Toprak Kokusu
Yıllar öncesinde
bir bayram sabahı babam;
hadi dedi evlat
hadi hazırlan
gidiyoruz anneni görmeye
.
içimde ister istemez
tarifsiz bir heyecan
annemi mi!
demiştim o zaman annemi mi
hafif bir gülümsemeyle
evet demişti babam
evet anneni
annem
hiç görmemiştim annemi
daha küçücük bir çocukken ben
soğuk bir kış gecesi
bırakarak öylece bizi
ayrılmış aramızdan
.
hiç tanıyamamıştım
hiç görememiştim onu bu yüzden
annem hakkında bildiklerim
bir babamın anlattıkları
birde
baş ucumdaki eski siyah beyaz fotoğrafa
sığmayan güzelliği kadardı yalnızca
.
sorardım annemi
anlatırdı gözleri dolarak babam
annen
diye başlar
önce biraz susar
sonra devam ederdi anlatmaya
anlatırken
gözlerinde bazen bir kaç damlaya yaş
bazen yüzünde
sanki o anı yeniden yaşıyormuşçasına
buruk bir gülümseme
.
ne kadar iyi bir insan
ne kadar güzel bir eş olduğundan
sonra gözlerinden
gülüşünden bahsederdi
gökyüzüne yıldızlar nasıl yakışıyorsa
annene de gülümsemek
öyle yakışıyordu derdi
.
ve sonra nasıl tanıştıklarını
nasıl evlendiklerini
doğduğum zaman yasadıkları heyecanı
yine yüzündeki o tebessümle anlatır
ben basımı babamın omzuna yaslar
kapatarak gözlerimi dinlerdim
dinlerken öylece kendimden geçerdim
.
fakat babam
saçlarını bir gecede ağrıtan
o soğuk kış gecesinden hiç bahsetmezdi
annemin bizden ayrıldığı o günü sorardım
ayrılık derdi
ayrılık yok bizde
bak bu yüzden sakın üzülme
bir gün
ama mutlaka bir gün
ikimizde kavuşacağız annene
.
annem
evet
annemi görecektim sonunda
atlayacaktım kucağına
doyasıya sarılacaktım
bakmaya doyamadığım o yanaklarından
öpecektim defalarca
…
ve artık
diğer çocuklar anne anne!!
diye seslendiklerinde
hani yani
düşüpte bir yerlerini incittiklerinde
yada sokaktan gecen helvacıyı görüp de
canları çektiğinde
sızlamayacaktı bir yanım
belki de bundan sonra
.
ve belki de
evet belki de
bende bundan sonra kayıpta düştüğümde
kanayan
sızlayan
yalnızca diz kapağım olacaktı sadece
.
duvardaki Kur-an'ıda alarak yola koyulduk
epey bir zaman yürüdükten sonra
her tarafı dimdik taşlarla kaplı bir yerin- önünde durduk
içerisine girip tekrar biraz daha yürüdükten- sonra
elleriyle taşların arasında bir yeri göstererek- babam;
işte dedi evlat
işte bak şurada yatıyor annen
.
üstü mor menekşelerle kaplı bir mezar
önünde benim boyum kadar bembeyaz bir taş
üstünde annemin o güzel adı kazınmış
.
işte o zaman anlamıştım
annemin neden hiç geri dönmediğini
beni böyle öksüz
babamı böyle çaresiz
niye öylece geride bıraktığını
.
anneme doyasıya sarılamamıştım
atlayamamıştım kucağına ama
anlamıştım artık her şeyi
.
dalıp gitmişken türlü türlü düşüncelere
babam
hadi diz çok dedi evlat
diz çöktüm usulca
çıkararak kılıfından Kur-an'ı
başladı her akşam okuduğu yasini
o güzel sesiyle ağır ağır okumaya
bitirdikten sonra
açarak ellerini gökyüzüne
başta Peygamberimizin(a.s.m.)
sonra bütün geçmişlerimizin
ve annemin ruhuna etti hediye
…
sonra
yanaklarımdan sızan damlaları silerek usulca
evlat dedi üzülme
şu gördüğün cennete açılan bir kapı
bir geçit sadece
bir gün demiştimya hani sana
bir gün inşallah
gidiceğiz bizde annenin yanına
.
biliyordum
tüm kalbimle inanıyordum babamın dediği her şeye
.
sonra istemesem de ayrıldık annemin yanından
başım ister istemez hep geriye dönük
ağır ağır evini yolunu tutarken
hafiften bir yağmur başlamıştı
yanaklarımdan sızan damlalara karışarak
toprağı ıslatmaya başladığı zaman
evet işte o zaman farkına varmıştım;
…
her yağmur sonrası
annem kokuyormuş meğer
meğer açan her bir çiçek
bu yüzdenmiş bu kadar güzel
ALINTI
Yıllar öncesinde
bir bayram sabahı babam;
hadi dedi evlat
hadi hazırlan
gidiyoruz anneni görmeye
.
