imported_Sahra
Üye
-
- Katılım
- Nisan 9, 2013
-
- Mesajlar
- 879
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 34
TÜRK MEDENİ KANUN ÇERÇEVESİNDE EVLATLIĞIN MİRASÇILIĞI[1]
1-BÖLÜM:
GENEL OLARAK
A-TÜRK MEDENİ KANUN’UNDA MİRASÇILIK
22.11.2001 kabul tarihli
4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre mirasçılık hakkı
yasal mirasçılar ve ölüme bağlı tasarruflar adı altında iki bölümde incelenerek
yasal mirasçıların
kan hısımları
sağ kalan eş
evlatlık ve devlet olarak kaleme alındığı görülmektedir. Kanunun zümre(parentel) sistemini benimseyerek
bir zümrede tek bir mirasçı olsa bile bunun diğer zümrelerdeki kişilerin mirasçılığına engel olması durumu[2]
1.zümrede murisin altsoyu
2. zümrede altsoyu bulunmayan murisin ana ve babası
3. zümrede ilk ikisinde mirasçısı bulunmayan murisin büyük ana ve büyük babası olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca
sağ kalan eş (madde 499)
evlilik dışı hısımlar (madde 498) ve evlatlığın miras hakkı (madde 500) ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Buna göre “Evlâtlık ve altsoyu
evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder” (madde 500).
B-EVLAT EDİNME VE MİRAS HAKKI
Evlat edinme kurallarını Medeni Kanun 305. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Buna göre küçükleri birlikte evlat edinmede
eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları
evli olmayanların ise otuz yaşını doldurmuş olma şartına bağlı olarak
her halükarda küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi şartları aranmaktadır. Ergin ve kısıtlıklarda ise yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte veya küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş veya haklı sebepler mevcut ve evlat edinilen
en az beş yıldan beri evlat edinen ile aile hâlinde birlikte yaşamakta ise evlat edinenin oturma yeri mahkemesinde verilen kararla birlikte evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.
Kararla birlikte evlat edinme ilişkisi kesin evlenme engeli haline gelir. “Yani
evlat edinenle evlatlık evlenirse
bu evlilik mutlak butlanla geçersiz olacaktır.”[3] Kısacası
evlat edinen
anne ve babaya ait yükümlülükleri alacak ve evlatlık da evlat edinenin mirasçısı hale gelecektir (md 314).
Mirasçılığı düzenleyen 500. maddeye bakıldığında
eski Medeni Kanunda yer alan "kendisini evlât edinen kimseye
nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar" ifadesi tamamen çıkarılmış
bunun yerine evlâtlığın "evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar" ifadesi konulduğu görülmektedir. Zira yeni düzenlemeyle sahih- sahih olmayan nesep ayırımı kaldırılmış bulunmaktadır.[4]
Ayrıca 314/5e göre "Evlâtlığın
miras ve başka haklarının zedelenmemesi
aile bağlarının devam etmesi için evlâtlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlât edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlâtlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir” denilerek evlat edinilme işleminin tamamlanması ile evlat edinilen ve füruuları evlat edinenin mirasçısı haline gelir bununla birlikte evlatlığın kendi öz ailelisiyle olan ilişkileri ve hakların (mirasçılık ve diğer her türlü hak) da koruma altına alınmıştır.
