"Türbanlı Komünistler" yeni bir dönemin habercisi mi?
Ülkemizde hangi görüşte olursa olsun, bazı yapılar, cemaatler, kimi mücadeleler, “olduğu gibi” yansıtılmıyor.
Söz gelimi Türkiye’deki Komünistlerin Tarihi’ni ele alıyorum şu sıralar. Ülkemizdeki TKP’nin macerası hayli ilginçtir. 1920, 1930 1940’larda hem rejimin, hem halkın komünistleri en azılı düşman gördüğü ve dışladığı TKP’liler, bu “dışlanmaya, hapse atılmaya, Sansaryan Han’da gördükleri işkencelere” rağmen, Nazım Hikmet’in şiirlerini gizli gizli okumayı, teksirlerle çoğaltmayı, edebiyat dergileri çıkarmayı, bazılarının “gizli TKP’yi ve yöneticilerini aramayı” en büyük eylem görmesi, “birbirinden habersiz komünistlerin birbirini bulmaya çalışması”, halkla bütünleşememeleri, hatta “halkla uyumsuz hallerine rağmen halk için bir ideale sahip olmaları” bugün yazıldığı veya anlatıldığı zaman çok enteresan gelir bize.
1920-50 arası komünistlerin, gizli Komünist Partililerin şiddet eylemi yoktu, “düşünsel faaliyetleri” vardı. Buna rağmen Mustafa Suphi, Sabahattin Ali gibileri öldürüldü, Şefik Hüsnü, Doktor Hikmet Kıvılcım, Reşat Fuat, Suat Derviş, Mihri Belli, Hasan Ali Ediz, Zeki Baştımar, Laz Dede Ahmet, Laz İsmail, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibiler hapse atıldı. Sadece ünlü isimler yoktu. Tersanede işçi, ayakkabıcı, öğrenci olanlar da vardı. Tabii ki her birinin zaafları da söz konusuydu ve “inandıklarıyla yaşadıkları hayat arasındaki uçurumlar ve çelişkiler” de onları o dönemde çok etkiliyordu.
Çok iyi bir komünist diye bilinen feleğin çemberinden geçmiş, işkencelerde kimseyi ele vermemiş adamın karısı abdestli namazlıydı mesela. İki kez okuduğum ve hala da okuyacağım Vedat Türkali’nin iki ciltlik Güven romanındaki gizli TKP’nin önemli isimlerinden Rahmi Usta’sı gibi, kendisi “dine mesafeli” olmasına rağmen karısının en ufak bir hastalık için hocalara gitmesine, “yaşın elli oldu, artık namaz kıl” diye rica etmesine, “namaz kılmıyorsun bari hiç olmazsa gusül abdesti al” diye ısrarcı olmasına tahammül etmek zorunda kalan komünist de vardı, sayısı az da olsa “namazını bırakmayan komünist” de. Sovyetler’den Komintern’in Desantralizyon kararıyla TKP’lilere gelen “Halkla uyum içinde olun, inançlarını dikkate alın” uyarılarına, “Ulan ne yapalım, bu halkla uyum sağlayacağız diye teravih namazına mı gidelim” diye isyan edenler de vardı.
Sadrettin Celal, Komintern’in Dördüncü Kongresi’nde “Parti o kadar gizli çalışıyor ki, halk bilmiyor ama polis biliyor,” diyerek herkesi güldürmüştü.
MAHİR ÇAYAN’A AŞIK KIZLAR
TKP’lilerin o zor yıllardaki mücadelesi, edebiyata katkıları, daha sonraki süreçte 70’li yıllardaki devrimcilerin yaşadıkları doğrusuyla yanlışıyla Türkiye’nin bir başka hikayesi. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Ulaş Bardakçı vs. gibi devrimciler ne yapmak istiyorlardı, amaçları neydi yaşadıkları ne oldu, daha sonraki süreçte de devrimciler neden çok fraksiyonlara/partilere ayrıldılar hepsi ilginç konular. Bütün bunları ele alırken Mahir Çayan için, “O kadar yakışıklıydı ki, kızlar ona aşık olduğu için devrimci oluyordu” söylencelerini de es geçmemek lazım.
