Tuna Bulgarları

Konu sahibi son olarak 3387 gün önce görüldü
532248_10151939165426805_1285920800_n.jpg


TUNA BULGARLARI

Tarihte Bulgar adına ilk defa olarak, Bizans imparatoru Zenon (474-
491)’un 482 yılında Doğu Gotları’na karşı savaş üzere askeri yardımına
başvurduğu, Karadeniz’in kuzeyinde bulunan bir topluluk adı olarak
rastlanmaktadır.1 Bulgar tabirinin Türkçe’deki anlamı ise; karışmak,
karıştırmak, karışık, karışmış’tır.2

Batı Hun hükümdarı Attila’nın ölümü üzerine küçük oğlu İrnek’in
idaresinde Karadeniz’in kuzey sahillerine çekilen Hun bekayası ile Türklüğün
batı kolunu teşkil eden ve M.Ö. III. yüzyıldan itibaren göç ederek güney Rusya
düzlüklerinde yaşayan Ogurlar3 (Oğuzlar)’ın biribirlerine karışmasından doğan
Türk-Bulgar topluluğunun, VII. yüzyılda Göktürk Kağanlığı’nın zayıfladığı
devrede kendi devletlerini kurdukları görülmektedir. Bizanslı ve Latin
tarihçilere göre Bulgarlar, daha 6. yüzyılın ortalarında yani batıya (Balkanlara) yönelmeden önce Bittugur (5 Ogur), Ultingur (6 Ogur), Kutrigur~Kutugur,
Tokurgur (9 Ogur), Ungur~Hunugur~Onugur (10 Ogur),
Utigur~Utrirgur~Oturgur (30 Ogur) adlarıyla federasyonlar halinde organize
olarak İtil (Volga) nehrinden Tuna nehrine kadarki sahada yaşamaktaydılar.4
Bu yüzyılın sonlarına doğru büyük bir “tribü”5 birliği oluşturan Bulgar
Türklerinin ülkesi Bizanslı tarih yazarlarınca “Büyük Bulgaristan” olarak ifade
edilmekteydi.6 Bu dönemde Bulgarlar, Göktürklerin baskısıyla batıya kaçan
Avarların egemenliği altına girdiler ve Avarlarla birlikte Slavlara karşı
mücadele ettiler.

Bulgarları Avar hakimiyetinden kurtaran Kurt (Kuvrat) Han, 635
yılında ilk bağımsız Bulgar devletini kurdu. Bu devletin sınırları Dineper’den
Kafkaslara kadar uzanıyordu. Ancak Bulgar devleti çok yaşamadı. Kurt Han’ın
665 yılında ölümü üzerine beş oğlu arasında çıkan iktidar mücadelesi ve
Hazarların baskısı sonucu Büyük Bulgar Devleti parçalandı ve ülkeden göçler
başladı.

Kurt’un oğullarından Batbayan, On-Ogurların başında Hazarlara bağlı
kalarak Don ile kuban nehri arasında, Kafkasya’daki yurtta kaldı. Kurt’un ikinci
oğlu Kotrak (Votrak), VII. yüzyılın ikinci yarısında Otuz-Ogurların başında
kuzeye giderek, 1236 yılında Moğollar tarafından yıkılacak olan İtil (Volga)
Bulgar Devleti’ni kurdu. Oğullarından dördüncüsü Patomiya Macaristan’a,
beşincisi Ançeka kuzey İtalya topraklarına maiyetindeki Ogur boylarıyla
yerleşti.7 Üçüncü oğul Esperüh (679-702) ise kendine bağlı boylarla beraber,
Bizans’ın da içinde bulunduğu kötü durumdan yararlanarak8 Özü, Turla ve Prut
vadileri boyunca ilerleyip, 679’da Tuna nehrini aşarak merkezi Varna ile
Şumnu arasında olan Tuna Bulgar Devleti’ni kurdu (681). Önceki devirlerde
İskitler ve Hunların akın ettikleri bu sahaya (şimdiki Deliorman ve Dobruca), o
çağlarda “Küçük İskitya” deniyordu.

