Türk-Hint İmparatorluğu
Tarih boyunca Hindistan, sadece bugünkü Hindistan Cumhuriyeti’nin bulunduğu bölgeyi değil, Güney Asya’da yaşayan çok farklı kültürlerin tümünü kapsayan daha geniş alanları ifade ediyordu.
Batılı kaynakların genellikle ‘Hint-Moğol İmparatorluğu’ diye tanımladıkları Bir 19. Yüzyıl Hint-Türk imparatorluğu, 16.ve 17.Yüzyıl boyunca,bugünkü Hindistan’ın kuzey bölümlerinin çoğunu, güney bölgelerinin bir kısmını ve günümüz Pakistan'ını oluşturan toprakları, tek bir devlet içinde birleştirir.
Ancak bu imparatorluk, söz konusu topraklarda yaşayan halkları kaynaşmamaz;çoğu imparatorluk gibi,yönetimini yerel iktidar sahiplerinin eliyle yürütür.
18.Yüzyıl'a tarihlenen bir minyatürde,Bihar'da (Patna) Hintli Müslümanların Muharrem Ayı kutlaması,Tac Mahal,1632-1643 yılları arasında,Cihan Şah tarafından ölen eşi Mümtaz Mahal için yaptırılmış ve Hint-Türk imparatorluğu'nun sembolü olmuştur.
Coğrafyacı Cornelius'un 1600'lü yıllarda Hindistan ve Hint Denizi'ni gösteren haritası.
Babür Şah'ın hanedanı 1524'te Hindistan'a giren Babür Şah (solda bir 17.Yüzyıl minyatüründe),iki yıl sonra Delhi Sultanlığı'nın saltanatına son vererek,18.Yüzyıl'a kadar sürecek olan kendi hanedanının temellerini atar.Ünlü Tac Mahal'i yaptıran Cihan Şah'da (sağda) onun torununun torunudur.
Srirangapatna Kuşatması sırasında Tipu Sultan güçleri.
Tipu Sultan (üstte) Srirangapatnade Tipu Sultan türbesi (altta) Anne ve babasıyla yan yana defnedilmiştir.
Daha geniş bölgelerin tarihte ilk kez politik olarak birleşmesi,İngiliz yönetimi altında olacaktır. Batı’da İran sınırından Doğu’da Mynamar (Burma) ve Kuzey’de Nepal'e kadar uzanan bütün alt kıta, İngiliz yönetimine girer.
Bu dönemde, Aden bile Hindistan yönetimine bağlanır. Hint kimliği de, 19. Yüzyıl’daki İngiliz yönetimi altında, esas itibariyle de, bu yönetime karşı ortak tepki temelinde gelişmeye başlar. Sonunda ortak bir direnişe dönüşür.
Ancak bu direniş hemen yükselmez, çünkü İngiliz yönetimi, 18. Yüzyılda Hindistan Yarımadası'nda yaşayan halkların çoğu için, kıtaya gelen sayısız yabancı yönetimden sadece sonuncusudur.
Ne var ki, İngiliz yönetimi farklıdır. Günümüz Hindistan’ında bulunan 179 dil ve 544 lehçeye sahip sayısız etnik grup, ilk kez bu yönetim altında birbirlerini anlamaya başlarlar.
Oluşan kolektif bilincin, 2 bin yıl boyunca, Malezya ve Endonezya’ya kadar, kolonici olarak bütün Hint Okyanusu’na dağılmış ve oradaki kültürlerle bir arada yaşayan Hindileri de etkilemesi,kaçınılmazdı...
Hindistan, bugün Pakistan ve Bangladeş'in ayrılmasına rağmen, dünyanın üçüncü büyük Müslüman nüfusunu barındırmaktadır.
MS. 10. Yüzyıl’a kadar defalarca istila edilir, fakat bir süre sonra istilacılarını asimile eder.İslam dini ve Türklerle ise,durum farklı olacaktır.Bunlar,öncekiler gibi asimile olmazlar, kıtayı etkilerler, ancak ortak bir kültürde oluşturamazlar. Hindistan’ın İngilizlere yenik düşmesinin esas nedeni de, işte bu noktadadır...
Müslüman Araplar, daha 8. Yüzyıl’da, İndüs Vadisi’ne gelirler; ama Müslümanların bölgeye büyük ölçüde hâkim olmaları, 10 Yüryıl'da Gazneli Mahmut zamanındadır.
Hintliler, tıpkı Büyük İskender’e direndikleri gibi, bir süre savaşırlar; ama sonunda, Türklerin üstün savaş tekniklerine boyun eğerler. Ayrıca Hindular arasında hem birlik yoktur, hem de savaş sadece bir kasra ait geleneksel bir görevdir.
12. Yüzyıl sonunda, kuzeyden gelen bir başka istila dalgası, 1206’dan I526'ya kadar yaşayan Müslüman Delhi Sultanlığının kurulmasıyla sonuçlanır. Ancak bu yönetim, Timur’un 1398’de Delhi’yi ele geçirip yağmalamasından sonra zayıflar.