Ancak madde metninin kanunlaşması esnasında yapılan tartışmalar ve bazı milletvekillerinin Adalet Komisyonuna verilen muhalefet şerhlerinde incelendiği şekliyle “Evlat edinmede mirasçılık durumunu düzenleyen
evlâtlığın aynen diğer çocuklar gibi mirasçı olmasıyla ilgili hükmü
evlât edinenler açısından
evlât edinmeyi zorlaştırıcı bir hüküm olarak görüyorum. Bu konuda evlât edinme esnasında
tarafların serbestçe mirasçılık durumunu kararlaştırabilmelerine öbür taraftan evlât edinenin de evlâtlığa mirasçı olabilmesine imkân tanıyan bir esnek düzenlemenin yapılmasının evlâtlık müessesesine işlerlik kazandırması bakımından elzem olduğu” açıklaması evlatlığın mirasçılığına bir başka açıdan bakış sunmaktadır.[5]
2.BÖLÜM:
EVLATLIĞIN MİRASÇILIĞI KONUSUNDA UYGULAMADA ÇIKAN SORUNLAR
A- ŞEKLİ ŞARTINA UYULMAMASINDAN KAYNAKLANAN SORUNLAR
Konu ile ilgili sorunlar öncelikle toplumumuzda evlat edinmek isteyen ve evlatlık adayının yıllarca evlatlık ilişkisi içinde yaşamalarına rağmen
gerekli şekil şartlarının yerine getirilmemesi
kaçınılması
üzerinde durulmaması sebepleriyle resmen evlatlık durumuna girilmemesi
akabinde özellikle miras açısından ortaya çıkan sorunlar olarak önümüze gelmektedir. Örneğin kendi öz çocuğu olmamasına rağmen nüfüsuna kaydedilmiş ve uzun yıllar birlikte evlat ilişkisi içinde yaşayan ana-babanın ölümü ile kan hısımlarının
resmi evlatlık işlemleri yapılmadığı ve aslında evlatlık bağının kurumadığına ve mirastan evlatlığa pay verilmemesi gerektiğine dair Yargıtay’a yapılan başvuru neticesinde verilen bir karara göre
ilişki
iyiniyet koşulları çerçevesinde değerlendirilerek
yıllarca bu evlatlık ilişkisine ses çıkarmayan
itiraz etmeyen hısımların
salt mirastan pay almak amacıyla bunu öne sürmeleri kabul edilmemiştir.
Şekil şartı eksikliği ile ilgili verilebilecek bir diğer örnek ise (eski Medeni Kanun zamanında olmasına dikkat çekilerek):
ÖZET : Evlatlık ilişkisi resmi senet düzenlenmekle meydana gelir. Nüfusa kayıt işlemi geçerlik koşulu değildir. Miras bırakan sağken noterdeki işlem tamamlanmış olmasına rağmen nüfusa kayıt işleminin ölümden sonra yapılması evlatlığın mirasçılık sıfatını kaldırmaz.
DAVA VE KARAR : Vecdi ile Lütfiye arasındaki veraset iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara
kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle evlatlık ilişkisi resmi senet düzenlenmekle meydana geleceğine
nüfusta tescil işlemi geçerlik şartı olmadığına
olayda miras bırakan Mahmut sağken noterdeki işlemin tamamlanmış olmasına rağmen nüfusa kayıt işleminin ölümünden sonra yapılmasının mirasçılık sıfatını kaldırmayacağına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ( ONANMASINA ) ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine oybirliğiyle karar verildi.[6]denilerek geçerlik şartına dikkat çekilmektedir.
Bunun gibi bir diğer kararda ise
evlat edinme işlemleri tamamlanmadan evlat edinmek isteyenin ölümü ile vekilin genel vekaletname ile açtığı davanın reddedilmesi gerekliliğine karar verilmiştir ve evlatlık alınmak istenenin bu durumda mirasçı olamayacağı önümüze çıkmaktadır.
ÖZET :1- Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinen ölmüştür. Ölümle vekalet ilişkisi sona ermiştir. Vekilin evlat edineni temsil yetkisi kalmamıştır. Bu bakımdan davacı vekilinin temyiz talebinin reddi gerekir.
