Türk Havacılığının İlk Şehitleri

Konu sahibi son olarak 1557 gün önce görüldü
Çıktıkları yolda şehit olan havacıların isimleri, Türk milletinin gönlüne altın harflerle yazıldı.

oLnvlx.jpg

Türk tarihinin ilk pilot hava şehidi Deniz Çarkçı Yüzbaşı Mehmet Fethi, 1887 yılında İstanbul Ayazpaşa'da hayata gözlerini açtı. İlkokuldan sonra gittiği Çarkçı Ameliye Mektebi'nden mezun olduktan sonra teknisyen olarak çeşitli askeri fabrikalarda görev yaptı. Osmanlı'da başlatılan havacılık hamlesi kapsamında Temmuz 1912'de İngiltere'nin başkenti Londra'nın güneybatısındaki Brooklands'de bulunan havacılık okuluna gönderildi. Ekipte, "tayyare makinisti" eğitimi alan iki mühendis subaydan biri oldu.

Uçakların teknik bilgilerine de hakim olan Fethi Bey, Balkan Savaşı'nda cephede gösterdiği yararlılıklardan dolayı Ocak 1914'te Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi. Kasım 1913'te dönemin devlet adamları Cemal ve Talat Paşa'yı uçurarak, Türk havacılık tarihindeki ilk VIP uçuşu gerçekleştirdi. Aynı gün gazete muhabiri Osman Vehbi Bey'i de aynı uçakta uçurarak, Türk havacılık tarihinde ilk kez bir sivil ile basın mensubunun bir arada olduğu uçuşu tamamladı. Belkıs Şevket Hanım ile birlikte "Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti (Kadın Haklarını Koruma Derneği)" adına uçak alımı kapsamında bağış toplamak amacı ile uçaktan kampanya broşürlerini attı.

oLnWIh.jpg

Balkan Savaşları'nda alınan yenilginin acılarının hafifletilmesi, Osmanlı Devleti'nin batıdaki emsalleri gibi bilim ve teknolojinin insanoğluna sunduğu en son imkanları başarı ile kullanabildiğinin gösterilmesi amacıyla uçak seferine karar verildi. Devletin, idaresi altındaki toprakların her köşesiyle ilgilendiğinin, buralara ulaşabilecek güçte olduğunun ortaya konulması, Orta Doğu'da karışıklık yaratmaya çalışanlara karşı devletin gücünün hala yerinde olduğunun gösterilmesi amacıyla İstanbul'dan başlayarak, Osmanlı'nın Anadolu ve Orta Doğu'daki toprakları üzerinden Mısır'a kadar düzenlenecek bir hava seyahati önemliydi. Bu seferin resmi adı "İstanbul-İskenderiye Hava Seyahati" olarak belirlendi.

"Muavenet-i Milliye" isimli "Bleriot" uçağında 27 yaşındaki Yüzbaşı Mehmet Fethi Bey ile Rasıt (gözlemci) Üsteğmen Sadık Bey, "Prens Celalettin" isimli "Deperdussin" uçağında Pilot Teğmen Nuri Bey ile Rasıt Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey yer aldı. Osmanlı için çok önemli olan sefer, basın ve halkta da merak uyandırdı.

Uçaklar, 8 Şubat 1914'te, yağmurlu havaya rağmen İstanbul'da düzenlenen büyük törenin ardından teker teker havalandı. Fethi ve Sadık Beylerin yer aldığı uçak, İstanbul-Eskişehir-Afyonkarahisar-Konya-Tarsus-Halep-Humus-Beyrut-Şam rotasını takip ederek uçtu ve Şam'a başarıyla indi. Burada yoğun ilgiyle karşılaşan havacılar, bazı gazetecilere röportaj verdi. İki kahraman havacının yer aldığı uçak, 27 Şubat'ta Şam'dan Kudüs'e uçarken teknik nedenlerle Taberiye gölü yakınlarına düştü. Kahraman iki havacı, şehitlik mertebesine yükseldi.

