Türk hat sanatında gelişmeler;

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Bunları Biliyor musunuz? Arşiv
Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
TÜRK HAT SANATINDA GELİŞMELER;

Yazi tarihini son devrin bu konuda en büyük bilginlerinden İbnü’I-Emin Mahmud Kemal inal’in “Kemalü’l-Hattatin” adını verdiği “Son Hattatlar ından şöyle özetleyebiliriz :
insanlığın tarihi kadar eski olan yazı, yüzyıllarca çok yavaş bir ölçüde gelişmiştir.
Önceleri İslam aleminde küfi yazı kullanılıyordu. ibn-i Mukle ve kardeşi Hasan ve İbnü’l Bevvab, daha sonra da Amasya’lı Yakuti Musta’sımi sülüs ve nesih yazıyı geliştirmeye ve güzelleştirmeye calışmışlardır.
Zamanla ve sırayla sülüs, celi, nesih ve talik, daha sonra da divani siyakat, rika’, reyhani, rık’a ve öbür yazi türleri bulunmuştur.
Her yazi türü kullanıIdıkları yere ve işe uygun kurala bağlanmıştır. Sülüs ve talikle celileri binaların kitabelerinde ve levhalarda, mezar taşlarında, nesih ve nestalik Kur’an-i Kerim, en’am ve kitaplarda ve bunlara benzeyen eser-lerde; divani yazı fermanlar, beratlar, rüuslar ve menşurlarda ve siyakat yazısı, kolay okunan ve çok güç taklid edilen bir tür olduğu için, Kuyüdu Hakaniyye, yani devlet kayıtlarında ve maliye işlerinde, görev sahiplerine verilen timar ve zeamet, maaş, berat ve fermanlarının kayıt işlemlerinde önceleri kullanılmiş, sonra bırakılmıştır.
Rik’a sür’atle yazılabildiği için iyi bir buluş olarak devlet dairelerinde, resmi işlerde ve her yerde herkes tarafından uygulanmış, talik yazı ise son devirlere kadar meşihat dairesinde ve edebi eserlerde şiirle ilgili notlar ve yayınlarda kullanılmıştır.
Böylece her hattın kendine özgü bir kullanılma yeri vardır.
Bütün yazıyla ugraşanlann ve ilgilenenlerin kabul ettikleri bir gerçek vardır: Türkler bu yazıyı aldıktan sonra ona kendi zevk inceliklerinden öyle şeyler katmişlar ve öyle gelistirmişlerdir ki, özellikle en çok kullanılan sülüs. nesih ve celi yazilann gelismeşinde, bütün islam ulkeleri ve ulusları içerisinde üstün bir yere erişmişler, İslam bilim ve uygarligina en yÜce, en degerli eserlerin kazandinlmasi hiZmetini baŞarmislardir.
ibnu’l Emin Mahmud Kemal lna| diyor ki, “Turkler, zevk-i selim erbabını hayran ve sitayişhan edecek derecede zarif, latif, metin, dilnişin, nefis, nazar rüba yazilar yazmislardir ki Arap, Acem ve diger musluman milletler arasinda ortaya gikan hattatlar hicbir devirde bu mertebeye yaklasamamislardir.”
Talik yazi, eski İran’da kullanilan ve “Pehlevİ hattI” denilen yazi türünün duzeltilmesi ve gelistirilmesiyie ortaya çikmişir. Tebriz’li Mir Ali bu yaziyi ortaya Qikaran kisi olarak ünyapmiştır Sonra “imad” bu yazi türünün daha da geliştirerek kendisine “yazinin diregi” denilmesini saglayacak bir düzeye ulaşmiş, büyük bir hizmette bulunmuştur. Eskiler talik’i bir “dilber-i bürehne”ye yani giysisi olmayan bir güzele benzetirler. çıplak güzelligiyle ayrı bir yeri olan bu dilber yaziyi ortaya çiktigi iran’daki guzelliginde yazan Türkler arasinda da nice hattatlar unutulmayacak özellikte ve guzellikte yazilar birakmışlardir. Sonradan Şeyhu’l-islam olan Veliyyu’d-din Efendi’ye “imad-i Rum” lakabi takil-miştir.
