türk halk oyunları

Konu sahibi son olarak 2486 gün önce görüldü
Türk halk danslari - Türk halk danslari Nelerdir? Türk halk danslari Hakkında


Anadolu'da günümüzden yaklaşık on bin yıl kadar öncelere uzanan bir dans geleneği vardır. Anadolu insanı da söz konusu bu dans geleneğini en kutsal bir kültür emaneti olarak günümüze kadar ulaştırmıştır, İngiliz arkeolog James Mellart'ın Çatalhöyük'te yaptığı kazılardaki Neolitik Kent'te bulunan M.Ö. 5500-6500 yıllarına ait duvar resimleri bu görüşü açık bir biçimde ortaya koyarak ispatlamış bu*lunmaktadır. İki metre boyunda ve üç dört renkli olarak meydana getirilmiş duvar resim*lerinin bazı bölümlerindeki insan figürleri toplu dansların önemini ve bir bakıma da kutsallığını göstermektedir.
Anadolu'da doğup gelişmiş olan Eti, Lidya, Frigya gibi ulusların zamanımıza kadar ulaşan kültürlerinden ve özellikle plastik sanatlardaki yapıtlarından bu dans geleneğinin aralıksız bir biçimde devam ettirilerek günümüze kadar ulaştığına tanık oluyoruz.
Öte yandan, yazılı Çin kaynakları, kökenleri Orta Asya'da olan Türklerin de çeşitli tören*lerde toplu danslar yaptıklarını göstermektedir. Türkler, zamanımızdan bin yıl kadar önce Anadolu topraklarına gelip oraları kendilerine yurt edindikleri zaman, birlikte getirdikleri Türk halk danslarıyla Anadolu'da yaşamakta olan geleneksel dansları birbirine karıştırdılar. Bu suretle halk danslarında bir sentez meydana getirdiler. Çekinmeden söylenebilir ki Türklerin halk danslarında oluşturduğu bu sentez, diğer kültür birleşimlerindeki başarılarının en önde gelenidir. Bugün Anadolu halk danslarının dünya festivallerindeki büyük beğeni ve başarı sırlarının önemli kısmı bu sentezin temellerinde aranmalıdır. Bunun için Anadolu'daki halk dansları dünyadaki tüm halk dans*larından daha hareketli, daha renkli ve daha anlamlı nitelik ve nicelikler taşımaktadır. Bunun için bugün sayısı binlere yaklaşan Anadolu topraklarındaki Türk halk dansları, yurdumuz yüzeyinde çeşitli gruplar ve genel isimler altında kümelenmiş bulunmaktadır.

Türk halk dansları yurdumuzun dört bir yanında, köyünde kentinde, genç-yaşlı ayırımına bakılmaksızın insanlarımızın tümünün birlikte katıldığı; coşkuyla, sevgiyle, heyecanla oynadığı oyunlardır. Her bir yerleşme merkezinin ortaya koyduğu bir halk kültürü dalıdır. Oralarda yaşayan insanların eseridir, atalarından öyle görmüşlerdir ve hemen hemen aynı figürlerle bu oyunları uygularlar. Oyunu ilk kez kimin düzenlediği, ne zaman bir halk oyunu olarak hangi ortamda o oyuna can verdiğini hemen hemen hiç kimse bilemez. Dolayısıyla yaratıcının adı-sanı unutulmuş, halk tarafından benimsenmiş ve özel günlerde eskiden beri taşıyageldiği çizgilerle oynandığı için, artık anonimlik özelliğini kazanmıştır ve böyle olduğundan genel folklorun bir dalı olmuştur.

Tarihin en eski dönemlerinde dinî inanışlar, büyüsel işlemler, doğayı taklit vb. sebeplerle insanların birtakım hareketler yapması, zamanla bu hareketlere müzik, ritim, ses gibi öğelerin katılması, bir halk eğlencesi türündeki bu olayın gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Daha sonraki yüzyıllarda Türk halk dansları kendi iç ve dış yapısındaki gelişmelerini sürdürmüş, nihayet günümüzde sanat endişesi, estetik kaygı, iletişim sağlama, içinde bulunulan durumu daha iyi vurgulama vb. düşüncelerle renklendirilip sergilenir olmuştur.

