Hezarpare
Üye
-
- Katılım
- Ekim 14, 2013
-
- Mesajlar
- 1,402
-
- Tepkime puanı
- 36
-
- Puanları
- 304
-
- Yaş
- 41
-
- Konum
- Kırşehir
Dünyada 450 milyon hektar (Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık altı katı) turbalık bulunuyor ve bunun her yıl yüzde biri kaybediliyor. Özellikle vadilerdeki turbalıkların hemen hemen tamamı tarım amacıyla yok edilmiş durumda. Arjantin’deki Rancho Hombre turbalığı, bu önemli ekosistemlerin en görkemli örneklerinden biri.
İklim koşulları nedeniyle Türkiye’de turbalık alanlar oldukça kısıtlı. Turbalık ve turbalığa benzer oluşumlar yakın zamana kadar yaklaşık 22 bin hektardı ama günümüzde gerçekten canlı denebilecek alan 2 bin 500-3 bin hektar kadar. Denizli’nin Bozkurt ilçesindeki Karagöl, Anadolu’da geriye kalan önemli turbalıklardan.
Kuzey Avrupa ülkeleri turbalıklar açısından zengin. Norveç’in Finnmark bölgesindeki Tana Nehri Vadisi de geniş turbalık alanlarıyla dikkat çekiyor. Arkeolojik kalıntılar, bölge sakinlerinin turbalıklardan yakacak temini gibi amaçlarla yüzyıllardır yararlandığını gösteriyor.
Turbalıklar, içlerine sürüklenen her şeyi çağlar boyunca hiç bozulmadan saklayabiliyor. Bu alanlar geçmişte içlerine düşen ya da atılan insan bedenlerini de yüzyıllarca korudu. Danimarka’da Silkeborg Kültür Tarihi Müzesi’nde sergilenen 2 bin 350 yıllık Tollund Adamı, bu konuda en çarpıcı kalıntı.
Turbalıklar göl, bataklık gibi sulak alan koşullarında yetişen bitkilerin artıklarının üst üste katlar şeklinde yığılmasıyla binlerce yılda meydana gelen, yaşayan oluşumlar. Adapazarı’ndaki Akgöl, başlangıç aşamasındaki turbalıklara iyi bir örnek.
Turbalıklar, organik toprak barındırmalarıyla da önem taşıyor; bahçecilikte kullanılan turba, diğer adıyla torf bu alanlardan elde ediliyor. Kolombiya’nın Pantano de Martos bölgesindeki turbalığı da Espeletia killipii türü bitkiler kaplıyor.
Turbalıklar genellikle kasvetli ve cansız alanlar olarak görülseler de aslında verimli doğal yaşam ortamları. Estonya’daki Männikjärve turbalığı da doğanın renkli yüzünü sergiliyor.
Ekvador’daki Papallacta bölgesinin turbalıklarını da çeşitli bitki türleri süslüyor.
Arjantin’in Andorra Vadisi, turbalıklarını korumayı başardığı için şanslı. Tarım alanı kazanmak, yakacak temin etmek gibi nedenlerle turbalıklar tarih boyunca tahrip edildi; kayıp özellikle endüstri çağında zirveye çıktı. Şimdi birçok ülke geriye kalan turbalıklarını korumak için çaba sarf ediyor.
“Yüzen adalar” aslında hiç de inanılmaz, esrarengiz yapılar değil, aksine turbaların genel özelliklerinden biri. Göl kenarlarındaki turbalıklardan kopan parçalar, tıpkı odun gibi suda yüzebiliyor. Bunlara, turbamsı oluşumların görüldüğü Erzincan’ın Ekşisu Sazlığı’nda da rastlanıyor.
Sudan daha az yoğun turba parçalarının oluşturduğu “yüzen adalar”, Eğirdir Gölü’nde de bulunuyor. Rüzgârla yer değiştirebilen bu oluşumlara yörede “hopa” deniyor.
Anadolu’nun nadir turbalık alanlarından birine de Bolu’daki Yeniçağa Gölü ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de doğrudan “turbalık koruma alanı” bulunmuyor, bu özel doğa değerlerinin korunması için geç olmadan adım atılması gerekiyor.
Turbalıkların doğal nedenlerle ya da insan eliyle kuruması sonucu büzüşme ve küçülmeler oluyor, bu da zaman zaman çökmelere yol açıyor. Konya’nın Yunak ilçesindeki Akgöl’de de bu tür çukurlar meydana gelmiş.