İkinci uçakta yer alan Pilot Teğmen Nuri Bey ile Rasıt Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey, "Prens Celalettin" uçağıyla Humus'tan Şam'a ulaşarak arkadaşlarının cenaze namazına yetişti. Pilot Yüzbaşı Fethi Bey ile Üsteğmen Sadık Bey, büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze namazının ardından Emeviye Camisi'nde bulunan Selahattin Eyyubi Türbesi'nin yanındaki kabre defnedildi.

Peş peşe ikinci uçak kazası
Kazadan sonra sefere devam eden Pilot Teğmen Nuri Bey, 11 Mart'ta Yafa'dan kalkışı sırasında uçağının denize düşmesi sonucu boğularak şehit oldu. Yanında bulunan Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey ise kazadan sağ kurtuldu. Pilot Teğmen Nuri Bey, havacı arkadaşları gibi Selahattin Eyyubi Türbesi'nin yanında bulunan kabre gömüldü. Türk havacılarının ilk hava posta hizmeti merhum Nuri Bey tarafından bu sefer sırasında verilmişti.

Yarım kalan seferi tamamlamak üzere Pilot Yüzbaşı Salim Bey ve Rasıt Yüzbaşı Kemal Bey görevlendirildi. Yapılan yardımlardan dolayı "Edremit" ismi verilen, yeni satın alınan "Bleriot" uçağı önce bir gemi ile Beyrut'a gönderildi. Sefere başlayan uçak, 1 Mayıs'ta Beyrut'tan hareketle Kudüs-El Ariş-Port Said-Tel El Kebir-Kahire-Sakkara-Maadi El Habiri-Kahire-Tanta-İskenderiye rotasıyla 15 Mayıs'ta İskenderiye'ye ulaştı. Havacılar, Mısır'da ilgiyle karşılanırken sefer anısına kartpostal basıldı.

Yüzbaşı Mehmet Fethi Bey ile sefer arkadaşlarının şehit olması Anadolu'da da büyük mateme sebep oldu. Vefat nedeniyle Muğla'nın Meğri kasabasının ismi 1934'te "Fethiye" olarak değiştirildi. Mehmet Fethi anısına 1940'lı yıllarda bir büst anıt da yapıldı. Ayrıca, 2004'te Fethiye'de açılan yeni anıtta birçok şairin onun için yazdığı şiirler de yer aldı.

Türk şairi Behçet Kemal Çağlar, merhum pilot için "Aslan uçtu diye söylenir methi/ Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi/ Kahrolur darbenle elbet her zaman/ Olursa bakış yan ve maksat eğri/ Bak, Fethiye oldu sayende Meğri/ Kartalım, gölgende hürdür bu vatan." dizelerini kaleme aldı.

Sebilci Hafız Hüseyin Efendi tarafından da "Tayyareci Fethi" isimli bir şarkı yazıldı. Şarkıda "Ağla annem, ağlamanın yeridir. Tayyareden düşen oğlun Fethi'dir." mısraları ölümünün halk üzerindeki etkisini göstermesi açısından önem taşır.

Türk pilotlarının çıktıkları 2 bin 250 kilometrelik "İstanbul-İskenderiye Hava Seyahati", 2001'de Altın Kanatlar Projesi'yle yeniden gündeme geldi. TRT ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın iş birliğinde yapılan projede o dönem kullanılan uçakların benzerleriyle tarihi sefer tekrarlandı. Üç bölümlük belgesel halinde yayınlanan seferde, 15 Mayıs 2001'de İstanbul'da düzenlenen törenle yola çıkan uçaklar, eski rotaya mümkün olduğunca sadık kalarak, İskenderiye'ye ulaştı.

Türk havacılık tarihinin ilk şehitleri Fethi, Sadık ve Nuri Beylerin anısına yapılan anıt, İstanbul'un Fatih ilçesinde eski belediye binası önündeki parka konuldu. Mimar Vedat Tek'in tasarladığı, 10 Ağustos 1914'te açılan, yaklaşık 7,5 metrelik beyaz mermer ve bronzdan oluşan anıtta kırık sütun kullanıldı. Bununla bir ülkü uğruna girişilen seferin tamamlanamamış olması sembolize edildi. Ayrıca ilk kazanın yaşandığı noktada 1914'te bir anıtın açıldığı biliniyor. Söz konusu anıt, 2000'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Havacılık Tarihi Öğretim Görevlisi Bülent Yılmazer'in girişimleriyle yeniden Türkiye'nin gündemine sunuldu.