Hatta 70’li yıllarda Yılmaz Güney’in haricinde, o “renkli, hala özlemle izlenen neşeli Yeşilçam filmlerindeki” sol havayı, “komünist” yazar Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı adlı romanları ve hala izlenen filmleri, Odatv yazarlarından Barış Zeren’in dayısı oyuncu İhsan Yüce’nin aynı zamanda Kibar Feyzo, Çarıklı Milyoner, Sosyete Şaban gibi unutulmaz Kemal Sunal filmlerinin senaristi olduğunu, o filmlerde “faşizm, ağa, 141-142, sendika” gibi “subliminal mesajlar” verdiği, Yeşilçam’ın o dönemdeki herkesi, özellikle de gençleri etkileyen sol havanın neden daha sonra topluma yansıtılamadığı gibi konulara değinerek, irdeleyerek bugüne gelmek gerek. Bugünkü komünistlerde Ekim Devrimi ne anlama geliyor, yakınlarda okuduğum Kemal Okuyan’ın yazdığı “Stalin’i Anlamak” kitabında konu edildiği gibi Stalin anlaşılabiliyor mu gibi meselelere de girilebilir ayrıca.
Yeşilçam denilince, Yeşilçam’ın asıl güçlülerinin, usta yönetmenlerin, bazı firma sahiplerinin ve kimi ünlü oyuncuların sanıldığı gibi solcu değil, Turancı oldukları da ayrı bir yazı konusu mesela. Bir zamanlar Osman F. Seden’le bir görüşmemiz olmuştu. Söyledikleri karşısında hayli şaşırmıştım. Pek çok Ayhan Işık, Zeki Müren, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Kemal Sunal filmlerinin yapımcısı, aynı zamanda bazı filmlerde kendisi de oynayan Osman Seden, “Bize yıllarca faşist, kafatasçı, ırkçı diyorlardı ama bak bize öyle diyenler kayboldu, piyasada hala biz varız” demişti 1996 yılında. Meğer Orhun, Orkun gibi dergileri okuyan, Nihal Atsız hayranı bir Turancıymış.
İSLAMCI YAYINEVLERİ BİLE SABAHATTİN ALİ BASIYOR
Komünist diye öldürülen Sabahattin Ali, oldukça uzun yıllar unutturulduktan sonra, Yapı Kredi Yayınları’nın ve Sevengül Sönmez’in özenle projelendirmesi sonucu kitapları en çok okunan bestseller yazar oldu ve kitap satışları milyonları aştı. Telifi kalkınca da İslamcı yayınevleri de dahil olmak üzere neredeyse kitaplarını yayınlamayan yayınevi kalmadı. Solcusu da, sağcısı da, İslamcısı da Sabahattin Ali’nin kitaplarını okuyor bugün.
Geçmişteki sivrilikler, önyargılar nispeten azalıyor sanki. TKP 31 Mart seçimlerinde “türbanlı bir kadını” bir ilçede belediye başkanı adayı yaptı. O türbanlı kadını elbette “türbanlı adayımız olsun” diye değil, gerçek bir komünist olduğu için aday yaptılar. “Ben komünistim türbanımı çıkarmam gerek” diye düşünmemiş kadın. TKP de demek ki, komünistle türbanı karşıt değerlendirmemiş.
Daha da ötesi, farklı fraksiyondaki komünistlerde de türbanlı genç kızlar gördüm. Bir süre önce yazmış olduğum “Açılan kapalılar çoğalıyor” yazımda belirttiğim gibi, nasıl son zamanlarda “Ak Parti’den vazgeçmedikleri halde, kapanmaktan vazgeçip açılan kızlar” varsa, yine son zamanlarda “Türbanlıyım ama komünistim” veya “Türbanlıyım ama CHP’liyim” diyen kızlar da var ve çoğalıyor. Türkiye’de belki farkına varılmayan ilginç bir değişim yaşanmakta.
Hangi görüşten olursa olsun Türkiye’de yaşayan insanların, grupların, partilerin, yazarların, sanatçıların birbirlerini “farklılıklarını koruyarak” ama “savaşmadan, dayatmadan, ötekileştirmeden” hakkaniyetli bir şekilde tanıması, hatta tanışması lazım.
Kimbilir belki de böyle bir döneme girmek üzereyizdir.
[email protected]
twiteer: @ AsiyeGuldogan
Asiye Güldoğan
Odatv.com
https://odatv.com/turbanli-komunistler-yeni-bir-donemin-habercisi-mi-23051937.html