Türkiye can çekişiyor, Uçurumun kenarındayız.

Konu sahibi son olarak 2421 gün önce görüldü

Türkiye can çekişiyor, Uçurumun kenarındayız.

Siyaset mafyasının ‘tek adam’ hayallerine kurban edilen Türkiye can çekişiyor.

Hanedanlaşan sülalelerin etrafına asalaklar gibi üşüşmüş çete yapılarının, mafyatik iş adamlarının formatladığı özel faşizan düzene siyaset tarihinde genel olarak konan iki ad var:

Mobokrasi veya Oklokrasi.

Bu düzen demokrasilerin zayıf yapılarından istifade edenlerin genellikle seçim yoluyla iktidara gelişleri ardından, cahil kitlelerin bir ‘lider kültü’ etrafında toplanması ve onlara ilk aşamada ‘pastadan Robin Hood payı’ verilerek gözlerinin boyanması, ve demokratik yapının yavaş yavaş budanması, yönetenlerin organize işler çeviren muazzam baskıcı bir yapıya dönüşmesinde ifadesini buluyor.

Erdoğan ailesinin hikayesi bu tanıma oturuyor.

Türkiyede seçmen serbest seçimin kullanımına alışmış, sandığın önemine inanmıştı. Ve Erdoğan vidaları sıktıkça, ekibi içine yolsuzluk bulaştıkça Türkiyenin ayarları bozuldu.

Türkiyede mobokratik hanedan altını sağlamlaştırırken, Türkiye Erdoğan yönetimi altında ‘tek adam kabusu’ yaşıyor.

Türkiye nasıl intihar etti:

Bugün Türkiye orta gelirli bir ülkenin ancak çok ciddi bir savaşla yaşayabileceği düzeyde bir sosyal ve ekonomik çöküntünün girdabında. 82 milyon nüfuslu ülke, dünyanın en kötü ekonomik görünümüne sahip.

Çıkan her türlü protestoyu hükümet şiddetli şekilde bastırmaya çalışıyor.

Peki ne oldu da böyle oldu?

Halk, ülkesini nasıl bir felakete sürüklediğinin farkında değil, farkettiğinde ise artık çok geç olacak.

Erdoğan ülkenin parası üzerinde kendinden önceki hiçbir devlet başkanının sahip olmadığı bir denetimsiz yetkiyi seçimlerde bir avantaja dönüştürdü. Paradan küçük bir bölümü, daha önce hiç yatırım görmemiş varoşlara ve kırsal kesimlere akıttı. Ancak istihdam yaratıcı kalıcı çözümler getiren yatırımlar olarak değil. Doğrudan azar azar nakit para dağıtma üzerine kurulu bir sistem.

Hiçbir ekonomi bilgisi olmayan Erdoğan'ın Hükümetinde tek bir ekonomist bakan bile yok, ülkeyi önce parlak ufuklara götürür gibi olup sonra hızla karanlık saadet zincirine dönüştürdüler.

Ama bir de siyaset mühendisliği var.

Türkiye Çeşitli anayasa değişiklikleri ve referandumlarla aşama aşama tek adam rejimine geçti. Erdoğan yüksek yargıyı da tamamen denetimi altına aldıktan sonra Türkiye devletinde yargısal denetim ve kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kalktı. Bunun yerine sadece Erdoğan'a sadık son derece politize bir yargı oluşturuldu.
Hükümetin istemediği kararları alan yargıçlar ya tutuklandı veya tasfiye edildi.
Muhalefet liderleri ve aktivistler değişik suçlamalarla hapsettirildi veya tazminat cezalarına çarptırıldı.
Medya için, devletin yüksek makamlarına saygısızlığı kriminal suç haline getiren yasalar çıkarıldı.
Muhalif medya baskılarla tasfiye edildi. Gazeteler, televizyonlar el değiştirdi. Bugün ülkedeki bütün televizyonlar ve gazeteler ya doğrudan ya da dolaylı olarak Erdoğan hükümetine bağlı.
Türk milleti bu gün ülkenin ve paralarının çok kötü yönetildiğini günlük yaşamında farkedip bir şey yapması gerektiğini anlamaya başladı ise de artık iş işten geçti.

Erdoğan ve medyası, ülkeye karşı ekonomik savaş başlatıldığını iddia ediyor.
Her basit tepkiye, her basit eleştiriye, en masum protestoya bile kolayca ‘devlete komplo’, ‘darbe girişimi’, ‘karşı devrim’ yaftası vuruluyor. Ülke hapishanelerinde yüzlerce gazeteci ve siyasi mahkum var.

Ve sonuç:

Erdoğan iktidara geldiği ilk zamanlarda yeni bir anayasa yapılacak, yolsuzluk yok edilecek ve yoksullukla mücadele edilecek diyordu. Ancak keyfiliği önündeki engel bırakmamak için her türlü bağımsız denetim mekanizmasını kaldırdıkça yolsuzluk ve suçlar bireysel olmaktan çıktı, sistematik hale geldi. Kendisine sadık olanların yaptıkları yolsuzlukları görmezden gelerek onları ödüllendirdi.

Erdoğan’nun normal bir seçimde kazanma şansı artık kesinlikle yok. parlamento ise fiilen devre dışı bırakıldı.

Türkiye, 17 yıldır aşama aşama inşa edilen bir çabayla ağır ağır intihar eden bir ülke görünümünde. Nefret, bir politik strateji. Komplo teorileri hemen her sorunun tek resmi açıklaması. Hukuk, adaletin değil rejimin hükümranlığının aracı. Devletin her köşesinden yolsuzluk ve organize suç, toplumun her köşesinden yoksulluk ve sefalet akıyor. En masum itirazlar, protestolar bile güvenlik kuvvetlerinin sert şiddeti ile bastırılıyor.
Bu yüzden de, geleceğe umudunu yitirmemek bile rejim karşıtı politik bir aktivizm görülebiliyor.

Seçimle iktidara gelen lumpen muhterisler, demokratik yapının zayıf olduğu ülkelerde doğal kaynakları kitlesel kandırmaca amacıyla ulufe usulü bir yandan kitlelere dağıtırken etraflarına doluşan insan ve doğa düşmanı soyguncu çete yapılarıyla beraber, o yapıyı sökerek kendi menfaatlerine uygun hale getirmekteler.

Bunun sonu da her zaman bir ‘çöplük patlaması’ oluyor.

Mobokrasi, Oklokrasi, Kleptopkrasi.

Türkiye’nin duyarsız alt ve orta sınıfları ( bunlara laik sessiz’ler de dahil tabii ) bu günkü durumdan ders çıkarırlar mı acaba?

Hiç umudum yok

Uçurumun kenarındayız çünkü.

Gidecek yer kalmadı.
 
Bu "atsız"cı tafya da çok sıkıcı. Sürekli uçurum şarampol edebiyatı yapıyor. Kaza çoktan oldu, cenaze namazı kılındı. Hala kurtarılabilir bir şeyler varmış edebiyatı. Üstelik halk TV tadında. Yeter la yeter.
 
Geri