilere İran'ın nükleer programı ve Füze Kalkanı Projesi damgasını vurdu. Türkiye İran'a yaptırımlara karşı çıksa da İran Kürecik Radar Üssünden duyduğu rahatsızlığı dile getirmeye devam etti ve bazı açıklamalarla İran'ın gerekirse bu üssü hedef alabileceğini dile getirdi.

2011 ve 2012 yılında yaşanan Suriye'deki ayaklanmada Türkiye kesin bir şekilde muhaliflerin yanında yer alırken İran Çin ve Rusya ile Suriye yönetimi yanında yer aldı. Suriye ve İran da Türkiye'de ajanlık faaliyetlerini artırarak PKK terör örgütüne destek vermeye başladılar. Bu esnada PKK'nın Türkiye'deki eylemleri korkunç bir artış göstermeye başladı.
 
Türk-İran İlişkileri (tarih)

Türk-İran İlişkileri, tarih boyunca Türklerlerle bugünkü İran ve civarından yaşamış olan kavimler arasındaki ilişkileri inceler.

Sakalar ve Persler arasındaki ilişkiler

Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi arasında yaşayan Sakaların Bir kısmı Perslere itaat ederek Yunan-Pers Savaşına da katılmışlardır. M.Ö. 2. yüzyılda Orta Asya'dan güneye inerek Baktriya'yı yendikten sonra Hint yarımadasına girdiler. İranlılarla kimi zaman savaştılar, kimi zaman barış içinde yaşadılar.

Büyük Hunlar ve Sasaniler

Ticaretle sınırlı bir ilişki vardı.

Akhunlar ve Sasaniler

430'da Akhunların başına Aksuvar geçince de, İran'ın iç işlerine karışıldı. Aksuvar himayesine aldığı Firuz'u İran tahtına çıkardı. Firuz, bunun karşılığında Tirmiz ve Vasgirt bölgelerini Ak Hunlar'a verdi. Ancak bir olay sonunda Firuz, Ak Hunlar'a savaş ilan etti. Aksuvar ile Firuz'un orduları karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta Aksuvar, Turan taktiğini uygulayarak Firuz'u pusuya düşürdü. Firuz, Aksuvar'ın önünde diz çöktü ve özür diledi. Firuz böylece ordusunu kurtarmıştı. Ama çok geçmeden yeniden Ak Hunlar'a savaş ilan etti. Bu savaşta Sasaniler, Aksuvar'ın kazdırdığı çukurlara saplandılar. Bu savaşta Firuz da ölmüştür. Böylece iki devlet arasında yeni bir anlaşma oldu. Bundan sonra Hunlar Hindistan'a seferler düzenledi. Ama yeni kurulan Göktürk Devleti, Ak Hunları sıkıştırıyordu. Bir savaş sonunda Ak Hun Devleti parçalanmıştır.

480 yıllarında Sasani'de patlak veren büyük Mazdek İsyanı'nın bastırılmasında Akhunlar yardım etmiştir. Bazı Sasani İmparatorları Akhunlar'a sığınmıştır. 30 bin kişilik Hun ordusuyla Mazdek isyanı bastırılmıştır.

Göktürkler ve Sasaniler arasındaki ilişkiler

İstemi Yabgu, İpek Yolu için Akhunlara karşı Sasaniler ile anlaştılar. İpek Yolu’nun büyük bir kısmı Sasanilerin eline geçince İstemi Yabgu bu sefer Bizans ile anlaştı ve İpek Yolu Türklerin kontrolüne geçti. 642 yılında Sasaniler yıkılınca Türklere İran, Irak ve Anadolu’nun yolları açıldı.

Türk hanedanlar Dönemi

1020'li yıllardan sonra Türkler İran'ı yönettiler. Gazneliler, Selçuklular, Harezmşahlar, İlhanlılar, Akkoyunlular Türklerin İran'da kurdukları devletler idi. Afşar, Kaçar hanedanları da Türk soyludurlar.

Osmanlı Devleti ve Safeviler arasındaki ilişkiler

Ana madde: Osmanlı Devleti - İran İlişkileri

Osmanlı Devleti ve Safeviler Şiilik ve Sünnilik ayrımı nedeniyle birbirine düşman iki ülke konumuna geldiler ve yüzyıllarca çatıştılar.

Türkiye Cumhuriyeti - İran

Ana madde: Türkiye-İran ilişkileri

Türkiye-İran ilişkileri Türkiye Cumhuriyeti'nin İran İslam Cumhuriyeti'yle süregelen uluslararası politikaları içerir.
 
Geri