18 yaşında şehit oldu
İlk hava şehidi Türk kadını olarak tanınan "Eribe Kartal Hürkuş", 30 Ekim 1918'de İstanbul'da doğdu. Türk havacılık tarihinin önemli isimlerinden Vecihi Hürkuş'un yeğeni olan Eribe, babası Binbaşı Bedrettin Bey'in şehit olmasının ardından çocukluğunun önemli bir kısmını dayısının yanında geçirdi.

Erken yaşlarda havacılıkla tanışan Eribe, Kadıköy'deki Vecihi Sivil Tayyare Okulu'na gitti. Henüz 16 yaşındayken pilotluğu öğrendi. Dayısının Ankara'daki Türkkuşu'nda göreve başlamasıyla havacılık tutkusunu başkentte devam ettirdi. Paraşütle atlama konusunda eğitimler aldı. 24 Ekim 1936 günü Cumhuriyet Bayramı törenleri öncesindeki ilk denemesini başarıyla tamamladı. 29 Ekim'de Hipodrom'daki son deneme atlayışı için "Caudron 59" uçağıyla yükseğe çıktı. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından Hipodrom alanına atladığı sırada Eribe'nin paraşütü açılmadı. Yaklaşık 600 metreden düşerek ağır yaralanan Eribe'nin yardımına dayısı ile çevredekiler koştu. İlk müdahalenin ardından kaldırıldığı hastanede henüz 18 yaşında hayatını kaybeden Eribe Kartal Hürkuş, hava şehidi ilk Türk kadını olarak kayıtlara geçti.

Vefatının ardından başta dönemin Başbakanı İsmet İnönü olmak üzere birçok devlet adamı taziyelerini bildirdi, edebiyatçılar tarafından hakkında yazılar kaleme alındı.

"Görevin devletin bekası için taşıdığı önemin farkındaydılar"
ODTÜ Havacılık Tarihi Öğretim Görevlisi Yılmazer:
İstanbul ile Kahire arasındaki tarihi uçuşun Enver Paşa'nın talebiyle yapıldığını, ancak dönemin teknolojik koşullarının uçuş için yetersiz olduğunu belirtti.
"Uçakta bulunan Fethi ve Sadık Beyler tam bir ülkü insanıydı." diyen Yılmazer, Balkan Savaşları'nda yaptıkları görevlerde bunun açıkça görüldüğünü belirtti.

Yılmazer, şehit havacılar için göreve çıkarken şan ve şöhretin pek önemli olmadığının altını çizerek, şunları anlattı:
"Fethi ile Sadık Beyler, üstlendikleri görevin devletin bekası için taşıdığı önemin farkındaydı. Kendilerine verilen görevin altında İsmail Enver'in (Paşa) şahsi çıkarının olduğunun farkında olacak kadar da akıllılar fakat görev bilinçleri muhtemel ölüm tehlikesinin önünde yer alıyordu. Fethi ve Sadık ekibi çok uyumlu ve titizdi. Uçuşun her aşamasında dikkatli ve akılcı davranıyorlardı. Tek eksikleri uçaklarının yapısal kusurunun ölümcül seviyede olduğunu bilmemeleriydi. Zaten o sırada Osmanlı'da kimse bunu bilmiyor. Titiz ve akılcı davranma konusunda düşen ikinci uçaktaki Nuri Bey için aynı şeyi söyleyemeyiz. Şehit düşmesinin sebebi, çağdaş tabirle uçuş disiplini ihlali yani pilotaj hatası."