Eski çaglarda, islam aleminde resime ilgi gösterilmedigi için yazi, güzel sanatlann en onemlisi sayilmis, gelistirilmesi igin büyük himmet ve çaba harcanmiştir. Halki da özendir-mek amaciyla Türk hükümdarlanndan, sehzadelerinden, özellikle Osmanlı padisahlanndan, devlet ve billm adamlarmdan pek çogu güzel yazi ögrenmiş ve nefis yazi ornekleri birakmislardir. Camilerimiz, kütüphanelerimiz ve muzelerimiz bu guzel yazilarla doludur.
Halkın kültürlü kesimi “husn-i hat” (guzel yazi)ta pek cok ilgi göstermişler, hemen her evde dini, edebi, felsefi güzel sözler, ögutler, şiir-ler odaları, salonları, duvarları süsler hale gelmiş, zevk sahibi kimseler bunları tezhib ve yaldızlarla da süsleterek bir kat daha degerli hale getirip gönüllere hitab eden, gözleri isiklandiran yazi ve tezhip sanati harikalarının dogmasinı saglamişlardir. 0 donemlerde yaznın gelismesi, yayilması ve ragbet görmesi dolayisiyle büyük bir çogunluk, hattatlıkta ve bu eserleri tezhib ederek miizehhiblikle, kagitçılık, kagıt aherciligi, ebruculuk, murekkepcilikle, yazi ile ilgili hokka, divit, kubur kalemdan, kalemtraş, kağit makası, makta, yazı altlıgı, cilbent, kamışkalem gibi şeylerle geçimini sağlar olmustur. Basimevlerinin çoğalmasi ise el yazışma ihtiyacin azalmasina, dolayisi ile güzel yazının sadece zevk sahiplerinin ragbetine kalmasına, yazi ile hattatlıkla geçinenlerin gittikçe azalmasina yol aç-miştir.
Bu san’atimiz şimdilerde zevk sahipleri ve bazi resmi kuruluşlarımızca yurutulmeye çalışilmaktadir.
ikiden fazla noktanin yanyana gelmesinden “hat” meydana çikmaktadir. Hat, sözluklerde “çizgi” anlamına gelmekte, çizgiler şekillenerek yaziyi meydana getirmektedir. Yaznin ilk olarak nereden çiktigi konusu bilinmemektedir. Ancak, yazi elin dili’dir. “Hilkat-i beşer”le yani insanin yaratilişi ile çağdaş sayilacak kadar eski bir geçmişe sahiptir, denilmektedir.
En eski yazi türleri eski Misir’ın hiyeroglif yazisi. “hatt-i mihi” denilen çivi yazısı, eski Fenikeli’lerin yazisi. Eti ve Uygur’ların yaziları Çin, Latin ve Arap yaziları gibi yazilardir. Arap yazisi, İslamiyetin yayilmasi ile bütün Arap kavimleri, Türkler. İranlilarca kabullenilip islam yazisi haline getirilmiş ve geliştirilmiştir. Fakat bu gelişme yüzyillarca süren büyük çabalarla ve çok yavaş bir bicimde olmuştur.