içimde ister istemez
tarifsiz bir heyecan
annemi mi!
demiştim o zaman annemi mi
hafif bir gülümsemeyle
evet demişti babam
evet anneni
annem
hiç görmemiştim annemi
daha küçücük bir çocukken ben
soğuk bir kış gecesi
bırakarak öylece bizi
ayrılmış aramızdan
.
hiç tanıyamamıştım
hiç görememiştim onu bu yüzden
annem hakkında bildiklerim
bir babamın anlattıkları
birde
baş ucumdaki eski siyah beyaz fotoğrafa
sığmayan güzelliği kadardı yalnızca
.
sorardım annemi
anlatırdı gözleri dolarak babam
annen
diye başlar
önce biraz susar
sonra devam ederdi anlatmaya
anlatırken
gözlerinde bazen bir kaç damlaya yaş
bazen yüzünde
sanki o anı yeniden yaşıyormuşçasına
buruk bir gülümseme
.
ne kadar iyi bir insan
ne kadar güzel bir eş olduğundan
sonra gözlerinden
gülüşünden bahsederdi
gökyüzüne yıldızlar nasıl yakışıyorsa
annene de gülümsemek
öyle yakışıyordu derdi
.
ve sonra nasıl tanıştıklarını
nasıl evlendiklerini
doğduğum zaman yasadıkları heyecanı
yine yüzündeki o tebessümle anlatır
ben basımı babamın omzuna yaslar
kapatarak gözlerimi dinlerdim
dinlerken öylece kendimden geçerdim
.
fakat babam
saçlarını bir gecede ağrıtan
o soğuk kış gecesinden hiç bahsetmezdi
annemin bizden ayrıldığı o günü sorardım
ayrılık derdi
ayrılık yok bizde
bak bu yüzden sakın üzülme
bir gün
ama mutlaka bir gün
ikimizde kavuşacağız annene
.
annem
evet
annemi görecektim sonunda
atlayacaktım kucağına
doyasıya sarılacaktım
bakmaya doyamadığım o yanaklarından
öpecektim defalarca
…
ve artık
diğer çocuklar anne anne!!
diye seslendiklerinde
hani yani
düşüpte bir yerlerini incittiklerinde
yada sokaktan gecen helvacıyı görüp de
canları çektiğinde
sızlamayacaktı bir yanım
belki de bundan sonra
.
ve belki de
evet belki de
bende bundan sonra kayıpta düştüğümde
kanayan
sızlayan
yalnızca diz kapağım olacaktı sadece
.
duvardaki Kur-an'ıda alarak yola koyulduk
epey bir zaman yürüdükten sonra
her tarafı dimdik taşlarla kaplı bir yerin- önünde durduk
içerisine girip tekrar biraz daha yürüdükten- sonra
elleriyle taşların arasında bir yeri göstererek- babam;
işte dedi evlat
işte bak şurada yatıyor annen
.
üstü mor menekşelerle kaplı bir mezar
önünde benim boyum kadar bembeyaz bir taş
üstünde annemin o güzel adı kazınmış
.
işte o zaman anlamıştım
annemin neden hiç geri dönmediğini
beni böyle öksüz
babamı böyle çaresiz
niye öylece geride bıraktığını
.
anneme doyasıya sarılamamıştım
atlayamamıştım kucağına ama
anlamıştım artık her şeyi
.
dalıp gitmişken türlü türlü düşüncelere
babam
hadi diz çok dedi evlat
diz çöktüm usulca
çıkararak kılıfından Kur-an'ı
başladı her akşam okuduğu yasini
o güzel sesiyle ağır ağır okumaya
bitirdikten sonra
açarak ellerini gökyüzüne
başta Peygamberimizin(a.s.m.)
sonra bütün geçmişlerimizin
ve annemin ruhuna etti hediye
…
sonra
yanaklarımdan sızan damlaları silerek usulca
evlat dedi üzülme
şu gördüğün cennete açılan bir kapı
bir geçit sadece
bir gün demiştimya hani sana
bir gün inşallah
gidiceğiz bizde annenin yanına
.
biliyordum
tüm kalbimle inanıyordum babamın dediği her şeye
.
sonra istemesem de ayrıldık annemin yanından
başım ister istemez hep geriye dönük
ağır ağır evini yolunu tutarken
hafiften bir yağmur başlamıştı
yanaklarımdan sızan damlalara karışarak
toprağı ıslatmaya başladığı zaman
evet işte o zaman farkına varmıştım;
…
her yağmur sonrası
annem kokuyormuş meğer
meğer açan her bir çiçek
bu yüzdenmiş bu kadar güzel
ALINTI