"Kaza sebebi pilotaj hatası değil"
"Muavenet-i Milliyye" uçağının özellikleri ile Mehmet Fethi'nin pilotluktaki tecrübesi hakkında bilgisi olmayan kişilerin asılsız söylemleri nedeniyle kazanın asıl sebebinin yakın bir zamana kadar bilinemediğini aktaran Yılmazer, arşivinde bulunan Türk havacılık tarihindeki ilk kaza kırım raporundan ise şöyle bahsetti:

"Görgü tanıklarının ifadelerinin yanı sıra kaza kırım raporunda yer alan bilgilerin ve fotoğrafların Avrupa'da meydana gelmiş diğer 'Bleriot XI' kazalarına ait bilgiler ve fotoğraflarla karşılaştırılması bu kazanın gerçek nedenini açıkça ortaya koymaktadır. Kazanın gerçek sebebi uçağın tasarımındaki yapısal kusurdur. O yıllarda uçak kanadı üzerine etki eden aerodinamik yükler konusunda bilimsel bilgi birikimi yoktu. Avrupa'da söz konusu uçağın kanat kirişinin kırılması nedeniyle düştüğü görülmüştü ama kanat kirişinin kırılma nedeni bilinmiyordu. Uçuş sırasında kanat üzerine binen aerodinamik yüklerden oluşan pozitif ve negatif kuvvetler, kanadı taşıyan gergi tellerini ve kanadın ana kirişini yormaktaydı. Bu nedenle uçağın kanat kirişi kırılmakta ve ölümcül kazalar meydana gelmekteydi. Kazanın sebebi pilotaj hatası ve donanım yetersizliği de değildi. Avrupa'da Bleriot XI uçaklarının kanat kirişi kalınlaştırılmasına rağmen kırılarak düşme olayı devam ediyordu. O dönemde kimse malzeme yorulmasının sebep olduğu kırılma olayını tam olarak anlayacak ve açıklayacak, buna karşı önlem alacak donanıma sahip değildi."

Yılmazer, Kazalar nedeniyle yarım kalan uçuşu sürdüren Pilot Yüzbaşı Salim ve Rasıt Yüzbaşı Kemal'in Anadolu’da önceki iki ekipten oldukça farklı bir rota izlediğini kaydetti.
"Ertuğrul" isimli "Bleriot XI" uçağının Çanakkale üzerinden İzmir'e doğru uçuşunda teknik bir sorun nedeniyle Edremit yakınlarında düştüğünü anımsatan Yılmazer, şu görüşleri dile getirdi:

"Anadolu halkının, başlarındaki insanların ihtiraslarından bihaber, vatanperver duygularla hareketi neticesinde yeni bir uçağın finansmanını sağlayacak kadar bağış toplanınca seyahatin öyle veya böyle tamamlanması artık kişisel prestijin önüne geçiyor. Seyahatin tamamlanması için riski en aza indirmek amacıyla bir gerekçe uyduruluyor. Önceki ekipler Beyrut'a kadar uçuşu başarı ile tamamladıklarına göre hava seyahatine Beyrut'tan itibaren devam edilebilirdi. Bu nedenle; Edremit uçağı gemi ile Beyrut'a ulaştırılıyor ve Salim-Kemal ekibinin hava seyahati buradan başlayarak sonuçlandırılıyor."


İzzet Taşkıran
 
ŞEHİT PİLOT FETHİ BEY ANITI

oLJKFs.jpg

İnsanlık tarihinin yeni ve önemli bir sayfasını oluşturan havacılığın makinalaşma ve uçak üretimine geçildiği dönemlerinde her ülkede olduğu gibi Türkiye' de de bu konuya karşı büyük bir ilgi oluşmuştur. Havacılık sektörünün ve uçak sanayiinin hızlı gelişiminin yanında uçağın etkin bir savaş aracı olarak dünya ordularında yer alması, Türk ordusunun da bu önemli ve güçlü silahı elde etmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu amaçla; uçak alınmasına ve bu uçağı kullanabilecek personel yetiştirilmesine karar verilmişti.

