-
- Katılım
- Kasım 9, 2013
-
- Mesajlar
- 14,691
-
- Tepkime puanı
- 4,484
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- el castillo del diablo
Geçmişten günümüze insan ilişkileri, iletişim kanalları, ilgi alanları, yaşam olanakları, üretim ve tüketim alışkanlıkları sürekli değişmiştir. Özellikle sanayi devrimi, toplumların hem fiziksel hem de kültürel yapılarında büyük dönüşümler ortaya çıkarmıştır. Modern toplumların ortaya çıkması ile birlikte yeni sınıflar ortaya çıkmış ve kimlik, ait olunan bir topluluktan ziyade bireyin tüketim yolu ile kendisine bir grup veya sınıf inşa etme sürecini ifade etmektedir.
Modern toplumlarda tüketim, yeni sosyal etkileşim ve sosyal davranış şekilleri oluşturma, gerçek ile sahte arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırarak yeni bir benlik ve kimlik duygusunu elde etme arzusu ve prestijini ortaya çıkartmıştır. Protestanlık anlayışındaki üretimin fazlalaştırılması ve üretim ilişkisinin artı ürününü tanrı krallığı için harcanması anlayışı hâkimdi. Modern toplumda ise tüketim-birey ilişkisinin artı ürününün tüketim krallığı için gerekliliği ve zorunluluğu doğmuştur. Çünkü tüketim alışkanlığı, bireyin kültürel bir göstergesi, yeni iletişim kanalı, yeni grubunu ve sınıfını, yeni inancını kısacası yeni kimliğini ortaya çıkartır. Birey için tüketim artık zorunlu bir hal almış, tüketim için yeni bir üretim aracı haline gelmiştir. Bu makalede tüketim toplumunda bireyin yeni kimlik inşa gereksiniminin nedenleri üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede bireyin tüketim alışkanlıklarının gereksinimden ziyade, istek ve arzularını doyurma, sosyal bir sınıf oluşturma gereksiniminin nedenleri ve ait olmadığı sınıfın kabuğuna bürünmesinin temel etkenleri özelinde araştırma yapılmıştır. Makalenin temel tezi, tüketim toplumunda bireyin tüketim vasıtasıyla kendisine yeni bir anlam katması, kültürel, sosyal bir alan oluşturması gibi düşünceler etrafında oluşturulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Tüketim, Tüketim Toplumu, Kimlik, Postmodern Kimlik.
Giriş Kapitalist ekonominin ilk temellerinin atıldığı sanayi devrimi ile birlikte toplumların ve bireylerin sosyo-ekonomik ve sosyokültürel ilgi alanları günümüze kadar sürekli değişmiştir. Bu değişim günümüz modern toplumlarında en üst seviyeye ulaşmıştır. Toplumların, grupların, bireylerin temel ihtiyaçlarından biri olan tüketim ve tüketim alışkanlığı günümüz toplumlarında temel ihtiyaç kaynağı olmaktan ziyade gündelik bir pratik, sosyal davranış, sosyal etkileşim, kültürel faaliyet, sosyal sermaye, prestij, ayrıcalık, yeni kimlik edinme göstergesi haline gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte tüketim ve kimlik algısı dünyanın farklı toplumlarında ve farklı ülkelerinde benzer hayat tarzlarının oluşmasını, bireyleri tüketim alışkanlığı ile birlikte benzer ilgi alanlarına ve benzer kimliklere sürüklemiştir. Tüketim toplumunun temelinde Max Weber'in de ifade ettiği gibi "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" vardır. Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno tarafından geliştirilen ve Frankfurt Okulu'nun genel yaklaşımını ifade eden temel kavramlardan olan "kültür endüstrisi" ve "kültür endüstrisi araçları" ile birlikte birey sürekli bir tüketim alışkanlığı ile davranması ve hayatını bu doğrultuda idame ettirmesine yöneltmektedir. Küreselleşme, bütün ülkelerde ve toplumlarda benzer hayat tarzlarını oluşturmaktadır (Bayhan, 2011: 223). Modern toplumlarda kimliğin merkezinde olan tüketim, ekonomik bir mekanizma olmasının yanı sıra, kültürel ve psikolojik yönleri olan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır (Ersoy, 2014: 48).
Kapital endüstride birey bir tüketim mekanizmasının yanında kendisine bir sosyal alan, sınıf, kültür ve imaj yaratmaktadır. Tüketim toplumunda tüketim daha çok bireyin kendisinin arzuladığı bir sosyal sınıf oluşturma, yeni sınıf kalıbına girme arzusu ile bir sosyal hareketliliğe girme ve özenti yaratma serüveni imajını almıştır. Bu çerçevede tüketim ihtiyaç ve gereksinimden kopmuş ve birey modern tüketim serüveninde yeni algı ve kimlik arayışına girmiştir. Günümüz dünyasında mal ve hizmetlerin çoğaltılması ile birlikte tüketim akıl almaz bir biçimde çoğalmıştır. Bu bolluk içindeki bireyler nesneler tarafından kuşatılmış, bireyin içinde bulunduğu grup kavramına nesneler etkin bir rol almıştır. Bu kuşatma ile birlikte bireylerin günlük alışverişlerinin de değişim gösterdiği, mal ve iletilerin algılanmasında, güdülenmesinde ivme yükselen bir durum almıştır (Baudrillard, 2008: 15). Büyük anlatıların meydana getirdiği iki büyük dünya savaşı ve toplumsal buhranlar sonucunda İkinci Dünya savaşından sonra dünya modern toplum anlayışından koparak postmodern bir toplum anlayışına geçmiştir (Alp, 2017: 427).
Bununla birlikte bireyin kimlik inşasında kültürel görünümlerin önemi vurgulanırken, daha esnek ve akışkan olan kimliklerin insanların sosyal ve kültürel kökenlerinden bağımsız bir şekilde olduğuna işaret etmektedir. İşbölümünün radikal boyutunun kitle iletişim araçları ve kitlesel tüketim ile birlikte çözüldüğünü ileri sürülür. Sonuç olarak bireyin tüketim alışkanlığı ile birlikte kimliğini inşa ederken, ne yaptığıyla ilgili ise kendisini tanımlar nitelikte bir dönüşüm yaşamaktadır (Yanıklar, 2018: 233). Her geçen gün yeni alanlar yaratan tüketim toplumu, kitle iletişim kanalları vasıtasıyla radikal boyutları esneterek bütün alanlara hâkimiyet sağlamış durumdadır. Küreselleşme ile birlikte insan ilişkileri topluluk çerçevesinden çıkıp küresel bir durum almış ve toplum-birey kavramı yerini dünya-birey kavramı almıştır. Tüketim alışkanlığı evrensel bir pozisyon almış durumdadır. Birey kitleye karşı artık kendisini kabul ettirme, kendi güdülerini, arzularını, isteklerini benimsetme ve tatmin etme peşindedir. Bunun yolunun ise kendi evreninden çıkıp mensup olmadığı evrende yol almasıyla, kendisini farklı bir alanda, düşüncede yer alarak yerine getirmektedir. Mensup olmadığı bu yeni kimliği inşa etme yollunu ise mensup olmadığı ve bilmediği alışkanlıklar edinerek yerine getirmektedir.
Her geçen gün daha baskınca bir hal alan kapitalist kültürünün tüketim toplumuna verdiği mesaj tüketerek daha fazla mutlu olacağı yönündedir. Üretim odaklı modernizmden farklı olarak artık postmodernizmin üretim ilişkilerinin tüketim odaklı ilişkiler şeklinde dönüşüm anlayışından söz edilmektedir. Postmodernizmdeki yeni anlayış bireye ve topluma nasıl üreteceğinden ziyade nasıl tüketeceğini öğretmektedir. Her şeyin en iyisine, en güzeline kısacası mükemmelliğin mesajını vermektedir (Dal, 2017: 2). Bu tüketim cazibesi ile birey içinde bulunduğu kendi formundan sıyrılma peşine düşmektedir. Aidiyeti olmayan faklı form kalıplarına bürünme peşine düşen birey, aslında farklı bir kimlik ile hareket etmektedir. Ekonomi ve siyaset kapitalist sistemin gelişmesi ile birlikte iç içe geçmiştir ve bu gelişme ile birlikte tüketim, tüketerek var olma, tüketerek kabullenme düşüncesini hayatımıza sokmuştur. Tüketim, kültürel sermaye göstergesi olarak etkileşim ve sosyal davranış biçimini oluşturmaktadır (Bilginer, 2008: 8). Küreselleşen dünya ile birlikte tüketim ibadet halini almış durumdadır ve kapitalist sistemin ürünlerinin tüketim merkezini küresel markalar almaktadır.