Kuran-ı Kerim’de (cuz : 29) “Kalem Sure-si”nin birinci ayetinde “Nun ve kalem ve ehl-i kalemin satira dizdikleri ve dizecekleri hakkı için” diye, kalem ve yaziya Allah’ın yemini vardir. Bu bakimdan ve Hakkin kelamini insanlara ulaştiran araç oluşundan, İslam’da yazi büyük bir öneme, saygınlıga sahiptir. Kur’an-ı Ke-rim’in nazil olusundan sonra onun yayılması için yazının ilkel şeklinden çıktıgı, gittikçe daha geniş alanlara yayildiği, daha san’atli biçimler aldıgı görülmektedir. İslam’da bilgiye, ilk İslamı buyruk olan “Oku” Tanrı buyruğu nedeniyle okumaya verilen önem pek buyuktur. Onun için büyük İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed, “bilginlerin harcadikları mürekkeple, şehitlerin kanlari tartıldı, mürekkep ağir geldi” ifadesiyle İs-lamiyetin bilgiye verdigi önemi, en büyük rutbelerden olan “sehadet”in üstünde göstermektedir. Ayrica “ilim rutbesi butün rutbelerin üstündedir.” buyurarak bilginin degerini tam an-lamiyla ortaya koymaktadir. Böylece de bilimin, okumanin araci olan yazi, büyük bir önem kazanmiş bulunmaktadir. “Yazilmayan hersey yok olmaya mahkumdur.” (Kulli ‘ilmin leyse fil kirtasi dae.) sözu bir atasözü olmuştur. Bir bilgin “insanlann akılları kalemlerinin ucundadir. Ezberlenen bir gün bellekten silinir gider; yazilansa kalır.” diyerek yazmak gerektigini, bilginin sonsuzlugunu yazi ile saglayabilecegimizi belirtmektedir. Kutsal kitapların, özellikle Kur’an-ı Kerim’in. dine çağrı mektuplarının, islamı kurallarin her tarafa duyurulmasi, yayilmasi ancak yazının guzelligiyle, rahat okunabilir bir hale gelmesiyle saglanabilecektir, Bu bakımdan “Vahiy” katiplerinden sonra islam halifeleri bile bu konuya egilmek zorunlugunu duymuşlardır.
Hazret-i Osman’ın, Hazret-i Ali’nin Küfi el yaziları ile ve deri üzerine yazilmiş Kur’an-ı Ke-rim nushalarının çogaltıldığını, müzeler ve kütüphanelerde günümüze kadar gelen “ba hatt-i Osman ibn-i Affan Radiyallahu Anhü” (Affan’ın oglu Osman hatti ile, Allah ondan razı olsun.). “ba hatt-i Ali Kerremallahu veche” (Hz. Ali hatti ile, Allah onun yüzünü nurlandırsın.) diye kayıtlı Kur’an nushalarından ögrenmekteyiz.
Kur’anın en eski nushalarından çoğu, İstanbul muze ve kütüphanelerindedir. Topkapi Sarayi’nda “mübarek emanetler” bölümünde, bulunan niüshanın en eski Kufi yaziya örnek oldugu bilinmektedir. Ayrıca çesitli koleksiyonlardaki sayfalar halinde bulunan deri üzerine Kufi hat-la yazilmis Kur’an-ı Kerim’den bölumler, kutsal oluşu nedeniyle armağan olarak çeşitli islam büyüklerine dağıtılmış. sonra ayn ayrı yerlerden koleksiyonlara derlenmiş kutsal emanetlerdendir. Türk ve islam Eserleri Muzesi’nde, Süleymaniye Kütüphanesi koleksiyonlarında ve yurdumuzda eskiden kültür merkezligi yapmiş illerimizdeki koleksiyonlarda bu kutsal emanetlere rastlanmaktadir.
Hat san’atinin beşigi olan Amasya’da büyük din adamlarımıza sunulmus Kur’an-ı Kerim’den bölümler, cüzler vardır. Celebi Sultan Mehmed’in hocası Pir Şücaeddin ilyas-ı Halveti’ye sundugu ve Hazret-i Osman hattı oldugu sonunda kayıtlı küfi hatla ve bütün Lafza-i Celal (Allah isimleri) in altında yazılmış oldugunu gördügiümüz “Sad” suresinden nihaye-te kadar olan Kur’an-ı Kerim’in sonunda “bunu yazmakla Osman ibn-i Affan Allah’a yakin oldu. Allah onu mağfiret buyursun” diye bir kayit bu-lunmaktadir.