Türkiye’nin birbirinden çok farklı coğrafyaya ve mevsim değişikliklerine sahip bulunması, bu bölgelerde yaşayan kişilerin hem halk kültürüne ve hem de bu engin kültürün bir alt dalı olan Türk halk danslarına yansımıştır. Çevrelerinde gördükleri dağları taklit edercesine birbirine omzunu veya sırtını dayayanlar, el ele, kol kola girip sağa-sola yaylananlar böylece hem yerlerinden yurtlarından kopmamayı, hem de komşusuyla, eşiyle, dostuyla, akrabasıyla birlikte bulunup o topluluğun vazgeçilmez bir parçası olduğunu herkese ilân eder... Bu sıkışık düzenin zaman zaman aralanmasına, oyuncuların birbirinden bağımsız gibi hareket etmesine baktığımızda, o oyunların doğuş yerlerinin daha geniş bir alan olduğunu, dağların yerini ovaların aldığını görürüz. Söz gelimi, Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Kars, Hakkari, Şanlıurfa, Gaziantep vb. illerimizin Türk halk dansları işte böyle sıkı bir birliktelik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışmayı ortaya koyar. Orta Anadolu’daki oyun türlerine göz attığımızda ise, bu sıklığın biraz daha gevşediğini, oyun esnasında bile oyuncuların zaman zaman kendi yeteneklerini ekip gösterisinden daha da ileri çıkardıklarını görmekteyiz. Ege’nin zeybek oyunları içinde bir-iki oyunu dışarıda tutarsak, Türk halk danslarına toplumun bütün bireylerinin katılabileceğini söylememiz yanlış olmaz.

Türk halk danslarında var olan hareket öğesini başka bir güzellik içine sokan özellikler arasında giysiler ve takılar ön plâna çıkar. Yaşadıkları coğrafyada doğanın bütün verimkârlığıyla kendini gösteren zengin bitki örtüsünün farkına varan insanlar, bu renkli dünyayı taklit etmiş, giysi ve takılarında onları örnek olarak almışlardır. Başındaki oyalı yazmasından sırtındaki yeleğe veya yağlığına, çarığından çorabına, kasketinden şalvarına kadar bütün giyeceklerin üzerinde bu renkli doğanın güzelliklerini görmek mümkündür.

Türk halk danslarında kullanılan araç ve gereçler de yöreden yöreye değişiklikler gösterir. İnsanların o bölgedeki tutum ve davranışları Türk halk danslarını da etkiler. Geçimsizlikler, kavgalar, savaşlar, vahşi hayvanların saldırısına karşı koyma vb. sebepler insanların bazı araç-gerece sahip bulunmasını mecburî kılar. Bıçak, kama, tüfek, tabanca veya yalnızca kalın bir sopa bile, bu kendini savunma düşüncesiyle insanların yararlandığı birer araç haline dönüşür. Türk halk danslarının doğayı taklit etme öğesinden başka, işte bu tür kavga, savaş, savunma sahnelerini de içinde bulundurması kaçınılmaz olur ve halk oyunu bu araç-gereçlerle daha farklı bir anlatım kazanır. Özellikle birbirinden dil ve kültür bakımından uzak kalmış olan toplulukların bir arada yaşamak zorunda kaldıkları coğrafyalarda, oyunlarda bu tür araç-gerecin daha sık olarak görüldüğünü söylememiz mümkündür. Doğayı sadece cansız varlıklardan ibaret saymayan insanlarımızın, çevrelerinde gördükleri hayvanları da Türk halk danslarına konu olarak aldıklarını görüyoruz. Avcılık ile birlikte yürütülen hayvancılık, çeşitli Türk halk danslarında ya hayvan adlarıyla, ya benzetme ve taklit olarak ya da bazı ilişkilerin sembolleştirilmesi biçimiyle ortaya konur. Söz gelimi, güvercin, horoz, kartal, kınalı keklik, kara kuzu, ördek, (kedi), tavuk, turna vb. hayvan adları, bölgeden bölgeye oyun türleri farklılaşsa bile, yaşatılıp gitmektedir. Bunların önemi, şaman inançlarından kalma bazı özellikler taşımasında yatmaktadır. Ayrıca birtakım özel yapılmış maskeler veya yüz yazma (boyama), halk takviminin belirli dönemlerinin uygulanması veya belirli ritüellerin bugün bile sunulması, özellikle kırsal kesimde daha farklı bir anlam ve anlatım gücüne sahiptir.