Mutluluğun formülü alış-veriş yapmaktan geçmektedir. Alış-veriş mekânları bir ''sosyalleşme'' merkezine dönüşmüş durumdadır (Bayhan, 2011: 223). Bu çerçevede bireyin yeni bir sosyal alan oluşturma ve kendisini kabullendirme yollu, hem bireysel düşünce kaynağı hem de sosyal çevrenin baskısı ile yeni kimlik anlayışı inşa etmektedir. Birey toplumdan soyutlanma durumu ve kargaşası ile karşı karşıya kalmamak, bireysel bir anomi içinde kendisini bulmamak için sosyal çevreye uyum sağlamaktadır. Var olma ve kabullenme yolunu tüketmek ve olmadığı bir dünyaya aidiyet sağlamasıyla mümkün hale getirmektedir. Toplum bilim ya da başka bir ifade ile sosyoloji, tüketimin sermaye boyutuyla ilgilenmez. Toplum bilim tüketimin kültürel, sosyal, siyasal, bireysel, kimlik gibi kavramsal boyutlarının karşılığı ile ilgilenir. Bu araştırmada başta tüketim kavramı ve tüketim toplumunun gönümüzdeki sosyolojik karşılığını ele alınacaktır. İkinci etapta ise kimlik kavramı ve sosyolojik olarak bunun karşılığı ile ilgili analiz yapılacaktır. Üçüncü ve sonuç etabında ise geleneksel, modern ve postmodern toplumlarda tüketim ve kimlik dönemsel olarak ele alınıp, kimlik bunalımı ele alınıp nedensel faktörleri özerinde durulacaktır. Tüketim toplumunun birey özerindeki etkilerini ve bireyin yine olmadığı yeni kimlik inşasının nedenleri tespit edilmeye çalışılacaktır.
Tüketim
Ekonomik literatüründe tüketim kavramı, istek ve ihtiyaçların giderilmesi olarak tanımlanır. Ancak modernizm ile üretim odaklı anlayış hâkim iken postmodernizm ile birlikte tüketim bir ihtiyaç olmanın yanı sıra ihtiyaç kavramı bu değişimin kendisini niteler duruma gelmiştir ve istekler ihtiyaçların yerini almıştır (Hatipler, 2017: 38). Bu çerçevede tüketim, fiziksel veya biyolojik olarak gereksinimlerin, ihtiyaçların giderilmesinden daha çok bireyin isteklerinin, arzularının doyum noktasına ulaşılmasında, kendisine bir sınıf ve alan oluşturmada, kendi varlığını kanıtlama, benimsetme aracı olarak kullanılan bir kavram olarak değerlendirilebilir. Kapitalizm ile birlikte başlayan ve modernleşme ile devam eden süreçte dünyanın her alanında değişmeler meydana gelmiştir. Bu değişim ve dönüşüm üretim alanında olduğu gibi tüketim alanında da değişmeler meydana getirmiştir. Geleneksel toplumlarda tüketim insanın temel ihtiyaçlarının giderilmesi durumuna karşılık gelir iken, modern toplumlarda zorunlu, hedonik ve gösteriş tüketimi gibi farklı alanlara karşılık gelmektedir. İnsan hayatını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu ürünleri tüketmesi zorunlu tüketim, istek ve arzularını ön planda tutup bu arzuları ve istekleri için yaptığı tüketim hedonik tüketim, statüsünü ortaya koymak için gerçekleştirdiği tüketim ise gösteriş tüketimi olarak ifade edilmektedir (Quliyev, 2012: 5). Geleneksel toplumlarda temel geçim kaynağı insan gücüne dayanmaktaydı. İnsan ilişkileri, iş bölümü ve sınıfsal farklılıklar bu dönemde fiziksel gücü dayanmakla birlikte, iş bölümü ve sınıflar arasında ki ayrım belirgin bir durumdaydı. Kapitalizm ile birlikte modern toplumlar ortaya çıkmış ve her alanda olduğu gibi insan ilişkilerinde, yaşam biçimlerinde, üretim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük değişim ve dönüşümler meydana gelmiştir. Üretimde artı ürün elde edilmesinin yanı sıra pazarlama ve ürünü küresel bir boyut haline getirme çabaları ortaya çıkmıştır. Küresel bir boyut alan üretim ilişkileri beraberinde küresel bir boyut alan tüketim alışkanlıkları meydana getirmiştir. Bu alışkanlıklar küresel bir pazar oluşturma arzusu neticesinde var olmuş ve tüketim; ekonomik bir alan olarak insanın fiziksel ihtiyaçlarının karşılamak için ürün ve malları tüketmekten ziyade, insanın arzu ve isteklerinin doyum noktası olarak gördüğü, kendisine bir sınıf ve alan ortaya çıkardığı, kendi sınıfını ve statüsünü yaratma aracı olarak gördüğü bir alan ve zorunluluk durumu olarak ifade edilebilir. Başka bir ifade ile tüketim, insanoğlunun kendisini bulduğu, fiziksel, biyolojik, psikolojik, kültürel alanlarının hepsini tamamladığı bir ekonomik alandan ziyade sosyolojik bir olgu haline gelmiştir.
Tüketim olgusu ilişkisel boyut bağlamında sadece ekonomi ile ilişkilendirmek yanlış olacaktır. Modern toplumlarda statü oluşturma, farklılıklar kazanma, kendisini var etmek için bir kimlik oluştur gibi nedenler ile birlikte insanlar tüketici davranış ve düşüncesindedir (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 141). Tüketim, insanlar arasında ilişki kurmak için gerekli malzemelere sahip olmaya dönük bir araç, toplumsal ihtiyacın parçası olan çalışma güdüsünü açıklayan aynı toplumsal sistemin bütüncül bir parçası olarak görülmelidir (Senemoğlu, 2017: 69). Sosyolojik bir bakış açısıyla tüketim, gelirin fonksiyonel olmasından ziyade, sosyal ve kültürel olarak ele alınmalıdır. Toplumsal sistemler içerisinde tüketim, bireyi ekonomik olarak işlevsel olma özelliğinin yanı sıra, bilince, kimliğe, hazza, duygulara dayalı bir psişik yapıya, güce, konuma, statüye, sınıfa ve kültüre dayalı bir toplumsal olgulara şekil ve yön vermesi bakımından sosyolojik olarak önemli bir konu olarak karşımıza çıkar (Ersoy, 2014: 52). Tüketim olgusu birey ve ürün arasında ihtiyaç olmaktan çıkıp, birey ve bireyler arasında, birey ve bireyleşme arasında, birey ve kültür arasında, birey ve benlik arasında, birey ve kimlik arasında bir tamamlayıcı unsur haline gelmiştir. Tüketim, ürünün elde edilmesi ihtiyaçların karşılanmasının yanında sosyolojik, psikolojik ve kültürel bir anlam kazanmıştır. Tüketim, sosyolojik ve psikolojik işlevi olan bir olgudur.
Tüketim Toplumu
Bir sosyoloji terimi olan tüketim toplumu, hizmetlerin üretim sektöründe olmaktan ziyade üretim mallarının ve boş zamanların tüketimi çerçevesinde örgütlü hale gelen veya örgütlenen toplumları açıklayan sosyolojik terimdir. Başka bir ifade ile tüketimciliktir. Toplumsal sınıfların azaldığı, popüler kültürün ve bireyciliğin arttığı toplumlarda görülür (tr.wikipedia.org, E.T: 27.09.2021). Tüketim toplumu ekonomik bir gereksinim veya ihtiyaçtan ziyade küresel bir boyut kazanan üretim ilişkilerinin ve pazarın yanında insan ilişkilerinin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik ilişkilerini tanımlayan sosyolojik bir alanı ifade etmektedir. İçinde yaşadığımız toplum ''tüketim toplumu''dur. Geçmişten gönümüze bütün canlılar tüketmektedir. Ancak tüketim toplumu olarak adlandırdığımız toplumumuzun bütün üyelerinin bir şeyler tükettiği anlayışının veya ispatının yerine, atalarımızın toplumu, kuruluş aşamasında ki modern toplum, kapitalist veya endüstriyel toplumu nasıl ki bir üreticiler toplumu olarak görülüyorduysalar, aynı derin anlam, aynı temel anlam, aynı bakış açısı ile bizim toplumumuzun da bir ''tüketim toplumu'' olarak adlandırılır (Baumann, 1999: 84). Tüketim toplumu (consumer society) terimi, toplumların hizmet ve maddi üretimden ziyade malların ve boş zamanların tüketimi etrafında örgütlenmesini ifade eden bir terimdir. Yirminci yüzyıl ile birlikte gelişen ve gittikçe artan zenginlik, kitlesel bir popüler kültürün ortaya çıkışı, büyüyen tüketim sektörü ile dilimlerinin ortaya çıkışı (toplumsal sınıfın yok oluşu, özel hayata yönelme eğilimi), bireyselleşme ve bireyciliğin artması gibi eğilimler (bu eğilimler tartışılmaya açık olsa da) tüketim toplumunda ortaya çıkan eğilimlerdir (Marshall, 1999: 768). Özellikle yirminci yüzyılda başta ekonomik gelişmeler ile birlikte filizlenmeye başlayan tüketim toplumu terimi kaynağını kapitalizmden almaktadır.