Ayrica ilhanlı’lardan Hüdabende Muhammed adına yazılmıs Kur’an-ı Kerim cüzü ile Selçuklu cüzü, Kur’an yazısında islamiyetin ilk devirlerde bile nekadar güzel yazilmiş eserlere sahip oldugunu göstermektedir.
ilk devirlerin Makili yazisi pek uzun zaman devam etmemiş. köşeli çizgilerden oluşan bu hat, yerini bazı yerleri daha yuvarlak kısımlardan ve yazma kolaylıgı biraz daha fazla olan. Küfe’den ortaya çıktıği için de “Hatt-ı kufi” denilen yazıya bırakmıştır. Buna ümmü’l hutüt (yazıların anası) denilir. Öbur yazı türleri ise bundan çıkmıştır ve uzak yakin bununla ilgilidir de-nilmektedir. Kutsal kitaplar, genel olarak deri uzerine veya çeşitli yapraklann kağit gibi bir hale getirildiği yüzeylere bu yazı türüyle yazilmiştir. Sonra tarih, Abbasiler’in yazıyı daha okunabilir, daha kolay yazilabilir bir biçime getirme cabalarına tanik olmaktadir. Vezir ibn-i Muk-le. kufi’den sülüs ve neshe geçme dönemini başlatmıştır. Sonra ibn-i Hilal veya ibnu’l-Bevvab denilen ünlü kişi bu gelişmeyi sağlamiş, artik onun zamanında yazi estetik güzellik yoluna girmiştir. Yazdigi nefis Kur’an-ı Kerim Dublin’de Chester Betty Kütüphanesindedir.
Amasya’dan yetişerek bilgisi ve yazidaki üstün yeteneğiyle Halife’nin dikkatini çeken ve onun yakınlarından olabilen Yakutü’l-Musta’sımi uzun ömrunde yazıda devrim yapmiş. bir hat ekolu başlatmıştır.
“Aklam-ı sitte” veya “şes kalem” (altı çeşit yazı) sitilini başarı ile uygulayan Yakut’un yazdıgı yazılar, Kur’anlar agırlıgınca altın ve yakut değerindedir.
Aklam-ı sitte; sülüs, nesih, muhakkak, reyhani. tevkii, rıkaa diye kaydedilmekte, hatla ilgili diğer bazi eserlerde. tevki yerine ta’lik alınarak kaydedilmiş, bulunmaktadir.Yakut’un yetiştirmiş oldugu hat san’atkarları onun meydana getirdigi bu yeni gelişmiş yazı bicimini bütün islam dünyasina yaymayi başarmişlardır. islami güzel yazı, bilim eserleriyle daha geniş alana yayılmıştır.
Gazneli Türkler ve Selçuklu’larda islami yazı, yalniz bilim eserlerine değil, yaşamın tamamen içine girmiştir. Mimari eserler yazılarla süslenmeye başlanmiş, yazı herkesin rahatca gö-receği boyutlar kazanmiştir. Gittikçe asli yazılardan yeni degişikliklerle çeşitler türetilmiştir. Aklam-ı sitte’den yani altı çeşit yazıdan önceleri 12, sonra yeni eklemelerle 46. hatta Tuhfe-i Hattatin’e göre 54 hat turu ortaya çikmıştır. Yazi türlerinin bu kadar çogalması, ancak ona verilen önemle açiklanabilir.
Osmanlilar da yaziya çok büyük önem vermişlerdir. Bunu Anadolu’da ve Edirne’deki geçiş mimarisi eserlerinde, Yıldırım ve çelebi’nin eserlerinde görmekteyiz. Celebi Sultan Mehmed’in oglu Amasya dogumlu II. Murad devrin-de yazılmış olan kitaplar ve Kur’an nushaları artık yazıya Türk zevkinin egemen oldugunu gösteren izler taşimaktadir.
İstanbul’un alınışından sonra, kendisi büyük bilgin düzeyinde kültürlü olan Fatih Sultan Mehmed’in zamaninda bilim adamlarına, hattat ve miizehhiplere büyük bir önem verilmiş, devletin saygınlıgıyla birlikte bilim ve kultür de çok gelişmiştir. Sarayda kitap san’atları en yüksek düzeyi bulmustur. Zamanin hat üstadları Hace Yahya-i Rumi ve Ali ibn-i Yahya Efendilerdir.