Trabzon Sürmene’deki Ağaçbaşı turbalığı, yakacak elde etmek için yer yer kesilmiş durumda; bu yüzden kesiti açık olarak görülebiliyor. Kesitteki her katman bizi tarihin bir başka dönemine götürüyor; çünkü bir metre kalınlığında turbanın oluşması için en az 500 yıl gerekli.
. kaynak .
İklim koşulları nedeniyle Türkiye’de turbalık alanlar oldukça kısıtlı. Turbalık ve turbalığa benzer oluşumlar yakın zamana kadar yaklaşık 22 bin hektardı ama günümüzde gerçekten canlı denebilecek alan 2 bin 500-3 bin hektar kadar. Denizli’nin Bozkurt ilçesindeki Karagöl, Anadolu’da geriye kalan önemli turbalıklardan.
Kuzey Avrupa ülkeleri turbalıklar açısından zengin. Norveç’in Finnmark bölgesindeki Tana Nehri Vadisi de geniş turbalık alanlarıyla dikkat çekiyor. Arkeolojik kalıntılar, bölge sakinlerinin turbalıklardan yakacak temini gibi amaçlarla yüzyıllardır yararlandığını gösteriyor.
Turbalıklar, içlerine sürüklenen her şeyi çağlar boyunca hiç bozulmadan saklayabiliyor. Bu alanlar geçmişte içlerine düşen ya da atılan insan bedenlerini de yüzyıllarca korudu. Danimarka’da Silkeborg Kültür Tarihi Müzesi’nde sergilenen 2 bin 350 yıllık Tollund Adamı, bu konuda en çarpıcı kalıntı.
Turbalıklar göl, bataklık gibi sulak alan koşullarında yetişen bitkilerin artıklarının üst üste katlar şeklinde yığılmasıyla binlerce yılda meydana gelen, yaşayan oluşumlar. Adapazarı’ndaki Akgöl, başlangıç aşamasındaki turbalıklara iyi bir örnek.
Turbalıklar, organik toprak barındırmalarıyla da önem taşıyor; bahçecilikte kullanılan turba, diğer adıyla torf bu alanlardan elde ediliyor. Kolombiya’nın Pantano de Martos bölgesindeki turbalığı da Espeletia killipii türü bitkiler kaplıyor.
Turbalıklar genellikle kasvetli ve cansız alanlar olarak görülseler de aslında verimli doğal yaşam ortamları. Estonya’daki Männikjärve turbalığı da doğanın renkli yüzünü sergiliyor.
Ekvador’daki Papallacta bölgesinin turbalıklarını da çeşitli bitki türleri süslüyor.
Arjantin’in Andorra Vadisi, turbalıklarını korumayı başardığı için şanslı. Tarım alanı kazanmak, yakacak temin etmek gibi nedenlerle turbalıklar tarih boyunca tahrip edildi; kayıp özellikle endüstri çağında zirveye çıktı. Şimdi birçok ülke geriye kalan turbalıklarını korumak için çaba sarf ediyor.
“Yüzen adalar” aslında hiç de inanılmaz, esrarengiz yapılar değil, aksine turbaların genel özelliklerinden biri. Göl kenarlarındaki turbalıklardan kopan parçalar, tıpkı odun gibi suda yüzebiliyor. Bunlara, turbamsı oluşumların görüldüğü Erzincan’ın Ekşisu Sazlığı’nda da rastlanıyor.
Sudan daha az yoğun turba parçalarının oluşturduğu “yüzen adalar”, Eğirdir Gölü’nde de bulunuyor. Rüzgârla yer değiştirebilen bu oluşumlara yörede “hopa” deniyor.
Anadolu’nun nadir turbalık alanlarından birine de Bolu’daki Yeniçağa Gölü ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de doğrudan “turbalık koruma alanı” bulunmuyor, bu özel doğa değerlerinin korunması için geç olmadan adım atılması gerekiyor.
Turbalıkların doğal nedenlerle ya da insan eliyle kuruması sonucu büzüşme ve küçülmeler oluyor, bu da zaman zaman çökmelere yol açıyor. Konya’nın Yunak ilçesindeki Akgöl’de de bu tür çukurlar meydana gelmiş.
Trabzon Sürmene’deki Ağaçbaşı turbalığı, yakacak elde etmek için yer yer kesilmiş durumda; bu yüzden kesiti açık olarak görülebiliyor. Kesitteki her katman bizi tarihin bir başka dönemine götürüyor; çünkü bir metre kalınlığında turbanın oluşması için en az 500 yıl gerekli.
. kaynak .