Kimlik
Kimlik, sosyo-psişik bir olgudur ve bireyin benlik ve kişilik kavramlarının yanında onu tanımlamak, ifade etmek, betimlemek için kullanılan bir kavramdır. Kimlik (identity) terimi, sürekliliği ve aynılığı içeren Latince ''idem'' kökünden türetilmiştir (Aydoğdu, 2004: 117). Türk Dil Kurumu’nun Genel Türkçe Sözlüğü’nde ise kimlik genel olarak üç farklı tanımlamaya yer vermektedir. Bunlardan birincisi toplumsal bir varlık olarak insana ait özellikleri, belirtileri, nitelikleri belirten, betimleyen şartlar bütünüdür. İkinci tanımlama ise kişinin kim olduğunu tanıtan kimlik belgesi, belge, tanıtma ve tanımlama kartı olarak belirtmedir. Üçüncü tanımlamada ise kimlik, herhangi bir nesneyi, cismi belirlemede yarayan özellikler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Kimlik teriminin kullanım alanı olarak uzun bir geçmişi olmasına rağmen yirminci yüzyıla kadar popüler bir terim olarak kullanılmamıştır. Yirminci yüzyıldan sonra kimlik ile ilgili popüler kullanım ve tartışma alanı iki temel doğrultuda meydana gelmiştir; psikodinamik ve sosyolojik. Her iki gelenekte kimlik ile ilgili özcü anlayışa yani kimliğin tutarlı olduğunu ve yaşam süresince aynı kalan eşsiz bir öz olduğu öne süren özcü anlayışa karşı çıkar. Buna karşın her iki gelenekte kimlik ile ilgili vurguyu değişik derecelerde, kimliğin yaratılmış ve kurulmuş karakterlerine yapmışlardır (Marshall, 1999: 405). Kimlik kavramının tanımsal bir işlevinden ziyade bu kavramın sosyolojik bir yanının olduğunu ve temel olarak bireyin hüviyet, belge, cisim veya nesneyi tanımlamada kullanılan bir araç olmaktan ziyade, bireyin sosyal yönünü belirmede kullanılan işlevsel bir alanı oluşturduğu söylenebilir. Kimlik, ilk başta bireyin özne olması ile birlikte sonra özne olan bireyin söylem ile şekillenmesi ile ve en sonunda ise söylemin özne tarafından kabul görmesi, içselleştirmesiyle oluşan bir süreçtir (Aydoğdu, 2004: 124). Bu çerçevede kimlik, ne bireyin sahip olduğu ve verilmiş belge, ne içerisinde yaşadığı toplum/grup tarafından verilmiş söylem, ne de bireyin bu söylemleri içselleştirilmesidir. Kimlik, bu üç mekanizmanın bir bütün olarak işlenmesi ve içselleştirilmesidir. Bireyi tanımlayan ve bireyin inşa ettiği tanımlayıcı bir yapı olarak kimlik, genel olarak ''ben kimim?'' sorusuna verilen cevaplar anlamlı bir bütünüdür. Bu cevapların bütünü farklı olabilir. Bu bağlamda soruya verilen anlamlı cevapların bütününün kişiyi bütün olarak eylemlerini, benimsediği ve kabul gördüğü kültürel, sosyal kalıplaşmayı, diğer bireylere kendisini tanıtma ve tanıtma imkânı veren bir yapı olarak tanımlayabiliriz (Ersoy, 2005: 211-212). Bu bağlamda kimlik kavramı salt bir sembolik kalıp olma yerine bireyin sosyal ve kültürel işlevlerini belirleme kullanılan bir olgu, bireyin statüsünü ortaya koyan ve işlevi olan bir kavram olarak ele alınabilir.
Geleneksel Dönem
Tüketim ve Kimlik Geleneksel toplum (traditional society), genellikle modern topluma (kentleşmiş, kapitalist ve endüstriyel toplumu) karşı kullanılır. Modern olmayan çok çeşitli toplumları (yiyecek toplayıcı gruplar, Orta Çağ Avrupa devletleri gibi) bir arada harmanlayan, yargılayıcı bir terimdir. Bu çerçevede geleneksel toplum, aile değerlerinin sıkı sıkıya bağlı olduğu, cemaatin altın çağı gibi özellikler ile anılmasına rağmen, ilkel, geri, duygusal ve bilimsel olmayan bir toplum özellikleri atfetmektedir (Marshall, 1999: 259). Geleneksel toplum, geleneğin hâkim olduğu, insan ilişkilerinin temel faktörünün gelenek temelli şekillendiği toplum türüdür. Geleneksel toplumlar ile ilgili özellikler, modern toplum yapısının oluşumu, gelişmesi ve tamamlaması ile birlikte daha belirgin bir hale gelmiştir. Modern topları kendinden önceki toplumları ötekileştirerek var eden batı, ötekileştirdiği geleneksel toplumları açıklamalarda bulunmuş, geleneksel toplumların hâkim özelliği olan geleneği tamamen koparmayı amaçlamıştır. Bu çerçevede geleneksel toplumlar, modern toplumun sahip olduğu akılcılık, sanayileşme, kentleşme gibi özelliklerine sahip olmadığı bilinir (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 128). Geleneksel toplum, geleneğin aktardığı değerler doğrultusunda varlığını devam ettiren ve değişmeyi reddeden yapılardır. Geleneksel toplumlarda örgütlenmeler tamamen aile ve kabileler temelinde gerçekleşmektedir. Değişim ve hareketlilik ise geleneksel toplumlarda yok denecek kadar azdır. Sanayinin gelişmediği, yazının kullanılmadığı, ilkel teknolojilerin kullanıldığı, insanlar arasındaki ilişkilerin kutsal olarak kodlanan ilkeler doğrultusunda belirlendiği toplumlardır (Yılmaz, 2005: 40-41). Geleneksel toplumlarda kimlik, tutarlı ve bütün bir görünüme sahipti. Bu çerçevede kimlik, sosyo-kültürel ve ekonomik bağlam görece durağan bir yapıya sahipti. Geleneksel toplumlarda bireyler gruba ve kolektiviteye yaşam süreleri boyunca bağlı kalırlar, o grup içerisinde sosyalleşir, o grup içerisinde anlam üretir ve kimlikleri burada oluşur ve şekillenirdi. Bu bağlamda geleneksel toplumda kimlik, görece sabit niteliklere karşılık gelir, tanımlanabilir bir görünürlük kazanırdı (İlhan, 2013: 235). Geleneksel toplumlarda kimlik, bireyin içerisinde bulunduğu grup tarafından şekillenen o grubun ortak özelliklerini yansıtan, içerisinde bulunduğu toplumun değer ve normları ile bütünleşmeyi ifade etmektedir. İnsanlar içerisinde bulundukları toplumun norm ve değerleri etrafında şekillenir ve kendi özünü (aslında o toplumun özünü, değerlerini) ömür boyu taşırlardı. Nitekim Yanıklar'a (2018: 234) göre modern öncesi toplumlarda kimlik, daha çok benzerlik ve daha çok ortaklık üzerine kurulmuş olduğunu ve kimliğin topluluk içerisinde edinilmiş olduğuna vurgu yapmaktadır.