Dönemin Harbiye ve Bahriye Nezâretlerinin yani bugünkü anlamda Milli Savunma Bakanlığı ile Deniz Kuvvetlerinin yayınlamış olduğu bildirilerle yaptığı havacılığa davet bildirisi bir çok gönüllü ve istekli gencin katılımını sağlamıştır. Bu çağrıya gönüllü olarak koşanlardan birisi de Mehmet Fethi Bey' dir. Havacılığın temellerinin atılması için eğitim amacıyla ilk etapta Avrupa' ya gönüllülerden seçilerek gönderilenler olmuştur. Fethi Bey' de Deniz Kuvvetlerinin Makina sınıfından havacı olması amacıyla seçilen ve Avrupa' ya eğitime gönderilen ilk grup havacılarındandır.

Mehmet Fethi Bey, Milâdi 1887 (Rûmî 1303) yılında Ayazpaşa/İSTANBUL’ da doğdu. İlkokulu Firuzağa İlkokulu’nda, orta tahsilini ise Salıpazarı Fevziye Ortaokulu’nda yaptıktan sonra 1901 yılında Deniz Çarkçı Lisesi’ne girmiştir. Buradan 1908 yılında mezun olan Mehmet Fethi Bey, Çarkçı Üsteğmen rütbesiyle fabrikaya tayin edilmiştir.

1910 yılında Hamidiye Kruvazöründe motor çarkçısı olarak görevlendirilmiş, ardından 1911 yılında silah tamir fabrikasına atanmıştır. Burada yaklaşık bir yıl görev yaptıktan sonra uçak makinisti olarak yetiştirilmek üzere 3 Temmuz 1912 tarihinde İngiltere’ye eğitime gönderilmiştir. Ancak uçuculuk konusunda büyük bir yeteneğe sahip olduğunun anlaşılması üzerine Üsteğmen Mehmet Fethi Bey, makinist eğitimi yerine pilotaj eğitimine alınmıştır. Eğitim gördüğü sıralarda Balkan Savaşı’ nın çıkması nedeniyle pilotaj eğitimini tamamlayamadan yurda dönmüş ve Fen Kıt’aları Genel Müfettişliği’nde (Kıtâat-ı Fenniye Müfettiş-i Umûmîliği) pilot olarak görevlendirilmiştir.

Balkan Savaşı’nda gösterdiği başarılar nedeniyle gümüş liyâkat madalyası ile ödüllendirilen Mehmet Fethi Bey, aynı zamanda Türk Hava Kuvvetleri tarihinde ilk savaş görevi alan sekiz Türk pilotundan birisidir. Yine Türk Hava Kuvvetleri tarihinde (Şubat 1913) ilk gece uçuşunun yapılması, yine uçaklarda ilk bombanın kullanılması ve düşman hatları üzerinde havadan ilk defa (Bulgar hatları üzerine) bombanın atılması da 1913 yılında Balkan Savaşları sırasında Üsteğmen Fethi Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.

14 Kasım 1913 tarihinde Hava Kuvvetlerinde ilk kol uçuş görevi gerçekleştirilmiş, uçuşu gerçekleştiren Yüzbaşı Fesa (EVRENSEV) liderliğindeki uçuş ekibinde Üsteğmen Fethi Bey’ de görev almıştır.

Mehmet Fethi Bey, 9 Ocak 1914 tarihinde Yüzbaşı rütbesine terfi etmiş ve aynı yıl Hava Kuvvetleri personeli arasından seçilerek oluşturulan ve iki uçuş ekibi tarafından gerçekleştirilmesi planlanan “İstanbul-Kahire” uçuşunun “1 nci Uçuş Ekibi” nde pilot olarak görevlendirilmiştir.

oLJN9n.jpg

İlk müslüman uçan kadın Şevket Hanım, Fethi beyle uçmadan önce....
Türk Havacılık Tarihi’nde “İstanbul-Kahire Hava Seyahati” veya “İstanbul-Kahire Uçuşu” olarak yer alan bu uçuş, 8 Şubat 1914 günü her iki uçuş ekibinin Yeşilköy/İSTANBUL’ dan havalanmalarıyla başlamıştır. “Muavenet-i Milliye” adını taşıyan Bleriot-11B tipindeki çift kişilik keşif uçağı ile uçuşa devam eden Pilot Yüzbaşı Mehmet Fethi Bey ve Râsıd Yüzbaşı Sadık Bey (1 nci Uçuş Ekibi) uçuşun beşinci etabında 11 Şubat 1914 günü 4000 metre irtifadan Toros Dağlarını aşarak Türk Hava Kuvvetlerinin ilk yüksek irtifa rekorunu elde etmişlerdir.