2- Evlat edinme başvurusu
evlat edinenin vekili eliyle yapılmıştır. Evlat edinme münhasıran şahsa bağlı haklardan olup
müteveffa tarafından verilen vekaletnamede vekile bu hususta açık bir yetki verilmemiştir. Vekaletnamesinde "evlat edinme" hususunda yetkisi bulunmayan vekilin müvekkili adına genel dava vekaletnamesiyle yaptığı evlat edinme başvurusu
sonradan evlat edinen tarafından icazet verilmedikçe sonuç doğurmaz. Evlat edinenin davaya icazeti bulunmamaktadır. Bu bakımdan davanın reddi doğrudur.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinen 1.10.2003 tarihinde ölmüştür. Ölümle vekalet ilişkisi sona ermiştir. ( BK. md. 397/1
35 ) Vekilin evlat edineni temsil yetkisi kalmamıştır. Bu bakımdan davacı vekili avukat Özlem Altan'ın temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir. 2-Evlat edinme başvurusu
evlat edinenin vekili eliyle yapılmıştır. Evlat edinme münhasıran şahsa bağlı haklardan olup
müteveffa tarafından verilen vekaletnamede vekile bu hususta açık bir yetki verilmemiştir. Vekaletnamesinde "evlat edinme" hususunda yetkisi bulunmayan vekilin müvekkili adına genel dava vekaletnamesiyle yaptığı evlat edinme başvurusu
sonradan evlat edinen tarafından icazet verilmedikçe sonuç doğurmaz. Evlat edinenin davaya icazeti bulunmamaktadır. Bu bakımdan davanın reddi
sonucu itibarıyla doğrudur.
SONUÇ : 1-Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin yukarıda l. bentte gösterilen sebeple REDDİNE
2-Davalının temyizi ile ilgili olarak da
hükmün 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA
aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine
peşin harcın mahsubuna
temyiz peşin harcını yatıran davacıya geri verilmesine
17.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.[7]
B-EVLATLIĞIN MİRASTAN ÇIKARILMA SORUNU
Konu ile ilgili bir diğer sorun ise
toplumumuzda kan bağının üstün tutularak
evlatlık alınanın işlediği kusurdan dolayı hemen akla eski Medeni Kanunda yer alan mirastan iskat sebeplerinin gelmesi ve evlatlık sözleşmesinin ref’ine çalışılmasıdır. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk dairesinin verdiği eski tarihli bir kararda
medeni kanunun mirastan iskat sebepleri bulunması halinde evlatlık ilişkisinin kaldırılabileceği ve evlatlığın "allah belalarını versin
ben onlara gösteririm
ayda beş milyon verirlerse bakarım" demesi
ağır kusur olarak nitelendirilmiştir.[8]
Bunun gibi
bir başka kararda da “Olayda davalı evlatlığın evlat edinen davacı ( M. )'i dövdüğü
( D. )'yü de evden kovduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davalı
evlenmesi sırasında mali imkan sağlamak için evlatlığa alınmayı kabul ettiğini ve evlendiğine göre artık onlarla ilişkisinin kalmadığını belirtmiştir. Bu yön tanık sözleriyle teyit edildiğine göre davalının davranışlarının
mirastan ıskatı gerektirecek nitelikte olduğu şüphesizdir. Bu durumda davacılar için evlatlığın ref'ini isteme hakkı doğmuş bulunmaktadır.” Denilerek mirastan iskat sebepleri gerçekleştiğinde evlat edinen
evlatlık sözleşmesinin ref'ini isteyebileceği belirtilmiştir.[9]
Ancak anılan kararlar 743 sayılı eski Medeni Kanuna ait olup
bugün için açılacak davada uygulama yeri bulunmaması ve yürürlükte bulunan 4721 sayılı Medeni Kanunun 510. maddesinde düzenlenen mirasçılıktan çıkarma sebepleri
yani mirasçının ağır kusuru veya aile hukukundan doğan yükümlülüğü yerine getirmemeye dayanılması ile evlatlığın mirasçılıktan çıkarılabileceği düzenlemiştir. Konu
[Sadece üyeler linkleri/resimleri görebilir. http://www.foruminci.net/register.php] da hukukçular tarafından tartışılmış ve “Fakat 4721 sayılı yasa düzenlemesi farklıdır ve kanımca evlatlık ilişkisi bir kez sıhhatli biçimde kurulduktan sonra geri dönüşü mümkün değildir. Yani evlatlık öz çocuk gibi olur.4721 sayılı (md.317