Asya topraklarında esen Timurlenk fırtınası, üç yıl sonra da Osmanlı’yı dağıtıp geçecek, keza Altınordu Hanlığı’nı da vurup Rusya’ya gelişme alanı açacaktır.
Timur, dolaylı da olsa, sayısız Türk devletine yıkım getirir. Ancak Hindistan’da kurulacak bir Türk yönetimi daha vardır: 1524’te sadece 12 bin kişilik bir ordunun başında (çeşitli kaynaklarda 15 ve 24 gibi rakamlar da vardır) Hindistan'a giren Babür iki yıl sonra Panipat Muharebesi’nde Delhi Sultanlığı’nı noktalar ve 18. Yüzyıl’a kadar sürecek olan hanedanının temelini atar.
Babür’ün torunu Ekber Şah (hük.1556-1605) Hindular ile Müslümanlar arasında yakınlaşma politikası izleyerek imparatorlumu büyütür. Hatta “Din-i İlahî' adım verdiği bir öğretiyle. İslâm ile Hinduizmi birleştirmeye çalışır.
Onun torunu Cihan Şah (huk. 1628-1658) ise, Tac Mahal, inci Camii ve Şah Cihanabad gibi büyük eserleriyle ünlü olmakla birlikte, bu büyük harcamalar için saldığı vergiler nedeniyle hoşnutsuzluk yaratır.
Onu izleyen Alamgir’in yönetimi (hük. 1658-1707), Hint-Türk imparatorluğumun son parlak dönemini oluşturur. Batılı kaynakların ‘Aurangzeb / Evrengzib' diye adlandırdığı Alamgir İslâm anlayışıyla, Hindulara karşı baskı uygulayınca, Dakka'daki Marataların, Pencap’taki Sihlerin ve Racastan’daki Rajputların isyanlarıyla karşılaşır.
Bu isyanlar bastırılır ama Alamgir’in ölümünden sonra Türk İmparatorluğu hızla dağılır.
1857’den 1859’a kadar süren büyük Hint Ayaklanması’nın sonuna kadar, Babür’ün torunları tahtta kalırlar; ama fiilen hiçbir güçleri yoktur. İngilizler bu dönemde Hindistan’ı adım adım fethederler.
Ancak Türk-İslâm kültürü Hindistan’da kalıcı izler bırakır. Hindistan’ın, Kurtuluş Savaşı’nın en karanlık günlerinde Ankara Hükümeti’ne gönderdiği büyük yardımlarda bu izlerin payı vardır.
Osmanlı ve Hindistan
Avrupalı güçlerin 16. Yüzyıl'da Hint Okyanusu’na çıkmaları, Osmanlı için, önemli bir dönemeç olur. Bu süreçte, Osmanlı, Doğu ticaretinden elde ettiği transit gelirini yitirir ve stratejik olarak da, doğudan kuşatılmış olur. Avrupalı güçler ayrıca İran ile doğrudan ilişki kurarak onları destekleme olanağına kavuşurlar. Ayıca sürekli Türk göçü gönderen Orta Asya hanlıkları ile Osmanlı'nın ilişkileri zayıflar. Bunu önlemek için, Osmanlı, Kızıldeniz donanmasına önem verip Hindistan Müslümanlarına yardıma gider: Piri Reis 1543'de Aden'i, 1552 de Maskat Kalesi'ni Portekizlilerden geri alır.Tamir gören gemilerini bırakıp Süveyş'e döndüğü için idam edilince yerine gönderilen Seydi Ali Reis, donanmayı geri yetirmeyi başaramaz. Portekizlilerle savaştıktan sonra Hindistan'a sürüklenir ( Şeydi Ali Reis'in donanması Portekiz filosu karşısında). Gacarat ve horasan üzerinden karayolu ile geri döner... Hint Okyanusu'nda mücadele için Süveyş'teki kütük tersane yetersiz kalınca, 1568'de Mısır Beylerbeyine gönderilen fermanda, Akdeniz ile Süveyş arasında bir kanal açılırması yolunda inceleme yapılması emredilir. Osmanlı doğunun stratejik önemine o derece vakıftır ki, 1570'te de, Don ile İdil (Volga) arasında bir kanal açılmasına başlanır; ancak kanalın üçte biri kazıldıktan sonra çalışmalar durur. 0 dönemde büyük güç sevkiyatı ancak su yolu ile yapılabildiğinden, bu kanalların gerçek leşememesi, Osmanlı'nın Asya Müslümanları ile stratejik ilişkilerinin kesilmesine neden olur...
18. Yüzyıl'ın sonlarında büyük Hint direnişçi ve reformcusu Tipu Sultan,İngilizlere karşı dört, büyük savaşa girer ve bu sırada, Osmanlı'dan yardım isterr. Ancak o sırada Rusya'ya karşı bir ölüm-kalım mücadelesi veren Bâbıâli'nin kolunu kıpırdatacak hali yoktur. Tipu Sultan savaşmayı bilen, reform ve modernleşme yolunda ilerleyen tek Hint hükümdarıdır; ama İngiliz diplomasisi ve entrikalarıyla başa çıkamaz ve son savaşında öldürülür.