Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Tüm Zamanların En İyi 25 Dedektif Filmi: Polisiye Rüzgârını Hissetme Zamanı
Tüm Zamanların En İyi 25 Dedektif Filmi: Polisiye Rüzgârını Hissetme Zamanı
Dedektif filmleri sinemanın uzun süredir bir parçası. İpuçları peşinde koşarken tırnak yedirten, türün en iyi polisiye örnekleri bu listede sizleri bekliyor.
İyi bir suç hikâyesi, seyircisini saatlerce kendisine peşinde sürükleyecek güce sahip. “Katil kim?” sorusunu cevaplayana kadar hem ana karakter hem de izleyici, baş ağrılarına, uykusuz gözlere ve soluksuz bir ipucu avına girişiyor. Konu dedektif filmleri ve polisiye sineması olunca en iyilerini tek bir listeye sığdırmak da bir hayli zor.
Listedeki kimi filmlerden bazıları en ağırından dram kategorisine girebilecekken kimisi de köşeyi dönünce katille karşılaşacak olmanın gerilimini üzerinde taşıyor. Bazıları da hayatın sunduğu problemlere verilecek en iyi cevaba, yani vurdumduymaz bir mizah anlayışına sahip. Polisiye sinemasının olmazsa olmazı dedektif filmleri üzerine dikkat çekici bir listeyle karşınızdayız.
İşte sinemanın ilk günlerinden modern zamanlara en iyi 25 dedektif filmi.
Dedektif filmleri başlıklı bir liste, Humphrey Bogart olmadan yarım hissettirirdi. Hangi film olacağı konusuysa tartışmaya tamamen açık. Casablanca ve High Sierra, belki bu yapım kadar hak ediyor fakat The Maltese Falcon ardılları söz konusu olunca en iyisi. Film-noir’ın erkek karakterlerinin bütün stereotiplerini doğuran bir performans, Bogart’ın türe asla silinmeyecek bir imza atmasını sağladı. Loş odalar, karakterlerin ağzını her açışıyla değişen güç dengeleri ve ele geçirilecek paha biçilemez bir heykelle, Malta Şahini dedektif filmleri listesine girmeyi tamamen hak ediyor.
2. The Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği) – 2001
Jonathan Demme’nin yönettiği Kuzuların Sessizliği, Vertigo’yla birlikte soruşturmanın ikinci plana atıldığı ikinci yapım. Film boyunca Buffalo Bill adında bir seri katili arayan FBI stajyeri Clarice Starling’in, soruşturmaya yardım etmesi gereken Dr. Hannibal Lecter’ın ağına adım adım düşmesini izliyoruz. Sağlam bir dedektiflik hikâyesi izlemek isteyenleri de hayal kırıklığına uğratmayan yapım, iki suçlu türüyle, Buffalo Bill’in deliliği ve Lecter’ın sosyopatik zekâsını birbirine kırdırıp çok özel bir eser ortaya çıkartıyor.
David Fincher’ı her yeni projesi heyecanla beklenen bir avuç yönetmen arasına sokan film. Kurbanlarını yedi ölümcül günaha göre seçen bir katilin peşine düşen iki dedektifin hikâyesini izlediğimiz polisiye yapımda Fincher’ın en korkutucu olanın ekranda görülen değil de hayal edilenler olduğu anlayışı tüyleri ürperten sonuçlar veriyor. Morgan Freeman ve Brad Pitt’in kariyerlerinin en başarılı performanslarını sergilediği yapım, seyircinin yaşama sevincini tamamen çalan sonuyla akıllara kazınmış durumda.
Dedektif filmleri söz konusu olunca Alfred Hitchcock’un adını anmamak kadar büyük bir ayıp düşünülemez. Usta yönetmenin geniş filmografisinin belki de en iyisi Vertigo, açılış sahnesinde seyirciyi engellenebilecek bir ölümle karşı karşıya bırakarak boğazdan yakalıyor. 129 dakikalık süresi boyunca da asla bırakmıyor. Hitchcock’un entrika dolu karakterleri ve bol sürprizli hikâyesi bu filmde de eksik değil fakat iki ana karakter arasındaki ilişki derinleştikçe, cinayet ikinci plana geçiyor. Hitchcock’un her birisi el emeği çekimlerinden yola çıkıldığında da, feminenlik ve maskülenlik konularındaki erkek egemen anlayışı eleştiren bambaşka bir okuma yapmak mümkün.