Bizans imparatoru IV. Konstantin Pagonatus’un Tuna’nın güneyine
sarkmalarını önleyemediği Bulgarlar, 681’de yaptıkları bir antlaşma ile de
Bizans’ı vergi verir konuma soktular. Aynı zamanda bu antlaşma yeni Bulgar
Devleti’nin Bizans tarafından fiilen tanınması anlamına geliyordu.9
681 yılında Esperüh’ün temellerini attığı Tuna Bulgar Devleti bir süre
sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa’da çok önemli bir varlık haline gelmeye
başladı. Bu tarihte Bulgar Türk devletinin sahası, Baserabya ve Dobruca’dan başka bütün kuzey Bulgaristan’a, doğuda Karadeniz’e , güneyde Balkan
dağlarının geçitlerine ve batıda İsker Nehri’ne kadar yayılıyordu.10 Devletin
kuzeydoğu sınırı kesin olmamasına rağmen, açık olarak bilinen şey Tuna ötesi
bölgeler devletin sınırları içinde kalıyordu.11

Esperüh’ün idaresindeki Bulgar Türkleri; böylece geniş bir sahaya
yayılarak, daha önce, V.yüzyıldan itibaren Tuna’yı geçip güneye sarkan
kalabalık Slavlar unsurlarını idareleri altına alarak bu topraklara yerleştiler. Bu
arada Slavlar Balkan yarımadasının kuzeydoğu ve orta kısımlarında teşkilatsız
ufak kabilelere bölünmüş bir şekilde yaşıyorlardı. Dilleri ve kültürleri bir
olmasına rağmen, diğer Slavlar gibi bunlar da bir devlet kuramamış, idare
kabiliyetinden yoksunlardı. Slavlar vatan, millet ve devlet kavramlarını
Bulgarlardan öğrendiler ve daha sonra Bizans’a karşı kendilerini koruma
kabiliyetini elde ettiler.12 Böylece Bulgar Türklerinin himayesinde bölgede
yaşayan ve nüfusun büyük bir kısmını oluşturan güney Slav kabileleri
ekonomik ve kültürel bakımdan geliştiler ve iki yüzyıl içinde yönetici sınıfın da
Slavlaşmasıyla ilk Slav topluluğunu ve devletini yarattılar.13 Géza Fehér bu
hususta şunları söylemektedir: “Tuna Bulgar Devleti, Slavların da millet haline
gelmelerini, maddi ve manevi kültürlerinin teşekkülünü kolaylaştırdı. Bu durum
Slav kavminin medeniyeti üzerinde kesin bir tesir icra etti.”14 Sonuçta
Esperüh’ün 681 yılında kurmuş olduğu Tuna Bulgar Devleti, aynı zamanda Slav
Bulgarların, günümüze kadar getirdikleri Bulgar tarihinin başlangıcı oldu15
Esperüh’ün ölümünden sonra yerine geçen Tervel zamanında (701-718)
Tuna Bulgar Devleti’nin dış politikasında Bizans ile ilişkiler ön plana çıktı. Bu
dönemde Bulgar hanı Tervel, Bizans’ın içişlerine açık bir şekilde müdahale
ederken, Bizans imparatoru II. Justinianos ise iç karışıklıklar ve dış tehditler
karşısında sürekli olarak Bulgarların desteğini aradı. Hatta bu desteği sürekli
hale getirmek için kız kardeşini Tervel ile evlendirdi ve onunla bir antlaşma
yaptı.16 Bu Sayede II. Justinianos, Tervel’in desteği ile 2. kez tahta çıktı (705).
Ancak Bizans ile Bulgarlar arasında savaş yapmak kronikleşmişti.17 II.
Justinianos tahtını sağlamlaştırır sağlamlaştırmaz Bulgarlara karşı üstünlük
kurmak için Bulgar Türkleri üzerine tekrar saldırıya geçti; fakat yenilgiye
uğrayarak geri çekildi. Bununla birlikte Justinianos tahtı tehlikeye düştüğünde yeniden Bulgar desteğini almak amacıyla girişimde bulunmaktan kendini alamadı.