Fatih Sultan Mehmed Han’in oglu 2. Bayezid şehzadeliginde 28 yil Amasya valisi olarak bulunmuştur. Bu süre içinde büyük san’at dehası şeyh Hamdullah’la karşılaşarak onu özendirmis, ondan hat dersi alarak onurlandırmıştır. şeyh hemşehrisi Yakut gibi yazıda devrim yapmiş, kamış kalemin acılışından başlayarak şeyh Hamdullah biçimini ortaya koymuştur. Kendisine Kıbletü’l Kuttab (Hattatların yöneldigi tarz sahibi) Hazret-i şeyh Hamdullah Efendi denili-yordu. özellikle sülüs ve neshi kendine özgü yeni bir özelliğe. her tarafı aynı kalınlıkta olan harflerin kalınlıklarını değiştirerek yazıya hareket kazandırmiştır.
Böylece Yakut dönemi kapanmiş ve şeyh Hamdullah ekolu başlamiştir. Onun için
1 Tuhfe-i Hattatin, s. 618.
‘ Turk El Sanatları, adlı kitaptaki Yazi (Hat Sanatı) bahsinde 160′i bulan yazı türlerinin kaynaği Aklam-ı Sitte diye adlandırılan ana çeşitlerdir ki bunların da yaratıcısı Hattat Yakuttur, denilmektedir. s. 78.
§eyh oğlu Hamdi hattı ta kim zuhur buldu. Alemde bu muhakkak nesh oldu hatt-ı Yakut. denilmektedir. öyle ki zamanimiza kadar yazida onun üslubu suregelmiş, bütün büyük hattatlar yazılarını onun yazısına benzetmeye, onun gibi yazmaya çaba göstermişlerdir. Basarıları derecesinde, şeyh gibi yazdı, şeyh-i sani, (ikinci şeyh), şeyh-i salis (üçüncü şeyh) gibi unvanlara sahip olmuşlardir. öyle ki, Onun mezarni ziyaretle yaziya başlıyor, vefatlarında yaknına gömülme isteğini vasiyyet ediyorlardı. Bu yüzden Karacaahmet’teki mezarının çevresi yüzyıllar boyunca hattatlar cenneti haline gelmiş bulunmaktadır. Bayezid i Veli, döneminde böyle bir yüce san’atkar bulunmasından övünç duyuyor, ona en büyük saygıyı gösteriyordu. Bir gün yazı yazarken O’nun yanında ayakta durarak mürek-kebini tuttugu halen söylenmektedir. Bu büyük üstad kendi soyundan kişilerle birlikte pek çok yetenekli insanı birinci derecede hattat olarak yetiştirmiştir.