Neo-noir post vahşi batı kara komedi dedektif filmi. Coen Kardeşler’in şahsına münhasır filmciliğinin belki de en kişisel olanı. Kendisine ait bir film türü yaratanı. Şahsına münhasırlık söz konusuyken, ana karakteri de dedektif hikâyelerinin maskülen, sessiz erkeğinden olabilecek en uzak noktada. Dude, kendisini belli bir şekilde sunmaya hiçbir dikkat göstermeyen ve cinayet çözmek gibi bir hedefi olmayan bir adam ve Coen’lere özgü absürt kurgunun karşısına çıkarttığı sorunları çözüşü, komedinin zirvelerinden.
Christopher Nolan’ı devler ligine taşıyan yapım, en büyük modern film-noir klasiklerinden birisi. Açılış sahnesiyle cinayeti çözen bir filmin ne kadar gizem barındırabilir sorusunun nihai cevabı. Eşsiz yapısı yüzünden de, hikâyeyi açık etmeden hakkında konuşması çok zor. Guy Pierce’ın canlandırdığı Leonard’la birlikte, kısa dönem hafıza kaybının nasıl hissettirdiğini öğrenmek için ideal.
Film-noir, dedektif hikâyelerinin vazgeçilmez tonuysa bunu Laura’ya borçlu. Tıpkı dedektif gibi seyirciyi de işlenen cinayete dair hiçbir bilgi olmadan soruşturmanın ortasına atan polisiye yapım, film-noir’ın gelecekte kullanacağı pek çok elementin doğum noktası. Hikâye ilerledikçe ağırlaşan, labirentin ucu asla görünmeyecek gibi hissettiren Laura, aynı zamanda bir aşk hikâyesi. Dedektifin, maktule aşık olmasının hikâyesi.
Ridley Scott’ın neo-noir’ı bilimkurgu ile birleştirdiği Blade Runner, sinemalara geldiği günden beri seyircilerde farklı duygular uyandırmaya devam ediyor. Bir yanda ilerlemeyi reddeden bir cinayet soruşturması, diğer yanda insan olmakla ilgili felsefi sorularla Blade Runner hiçbir zaman üstünde görüş birliği sağlanmış bir film olmadı. Philip K. Dick’in Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? eserinden uyarlanan polisiye yapıma, 2017’de bir de Blade Runner 2049 adlı devam filmi geldi.
9. In The Heat of the Night (Gecenin Sıcağında) – 1967
Siyahlara karşı ırkçılık günümüz ABD’nde bile büyük bir sorun fakat 60’lar hem ırkçılığın hem de siyah hakları aktivistliğinin tavan yaptığı, kaynayan bir dönemdi. Böyle bir zamanda, siyah bir polis memurunun, geneli ırkçı olan bir kasabada cinayet davasına atandığı bir film çekmek, bugün için bile cesur bir hamle. Sidney Poitier’ın olağanüstü performansı, klasik sonrası Hollywood’unun en büyük başyapıtlarından birini meydana getiriyor.
Günümüzde film-noir vahşi şiddete bol ev sahipliği yapsa da, 70’lerde ve özellikle de Roman Polanski’nin kamerasında, seyirciyi rahatsız hissettirmek için buna ihtiyaç duymuyordu. Jack Nicholson’ın canlandırdığı özel dedektif Jake Gittes, bir ensest skandalını ortaya çıkartmak için gittiği Chinatown’da, ahlaksız ilişkilerden çok daha fazlasını ve en önemlisi hazmetmesi kolay olmayan bir cinayetin içine düşecek.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Viyanası ve Carol Reed’in film-noir’e imza hâline gelen “bardağın yarısı boş” anlayışıyla, bir yandan gerilim ve diğer yandan depresifliğin hissedildiği The Third Man, atmosferiyle liste içinde özel bir yere sahip. Joseph Cotton, Orson Welles ve Alida Valli gibi dönem yıldızları da filme en başarılı performanslarıyla katılıyor.
12. L.A. Confidential (Los Angeles Sırları) – 1997
1950’lerde yozlaşmanın had safhaya çıktığı Los Angeles’ın izleyiciye sunacak pek çok sırlarının arasında bir de kanlı ve vahşi bir cinayet var. Guy Pearce, Russell Crowe ve Kevin Spacey de bu şehirde kendilerini kurtarma peşinde koşuyor. Pek çok yan hikâyeleri ve kompleks olay örgüsüyle L.A. Confidential, sönük renk paleti ve soğuk havasına alıştığımız film-noir’ı, Los Angeles’in sıcağına taşıyor.