II. Justinianos’un ölümünden sonra Bizans imparatorları Bulgarlarla iyi
ilişkiler kurmaya özen gösterdiler ve onları kurtarıcı olarak görmeye devam
ettiler. 716 yılında III. Theodosios ile Bulgarlar arasında imzalanan antlaşma ve
718’de Müslüman Arap ordularının İstanbul’u kuşattıkları sırada Bulgarların
gönderdiği kurtarıcı ordular bu iyi ilişkilerin en yakın göstergesi oldu. Fakat
Bulgar Türklerinin kötü zamanlarında Bizans Bulgarlar için her zaman bir tehdit
olarak kaldı.

Tervel Han’ın ölümünden (718) sonra birbirini takip eden Bulgar
hanları zamanında Bulgarlar, çoğu zaman iç karışıklıklar ve Bizans saldırıları
ile karşı karşıya kaldılar. Bu durum aşağı yukarı VIII. yüzyıl sonlarına kadar
devam etti.
Bulgar Türklerini bu kötü durumdan kurtaran ve ülkeye dirlik ve düzeni
getiren kişi Kardam Han (777-804) oldu. Hatta O, 791 ve 792’de Bizans
İmparatoru VI. Konstantinos’u yenilgiye uğratarak Bizans İmparatorluğu’ndan
eskiden alınan vergiyi yeniden vermesini istedi. Bu isteğinin yerine
getirilmemesi durumunda ise bütün Trakya’yı tahrip edeceği tehdidinde
bulundu.18

