Toplum Gerçekleri Neden Görmüyor?

Konu sahibi son olarak 1274 gün önce görüldü

Aşağıdaki içerik Cemal Tunçdemir'in bir sitede ki yazısından alıntıdır

"Demokrasi, eğitimli ve bilinçli insanların işidir" sözü boşuna söylenmemiştir. Fakat bu sözün tamamen doğru olduğunu göstermez.

turkey_fromtwitter.jpg


Çünkü bir toplumun felakete sürüklenmemesi için, yanlış giden şeyleri görebilen ve doğrulardan yana tavır koyabilen insanların varlığı daha elzemdir.

enigme-moitie-de-2-plus-2.jpg


Fakat bazen en somut gerçeklerin bile kimi insanların düşüncesine tesir etmediğine şahit oluruz.

tksm+kitap.jpg


Hatta bu insanlar, tutumlarını gözden geçirmedikleri gibi; giderek daha da radikalleşerek, yanlış iddialarına olan bağlılıklarını artırırlar.

medya_dili.jpg


İşte bir toplumda kutuplaşma da bu şekilde ortaya çıkar.

Dijital-Politika.jpg


Aslında hemen hepimiz, makul bir tartışma ortamında karşımızdakine fikrimizi kabul ettireceğimize çok inanırız. Hatta:

5672c90b09db898e18ce2789.jpg


‘‘İnsanlar bizim gibi düşünmüyorlar, çünkü bizi dinlemiyorlar. Bizi bir dinleseler, yanlış fikirlerini anında değiştirecekler’’ diye düşünürüz.

Şüphesiz bu bir yanılgıdır. Bu büyük yanılgının sebebi ise insanı ‘akıldan’ ve bu akla hitap eden ‘rasyonel bilgiden’ ibaret görmektir.

maxresdefault.jpg


Zira son zamanlarda yapılan bazı bilimsel çalışmalar, demokraside bilginin gücüne inananların canını sıkacak türden sonuçlar ortaya koyuyor.

maxresdefault.jpg


Bir örnek vermek gerekirse:

science-denial.jpg


Michigan Üniversitesi'nden Brendan Nyhan başkanlığında bir araştırma grubunun yaptığı çalışmanın sonuçlarına göre, yanlış bilgilendirilmiş insanların özellikle de siyasi partizanların, gerçek bilgilerle yüzleştiklerinde bile fikirlerinde bir değişiklik olmadığını ortaya koyuyor. Aksine gerçeklerle karşılaştıklarında fikirlerindeki fanatiklikleri artıyor.

Bu olguya en iyi örnek Amerika'nın kitle imha silahlarını ve 11 Eylül saldırısını bahane ederek, yanıbaşımızdaki Irak'ı işgalidir.

abd-nin-irak-isgalinde-irak-halkina-olan-saygisi_410979_m.jpg


Ancak, Irak’ta tek bir kimyasal silah ele geçirilemediği gibi 11 Eylül ile Saddam rejimi arasında en ufak bağ bile bulunmaz. Hatta Bush bile sonradan yalan söylediğini itiraf eder.

lie-by-lie-bush630.jpg


Fakat bu noktada yapılan bir araştırmadan çıkan sonuç, bizi zurnanın zırt dediği yere götürür. Şöyle ki:

B48XxoOIMAAHmGH.jpg:large


Northwestern Üniversitesi sosyologlarından Monica Prasad ve ekibi, ortaya çıkan bu gerçeklerin, Bush destekçilerinin fikrini değiştirip değiştirmediğini araştırdığında şu çarpıcı gerçekle karşılaşır:

11 Eylül Komisyonu’nun kapsamlı raporundaki bilgiler ve Bush yönetiminin kendi itirafları bile, bu kişilerin, Saddam yönetiminin kimyasal silahları var ‘kanaatini’ değiştirmeye yetmemiştir. Irak’ta kimyasal silah bulunduğuna ‘hala’ inanan 49 kişiden sadece biri bu gerçekler kendisine aktarıldıktan sonra iddiasından vazgeçer...

Dahası, Dartmouth Üniversitesi profesörlerinden Benjamin Valentino'nun yaptığı bir ankette üstüne tuz biber eker.