Modern Dönem, Tüketim ve Kimlik
Türkçe karşılığı ''çağdaş'' olan ve Fransızca kökenli bir sözcük olan ''modern'', genel olarak bir şeyin güncel ve yeni olduğunu ifade etmek için kullanılır (wikipedia.org E.T: 27.09.2021). Modernizm (modernism), 19. yüzyıl sonu ile ikinci dünya savaşının başlangıcına kadar olan süre içerisinde, sanat ve edebiyatta meydana gelen değişmeleri tanımlamak, betimlemek ve anlatmak için kullanılan bir terim olarak sayılmaktadır. Bazı düşünürlere göre ise ikinci dünya savaşından beridir değişen, dönüşen, gerçekleşen değişmeleri tanımlamak için kullanılmaktadır (Marshall, 1999: 508). Farklı tanımlamaların olması ile birlikte genel olarak modernleşme, durağan ve tarımsal üretime dayanan bir yapıdan sanayileşmiş, okur-yazar oranının arttığı, şehirleşmiş, kitle iletişim araçlarının arttığı, dinamik bir yapıya sahip gibi özellikleri barındıran bir yapı olarak ele alınabilir. Modernleşmenin hâkim özelliği ise tarımsal dayalı bir toplumsal yapıdan sanayiye dayalı bir toplumsal yapıya geçiş olarak belirmektir. Uzmanlaşmayı, farklılaşmayı ve eski değerlerden soyutlanıp toplumun yeniden dizayn edilmesi anlamı taşımaktadır. Modernizm ise belli bir sistematiği ifade etmektedir. Bu sistematik kendi içerisinde belli öğeleri (pozivitizm, rasyonel, akılcı, evrensel gibi) barındıran ve bu özelliklere sahip toplumsal yapıdır (Aslan ve Yılmaz, 2000: 94). Modernite, temeli Rönesans hareketine dayanan, akılcı dünya ve düşünce biçimi şeklinde tanımlanabilir (Gültekin, 2016: 277). Modernizm, geleneklere ve geçmişe ait her şeyin bir kenara itilmesi, maddeci bir dünya görüşü, batılılık ve çağdaşlaşmayı belirten bir dönemsel pratik olarak değerlendirilir. Aklın merkezde olduğu bu dönem yaşamsal pratikleri ve geleneksel anlayışı temelden sarsmıştır (Batu ve Tos, 2017: 992). Modernite, gelenek ve din köleliğinden kurtulmak, aklı ön plana koymak ve toplumsal yaşamı yeniden inşa etmektir. Modernite, aklın öncülüğünde bütün toplumların aynı süreci yaşayacağını savunur. Bireyselleşme, akılcılık, bilimsellik, pozivitizm, kentleşme, sanayileşme gibi kavramlar modernitenin temel değerlerini oluşturmaktadır (Aslan Yaşar, 2011: 10-11) Kökeni Rönesan Hareketlerine dayanan modernizm, akıl, rasyonelliği, bilimi ön planda tutmaktadır. Modern düşünce veya modernizmin temel felsefesi '' akıl, bilim öncülüğünde her soruna çözüm bulacaktır'' şeklinde demek yanlış olmayacaktır. Modernizm ile birlikte birey soyut ve akıl dışı düşüncelerden rasyonel düşünceye geçmiştir.
Bu çerçevede aklın yetemeyeceği ve akıl ile üstesinden gelinemeyecek hiçbir sorunun olmadığını, aklın öncülüğünde bütün sorunlara çözüm bulunulabileceği düşüncesi hâkimdir. Modern düşüncede bir bütün olarak insanları birleştirilebileceği, insan ilişkilerinin ise akılcı yöntemle ile çözülebileceği, küresel düzeyde bir dünya köyü hedeflemiştir. Modernizm, insanlar arasında bir bütünlüğü oluşturma hedefi koymuş ve bu hedefine ulaşmanın yolunu ise tüketim aracılığı ile başarmıştır. Özellikle moda ve imaj söylemleri ile birlikte bütün dünyada birbirine benzer yaşam tarzları, düşünme biçimleri, yaşayış biçimlerini oluşturmayı başarmıştır. Tüketim geleneksel toplumdan olduğu gibi bir ihtiyaç olmaktan çıkmış kapitalizme hizmet etmeye başlamıştır. Küreselleşme ile birlikte farklılaşan tüketim anlayışı ile birlikte modern dönemde kimlik, kendisini denetleye bilen, bağımsızlığını ilan etmiş, sorumluluk sahibi bireyler öne çıkartır. Modernizm ile birlikte birey kendine özgü olan düşünceyi benimsemiştir. Modern dönemin amacı bütünlükçü bir anlayış ile kolektif kimlikleri ön planda tutar ve homojen bir toplum yaratma amacındadır. Bu çerçevede kimlikler bu amaca hizmet edecek unsurlardır. (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 134-137). Modernizm ile birlikte üretim araçları ve tüketim ilişkilerinde farklılıklar ortaya çıkmış ve akıl öncülüğünde tektipleştirici tüketim aydınlanması gelişmiştir. Bu bağlamda oluşturulan kimlikler bütüncül amaca yönelik hizmet veren birer olgu haline gelmiştir.
Sonuç
Geçmişten günümüze toplumlar üretim ve tüketim ilişkilerine göre sosyolojik bağlamda avcı-toplayıcı, geleneksel-tarım, sanayi, modern, sanayi sonrası ya da postmodern toplumlar olarak adlandırılmıştır. Sanayi devrimiyle birlikte dünyada hâkim olmaya başlayan kapitalist sistem üretim ilişkilerine bağlı olarak düşün sistemi ve bu çerçevede toplumsal yapı ve özellikleri şekillendirmiştir. Manifaktör tarzı bir üretime dayalı merkantilist politikaların hâkim olduğu bu dönemde düşünmek ve üretmek eş kavramlar olarak ele alınmıştır. Nitekim Decartes'in "düşünüyorum o halde varım" düşüncesinin toplumsal karşılığı "üretiyorum o halde varım" ve Weber'in (1999) "Kapitalizmin Ruhunu Doğuran Protestanlık Ahlakı"dır teorisi iken, İkinci Dünya Savaşından sonra dünyada tartışılmaya başlanan postmodern toplum ise tüketime dönük bir düşün sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim yukarıda modern toplumun öne sürdüğü önermelere karşın postmodern toplum düşüncesi ise "anything goes (her şey olur)" (Feyerabend, 1991: 52) anlayışı ve "tüketiyorum o halde varım" (Bayhan, 2011) felsefesine dayalı bir anlayış ortaya çıkardığı ileri sürülebilir. Tüketimin hakim olduğu postmodern toplum anlayışında insan ilişkileri ve kimlikler Bauman'ın (2010) ortaya koyduğu üzere daha akışkan bir hal almıştır. Diğer bir ifadeyle, üretim ilişkilerinde kimlikler ve sınıflar daha belirgin iken tüketimin -özelliği gereği- hızlı olması aynı zamanda insan ilişkileri ve kimliklerin de hızla değişim geçirmesine neden olmaktadır. Modern toplumda üretim anlayışı fabrikaların tapınaklar olarak işlev görmesine neden olurken, Tüketim toplumunda karşımıza çıkan benlik oluşturma istenci markalar ve semboller aracılığıyla AVM adı verilen yeni tapınakların inşa edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylece ürün artık salt bir ürün değil, onun sembol bağlamında bir özelliği de vardır. Ürün ile birey ilişkisi artık tüketim ilişkileri çerçevesinde yeniden şekillenmekte, bireyin üründen faydalanma şekli de değişmektedir.
Fakat ürün birey ilişkisi modern döneme göre daha hızlı değişmektedir. Bunun da nedeni, tüketimin hızlı olması ve bundan dolayı ürüne biçilen ömrün kısa olmasında yatmaktadır. Nitekim Simmel'in (2015: 120) de belirttiği gibi moda genel bir şekilde benimsendiğinde artık modaya ilk uyanların belli bir grubun bir bölümü olmasından çıktığı ve modanın yaygınlaşması, aynı zamanda onu yok oluşa sürükler, çünkü yaygınlaştığı zaman ayırt edici olmaktan çıkar. Böylece birey ile ürün arasındaki ilişki tüketim gerçekleştikten sonra bitmekte ve yeni ürünlere yönelik yaklaşım aynı zamanda yeni bir aidiyete yol açması Bauman'ın ifade ettiği kimliğin hızlı ve akışkan olmasını açıklamaktadır. Modern dönemde insanın kendisine, ailesine ve ürüne dönük yabancılaşmanın önüne geçebilmek için boş zaman kurumu yeniden düzenlenmiştir. Fakat tüketim toplumunda boş zaman kavramı ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Özellikle AVM'lerde alış-verişin dışında bireysel olarak ya da aile ile birlikte zaman geçirilebilecek dinlenme alanlarının yaratılması insan ilişkilerinde boş zamanların dahi tüketime dönük alanlarda gerçekleşmesi yolunu açmaktadır. Nitekim bu yeni tapınakların insan temelinde iki farklı unsuru bulunmaktadır ve bunlar Sungur'un (2011: 29) ifadesiyle ''bireyin sosyalleşme ihtiyacını giderdiği mekanlar'' ve ''insanların sosyal hayata katılmaları sağlayan mekanlar'' dır. Boş zaman hegemonyası tüketim toplumunda etkin bir biçimde hakimiyetini yoğunlaştırmış olmakla birlikte Aytaç (2004: 125) da boş zaman kavramını "özgürlük", "tercih", "doğallık", "otantisite", "entellektüel derinlik", "paket hayatlar", "sınıfsal/statüsel kimlik imgelerini" tüketmeyi içerir hale gelmiştir. Tüketim imparatorluğunun üyelerinin sınıfları, statüleri, aşkları, eğlenceleri, alışkanlıkları, gösterişleri, düşünceleri, rasyonellikleri, ideolojileri, varlıkları, aileleri, çocuksulukları kısaca bütün her şeyleri çalınmıştır ve farklılaştırılmıştır. Bunlar bireysel olarak elde edilen farklar olmaktan çıkıp sembolleşmiş ve markasallaşmıştır. Bu çerçevede bireyin sahip olduğu kimlikler ise postmodern kimliklere dönüşmüştür. Artık var olma ve kendisini mutlu kılma yolunu bu yeni kimliklerin hızlı yükselişi ile mevcut hale getirmektedir. Artık toplumumuz, tüketiyorum o halde varım anlayışında olan tüketim toplumu, tek tip kültürel özelliklerden sıyrılıp kendi sınıfını oluşturan, varlığını, sınıfını, durumunu, benliğini, kimliğini var eden postmodern toplum, markalar ve semboller ile birlikte anlamlılık kazanan ve kendisini ürünün anlamlılığı ile var eden gösteriş toplumudur. (Dergipak)
Modern toplumlarda tüketim, yeni sosyal etkileşim ve sosyal davranış şekilleri oluşturma, gerçek ile sahte arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırarak yeni bir benlik ve kimlik duygusunu elde etme arzusu ve prestijini ortaya çıkartmıştır. Protestanlık anlayışındaki üretimin fazlalaştırılması ve üretim ilişkisinin artı ürününü tanrı krallığı için harcanması anlayışı hâkimdi. Modern toplumda ise tüketim-birey ilişkisinin artı ürününün tüketim krallığı için gerekliliği ve zorunluluğu doğmuştur. Çünkü tüketim alışkanlığı, bireyin kültürel bir göstergesi, yeni iletişim kanalı, yeni grubunu ve sınıfını, yeni inancını kısacası yeni kimliğini ortaya çıkartır. Birey için tüketim artık zorunlu bir hal almış, tüketim için yeni bir üretim aracı haline gelmiştir. Bu makalede tüketim toplumunda bireyin yeni kimlik inşa gereksiniminin nedenleri üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede bireyin tüketim alışkanlıklarının gereksinimden ziyade, istek ve arzularını doyurma, sosyal bir sınıf oluşturma gereksiniminin nedenleri ve ait olmadığı sınıfın kabuğuna bürünmesinin temel etkenleri özelinde araştırma yapılmıştır. Makalenin temel tezi, tüketim toplumunda bireyin tüketim vasıtasıyla kendisine yeni bir anlam katması, kültürel, sosyal bir alan oluşturması gibi düşünceler etrafında oluşturulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Tüketim, Tüketim Toplumu, Kimlik, Postmodern Kimlik.