Konusunu ait olduğu yörenin adından alan Türk halk dansları arasında, Sivas halayı, Balıkesir bengisi, Gerede zeybeği, Tonya kız sallaması vb. sayılabilir.

Gündelik yaşayışın çeşitli olayları ve uygulamalar da Türk halk danslarına ad oluşturmuştur. Söz gelimi, Arabacı, Gemici, Kasap, Eşkıya, Kasnakçı, Oduncu vb. oyunlar değişik iş kollarını ve toplumumuzdaki farklı oluşumları, meslekleri göstermesi bakımından dikkatleri üzerlerine çeker.

Ayrıca sayı adlarıyla anılan oyunlar vardır: İki Ayak, Üç Ayak, Dört Ayak, Dokuzlu, Yarım Çardak, İkili, İki Parmak zeybeği vb.

Kişi adlarıyla yurdun dört bir bucağındaki Türk halk danslarına örnek olarak şunları verebiliriz: Ayşe Bengi oyunu, Koca Arap, Ata barı, Kamil Bey, Şeyh Şamil, Temur veya Timur Ağa, Hasan Paşa, Haççam zeybeği, Sinanoğlu zeybeği, Hanım Ayşe vb.

Türk halk danslarında çeşitli araç-gereç kullanılır. Söz gelimi, ateş bir yandan kutsal olma düşüncesini sergilerken, diğer yandan hastalıkları iyileştirme işlevi de üstlenmiştir. Hastalığın sebebini veya kötü ruhların yapacağı olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek amacıyla insanlar, yanan ot, odun veya çaputlar üzerinden hızla karşı tarafa atlayarak, bu şamanist dönemden kalma inançlarını pekiştirirler. Adıyaman’daki Simsimi oyunu, Ankara’da Sin-Sin, Eflani-Zonguldak’ta Gavur oyunu adıyla karşımıza çıkar
 
semah - semah Nedir? semah Oyunu - semah hakkında bilgiler


Semah; Aleviler’in ibadeti olan Cem’in ayrılmaz bir parçasıdır.

Semah; Cem’in belli bir aşamasında dedenin işareti ile bağlama eşliğinde kadın ve erkek canların çalınan nefesler eşliğinde birlikte yaptıkları dinsel törendir.

Semah dönmek, Aleviler’in ibadeti olan Cem içinde yapılan 12 hizmetten birisidir.
Semah dönen canlar; duygunun, sevginin, aşkın dorukta olduğu adeta ayrı bir dünyaya yolculuk edildiği bir trans halini yaşarlar.

Aleviler Cem gibi Semahında kaynağının Kırklar Meclisi’nden geldiğine inanırlar.

İnanışa göre Hz. Muhammet, Miraç dönüşü Kırklar Meclisi’ne uğrar. Selmani Farisi bir üzüm tanesi ile içeri girer ve Hz. Muhammet’e; “Ey yoksulların hizmetçisi! Bu üzüm tanesini bize paylaştır.” Der. Cebrail bir tabak getirir ve Hz. Muhammet onun içinde üzüm tanesini ezip şerbet yapar. Bu şerbet, Kırklar’dan birinin dudağına değince tümü kendinden geçer; kalkıp; "“ya Allah"”diyerek semah döner. Semah o gün bugündür erenler meclisinde dönülür.