Kardam Han’dan sonraki yarım yüzyıl Bulgarların en parlak dönemi
oldu. Kardam Han’ın ölümünden sonra tahta oturan Kurum Han (803-814),
“kudretli bir savaşçı, cesur bir asker olduğu kadar, akıllı bir siyaset adamı”19 ve
hukuka saygılı,yasa çıkaran bir şahsiyet olarak20 ün yaptı. Kurum Han kısa
zamanda Bizans’ın korkulu bir düşmanı haline geline geldi. Bizans’ın Türk-
Bulgar devletine karşı Burgaz, Edirne, Filibe ve Sofya’dan teşkil ettiği
müstahkem hat Kurum Han tarafından çiğnendi. 811’de Bizans imparatoru I.
Nicephoros’u ağır bir yenilgiye uğrattı ve iki yıl sonra da İstanbul önlerinde
göründü. Ancak Kurum Han 814’te İstanbul’u “zaptetmek” amacıyla harekete
geçtiği sırada, bir zamanlar Attila’nın da başına geldiği gibi birdenbire ağzından
ve burnundan kan boşalması sonucu öldü.21 Kurum Han öldüğünde; Bulgar
Devleti, sınırları kuzey Karpatlardan Rodoplara ve Tisza nehrinden Diniester’e
uzanan22, önemli ölçüde kudretli bir devlet bıraktı.23
Kısa süreli ara hükümdarlıklardan sonra Bulgarlar, Kurum Han’ın oğlu
Omurtag Han (814-831) şahsında yeniden kudretli bir hükümdara kavuştular.
Onun zamanı Tuna Bulgar devleti’nin en parlak devirlerinden biri oldu.
Omurtag Han bir taraftan Trakya’daki kazanımlarını teyit eden bir barış ve
ticaret antlaşmasını Bizans’la imzalarken diğer taraftan Frank İmparatorluğu’na karşı başarılı seferler düzenleyerek kuzeybatı yönündeki topraklarını genişletti.24 Böylece Sava-Drava havzasına sahip olan Omurtag Han, özellikle Moroş ırmağı vadisindeki tuz yataklarını elde ederek devletine eşsiz bir gelir
kaynağı sağladı ve politik ilişkilerde bir güç olarak kullanılabilen tuz sebebi ile
Avrupa’da siyasi nüfuzunu da artırdı.25 Bu arada babası Kurum zamanında zapt
edilen Sofya, Niş, Belgrad ve doğu Macaristan’ı elinde tutarak Sofya, Niş,
Belgrad üzerinden orta Tuna’ya giden ticaret yolunu kontrol etti ve Bizans-
Frank ticaretinde Bulgaristan’ı hesaba katılması gereken bir devlet konumuna
yükseltti.26 Omurtag Han dönemi sosyal, ekonomik ve kültürel hayatın gelişimi
açısından bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Yapılan ilmi kazılarda
ortaya çıkarılan sur, kapı ,su yolları kalıntıları, saray harabeleri, bir çok sanat
eseri ve süs eşyası, kitabeler, yıkıntıları belirlenen Bulgar başkentleri Pliska ve
Preslav şehirleri, özellikle Madara kasabası yanında bulunan, yüksek bir kaya
üzerindeki Kurum Han’ın atlı kabartması hep Omurtag Han devrinin
hatıralarıdır.27 Böylece Omurtag Han’ın teşkilatçılığı ve Kurum Han’ın
fetihleriyle Bulgar devleti yapısal olarak şekillendi, sınırları (hemen hemen)
Balkan yarımadasının yarısını içine aldı ve Avrupa’da sarsılmaz bir devlet
konumuna yükseldi.28
Omurtag Han zamanında meydana gelen gelişmelerden biri de ülkede
Hristiyanlığın ve Slavlığın gittikçe kuvvet kazanması idi. Yeni fethedilen
topraklarda Hristiyan olmuş büyük Slav kitleleri, artık Türk-Bulgar aristokrasisi
yanında yer almakta, böylece Bulgar devletini Türk kültürü aleyhine niteliksel
bir değişime zorlamaktaydı. Öyle ki Omurtag Han bile oğullarına Slav adlar
vermekteydi.29

Aynı zamanda Bulgaristan üzerinde Hristiyan komşu devletlerin de
artan Hristiyanlık baskısı Bulgar Türklerini kuvvetli bir şekilde Bizans
kültürünün etkisi altına soktu. Bu durum, Omurtag Han’ın halefleri Malamir (
Melemir, 831-836) ve Pressian (836-862) zamanlarında kendini açık bir şekilde
gösterdi.30 Diğer taraftan Malamir ve Pressian, Bizans’a karşı fetih
politikalarını devam ettirdiler. Onların döneminde Sofya ve Filibe bölgesindeki
Bizans toprakları ele geçirildi. Bu dönemde Bulgar Türkleri Makedonya
topraklarında ilk kez yayılmaya ve yerleşmeye başladılar.31
Tuna Bulgar Türkleri için bir dönüm noktası olarak kabul edilen devir,
Pressian’dan sonra Bulgar tahtına oturan I. Boris (852-889) zamanıdır. I. Boris (Mihail)’in özellikle politik nedenlerle32 Hristiyanlığın Ortodox mezhebini
resmen kabul etmesiyle Bulgar Türklerinin tamamıyla Slavlaşması ve Bizans
kültür dairesine girmesi süreci başladı. Slavca resmi dil haline geldi ve Bulgar
üst düzey yönetici sınıf arasında gittikçe yayıldı. I. Boris’ten sonra Türkçe
isimler ve ünvanlar bile atıldı.33 Bununla beraber zamanla bir Slav edebiyatı
teşekkül etti. Slavların devlet yönetiminde eşit olarak söz sahibi olması ve
Türklerle yerli Slav halk arasındaki evlilik ilişkilerinin artması Türk-Bulgar
devletinin Slavlaşmasını hızlandırdı. Bir süre sonra Bulgaristan Slav kültürünün
ilk büyük merkezi oldu34 ve Bulgarlar bir asır sonra Slavca konuşan bir millet
haline geldi.35 Bugün bile Bulgarlar, I. Borisi’i Bulgar ulusunun gerçek
kurucusu olarak görmektedirler.36