Giriş Kapitalist ekonominin ilk temellerinin atıldığı sanayi devrimi ile birlikte toplumların ve bireylerin sosyo-ekonomik ve sosyokültürel ilgi alanları günümüze kadar sürekli değişmiştir. Bu değişim günümüz modern toplumlarında en üst seviyeye ulaşmıştır. Toplumların, grupların, bireylerin temel ihtiyaçlarından biri olan tüketim ve tüketim alışkanlığı günümüz toplumlarında temel ihtiyaç kaynağı olmaktan ziyade gündelik bir pratik, sosyal davranış, sosyal etkileşim, kültürel faaliyet, sosyal sermaye, prestij, ayrıcalık, yeni kimlik edinme göstergesi haline gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte tüketim ve kimlik algısı dünyanın farklı toplumlarında ve farklı ülkelerinde benzer hayat tarzlarının oluşmasını, bireyleri tüketim alışkanlığı ile birlikte benzer ilgi alanlarına ve benzer kimliklere sürüklemiştir. Tüketim toplumunun temelinde Max Weber'in de ifade ettiği gibi "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" vardır. Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno tarafından geliştirilen ve Frankfurt Okulu'nun genel yaklaşımını ifade eden temel kavramlardan olan "kültür endüstrisi" ve "kültür endüstrisi araçları" ile birlikte birey sürekli bir tüketim alışkanlığı ile davranması ve hayatını bu doğrultuda idame ettirmesine yöneltmektedir. Küreselleşme, bütün ülkelerde ve toplumlarda benzer hayat tarzlarını oluşturmaktadır (Bayhan, 2011: 223). Modern toplumlarda kimliğin merkezinde olan tüketim, ekonomik bir mekanizma olmasının yanı sıra, kültürel ve psikolojik yönleri olan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır (Ersoy, 2014: 48).
Kapital endüstride birey bir tüketim mekanizmasının yanında kendisine bir sosyal alan, sınıf, kültür ve imaj yaratmaktadır. Tüketim toplumunda tüketim daha çok bireyin kendisinin arzuladığı bir sosyal sınıf oluşturma, yeni sınıf kalıbına girme arzusu ile bir sosyal hareketliliğe girme ve özenti yaratma serüveni imajını almıştır. Bu çerçevede tüketim ihtiyaç ve gereksinimden kopmuş ve birey modern tüketim serüveninde yeni algı ve kimlik arayışına girmiştir. Günümüz dünyasında mal ve hizmetlerin çoğaltılması ile birlikte tüketim akıl almaz bir biçimde çoğalmıştır. Bu bolluk içindeki bireyler nesneler tarafından kuşatılmış, bireyin içinde bulunduğu grup kavramına nesneler etkin bir rol almıştır. Bu kuşatma ile birlikte bireylerin günlük alışverişlerinin de değişim gösterdiği, mal ve iletilerin algılanmasında, güdülenmesinde ivme yükselen bir durum almıştır (Baudrillard, 2008: 15). Büyük anlatıların meydana getirdiği iki büyük dünya savaşı ve toplumsal buhranlar sonucunda İkinci Dünya savaşından sonra dünya modern toplum anlayışından koparak postmodern bir toplum anlayışına geçmiştir (Alp, 2017: 427).
Bununla birlikte bireyin kimlik inşasında kültürel görünümlerin önemi vurgulanırken, daha esnek ve akışkan olan kimliklerin insanların sosyal ve kültürel kökenlerinden bağımsız bir şekilde olduğuna işaret etmektedir. İşbölümünün radikal boyutunun kitle iletişim araçları ve kitlesel tüketim ile birlikte çözüldüğünü ileri sürülür. Sonuç olarak bireyin tüketim alışkanlığı ile birlikte kimliğini inşa ederken, ne yaptığıyla ilgili ise kendisini tanımlar nitelikte bir dönüşüm yaşamaktadır (Yanıklar, 2018: 233). Her geçen gün yeni alanlar yaratan tüketim toplumu, kitle iletişim kanalları vasıtasıyla radikal boyutları esneterek bütün alanlara hâkimiyet sağlamış durumdadır. Küreselleşme ile birlikte insan ilişkileri topluluk çerçevesinden çıkıp küresel bir durum almış ve toplum-birey kavramı yerini dünya-birey kavramı almıştır. Tüketim alışkanlığı evrensel bir pozisyon almış durumdadır. Birey kitleye karşı artık kendisini kabul ettirme, kendi güdülerini, arzularını, isteklerini benimsetme ve tatmin etme peşindedir. Bunun yolunun ise kendi evreninden çıkıp mensup olmadığı evrende yol almasıyla, kendisini farklı bir alanda, düşüncede yer alarak yerine getirmektedir. Mensup olmadığı bu yeni kimliği inşa etme yollunu ise mensup olmadığı ve bilmediği alışkanlıklar edinerek yerine getirmektedir.
Her geçen gün daha baskınca bir hal alan kapitalist kültürünün tüketim toplumuna verdiği mesaj tüketerek daha fazla mutlu olacağı yönündedir. Üretim odaklı modernizmden farklı olarak artık postmodernizmin üretim ilişkilerinin tüketim odaklı ilişkiler şeklinde dönüşüm anlayışından söz edilmektedir. Postmodernizmdeki yeni anlayış bireye ve topluma nasıl üreteceğinden ziyade nasıl tüketeceğini öğretmektedir. Her şeyin en iyisine, en güzeline kısacası mükemmelliğin mesajını vermektedir (Dal, 2017: 2). Bu tüketim cazibesi ile birey içinde bulunduğu kendi formundan sıyrılma peşine düşmektedir. Aidiyeti olmayan faklı form kalıplarına bürünme peşine düşen birey, aslında farklı bir kimlik ile hareket etmektedir. Ekonomi ve siyaset kapitalist sistemin gelişmesi ile birlikte iç içe geçmiştir ve bu gelişme ile birlikte tüketim, tüketerek var olma, tüketerek kabullenme düşüncesini hayatımıza sokmuştur. Tüketim, kültürel sermaye göstergesi olarak etkileşim ve sosyal davranış biçimini oluşturmaktadır (Bilginer, 2008: 8). Küreselleşen dünya ile birlikte tüketim ibadet halini almış durumdadır ve kapitalist sistemin ürünlerinin tüketim merkezini küresel markalar almaktadır.