Horasan’dan Anadolu’ya süren yolculukta semahın pirliğini yapan Hünkar Hacı Bektaş Veli el Horasani; “Semah, Ariflerin aleti, Muhiplerin ibadeti, Taliplerin maksududur. Hakka ki, bizim Semahımız oyun değildir, ilahi bir sırdır, mecazi değildir.” der.

Anadolu, hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün dervişlere, bütün ermişlere, bütün uluslara kapılarını ardına kadar açmış derin sevgi ve saygı göstermiş insanların yurdudur.

Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir sentez oluşturmuştur.

Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu’da buluşmuş, karışmış kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce tarih sahnesine çıkmıştır.

Alevi Semahı bu tarihsel birlikteliği en yalın bir tarzda bize ifade etmektedir.

Bakın bir Avrupalı sanat bilimci bu oluşumu nasıl değerlendiriyor:

“Bir Avrupalı olarak Bektaşi semahlarına baktığım zaman neler gördüğümü ve neler hissettiğimi size gönlümce tek tek anlatmak istedim. Dünyanın hiçbir yerindeki halk danslarında rastlanmayan ana unsurları söylemek istiyorum.

İlkin bir önyargı içindeydim. Ama daha ilk semahı seyrederken bir şok geçirdim. Çünkü dünyanın neresinde olursanız olun, hangi halk danslarını seyrederseniz seyredin, mutlaka beğenirsiniz, seversiniz, ancak bu dansları rahat koltuğunuzdan “sadece seyredersiniz”. Ama semahta öyle değil, daha ilk anda müzik sizi kendi iç ritmi ile büyülüyor ve giderek oturduğunuz yerden semaha katılıyorsunuz. Aslında yerinizdesiniz, ama değilsiniz. Semahın düşüncesindesiniz, ayağınız, kollarınız semahçılarla eş, yüreğiniz onlarla aynı çoşkuda ve semaha katılıp gitmişsiniz.

Bütün bunlar farkında olmadan, yani sizin elinizde olmadan oluşuyor. Semahlarda solo yok, yani oyunu idare eden (yöneten) ne bir kadın var, ne de erkek. Alçak gönüllülüğün böylesi, sıradanmış gibi gözükmesi, doğallığı, bütün dünya danslarını imrendirecek bir biçimde, hele hele kadın ve erkeğin farklılaştırılmaması, eşitliği kadına, erkeğe değil insana saygı, somut bir hayranlıkla izliyorsunuz, ayırımsız.

Semahlardaki her düşünce, her ana fikir bu dünyanın efendisi olan insanla çözüme ulaştırılması açısından birden bire dünya halk danslarından farklılaşmasını sağlamaktadır. Böylece günümüz insanının varamadığı bu hümanizmaya, ta karanlık XIII. yy. dan bugüne pırıl pırıl parlayarak devamlılığını sürdüren Alevi semahları iç dinamizmini mutlaka Hacı Bektaş Veli’nin felsefesiyle beslemiştir. Bu semahlar ne bir danstır ne ritüeldir. Bu semahlar insanın bu dünyadaki varlığını anlatan dans destanlarıdır. İçi insan sevgisiyle dolup taşan destanlar dizisi. Bu anlatım biçimindeki saf ve temiz paklık insanı yüreğinden vurmaktadır.

Birlikte barış, birlikte dostluk ve kardeşlik, birlikte sevgi bugün dünyamız insanının söyleyip söyleyip de bir türlü varamadığı duraktır.