318) yasa evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına sebep olarak "rızanın bulunmaması" ve "diğer noksanlar" olarak belirlemiş ve hatta "Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usulü ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlatlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa
bu yola gidilemez."diyerek evlatlık ilişkisini ayakta tutma konusunda açık bir irade belirtmiştir”[10] denilerek
evlat edinilen küçüğün şizofren olması ve saldırgan hareketler sergilemesinin anlatıldığı somut olayda ancak mirastan ıskat nedenlerinin tartışılabileceği ve evlatlık ilişkisinin kaldırılmasının mümkün olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Ayrıca evlatlık ilişkisinin kurulmasının ardından
hukukumuzdaki zümre sistemine göre murisin evlatlığı olduğu takdirde
o kişinin kan hısmı gibi mirasçı olacağından
diğer zümreye mirasın geçmemesi bu zümredeki kişileri rahatsız etmekte ve gerek evlatlık şartlarının bulunmadığı
gerekse başka iddialarla
evlatlığın mirastan yararlanması engellenmeye çalışılmadır. Örneğin;
ÖZET : Evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağından evlatlığın evlat edinenden daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada; davacı
miras bırakanı Fatma'nın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 431 ada 111 parsel sayılı taşınmazda bulunan paylarını davalılara satış suretiyle devrettiğini
gerçek değer ile satış değeri arasında fark olduğunu ileri sürüp
muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptaline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur Davalılar
miras bırakanınevlatlığının çocuğu olan davacının dava açma sıfatı olmadığını
taşınmazların bedelini ödeyerek satın aldıklarını belirtip
davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece
evlat edinenden önce ölen evlatlığın mirasçılarının evlat edinenin mirasçısı olamayacağı
bu nedenle davacının dava açma hak ve sıfatı bulunmadığı
hatalı olarak alın mirasçılık belgesinin hukuki işlevi bulunmayacağı gerekçesiyle
davanın reddine karar verilmiştir. Karar
davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla
dosya incelendi
gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava
muris muvazaası nedeniyle tapu iptali isteğinde ilişkindir. Mahkemece
davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden
toplanan delillerden
miras bırakan Fatma'nın davaya konu 431 ada 111 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını 13.11.1992
09.03.1993
20.10.1994 tarihli akitlerle davalılar Reyhan ve Ayşe'ye temlik ettiği görülmektedir. Davacı
miras bırakanın evlatlığının füruudur. Kök miras bırakan 24.04.2000 tarihinde
evlatlığı Hüseyin ise
17.11.1994 tarihinde kendisinden önce ölmüştür. Medeni Kanun'un 500. maddesi gereğince
evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağından evlatlığın daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez. Öyleyse
kök miras bırakanın yasal mirasçı konumunda bulunan davacının davada sıfatı bulunduğu tartışmasızdır.
SONUÇ : Hal böyle olunca
davada sıfatın varlığı gözetilerek işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA
peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine
19.02.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.[11]
Tıpkı bunun gibi bir evlatlığın sağ olmadığı takdirde kendine kalan mirasının füruuna intikal edeceğine dair eski medeni kanun zamanında verilmiş ancak
günümüzde de uygulama kabiliyeti olabilen bir diğer kararda da evlat edinen kimsenin evlatlığın mirasçısı olamamakla beraber
evlatlığın önce ölmesi ile beraber füruunun evlat edinene mirasçı olabileceği açıklanmıştır.