Yüzbaşı Fethi Bey ve Yüzbaşı Sadık Bey, onuncu etap olan Şam-Kudüs hattına kadar uçuşu başarıyla devam ettirmişler, ancak uçuşun onuncu etabını gerçekleştirmek üzere 27 Şubat 1914 günü Şam’ dan havalandıktan kısa bir süre sonra Taberiye Gölü civarında Küfrühar Kayalıkları üzerinde uçak düşmüş, Yüzbaşı Fethi Bey ile Yüzbaşı Sadık Bey şehit olmuşlardır. Türk Hava Kuvvetlerinin ilk hava şehitleri olan Yüzbaşı Fethi Bey ve Yüzbaşı Sadık Bey’ in cenazeleri Şam’ a getirilmiş ve Emeviye Camisinde bulunan Selahaddin-i Eyyûbî Türbesinin yanına gömülmüşlerdir.

Bu iki kahraman havacının şehit olduğu Taberiye Gölü doğusunda “Ayn Gev” yakınında bir anıt yaptırılmıştır. Anılan anıtın üzerinde şu ifadeler yer almaktadır;

El Fatiha… Osmanlı Ordusunun ilâ-i mîsâli (şanını yüceltme) için Mısır’ a gitmek üzere İstanbul’dan teyrân ederek (uçarak) tesâdüf eylediği muhalefet-i havadan dolayı bu noktada sukût eden (düşen) Muavenet-i Milliye tayyaresinin süvarileri Şehit fedâkar Yüzbaşı Fethi ve Mülâzım-ı Evvel Sadık Bey’lerin ruhuna…

Yine bu uçuşun kahramanlarının anısına 1914 yılında İstanbul’un Fatih semtinde bir anıt inşasına başlanmış ve söz konusu anıt 1916 yılında bitirilmiştir.

Hava Kuvvetlerine pilot olarak katıldığı 1912 yılından şehit olduğu güne (27 Şubat 1914) kadar vatanı için üstün hizmetlerde bulunan ve uçuşla ilgili bir çok ilk’ i gerçekleştiren Fethi Bey’in anısına, 1914 yılına kadar Muğla’nın “Megri” (Makri) adıyla anılan ilçesinin isminin “Fethiye” olarak değiştirilmesidir. Fethiyeliler ilçelerine Fethi Bey’in büstünü dikmişlerdir. Şair Behçet Kemal ÇAĞLAR’ın O’nun için yazmış olduğu dörtlük büstün kaidesinde yer almaktadır.

oLJsUA.jpg


Arslan uçtu diye söylenir methi
Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi
Bak “Fethiye” oldu sayende Megri
Arslanım, gölgende hürdür vatan.​

vizyon21y
 
Müsait animda bunları mutlaka okuyacam :)
 
oLQFHA.jpg

Sadık Bey, İsmail Hakkı Bey, Fethi Bey ve Nuri Bey.
Arkalarında Blériot XI/B uçağı

oLQ83U.jpg

Bleriot Uçağına Benzin İkmali

oLQ3go.jpg

İlk Hava Şehitlerimizin Selahaddin Eyyubi Camisi'ndeki Mezarları
Şam-Suriye
 
“ Gökten ırak olanlar, gönülden ırak değildir. ”
Behçet Kemal Çağlar

oLrLr8.jpg


KÜTAHYA’ NIN İLK ŞEHİT KARTALI
HAVA RASIT ÜSTEĞMEN İBRAHİM ETHEM


1919–1920 yılları arasında 2. sınıf Erzurum uçak istasyonu 7. bölük personelinden biriside Kütahyalı Rasıt Üsteğmen İbrahim Ethem beydir. 1919 yılında Erzurum’dan Erzincan uçak istasyonu 9. Bölük komutan vekilliğine atanan topçu Rasıt Üsteğmen İbrahim Ethem Bey yeni tertiplenmeler nedeniyle Erzincan’a gidememiştir. Bu düzenlemeler sonucunda Temmuz 1920 de Konya uçak istasyonu Rasıt şubesinde görev yapmaya başlamıştır.