Bu sözcükler Batı’da yalnızca kitaplarda kaldı, bir de insanların özlemlerinde. Doğa ile farklılaşmadan, ona, yaşama yabancılaşmadan, yaşamın tüm gerçeklerine, karmaşıklığa meydan vermeden, sanki onun kadar sade ve arınmış doğadan damıtılmış el- kol- beden ve ayak hareketleri tekrar doğaya yönelen bir anlatım sadeliğinde kendi hümanizminin felsefesini bize alçak gönüllüce sunmasıdır ki biz seyirciyken bile kendimizi semahın ta içinde bulur ve eylemine farkında olmadan katılırız. “Destan” dedim ama benim destan tarifimde bir başka. Hangi topluluğun destanına bakarsanız bakın, mutlaka bir ok, yay,kavga, bir savaş ve ardından barış gelir. Ama bu destanda kavgadan, savaştan eser yoktur. Sevgi vardır, aşk vardır, kardeşlik vardır, hayatı her yönü ile insan kardeşlerle paylaşmak vardır. Mutlaka hayatta acılarda vardır. Ama semahlardaki acılar insan yüreğinin bir yaşam çoşkusudur. Öldürücü, yok edici değildir. Hele bencillik, övünme hiç yoktur. Bencillik bireyseldir. Semahlarda bireysel fikri ya da ona benzerini bulmak mümkün değildir. Topluluk kutsaldır. O toplulukta herkes saygındır. Herkes herkese bir birey olarak sevgi ve saygı doludur. Herkes birbirinin koruyucusudur.

İşte semahları seyrederken bu özlemleri yüreğinizde duyuyorsunuz. Tarihçiyseniz, tarih okursunuz adeta. Sosyologsanız, semahlarda o toplumun yaşama biçimini öğrenirsiniz, felsefesini öğrenirsiniz. Bir kültür adamı iseniz insanın ne olduğunun nasıl olması gerektiğinin bilincine varırsınız. Hatta yalnızca sıradan bir insan olduğunuzda galiba semahlarda Tanrı’nın insana bağışladığı koca ve güzel bir dünya bulursunuz, kendinizce, gönlünüzce.”

SEMAH ÇEŞİTLERİ HAKKINDA KISA BİLGİLER

Alevi semahlarında bağlama belirleyici olmasına karşın Çepni Aleviler’de 12 çalgı bulundurulur. Bu 12 saz aynı türden olabileceği gibi değişik türlerden de olabilir.

Semahın belli sayıda kişilerle dönülmesine özen gösterilir. 2-4-8-10 veya 3-5-7-12 gibi sayı kümelerine denk düşürmeye çalışılır. Semaha genellikle ilk önce 4 can semaha kalkarak başlanır.

Semah sırasında ayaklar çıplaktır. Kadınların başı eşarplıdır. Erkeklerde baş açık, ayak çıplaktır. Dede makamı kutsal makamdır. O makama semah dönülürken sırt dönülmez. Üstelik secde edilir.

Alevi semahlarındaki renklilik, Anadolu’daki renkli kültürel zenginliğin bir yansımasıdır. Bu renklilikte; Kerbela’da haksızlığa karşı boyun eğmeyen Hz. Hüseyin’i, Türkmen kocası Dede Korkut’u, Pir Sultan Abdal’ı ve son Ata’yı bulmak olasıdır.


1) KIRKLAR SEMAHI

Kökenini, Kırklar Cemi’nden alan Semahtır. Aleviler arasında en yaygın semahtır. Hz. Muhammet’in, Hz. Ali’nin ve kadın- erkek canların yer aldığı 40 kişinin bulunduğu Kırklar Meclisi’ni sembolize eder.

Üç zamanlıdır. Dua, ağırlama ve yeldirme (hızlı) bölümlerden oluşur. Genellikle cemlerde yaşlı canlar bu semahı dönerler. Aleviler arasında en yaygın dönülen semahtır.

2) TURNALAR SEMAHI

Turna kuşunun, Alevi edebiyatında özel bir yeri vardır. Turna ile Hz. Ali arasında bir ilişkinin olduğu varsayılır. Turna semahı, turna kuşunun figürlerine dayanır. Hareketler; turnanın hareketlerine benzer. Yavaş ve olgundur.