ÖZET : Evlatlık ve füruu ( alt soyu ) evlat edinenin nesebi sahih füruu gibi mirasçısı olacağı için evlat edinenin öldüğü sırada
evlâtlık sağ olmadığı takdirde mirası onun ( yani evlatlığın) alt soyuna intikal eder. Dosyada toplanan delillere göre
evlât edinen ( E. )'nin ( A. )'yi evlât edindiği ve 20.7.1983 tarihinde de vefat ettiği gerçekleşmiştir. Her nekadar
evlât edinen (E.)'nin öldüğü tarihte evlâtlık ( A. ) ölmüş durumda ise de çocuklarının bulunduğu ve sağ oldukları anlaşılmaktadır. Öyle ise
evlatlığın füruu olan ( C. ) ve kardeşlerinin evlât edinenin mirasçısı olacaklarının kabulü gerekir. Bu yön gözetilmeden
evlât edineni mirasçısının
ancak evlatlığın kendisi olabileceği sebebine dayanılarak davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.[12]
1-BÖLÜM:
GENEL OLARAK
A-TÜRK MEDENİ KANUN’UNDA MİRASÇILIK
22.11.2001 kabul tarihli
Buna göre “Evlâtlık ve altsoyu
B-EVLAT EDİNME VE MİRAS HAKKI
Evlat edinme kurallarını Medeni Kanun 305. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Buna göre küçükleri birlikte evlat edinmede
Kararla birlikte evlat edinme ilişkisi kesin evlenme engeli haline gelir. “Yani
Mirasçılığı düzenleyen 500. maddeye bakıldığında
Ayrıca 314/5e göre "Evlâtlığın
Ancak madde metninin kanunlaşması esnasında yapılan tartışmalar ve bazı milletvekillerinin Adalet Komisyonuna verilen muhalefet şerhlerinde incelendiği şekliyle “Evlat edinmede mirasçılık durumunu düzenleyen
2.BÖLÜM:
EVLATLIĞIN MİRASÇILIĞI KONUSUNDA UYGULAMADA ÇIKAN SORUNLAR
A- ŞEKLİ ŞARTINA UYULMAMASINDAN KAYNAKLANAN SORUNLAR
Konu ile ilgili sorunlar öncelikle toplumumuzda evlat edinmek isteyen ve evlatlık adayının yıllarca evlatlık ilişkisi içinde yaşamalarına rağmen
Şekil şartı eksikliği ile ilgili verilebilecek bir diğer örnek ise (eski Medeni Kanun zamanında olmasına dikkat çekilerek):
ÖZET : Evlatlık ilişkisi resmi senet düzenlenmekle meydana gelir. Nüfusa kayıt işlemi geçerlik koşulu değildir. Miras bırakan sağken noterdeki işlem tamamlanmış olmasına rağmen nüfusa kayıt işleminin ölümden sonra yapılması evlatlığın mirasçılık sıfatını kaldırmaz.
DAVA VE KARAR : Vecdi ile Lütfiye arasındaki veraset iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara
Bunun gibi bir diğer kararda ise
ÖZET :1- Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinen ölmüştür. Ölümle vekalet ilişkisi sona ermiştir. Vekilin evlat edineni temsil yetkisi kalmamıştır. Bu bakımdan davacı vekilinin temyiz talebinin reddi gerekir.
2- Evlat edinme başvurusu
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinen 1.10.2003 tarihinde ölmüştür. Ölümle vekalet ilişkisi sona ermiştir. ( BK. md. 397/1
SONUÇ : 1-Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin yukarıda l. bentte gösterilen sebeple REDDİNE
B-EVLATLIĞIN MİRASTAN ÇIKARILMA SORUNU
Konu ile ilgili bir diğer sorun ise
Bunun gibi
Ancak anılan kararlar 743 sayılı eski Medeni Kanuna ait olup
Ayrıca evlatlık ilişkisinin kurulmasının ardından
ÖZET : Evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağından evlatlığın evlat edinenden daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada; davacı
KARAR : Dava
Dosya içeriğinden
SONUÇ : Hal böyle olunca
Tıpkı bunun gibi bir evlatlığın sağ olmadığı takdirde kendine kalan mirasının füruuna intikal edeceğine dair eski medeni kanun zamanında verilmiş ancak
ÖZET : Evlatlık ve füruu ( alt soyu ) evlat edinenin nesebi sahih füruu gibi mirasçısı olacağı için evlat edinenin öldüğü sırada