Oglu Mustafa Dede, oglu Derviş Muhammed, torunu şeyh Dervis Mehmed Said, damadi şükrullah Halife, torunu Pir Mehmed ibn-i şukrullah hepsi ünlü hattatlardir. Uzun, serefli ömrü bolluk ve bereket pınarı gibi halkına, dinine hizmet, Allah’ına ibadetle geçmiştir. Yazdiği kırkyedi Kur’an-ı Kerim’den Süleymaniye Kutup hanesi’nde bulunan degerli bir tanesinin sonunda “bunu ömrümün seksen dokuzuncu yılında yazdim. Başim titriyordu.” diye kayit koymuş bulunmaktadir. Fakat çok yetenekli ellerinin titremediği, o yaşta bile yazisini büyük bir ustalıkla yazmiş olduğu görülmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminin büyük hattatı Ahmed Karahisari’dir. Birakmiş olduğu san’at şaheserlerinden bu hattatın da çok üstün bir san’atkar oldugu, yazida Yakut üslubunu benimsediği öğrencisi Hasan çelebi ile birlikte döneminin bütün san’at eserlerinde iz biraktığı görülmektedir. Yazıda kullandıği üslup, şeyh’in ortaya koydugu biçim karşısında bırakılmıştır. şeyh Hamdullah üslübunda sülüs ve nesih daha çok kullanılmıştır. Sultan Ahmed ve II Mustafa’ya hat hocaliği yapmiş olan Hafiz Osman bu üslubu en yuksek düzeye çikararak yazdıgı Kur’anlarla yazı biimini islam dünyasına yaymiştir. Kendisine şeyh-i sani (ikinci şeyh) denilmektedir.–
Abdullah KirimT. Dervi? Ali (1084 HO, Su-yolcuzade Mustafa El Eyyubi (1098 H.), Sultan III. Ahmed once Hafiz Osman Efendi’den ders almislar, sonra da Yedikule’li Seyyid Abdullah Efendi’den hat dersini tamamlamislardir. $eyh-i sani Hafiz Osman Efendi, Sultan li. Mustafa’nin hat hocasidir, Yedikule’li Seyyid Abdullah Efen¬di, Egri Kapih Mehmed Rasim Efendi (1169 H.], $ekerzade Mehmed Efendi (1166 H.)t Sultan III. Mustafa, Sekerzade’den hat 6grenmi$lerdir. Sonra Saray-i Hiimayun hocasi iistad-i ekrem Ismail ZuhdT Efendi ve karde$i Hace-i Hazret-i $ehriyart Kazasker Mustafa Rakim Efendi yazi alanmda birbirinden guzel saheserler ortaya koy-muslardir. Sultan II. Mahmud’a hat hocaligi ya-pan Rakim Efendi padi$ah tugralanni bugiinku estetik ve zevk ustunliigune getirmis olan kisi-dir. Onun yaptigi cell sulus istifler, insani hay-retlere dusiiren bir ozellik ta$imaktadir.
Sonra Kebecizade diye unlu Saray-i Huma-yun hocasi Elhac Mehmed VasfT Efendi gelmek-tedir (1247 H.). Kazasker Mustafa izzet Efendi, onun sevgili ogrencisi §efik Bey, HulusT Efendi, Mehmed $evki Efendi, Sam? Efendiler artik 19. yuzyil hat san’atimizda 5©yh yolunun en ust se-viyedeki hat ustalan, istanbul yazi ekoltinun zirvedeki isimleri olarak pek degerli san’at sah-eserleri birakmislardir.
Bu donemin unlii hattati Abdullah Zuhdi Efendi’nin Medine’de Hazret-i Peygamber’in mescidine yazdigi yazilar o kadar olaganustu-dur ki, islam ulkelerinden gelip bu yaziyi goren-ler “bunlar insan eliyle yazilamaz, bunu Yuce Allah’in melekleri gokten indirip kanatlari ile buraya monte etmislerdir” diyerek hayranlikla-rini belirtmektedirler. Mescidi ziyaretimizde ya-zilarin bu soze hak verdirecek ustunliikte oldu-gunu biz de gormii? bulunuyoruz. Son yillarda Irak’in pek gok sayida ve dort ayn olgude bas-tirmi? oldugu Kur’an-i Kerim’in, Suud? Arabis-tan’da bir universitenin bize armagan ettigi Kur’an-i Kerim’in Turk hattatlan elinden, islam Zirve Konferansinda dagitilan Kur’an-i Kerim nushalarmin son donemin en buyuk hat Cistadi Hamit Bey’in kaleminden gikmi? olmasi ve bu-giin yeryuzunde bir gok miisluman ulkedeki ca-milere yazilar yazmak iizere Turk hattatlarinin gagnlmasi bu san’atm devam ettiginin ve son-suza dek devam edeceginin en guzel kanitidir.