Rian Johnson’ın ilk uzun metrajlı filmi Brick, türün klasiklerine bir saygı duruşu. Joseph Gordon-Levitt’in, eski kız arkadaşının kayboluşunu araştıran bir öğrenciyi canlandırdığı yapımda diyaloglar, görseller ve karakterler kâbus ile rüya arasında gidip gelen bir uyku hâlinde. Neo-noir’ın en başarılı örneklerinden.
Zodiac katilinin kim olduğu, ABD’de hâlâ dönem dönem gündeme gelen bir konu. Listeye birden fazla film sokan ikinci yönetmen David Fincher’ın konu hakkındaki yorumu da katilin belli olmadığı bir filmi bu listeye sokmak için gayet yeterli. Yönetmenin dava hakkındaki görüşleriyle terazinin bir yana ağır bastığı bir gerçek fakat film boyunca kendisine en ufak şüphe yöneltilen muhtemel sanıkların hepsi ekranda olduğu süre boyunca gerilimi tavana zıplatıyor.
Shane Black’in satir ve ironiyle dolu kalemi bu sefer Hollywood film-noir’lerine bir aşk mektubu yazmak için sayfada sürükleniyor. Bir özel dedektif, başarısız bir aktris ve aktör rolü yapan bir hırsızı bir araya getiren filmde cinayeti çözmek her zaman ana hedef olsa da, Robert Downey Jr. ve Val Kilmer’in bir komedi ikilisi olarak çıkardığı şahane iş yapımı keyifli bir seyir hâline getiriyor.
16. Who Framed Roger Rabbit (Suçsuz Sanık Roger Rabit) – 1988
Roger Rabbit, Disney’in konuşan çizgi hayvanları arasında en az cinayete yatkın olanlarından birisi. Yine de, filmde Eddie Valiant’ın (Bob Hoskins) sunduğu hâliyle kendisini bir “açgözlülük, seks ve cinayet” hikâyesinin ortasında bulmayı başarıyor. Robert Zemeckis’in kamera arkasındaki ustalığıyla animasyon ile canlı çekimler birbirleriyle kusursuzca kaynaşıyor. Roger’ın haksızca suçlandığı bu dedektif hikâyesinde film boyunca Mickey Mouse ve Bugs Bunny’i de görüyoruz. Listede konsept olarak en absürdü olsa da, Who Framed Roger Rabbit, animasyon hayvanlarla ilgili bir filmin gerektirdiğinden çok daha zekice yazılmış bir senaryoya sahip.
Christopher Nolan’ın eşsiz vizyonu, kendisini listede birden fazla filmi olan iki yönetmenden birisi yapmak için fazlasıyla yeterli. Kendisine Batman Begins’in yönetmenliğinin verilmesini sağlayan Insomnia da, Nolan’ın dedektiflik türüne getirdiği yeni bir bakışa sahip. Ana karakterimiz Will Dormer (Al Pacino) bir yandan Alaska’nın sert havasına ve bitmeyen günlerine alışmaya çalışırken diğer yanda da kendisinin ahlaki duruşunu sorgulatan cinayeti çözmeye çalışıyor. Robin Williams’ın canlandırdığı Walter Finch de o muğlâk ahlak ikileminin iyice incelmiş çizgilerinden bazen bir bazen diğer tarafına geçerek, seyirciyi taraf tutması imkânsız bir denkleme sokuyor.
Klasik Hollywood’u ziyaret ettiğimiz The Thin Man listedeki en eski film. William Powell ve Myrna Loy ikilisini, eğlenceli olacağını düşündükleri için cinayet çözmeye çalışan evli bir çift olarak izlemek de, kelimenin tam anlamıyla Klasik Hollywood. Bir yanda sürekli akan alkol, diğer yanda sürekli birbirleriyle aynı masada oturan grubun içinde bir katil. Dedektif filmlerinin alametifarikası olan gizemin çözüldüğü büyük sahne ise tür içinde klasikleşmiş durumda.
Kendisine Akrep Katil diyen bir zırdeli, San Fransisco’yu cehenneme çevirince, iş Clint Eastwood’un ikonik karakterlerinden Harry Callahan’a düşüyor. Dönemin ideal erkek tasvirinin zirvesi olan, sert, stoik, sessiz ve iş bitirici Callahan, Eastwood’un 60’lardaki kovboylarının karizmasıyla modern şehri suçlulara dar ediyor. Dirty Harry’nin ilerleyen yıllarda dört devam filmiyle karşımıza çıktığını da belirtelim.