D.jpg


Ankete göre Irak'ın işgalinden 10 yıl sonra ve tüm itiraflara rağmen, Cumhuriyetçi seçmenin yüzde 63’ünün halen Irak’ta kitle imha silahı bulunduğuna inanmaya devam ettiği tespit edilir.

Tam da bu noktada "Peki ama neden" diyenlerin aradığı yanıt ise yukarıda adına değindiğimiz Brendan Nyhan'dan geliyor.

pekitrk.jpg


Brendan Nyhan, ‘‘İddiasının yanlış olduğunu kabullenmek kesinlikle bir tehdit’’ diyor ve ekliyor: ‘‘Bu fenomene ‘geri tepme’ diyoruz. Zihinsel ahenksizlikten kaçınmak için bir psikolojik savunma mekanizması…’

Ancak sonunda dönüp dolaşıp kendimizi yaman bir çelişkinin içinde buluyoruz. Çünkü eğitimli kişiler aslında bizi en çok hayal kırıklığına uğratanlar çıkıyor. Nasıl mı?

6459.jpg


Stony Brook Üniversitesi’nden Charles Taber ve Milton Lodge’un 2006 senesinde yaptıkları araştırma, eğitimli kişilerin, kanaatlerini değiştirebilecek yeni bilgilere, sofistike ve eğitimli olmayanlara göre çok daha kapalı olduğunu ortaya çıkarmış. Taber ve Lodge bunu şu açıdan önemli buluyor: Bu eğitimli kişiler demokrasi teorisinin en ağırlıkla dayandığı kişiler.

Bu duruma yol açan şey ise eğitimli cahillik..

ssssss.jpeg


Açarsak, bilgi olarak kabul ettiğimiz şeylerin çoğu aslında kanaatten başka bir şey değil. Ve kaynağı belirsiz, yanlış, eksik bir bilgiyi bile, kanaatimizi takviye ettiği için sorgulamaksızın kabul etmeye eğilimliyiz. Böylelikle doğru bilgilere daha az kulak vermeye başlıyoruz.

Mantıklı gelmedi mi? O halde "Eminim, ben haklıyım" diye bir sendrom olduğunu biliyor musunuz?

cahille-tart%C4%B1%C5%9Fmak_800299.jpg


Illinois Üniversitesi’nden James Kuklinski öncülüğünde 2000 senesinde Illinois eyaleti içinde yapılan sosyal araştırmada, politik tercih sahiplerinin, ülke gündemini en fazla meşgul eden, dolayısıyla en fazla bilginin dolaştığı konularda bile pozisyonlarının ‘bilgilere’ değil, ‘kanaatlere’ dayalı olduğu tespit ediliyor. Kuklinski, buna ‘Eminim, ben haklıyım’ sendromu diyor ve uyarıyor:

‘‘Bu sadece, insanların çoğunun yanlış kanaatlerinin düzeltilmesine direneceğini değil, kanaati en temelsiz olanın, kendini düzeltmeye en az yanaşacak olacağını da ifade eder.’’

Peki nasıl oluyor da yanlışlarda bu kadar ısrar edebiliyoruz?

kapitalizmin-kolesi-kadinlar50266fd0499f113c00ac.jpg


Sosyolog Steven Hoffman göre yanıt, ‘‘Motivated reasoning’’ yani ‘‘güdülenmiş düşünme’’den başkası değil.

sabit-fikir.jpg


Neye güdülenmişsek bu inancımızı destekleyecek bilgileri arıyoruz. Ve onu bulduğumuzda bu bilginin sağlam olup olmadığı ile nerdeyse hiç ilgilenmiyoruz.

paid-by-searching.jpg


Virginia Üniversitesi’nden Timothy Wilson, 'Strangers to Ourselves' adlı kitabında konuyla ilgili şunları yazmış:

memory-3-672x372.jpg


İnsan beyni sadece bir an içinde , 11 milyon parça bilgiyi algılayabilir. Ancak en cömert tahminler bunun sadece 40 tanesinin farkında olabileceğimiz yönünde. Yani düşünce ve yargılarımızın çoğunun asıl kaynağının farkında bile değiliz.