Boris’in Hristiyanlığı kabulü ve Bizans’tan gelen papazların Bulgar
halkını yoğun bir şekilde Hristiyanlığa sokmaya başlamaları üzerine pek çok
Bulgar boyarı (ülke ileri gelenleri), Boris’in tavrını ihanet ve “büyük bedel
ödeyen” Bulgar devletinin, can düşmanı olan Bizans İmparatorluğuna boyun
eğmesi olarak düşündü. Bu nedenle Bulgar boyarları Boris’e karşı genel bir
ayaklanma başlattılar. Fakat Boris bu Ayaklanmayı demir yumruğu ile ezdi ve
elli iki boyarı aileleri ile birlikte (acımasızca) idam ettirdi.37
Öte taraftan Boris , Bizans’ın Bulgaristan’da nüfuz edinmesinden
endişe etti. Bu nedenle bir taraftan Bizans’a karşı Frank kralı Germen Louis ile
bir ittifak oluştururken,38diğer taraftan papa ile Bizans imparatoru arasındaki
rekabetten yararlanıp Bizans’a Bulgar kilisesinin bağımsızlığını tanıtmak
istedi.39 Sonuçta Bizans’ın ağır basmasıyla 870’de İstanbul’daki kiliseler
toplantısında, Ortodox Patrikliği’ne bağlı bir Bulgar piskoposluğunun ihdas
edilmesi ve başına bir piskoposun getirilmesi kararlaştırıldı. Bu karar bir yandan
Roma’nın Balkanlar üzerindeki dini iddialarını, diğer yandan Tuna Bulgar
Devleti’nin Türklüğünü sona erdirmiş oldu.40

Hristiyanlık, I. Boris’in oğlu I.Simeon zamanında (893-927)
Bulgaristan’da kesin olarak yerleşti. Buna paralel olarak Bulgar devletinin
Slavlaşma süreci tamamlandı. Ülkede Slav-Bulgar edebiyatı oldukça gelişerek
diğer Slav milletleri arasında yayıldı ve bütün Slav memleketlerinde önemli bir
kültür etkisi yaptı.41
Tuna Bulgarları en parlak devrini Çar I.Simeon zamanında yaşadılar.
Simeon, Bizans başkentindeki Magnaura sarayında iyi bir eğitim görmüş42
büyük siyasal amaçları bulunan, uzak görüşlü, güçlü bir iradeye sahip bir
şahsiyetti. Bazı araştırmacıların43 “Büyük” lakabıyla vasıflandırdıkları Çar
Simeon’un ilk amacı İstanbul’u ele geçirmek ve onu idealindeki Hristiyan
dünyasının evrensel imparatorluğunun başkenti yaparak üstünlüğünü
açıklamaktı.44 Bu amaçla saltanatının ilk yıllarından itibaren Bizans’a karşı
amansız bir mücadeleye girişti. Bu mücadeleler esnasında sadece Bizans
ordularını birkaç kez yenilgiye uğratmakla kalmadı, aynı zamanda Balkanlara
sarkmak isteyen ve Bizans ile ittifak yapan Macarları da Balkanlardan attı.45