Ta’lik yazi iran’da ortaya gikmi? orada bu-nun en guzel ornekleri verilmi?tir. Hatta “bu ya¬zi ki?ver-i Iran (iran iilkesij’a aittir” diye bir sav ortaya atilmi?tm Fakat, Fatih Sultan Mehmed zamanindan ba?layarak daha gok bilginler ara-sinda ?iir ve edebiyatta kullanilan ve sevilen bir yazi ttiru olarak Turk topraklannda da yayilmi? bulunmaktadir. Ozellikle 17. yy. dan itibaren daha da nefis ta’lik ornekleri I’stanbul’da pek cok tarihT eserin kitabelerini, camilerin ve gesitli yerlerin levhalar halinde duvarlanni suslemeye ba§iami?tir. Ayri bir Turk ta’lik ekolii gelismis, imad-i Rum denilen Seyhu’lislam Veliyiiddin Efendi, Yesarizade Mehmed Es’ad Efendi, Ye-sarizade Mustafa izzet Efendi, Sami Efendi, Hu-lus? Efendi, Necmu’ddin Efendi ve bugun Prof. Dr. Ali Alparslan ve onun ta’lik ogrencileri ile ta’lik yazan diger sanatkarlanmiz bu yaziyi zamanimiza kadar getirip devam ettiren en de-gerli hattatlanmizdandirlar.
Burada adlarim tumiiyle sayamadigimiz da¬ha nice degerli haattatlarimizm yiice ruhlann-dan bizi bagislamalanni dileyecegiz.
Genel olarak her turlu haberlesmede kulla-nilmis olan rik’a yazi, pek o kadar fazla kulla-nilmayan divan?, siyakat ve obur yazi gesitle-rinde de nice hiiner sahipleri pek nefis yazilar yazmislardir. Ornekleri kutuphanelerimizde yaz-ma eserlerimizi suslemektedir. Murakkalarda “numune-i hutut” (hat ornekleri) kitaplanmizda olciileri ile gosterilmistir. Bunlar icin de ayri etudler yapilip yayinlanmasi kuskusuz cok ya-rarh olacaktir.
islam? “sanayi-i nefise’nin yani guzel sa-natlann en onemlisi en cok ilgi gormus olani hat san’atidir. Kokeni yonunden Arap yazisi diye bilinen, fakat sonra biitun islam dunyasindaki sanat erbabmin katkilanyla gelisen bu yazinin ilk $ekli, pek ilkel ve pek basit bir gortinum-deydi. O gunlerde kagida benzer sekilde incel-tilmis deriler, beyaz kemikler ve yapraklar uze-rine yazilmis ve bugunlere ulasan- yazilanndan ogrendigimize gore islamiyetin ba?langicmda bu yaziiara, kale veya siginak anlamlan ta?»yan “Ma’kili” yazi deniliyordu. Sonra Kufe’de bir yazi sistemi gelistiriierek kullamlmi? ve bu yazi bi?iminin gelismesini, dorduncii halife, islam Peygamberinin damadi ve amcazadesi buyuk bil-gin Hazret-i Ali ve onun ogrencisi Hazret-i Ha¬san Basri saglamislardir.
Merhum Mahmud Yazir, “Eski Yazilan Oku-ma Anahtan” adli kitabmda sunlari kaydetmek-tedir:
“Eski yazilarm olgunla$masinda, guzelles-mesinde Tiirklerin, ozellikle Osmanh’larm cok hizmeti vardir. Yazi Turk’lerle tekemmul etmis-tir, dersek buyiik bir hakikati ifade etmis olu-ruz. Bu fazilet, kulturleri bu yaziya bagh millet-ler arasinda cidden ba?ka hicbir millete nasib olm3mistir. Biz san’at bakimmdan bununla if-tihar etmekle hakhyiz. Bu yazilardan Turkun za-rafeti ve hudutsuz san’at istidadi, Turk ruhunun inceliQi okunur. Atalanmizin eli, gunah diye do-kunmadigi resim ve heykel sahasi yerine san’at kalemini maharetle kullanmistir.”
Biitun buyiik eserlerimiz, camilerimiz, ku-tiiphanelerimiz, muzelerimiz Turk kaleminin hu-nerli iirunleri olan ?aheser yazilarla suslii ve ba$tanba$a doludur.
 
Geri