Mutluluğun formülü alış-veriş yapmaktan geçmektedir. Alış-veriş mekânları bir ''sosyalleşme'' merkezine dönüşmüş durumdadır (Bayhan, 2011: 223). Bu çerçevede bireyin yeni bir sosyal alan oluşturma ve kendisini kabullendirme yollu, hem bireysel düşünce kaynağı hem de sosyal çevrenin baskısı ile yeni kimlik anlayışı inşa etmektedir. Birey toplumdan soyutlanma durumu ve kargaşası ile karşı karşıya kalmamak, bireysel bir anomi içinde kendisini bulmamak için sosyal çevreye uyum sağlamaktadır. Var olma ve kabullenme yolunu tüketmek ve olmadığı bir dünyaya aidiyet sağlamasıyla mümkün hale getirmektedir. Toplum bilim ya da başka bir ifade ile sosyoloji, tüketimin sermaye boyutuyla ilgilenmez. Toplum bilim tüketimin kültürel, sosyal, siyasal, bireysel, kimlik gibi kavramsal boyutlarının karşılığı ile ilgilenir. Bu araştırmada başta tüketim kavramı ve tüketim toplumunun gönümüzdeki sosyolojik karşılığını ele alınacaktır. İkinci etapta ise kimlik kavramı ve sosyolojik olarak bunun karşılığı ile ilgili analiz yapılacaktır. Üçüncü ve sonuç etabında ise geleneksel, modern ve postmodern toplumlarda tüketim ve kimlik dönemsel olarak ele alınıp, kimlik bunalımı ele alınıp nedensel faktörleri özerinde durulacaktır. Tüketim toplumunun birey özerindeki etkilerini ve bireyin yine olmadığı yeni kimlik inşasının nedenleri tespit edilmeye çalışılacaktır.
Tüketim
Ekonomik literatüründe tüketim kavramı, istek ve ihtiyaçların giderilmesi olarak tanımlanır. Ancak modernizm ile üretim odaklı anlayış hâkim iken postmodernizm ile birlikte tüketim bir ihtiyaç olmanın yanı sıra ihtiyaç kavramı bu değişimin kendisini niteler duruma gelmiştir ve istekler ihtiyaçların yerini almıştır (Hatipler, 2017: 38). Bu çerçevede tüketim, fiziksel veya biyolojik olarak gereksinimlerin, ihtiyaçların giderilmesinden daha çok bireyin isteklerinin, arzularının doyum noktasına ulaşılmasında, kendisine bir sınıf ve alan oluşturmada, kendi varlığını kanıtlama, benimsetme aracı olarak kullanılan bir kavram olarak değerlendirilebilir. Kapitalizm ile birlikte başlayan ve modernleşme ile devam eden süreçte dünyanın her alanında değişmeler meydana gelmiştir. Bu değişim ve dönüşüm üretim alanında olduğu gibi tüketim alanında da değişmeler meydana getirmiştir. Geleneksel toplumlarda tüketim insanın temel ihtiyaçlarının giderilmesi durumuna karşılık gelir iken, modern toplumlarda zorunlu, hedonik ve gösteriş tüketimi gibi farklı alanlara karşılık gelmektedir. İnsan hayatını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu ürünleri tüketmesi zorunlu tüketim, istek ve arzularını ön planda tutup bu arzuları ve istekleri için yaptığı tüketim hedonik tüketim, statüsünü ortaya koymak için gerçekleştirdiği tüketim ise gösteriş tüketimi olarak ifade edilmektedir (Quliyev, 2012: 5). Geleneksel toplumlarda temel geçim kaynağı insan gücüne dayanmaktaydı. İnsan ilişkileri, iş bölümü ve sınıfsal farklılıklar bu dönemde fiziksel gücü dayanmakla birlikte, iş bölümü ve sınıflar arasında ki ayrım belirgin bir durumdaydı. Kapitalizm ile birlikte modern toplumlar ortaya çıkmış ve her alanda olduğu gibi insan ilişkilerinde, yaşam biçimlerinde, üretim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük değişim ve dönüşümler meydana gelmiştir. Üretimde artı ürün elde edilmesinin yanı sıra pazarlama ve ürünü küresel bir boyut haline getirme çabaları ortaya çıkmıştır. Küresel bir boyut alan üretim ilişkileri beraberinde küresel bir boyut alan tüketim alışkanlıkları meydana getirmiştir. Bu alışkanlıklar küresel bir pazar oluşturma arzusu neticesinde var olmuş ve tüketim; ekonomik bir alan olarak insanın fiziksel ihtiyaçlarının karşılamak için ürün ve malları tüketmekten ziyade, insanın arzu ve isteklerinin doyum noktası olarak gördüğü, kendisine bir sınıf ve alan ortaya çıkardığı, kendi sınıfını ve statüsünü yaratma aracı olarak gördüğü bir alan ve zorunluluk durumu olarak ifade edilebilir. Başka bir ifade ile tüketim, insanoğlunun kendisini bulduğu, fiziksel, biyolojik, psikolojik, kültürel alanlarının hepsini tamamladığı bir ekonomik alandan ziyade sosyolojik bir olgu haline gelmiştir.
Tüketim olgusu ilişkisel boyut bağlamında sadece ekonomi ile ilişkilendirmek yanlış olacaktır. Modern toplumlarda statü oluşturma, farklılıklar kazanma, kendisini var etmek için bir kimlik oluştur gibi nedenler ile birlikte insanlar tüketici davranış ve düşüncesindedir (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 141). Tüketim, insanlar arasında ilişki kurmak için gerekli malzemelere sahip olmaya dönük bir araç, toplumsal ihtiyacın parçası olan çalışma güdüsünü açıklayan aynı toplumsal sistemin bütüncül bir parçası olarak görülmelidir (Senemoğlu, 2017: 69). Sosyolojik bir bakış açısıyla tüketim, gelirin fonksiyonel olmasından ziyade, sosyal ve kültürel olarak ele alınmalıdır. Toplumsal sistemler içerisinde tüketim, bireyi ekonomik olarak işlevsel olma özelliğinin yanı sıra, bilince, kimliğe, hazza, duygulara dayalı bir psişik yapıya, güce, konuma, statüye, sınıfa ve kültüre dayalı bir toplumsal olgulara şekil ve yön vermesi bakımından sosyolojik olarak önemli bir konu olarak karşımıza çıkar (Ersoy, 2014: 52). Tüketim olgusu birey ve ürün arasında ihtiyaç olmaktan çıkıp, birey ve bireyler arasında, birey ve bireyleşme arasında, birey ve kültür arasında, birey ve benlik arasında, birey ve kimlik arasında bir tamamlayıcı unsur haline gelmiştir. Tüketim, ürünün elde edilmesi ihtiyaçların karşılanmasının yanında sosyolojik, psikolojik ve kültürel bir anlam kazanmıştır. Tüketim, sosyolojik ve psikolojik işlevi olan bir olgudur.
Tüketim Toplumu
Bir sosyoloji terimi olan tüketim toplumu, hizmetlerin üretim sektöründe olmaktan ziyade üretim mallarının ve boş zamanların tüketimi çerçevesinde örgütlü hale gelen veya örgütlenen toplumları açıklayan sosyolojik terimdir. Başka bir ifade ile tüketimciliktir. Toplumsal sınıfların azaldığı, popüler kültürün ve bireyciliğin arttığı toplumlarda görülür (tr.wikipedia.org, E.T: 27.09.2021). Tüketim toplumu ekonomik bir gereksinim veya ihtiyaçtan ziyade küresel bir boyut kazanan üretim ilişkilerinin ve pazarın yanında insan ilişkilerinin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik ilişkilerini tanımlayan sosyolojik bir alanı ifade etmektedir. İçinde yaşadığımız toplum ''tüketim toplumu''dur. Geçmişten gönümüze bütün canlılar tüketmektedir. Ancak tüketim toplumu olarak adlandırdığımız toplumumuzun bütün üyelerinin bir şeyler tükettiği anlayışının veya ispatının yerine, atalarımızın toplumu, kuruluş aşamasında ki modern toplum, kapitalist veya endüstriyel toplumu nasıl ki bir üreticiler toplumu olarak görülüyorduysalar, aynı derin anlam, aynı temel anlam, aynı bakış açısı ile bizim toplumumuzun da bir ''tüketim toplumu'' olarak adlandırılır (Baumann, 1999: 84). Tüketim toplumu (consumer society) terimi, toplumların hizmet ve maddi üretimden ziyade malların ve boş zamanların tüketimi etrafında örgütlenmesini ifade eden bir terimdir. Yirminci yüzyıl ile birlikte gelişen ve gittikçe artan zenginlik, kitlesel bir popüler kültürün ortaya çıkışı, büyüyen tüketim sektörü ile dilimlerinin ortaya çıkışı (toplumsal sınıfın yok oluşu, özel hayata yönelme eğilimi), bireyselleşme ve bireyciliğin artması gibi eğilimler (bu eğilimler tartışılmaya açık olsa da) tüketim toplumunda ortaya çıkan eğilimlerdir (Marshall, 1999: 768). Özellikle yirminci yüzyılda başta ekonomik gelişmeler ile birlikte filizlenmeye başlayan tüketim toplumu terimi kaynağını kapitalizmden almaktadır.