917’de Acheloe Savaşı’nda Bizans ordularını ağır bir yenilgiye
uğratarak en büyük zaferlerinden birini kazandı. Bu zaferden sonra Bulgar
orduları Bizans sınırına saldırılarını artırdılar; öyle ki bu saldırılar Gelibolu
yarımadası ve Korint Boğazı’na kadar uzadı. Bu arada Makedonya ve
Arnavutluk’ta ele geçirilen topraklar Bulgar Devleti sınırlarına dahil edildi.
Hatta 924 yılında Sırbistan bile ele geçirildi.46
Simeon’un özellikle 917’deki büyük zaferinden sonra, Bizans tahtına
oturmak için İstanbul üzerine yürüyeceği belliydi. Nitekim O, 921 ve 923/4
yıllarında iki görkemli kuşatmayla İstanbul’u düşürmeye gayret etti.47 Simeon
bu kuşatmalarla amacına ulaşamasa da, Bizans İmparatorluğu’nu vergi verir bir
hale getirdi ve papadan aldığı “Bulgarların ve Greklerin Çarı” ünvanını
Bizans’a kabul ettirdi.48 Çar Simeon’un fetihleriyle Bulgar devletinin sınırları
kuzeyde Karpat dağlarına, güneyde Ege Denizi ve orta Yunanistan’a, batıda
Adriyatik kıyıları ve bugünkü Hırvatistan’a doğuda ise Karadeniz’e ulaştı.49
Böylece Bulgar Devleti o ana kadar en geniş sınırlarına ulaştı50 ve Balkanların
en güçlü devleti haline geldi.51 Bu bakımdan Çar Simeon bazılarınca ilk Bulgar
imparatorluğunun kurucusu olarak kabul edilmektedir.52

Simeon’un teşkil ettiği bu büyük Bulgar İmparatorluğu onun
ölümünden sonra yerine geçen oğlu Petro (Peter, 927-969)’un uzun saltanatı
sırasında bir takım iç ve dış karışıklıklarla sarsılmaya başladı. Bu dönemde
Macarlar Tuna’nın kuzeyindeki Bulgar topraklarını işgal ettiler. Sırplar
ayaklandılar ve bağımsızlıklarını kazandılar. Ülkede tam bir kaos başladı.53
Uzun savaşlar nedeniyle bitkin düşen Bulgar halkı, feodal beylerin (boyarların)
baskısı altında ezildi. Önemli bir ekonomik ve politik güce sahip bulunan feodal beyler daha fazla özerklik için mücadele etmeye ve artık çarın hükümlerine uymamaya başladılar.54 Bu suretle merkezi otorite gittikçe zayıflamaktaydı. Öte taraftan Bogomil mezhebine bağlı vaizlerin kışkırttığı Bulgar çiftçilervergilerini ödememeye, angarya sorumluluklarını yerine getirmemeye başladılar.
Bu şartlar 10. yüzyılın sonlarına doğru Tuna Bulgar Devleti’ni hızlı bir
şekilde trajik bir sona doğru götürmekteydi.55

Bizans imparatoru Nicephoros Phoca, Bulgaristan’ın içinde bulunduğu
bu kötü durumu, Bulgar Devleti’ne nihai bir darbe indirmek için iyi bir fırsat
olarak gördü. Bu amaçla Bulgarlara karşı, kuzeyde büyük bir güç olarak ortaya
çıkan Kiev knezi Svyatoslav ile 967 yılında bir antlaşma yaptı. Svyatoslav bir
yıl sonra kalabalık bir ordu ile kuzeydoğu Bulgaristan’ı işgal etti. Ancak bundan
sonraki gelişmeler Bizans için şaşırtıcı oldu. Svyatoslav, işgal ettiği kuzeydoğu
Bulgaristan topraklarından çekilmedi ve Bulgar çarı Petro’un halefi II.Boris ile
Bizans’a karşı bir antlaşma imzaladı. Yeni bir tehlike ile karşı karşıya kalan
Bizans imparatoru John Tzimisces ordusunu topladı ve 971’de birleşik Bulgar
ve Rus kuvvetlerini yenerek Bulgar başkenti Preslav’ı işgal etti. Bu arada
II.Boris esir düştü ve İstanbul’a götürüldü.
Bizans imparatorunun bu büyük başarısı, Bulgar başkentini ve
Bulgaristan’ın doğu bölgelerini Bizans’ın hakimiyetine sokmasına rağmen
ülkenin batısında Bizans’a karşı varolma-yokolma mücadelesi kırk yıl daha
devam etti. Bu evrede Komit Nikola adı verilen David, Moses, Aaron ve
Samuel kardeşler önemli bir rol oynadılar. Onların liderliğinde başkenti Prespa
olan yeni bir Batı-Bulgar Devleti yaratıldı.56 Bulgar devletinin başkenti daha
sonra Ohrid’e taşındı.