“Yemen ellerinden beri gelirken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?
Havanın yüzünde semah dönerken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?”

3) KIRAT SEMAHI

Semahların geneli kadın ve erkek canların birlikte dönmesine karşın Kırat Semahını bacılar dönerler.

Bu semahta; güneş çevresindeki gezegenlerin dönüşü sembolize edilir. Eski Türk inançları Kırat Semahının düşün eksenini oluşturur. Bu aynı zamanda Türk tarihinde atın önemine vurgu yapar.

“Kırat bu dağları aşmalı bugün
Dostun ellerine düşmeli bugün...”

4) TAHTACI SEMAHI

Antalya- Toros yöresindeki Tahtacı Türkmenler’in döndüğü semaha bu ad verilir.

Bir bacı ile bir erkek can birlikte semah dönerler. Daha fazla kişi ile dönülen ve adına Tahtacı Semahı denenlerde vardır.

Semahlarda, ellerin yukarıdan alıp aşağıya verme şeklindeki figürü Hak’tan alıp halka vermek anlamına gelmektedir. Bu sosyal bölüşümdeki adaleti sembolize eder.

5) TRAKYA SEMAHI

Semahlar; bulundukları yörenin halk dansları ile etkileşim içinde bulunurlar. Bu nedenle yöresel farklılıklar görülür. Trakya semahları da yöredeki halk sanatının zaman , zaman etkisini ifade etmektedirler.

6) URFA SEMAHI

Bu semahta Urfa’daki Türkmen Aleviler’in adeta damıtılarak korunan semahlarıdır. Bunlar içinde en özgünü ise; Urfa- Kısas Semahıdır. Urfa Semahı da genel özellikleri ile birlikte biraz Urfa etkisini de taşımaktadır.

7) AFYON SEMAHI

Afyon denilince akla Emirdağ’ın Karacalar Köyü Alevilerinin döndüğü semahlar gelir. Figürsel olarak belkide Türkistan Şaman törenlerine en yakın semahlardır. Muhammet- Ali Semahı, Sikke Semahı ve İllallah Semahı en bilinen Afyon yöresi semahlarındandır. Kadın ve erkek canlar birlikte semah dönerler. Genellikle 6 bacı 6 erkek birlikte semaha kalkarlar.

8) RODOS SEMAHI

Osmanlı döneminde Anadolu’dan Rodos’a yerleştirilen Alevi Türkmenler’in döndüğü semahlardır. Semah’ın yerel kültürden etkilenmediğini söylemek olası değil. Bu nedenle Rodos Semahı; Anadolu- Rodos karışımı bir birleşim sayılır.

9) LADİK SEMAHI

Adını Samsun- Ladik’ten alan Ladik Semahını 8 bacı, 8 erkek can döner.

Semaha şu deyişle başlanır:

“Salını salını geldim köyüne
Güzeller başıma toplansın diye
Herkes sevdiğini almış yanına
Güzeller pazarı kurulsun diye”

10) HACIBEKTAŞ SEMAHI

Hacı Bektaş Veli’ye saygı semahıdır. 8-12 can ile dönülür. Sağ el göğüste mühürlenmiş olarak semaha başlanır.

Söylenen nefeslerden birisi:

“Değişmek istemem bin peygambere
Yarab dertlilere pir eyle beni”dir.

11) HUBUYAR SEMAHI

5 Bacı 4 erkek can ile dönülür. Kollar sarkık, öne doğru eğilmiş olarak semaha başlanır.

Semah sırasında; hem kendi, hem daire ekseni etrafında dönerler.

Semahlar içinde ritmik olarak en hareketli dönülen semah sayılır.

“Beylerimiz elvan gönül üstüne
Ağlar gelir pirim Abdal Musa’ya
Urum abdalları postun eğnine
Bağlar gelir Pirim Abdal Musa’ya...”
 
Geri