Kimlik
Kimlik, sosyo-psişik bir olgudur ve bireyin benlik ve kişilik kavramlarının yanında onu tanımlamak, ifade etmek, betimlemek için kullanılan bir kavramdır. Kimlik (identity) terimi, sürekliliği ve aynılığı içeren Latince ''idem'' kökünden türetilmiştir (Aydoğdu, 2004: 117). Türk Dil Kurumu’nun Genel Türkçe Sözlüğü’nde ise kimlik genel olarak üç farklı tanımlamaya yer vermektedir. Bunlardan birincisi toplumsal bir varlık olarak insana ait özellikleri, belirtileri, nitelikleri belirten, betimleyen şartlar bütünüdür. İkinci tanımlama ise kişinin kim olduğunu tanıtan kimlik belgesi, belge, tanıtma ve tanımlama kartı olarak belirtmedir. Üçüncü tanımlamada ise kimlik, herhangi bir nesneyi, cismi belirlemede yarayan özellikler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Kimlik teriminin kullanım alanı olarak uzun bir geçmişi olmasına rağmen yirminci yüzyıla kadar popüler bir terim olarak kullanılmamıştır. Yirminci yüzyıldan sonra kimlik ile ilgili popüler kullanım ve tartışma alanı iki temel doğrultuda meydana gelmiştir; psikodinamik ve sosyolojik. Her iki gelenekte kimlik ile ilgili özcü anlayışa yani kimliğin tutarlı olduğunu ve yaşam süresince aynı kalan eşsiz bir öz olduğu öne süren özcü anlayışa karşı çıkar. Buna karşın her iki gelenekte kimlik ile ilgili vurguyu değişik derecelerde, kimliğin yaratılmış ve kurulmuş karakterlerine yapmışlardır (Marshall, 1999: 405). Kimlik kavramının tanımsal bir işlevinden ziyade bu kavramın sosyolojik bir yanının olduğunu ve temel olarak bireyin hüviyet, belge, cisim veya nesneyi tanımlamada kullanılan bir araç olmaktan ziyade, bireyin sosyal yönünü belirmede kullanılan işlevsel bir alanı oluşturduğu söylenebilir. Kimlik, ilk başta bireyin özne olması ile birlikte sonra özne olan bireyin söylem ile şekillenmesi ile ve en sonunda ise söylemin özne tarafından kabul görmesi, içselleştirmesiyle oluşan bir süreçtir (Aydoğdu, 2004: 124). Bu çerçevede kimlik, ne bireyin sahip olduğu ve verilmiş belge, ne içerisinde yaşadığı toplum/grup tarafından verilmiş söylem, ne de bireyin bu söylemleri içselleştirilmesidir. Kimlik, bu üç mekanizmanın bir bütün olarak işlenmesi ve içselleştirilmesidir. Bireyi tanımlayan ve bireyin inşa ettiği tanımlayıcı bir yapı olarak kimlik, genel olarak ''ben kimim?'' sorusuna verilen cevaplar anlamlı bir bütünüdür. Bu cevapların bütünü farklı olabilir. Bu bağlamda soruya verilen anlamlı cevapların bütününün kişiyi bütün olarak eylemlerini, benimsediği ve kabul gördüğü kültürel, sosyal kalıplaşmayı, diğer bireylere kendisini tanıtma ve tanıtma imkânı veren bir yapı olarak tanımlayabiliriz (Ersoy, 2005: 211-212). Bu bağlamda kimlik kavramı salt bir sembolik kalıp olma yerine bireyin sosyal ve kültürel işlevlerini belirleme kullanılan bir olgu, bireyin statüsünü ortaya koyan ve işlevi olan bir kavram olarak ele alınabilir.
Geleneksel Dönem
Tüketim ve Kimlik Geleneksel toplum (traditional society), genellikle modern topluma (kentleşmiş, kapitalist ve endüstriyel toplumu) karşı kullanılır. Modern olmayan çok çeşitli toplumları (yiyecek toplayıcı gruplar, Orta Çağ Avrupa devletleri gibi) bir arada harmanlayan, yargılayıcı bir terimdir. Bu çerçevede geleneksel toplum, aile değerlerinin sıkı sıkıya bağlı olduğu, cemaatin altın çağı gibi özellikler ile anılmasına rağmen, ilkel, geri, duygusal ve bilimsel olmayan bir toplum özellikleri atfetmektedir (Marshall, 1999: 259). Geleneksel toplum, geleneğin hâkim olduğu, insan ilişkilerinin temel faktörünün gelenek temelli şekillendiği toplum türüdür. Geleneksel toplumlar ile ilgili özellikler, modern toplum yapısının oluşumu, gelişmesi ve tamamlaması ile birlikte daha belirgin bir hale gelmiştir. Modern topları kendinden önceki toplumları ötekileştirerek var eden batı, ötekileştirdiği geleneksel toplumları açıklamalarda bulunmuş, geleneksel toplumların hâkim özelliği olan geleneği tamamen koparmayı amaçlamıştır. Bu çerçevede geleneksel toplumlar, modern toplumun sahip olduğu akılcılık, sanayileşme, kentleşme gibi özelliklerine sahip olmadığı bilinir (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 128). Geleneksel toplum, geleneğin aktardığı değerler doğrultusunda varlığını devam ettiren ve değişmeyi reddeden yapılardır. Geleneksel toplumlarda örgütlenmeler tamamen aile ve kabileler temelinde gerçekleşmektedir. Değişim ve hareketlilik ise geleneksel toplumlarda yok denecek kadar azdır. Sanayinin gelişmediği, yazının kullanılmadığı, ilkel teknolojilerin kullanıldığı, insanlar arasındaki ilişkilerin kutsal olarak kodlanan ilkeler doğrultusunda belirlendiği toplumlardır (Yılmaz, 2005: 40-41). Geleneksel toplumlarda kimlik, tutarlı ve bütün bir görünüme sahipti. Bu çerçevede kimlik, sosyo-kültürel ve ekonomik bağlam görece durağan bir yapıya sahipti. Geleneksel toplumlarda bireyler gruba ve kolektiviteye yaşam süreleri boyunca bağlı kalırlar, o grup içerisinde sosyalleşir, o grup içerisinde anlam üretir ve kimlikleri burada oluşur ve şekillenirdi. Bu bağlamda geleneksel toplumda kimlik, görece sabit niteliklere karşılık gelir, tanımlanabilir bir görünürlük kazanırdı (İlhan, 2013: 235). Geleneksel toplumlarda kimlik, bireyin içerisinde bulunduğu grup tarafından şekillenen o grubun ortak özelliklerini yansıtan, içerisinde bulunduğu toplumun değer ve normları ile bütünleşmeyi ifade etmektedir. İnsanlar içerisinde bulundukları toplumun norm ve değerleri etrafında şekillenir ve kendi özünü (aslında o toplumun özünü, değerlerini) ömür boyu taşırlardı. Nitekim Yanıklar'a (2018: 234) göre modern öncesi toplumlarda kimlik, daha çok benzerlik ve daha çok ortaklık üzerine kurulmuş olduğunu ve kimliğin topluluk içerisinde edinilmiş olduğuna vurgu yapmaktadır.
Modern Dönem, Tüketim ve Kimlik
Türkçe karşılığı ''çağdaş'' olan ve Fransızca kökenli bir sözcük olan ''modern'', genel olarak bir şeyin güncel ve yeni olduğunu ifade etmek için kullanılır (wikipedia.org E.T: 27.09.2021). Modernizm (modernism), 19. yüzyıl sonu ile ikinci dünya savaşının başlangıcına kadar olan süre içerisinde, sanat ve edebiyatta meydana gelen değişmeleri tanımlamak, betimlemek ve anlatmak için kullanılan bir terim olarak sayılmaktadır. Bazı düşünürlere göre ise ikinci dünya savaşından beridir değişen, dönüşen, gerçekleşen değişmeleri tanımlamak için kullanılmaktadır (Marshall, 1999: 508). Farklı tanımlamaların olması ile birlikte genel olarak modernleşme, durağan ve tarımsal üretime dayanan bir yapıdan sanayileşmiş, okur-yazar oranının arttığı, şehirleşmiş, kitle iletişim araçlarının arttığı, dinamik bir yapıya sahip gibi özellikleri barındıran bir yapı olarak ele alınabilir. Modernleşmenin hâkim özelliği ise tarımsal dayalı bir toplumsal yapıdan sanayiye dayalı bir toplumsal yapıya geçiş olarak belirmektir. Uzmanlaşmayı, farklılaşmayı ve eski değerlerden soyutlanıp toplumun yeniden dizayn edilmesi anlamı taşımaktadır. Modernizm ise belli bir sistematiği ifade etmektedir. Bu sistematik kendi içerisinde belli öğeleri (pozivitizm, rasyonel, akılcı, evrensel gibi) barındıran ve bu özelliklere sahip toplumsal yapıdır (Aslan ve Yılmaz, 2000: 94). Modernite, temeli Rönesans hareketine dayanan, akılcı dünya ve düşünce biçimi şeklinde tanımlanabilir (Gültekin, 2016: 277). Modernizm, geleneklere ve geçmişe ait her şeyin bir kenara itilmesi, maddeci bir dünya görüşü, batılılık ve çağdaşlaşmayı belirten bir dönemsel pratik olarak değerlendirilir. Aklın merkezde olduğu bu dönem yaşamsal pratikleri ve geleneksel anlayışı temelden sarsmıştır (Batu ve Tos, 2017: 992). Modernite, gelenek ve din köleliğinden kurtulmak, aklı ön plana koymak ve toplumsal yaşamı yeniden inşa etmektir. Modernite, aklın öncülüğünde bütün toplumların aynı süreci yaşayacağını savunur. Bireyselleşme, akılcılık, bilimsellik, pozivitizm, kentleşme, sanayileşme gibi kavramlar modernitenin temel değerlerini oluşturmaktadır (Aslan Yaşar, 2011: 10-11) Kökeni Rönesan Hareketlerine dayanan modernizm, akıl, rasyonelliği, bilimi ön planda tutmaktadır. Modern düşünce veya modernizmin temel felsefesi '' akıl, bilim öncülüğünde her soruna çözüm bulacaktır'' şeklinde demek yanlış olmayacaktır. Modernizm ile birlikte birey soyut ve akıl dışı düşüncelerden rasyonel düşünceye geçmiştir.