27 Eylül - 4 Ekim 1920 tarihleri arasında Konya yöresinden toplanan gericiler Konya 1. Bozkır isyanını başlatmışlar ve 3 Ekim 1920 günü Konya uçak istasyonunu basmışlardır. Birliği kuşatan 100 kadar asiye 7 subay teknisyen ve 25 er karşı koymuştur. Az personele sahip istasyon asilerle çatışmaya girmiş bu esnada 1. Dünya savaşına katılmış Üsteğmen İbrahim Ethem bey şehit olmuştur. İstasyon komutan vekili Rasıt Yüzbaşı İsmail Hakkı ve bazı arkadaşları çemberi yarıp kaçabildilerse de bir kısım subay ve er esir düşmüştü. İsyancılar istasyonu işgal ederek malzeme depolarında işlerine yarayan malzemeleri almışlardır. Milli kuvvetlerin gelişi ile isyancılar Karaman bölgesine kaçarlar. Bu isyandan sonra Konya Uçak istasyonu Eskişehir’e taşınır, kalan malzeme deposu da 1920 yılı sonunda Eskişehir’e nakledilir.1 Şubat 1921’ de Konya uçak istasyonu Komutanlığı lağvı edilir. Kalan tamirhane kısmı Hava kuvvetleri müdürlüğü emrinde görevine devam eder.

Uşakta Temmuz 1920 de üç uçaktan kurulan ve yüzbaşı Fazıl’ın isteği ile ayaklarında bomba taşıyan kartal resmi çizilen bu uçaklardan oluşan birliğe “Kartal Müfrezesi “ adı verilmiştir. Bu birlik amblem kullanan ilk uçuş birliğimiz olmuştur. 30 Haziran 1921’de 1. uçak bölüğünün teçhizat malzeme akaryakıt ve personeli ile bir av ve keşif uçağı Kütahya’ ya gönderildi. Kütahya-Eskişehir muharebeleri sonucunda Sakarya gerisine çekinilmesi üzerine 16 Temmuz 1921’ de bu malzeler ve uçak Eskişehir ve Polatlı daha sonra’ da Konya’ ya gönderildi.

Kurtuluş Savaşında yaşanan büyük zorluklar nedeniyle 16 Şubat 1925 de Atatürk’ ün direktifleriyle Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu.30 Ağustos 1924 yılı kutlama törenlerinde dört uçak Dumlupınar üzerinde uçarak şehitlik üzerine havadan çelenk bırakmışlardır. Mayıs 1926 da açılan kampanya ile toplanan paraların boşa gitmediğini göstermek için bağışta bulunan kasaba ve şehirlerimizin isimleri alınan uçaklara verildi. 1926-1935 yılları arasında halktan toplanan 50 milyon Türk Lirası bağış ile 250 uçak satın alınmıştı.Bu kampanyaya 1930 yılında Çorum İskilip Köyleri de katılarak bir uçak satın almıştır. Bu kampanyaya Kütahya Merkez, Gediz, Tavşanlı ve Simav ilçeleri de katılmış isimleri birer uçağa verilmiştir.Simav uçağı 1937 Dersim harekatında düşmüştür.

3 Mayıs 1935’te Türk Kuşu kurulmuş ve 24 Mayıs 1935 de Türk Tayyare Cemiyeti, Türk Hava Kurumu ismini almıştır. Pilot Binbaşı Fazıl’ın şehit olduğu 27 Ocakta yapılan hava şehitleri anma törenleri ocak ayında havaların soğukluğu nedeniyle 1935 yılı Türk Hava Kurumu kurultayında ençok uçak bağışlayan İzmir ilimizin işgal günü olan 15 Mayıs gününün Hava şehitleri günü olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. Günümüzde yapılan düzenleme ile 15 Mayıs günü tüm şehitlerimiz anılmaktadır.


oLrNhj.jpg

tayyarecicom
 
Geri