İnsan beyni üzerinde yapılan araştırmalar, tercih, üslup ve kararlarımızda; hissiyatımızın aklımıza, sosyal bağlarımızın biyolojik bağlarımıza, karakterimizin de IQ’ümüze daha baskın olduğunu ortaya koyuyor.

fft5_mf505182.Jpeg


Siyasi tercihlerimizde de korku, umut, aşağılanma, iltifat görme, haz vb. duygular analitik zekâmızın çok önünde.

102859534_o.jpg


Kısacası, insanı açık fikirli hale getirecek, fanatizm ve kutuplaşmaya ilaç olacak en önemli şey ‘bilgi’ ve ‘akılcı ikna çabası’ değil, ‘diyalog ve güven’ ortamı.

polis-golgesinde-kitap-okumak.jpg


Korkunun olduğu yerde demokrasi de, özgür düşünce de çalışmıyor.
Bu da sürekli kafanızda dönen o sorunun yanıtı..

koyu-korku-kafatas%C4%B1-siyaset-kan-vektör-12x18-20x30-24x36-32x48-inç-poster-bask%C4%B1-1.jpg


700064dac45de3e88f18ead9bc8457c5.jpg

10670154_770213583037522_4727719759841260390_n.jpg

10573155853_f9e086b8c1_b.jpg

BdkiRH9CMAA4pUQ.png

tumblr_mardvqOOH81qb6paio1_500.jpg

20g1501r16.jpg


 
Tam da günümüzle orantılı bir yazı olmuş,çoğu millet için.

Michigan Üniversitesi'nden Brendan Nyhan başkanlığında bir araştırma grubunun yaptığı çalışmanın sonuçlarına göre, yanlış bilgilendirilmiş insanların özellikle de siyasi partizanların, gerçek bilgilerle yüzleştiklerinde bile fikirlerinde bir değişiklik olmadığını ortaya koyuyor. Aksine gerçeklerle karşılaştıklarında fikirlerindeki fanatiklikleri artıyor.

Başkasının benimsettiği doğruları kabullenen beyin,kendi fikir üretemediği için,bilineni değiştirmek istemez.Gerçeklere karşı da daima saldırgan olur.
Ben de şuraya bir video bırakayım;
[YOUTUBE]iBHfp7Ew3HU[/YOUTUBE]
 
Madem Saddam'ın elinde kimyasal silah yoktu da o Halepçe'ye atılan kimyasal bombayı kim attı? Ben çocukken neden pencerelerimizi koli bandıyla kapatıyordu aile büyüklerim? Neden? Kimyasal Ali'yi idam ettiler. Sebebi Halepçe'ye attığı kimyasal bombanın karar vericisi olması. Çok ama çok anlam karmaşası var!
 
İnsanların ve daha geniş anlamıyla toplumun neden 'gerçekleri' görmediği konu. Demek ki; en başından ortada yalanların olduğunu kabul etmiş oluyoruz.

Evet, haber kaynağı insanların eğitim almasına rağmen yanlışları kabul etmemesini Bush örneği ile açıklamış. Kitleleri kontrol etmek adına söylenen yalanların temelinde ne olduğuna ve madem insanlar bilgiyi değil de kanaatleri referans alıyorsa kanaat önderlerinin kim olduğuna bakmakta fayda var.

Benim şahsi fikrim, olayının temelinde idelojik ve sınıfsal olduğu, gericiliğin, sömürünün ve yalanların devlet eliyle halka karşı organize edildiği yönündedir. Nazi Propaganda Bakanı Goebbels'in dediği gibi : "önemli olan bir şeyin doğru yada yanlış olması değil, inandırıcı olması"
 
Özet

Neye güdülenmişsek bu inancımızı destekleyecek bilgileri arıyoruz. Ve onu bulduğumuzda bu bilginin sağlam olup olmadığı ile nerdeyse hiç ilgilenmiyoruz.

Hangi siyasi parti olursa olsun kime hatasını göstersen, o hatanın bir olumlu yönünü bulmaya çalışır.
 
Geri