Bu çerçevede aklın yetemeyeceği ve akıl ile üstesinden gelinemeyecek hiçbir sorunun olmadığını, aklın öncülüğünde bütün sorunlara çözüm bulunulabileceği düşüncesi hâkimdir. Modern düşüncede bir bütün olarak insanları birleştirilebileceği, insan ilişkilerinin ise akılcı yöntemle ile çözülebileceği, küresel düzeyde bir dünya köyü hedeflemiştir. Modernizm, insanlar arasında bir bütünlüğü oluşturma hedefi koymuş ve bu hedefine ulaşmanın yolunu ise tüketim aracılığı ile başarmıştır. Özellikle moda ve imaj söylemleri ile birlikte bütün dünyada birbirine benzer yaşam tarzları, düşünme biçimleri, yaşayış biçimlerini oluşturmayı başarmıştır. Tüketim geleneksel toplumdan olduğu gibi bir ihtiyaç olmaktan çıkmış kapitalizme hizmet etmeye başlamıştır. Küreselleşme ile birlikte farklılaşan tüketim anlayışı ile birlikte modern dönemde kimlik, kendisini denetleye bilen, bağımsızlığını ilan etmiş, sorumluluk sahibi bireyler öne çıkartır. Modernizm ile birlikte birey kendine özgü olan düşünceyi benimsemiştir. Modern dönemin amacı bütünlükçü bir anlayış ile kolektif kimlikleri ön planda tutar ve homojen bir toplum yaratma amacındadır. Bu çerçevede kimlikler bu amaca hizmet edecek unsurlardır. (Yavuz ve Zavalsız, 2015: 134-137). Modernizm ile birlikte üretim araçları ve tüketim ilişkilerinde farklılıklar ortaya çıkmış ve akıl öncülüğünde tektipleştirici tüketim aydınlanması gelişmiştir. Bu bağlamda oluşturulan kimlikler bütüncül amaca yönelik hizmet veren birer olgu haline gelmiştir.
Sonuç
Geçmişten günümüze toplumlar üretim ve tüketim ilişkilerine göre sosyolojik bağlamda avcı-toplayıcı, geleneksel-tarım, sanayi, modern, sanayi sonrası ya da postmodern toplumlar olarak adlandırılmıştır. Sanayi devrimiyle birlikte dünyada hâkim olmaya başlayan kapitalist sistem üretim ilişkilerine bağlı olarak düşün sistemi ve bu çerçevede toplumsal yapı ve özellikleri şekillendirmiştir. Manifaktör tarzı bir üretime dayalı merkantilist politikaların hâkim olduğu bu dönemde düşünmek ve üretmek eş kavramlar olarak ele alınmıştır. Nitekim Decartes'in "düşünüyorum o halde varım" düşüncesinin toplumsal karşılığı "üretiyorum o halde varım" ve Weber'in (1999) "Kapitalizmin Ruhunu Doğuran Protestanlık Ahlakı"dır teorisi iken, İkinci Dünya Savaşından sonra dünyada tartışılmaya başlanan postmodern toplum ise tüketime dönük bir düşün sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim yukarıda modern toplumun öne sürdüğü önermelere karşın postmodern toplum düşüncesi ise "anything goes (her şey olur)" (Feyerabend, 1991: 52) anlayışı ve "tüketiyorum o halde varım" (Bayhan, 2011) felsefesine dayalı bir anlayış ortaya çıkardığı ileri sürülebilir. Tüketimin hakim olduğu postmodern toplum anlayışında insan ilişkileri ve kimlikler Bauman'ın (2010) ortaya koyduğu üzere daha akışkan bir hal almıştır. Diğer bir ifadeyle, üretim ilişkilerinde kimlikler ve sınıflar daha belirgin iken tüketimin -özelliği gereği- hızlı olması aynı zamanda insan ilişkileri ve kimliklerin de hızla değişim geçirmesine neden olmaktadır. Modern toplumda üretim anlayışı fabrikaların tapınaklar olarak işlev görmesine neden olurken, Tüketim toplumunda karşımıza çıkan benlik oluşturma istenci markalar ve semboller aracılığıyla AVM adı verilen yeni tapınakların inşa edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylece ürün artık salt bir ürün değil, onun sembol bağlamında bir özelliği de vardır. Ürün ile birey ilişkisi artık tüketim ilişkileri çerçevesinde yeniden şekillenmekte, bireyin üründen faydalanma şekli de değişmektedir.
Fakat ürün birey ilişkisi modern döneme göre daha hızlı değişmektedir. Bunun da nedeni, tüketimin hızlı olması ve bundan dolayı ürüne biçilen ömrün kısa olmasında yatmaktadır. Nitekim Simmel'in (2015: 120) de belirttiği gibi moda genel bir şekilde benimsendiğinde artık modaya ilk uyanların belli bir grubun bir bölümü olmasından çıktığı ve modanın yaygınlaşması, aynı zamanda onu yok oluşa sürükler, çünkü yaygınlaştığı zaman ayırt edici olmaktan çıkar. Böylece birey ile ürün arasındaki ilişki tüketim gerçekleştikten sonra bitmekte ve yeni ürünlere yönelik yaklaşım aynı zamanda yeni bir aidiyete yol açması Bauman'ın ifade ettiği kimliğin hızlı ve akışkan olmasını açıklamaktadır. Modern dönemde insanın kendisine, ailesine ve ürüne dönük yabancılaşmanın önüne geçebilmek için boş zaman kurumu yeniden düzenlenmiştir. Fakat tüketim toplumunda boş zaman kavramı ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Özellikle AVM'lerde alış-verişin dışında bireysel olarak ya da aile ile birlikte zaman geçirilebilecek dinlenme alanlarının yaratılması insan ilişkilerinde boş zamanların dahi tüketime dönük alanlarda gerçekleşmesi yolunu açmaktadır. Nitekim bu yeni tapınakların insan temelinde iki farklı unsuru bulunmaktadır ve bunlar Sungur'un (2011: 29) ifadesiyle ''bireyin sosyalleşme ihtiyacını giderdiği mekanlar'' ve ''insanların sosyal hayata katılmaları sağlayan mekanlar'' dır. Boş zaman hegemonyası tüketim toplumunda etkin bir biçimde hakimiyetini yoğunlaştırmış olmakla birlikte Aytaç (2004: 125) da boş zaman kavramını "özgürlük", "tercih", "doğallık", "otantisite", "entellektüel derinlik", "paket hayatlar", "sınıfsal/statüsel kimlik imgelerini" tüketmeyi içerir hale gelmiştir. Tüketim imparatorluğunun üyelerinin sınıfları, statüleri, aşkları, eğlenceleri, alışkanlıkları, gösterişleri, düşünceleri, rasyonellikleri, ideolojileri, varlıkları, aileleri, çocuksulukları kısaca bütün her şeyleri çalınmıştır ve farklılaştırılmıştır. Bunlar bireysel olarak elde edilen farklar olmaktan çıkıp sembolleşmiş ve markasallaşmıştır. Bu çerçevede bireyin sahip olduğu kimlikler ise postmodern kimliklere dönüşmüştür. Artık var olma ve kendisini mutlu kılma yolunu bu yeni kimliklerin hızlı yükselişi ile mevcut hale getirmektedir. Artık toplumumuz, tüketiyorum o halde varım anlayışında olan tüketim toplumu, tek tip kültürel özelliklerden sıyrılıp kendi sınıfını oluşturan, varlığını, sınıfını, durumunu, benliğini, kimliğini var eden postmodern toplum, markalar ve semboller ile birlikte anlamlılık kazanan ve kendisini ürünün anlamlılığı ile var eden gösteriş toplumudur. (Dergipak)