İlk yıllarda Bulgarlar kendilerini Bizans’a karşı başarılı bir şekilde bir
şekilde korudular. Bizans’ın Araplarla meşguliyetlerinden de yararlanarak57
önemli başarılar kazandılar. Bu sayede kuzeydoğu Bulgaristan’ın özgürlüğü
temin edildi. Güney Makedonya’da önemli yerler ve Teselya’nın tamamı ele
geçirildi.

Bulgarlar’ın büyük başarıları, özellikle kardeşlerinin ölümünden sonra
Samuel’in tek başına hüküm sürdüğü dönemde meydana geldi. Samuel Bizans
imparatorunu bir dizi yenilgiye uğrattıktan sonra Adriatik kıyılarını ve güney
Makedonya’da bazı yeni bölgeleri topraklarına kattı. Bizans’a karşı en büyük
zaferini ise imparator II.Basil’e karşı 986 yılında Trajan Geçiti’nde kazandı. Bu
zaferden sonra Samuel, Sırbistan üzerinde nüfuz edinmek için harekete geçti ve
Sırbistan prenslerini birer birer tabi hale getirdi.
Bulgarların bütün bu başarıları imparator II.Basil’i yıldırmadı. 11.
yüzyılın hemen başında doğu Bulgaristan’ın başlıca şehirlerini ve
Makedonya’da bazı kaleleri, Vidin, Üsküp gibi stratejik öneme sahip müstahkem kaleleri ele geçiren Basil, Samuel’e nihai darbeyi 1014’te indirdi.
Blassitsa Dağı’nda esir aldığı 14000 yada 15000 Bulgar askerinin gözlerini
oyarak dehşet saçtı.58 Bu nedenle O, “Bulgaroctonos” (Bulgar Katili) lakabıyla
anılmaktadır.

Samuel bu gaddarlığı görerek öldü. Bulgarlar, varlıklarını Samuel’in
oğlu Gavrail Radomir (1014-1015) ve onun kuzeni Ivan Vladislav’ın şahsında
devam ettirmek istediler de sonuç alamadılar. 1018’de başta başkent Ohrid
olmak üzere bütün Bulgaristan Bizans’ın eline düştü ve bireysel bazdaki
bağımsızlık mücadelesi de Bulgarların kaderini değiştiremedi. Bundan sonra
Bulgaristan, başında imparatorluk valisi bulunan bir Bizans eyaleti haline
sokuldu.59 Bu arada Bulgarların bir kısmı toplu halde Bizans’ın elinde bulunan
Doğu Anadolu bölgesine sürüldü.60

Böylece, Esperüh’ün 681 yılında kurduğu Tuna Bulgar Devleti tarih
sahnesinden çekilmiş oldu. Ancak Bulgarlar, 170 yıllık bir esaret döneminden
sonra Asen ve Peter kardeşlerin öncülüğünde Tırnova’da yeni bir Bulgar devleti
kurmayı başaracaklardır. Bu ise gelecekte Balkan yarımadasını yeni gelişmelere
gebe bırakacaktır.

Kaynak: Aydın, Mithat, “Tuna Bulgarları Tarihine Genel Bir Bakış (681-1018)”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Denizli, 2002.





10003179_10151939166126805_1786630828_n.jpg
 
Geri