Tini Zabutykh Predkiv (1965)

Konu sahibi son olarak 721 gün önce görüldü
234890.jpg
Forum içi arama özelliğinden arattım ama forum da Sergei Parajanov hakkında bir başlık veya film tanıtımı bulamadım.Hem bu eksikliği gidermiş hem de bu bölüme son konumu açmış olacağım.Sözü fazla yormadan yönetmen ve film hakkında bir kaç kelam edelim.

Sinema tarihinde kendi stiline sadık kalma noktasında ortaya atılabilecek en kusursuz isim muhtemelen Sergei Parajanov’dur. Bu noktada Andrei Tarkovsky’den bile daha hassas davrandığını söyleyebilirim.Mesela Tarkovsky’nin birkaç istisna film dışında genel çerçevedeki filmlerinden bir sahne gördüğümüzde,bunu direkt olarak Tarkovsky’le özdeşleştiremeyebiliriz.Bazen Bresson,bazen Bergman havası alabiliriz.Elbette böyle bir metazori esinlenm/etkilenme kendi sinemasına olan sadakati ve özgünlüğünü baltalamaz hiçbir yönetmenin.Lakin Parajanov ve kısmen Angelopoulos’ta bu zaruri müdahaleyi çoğu zaman görmeyiz.Angelopoulos’ta bunu şiirsel bir zamanda tefekkür donmasına bağlamak mümkünken,Parajonov’da bu şiirsel ufka resim sanatına olan yatkınlığını da ekleyebiliriz.Ondaki lirizm tutkusunu mükemmele eriştiren ana arter,donuk/statik resim olgusunu sinemanın dinamik/hareketli/yaşayan olanaklarıyla meczetmesi ve ortaya çıkardığı şiirsel canlılıktır.Bu yüzden Parajanov’un sinema diline aşina bir izleyici herhangi bir Parajanov sahnesinde,bu filmi özdeşleştirebilecek başka bir kalıp bul/a/maz.

Gürcistan’da doğan,Rusya’da yaşayan,Ukrayna’da filmlerini çeken bir Ermeni olarak,Parajanov da benzerleri gibi sürgünlüğün kıskaçları altında filizlendirmiştir sanat dilini.Gelenekten beslenen bir yönetmen olarak,geleneğin kimi zaman dezavantaja dönen daral/t/ma handikabını, modern olana duyulan ihtiyacı kabullenerek bir nevi telafi eder.Filmlerinde yerel kıyafetler,halk ezgileri,kırsal adetler,otantik enstrümanlar,lirik şarkılar gibi gelenekselliğin partikülü olan metalar kullanırken,sinemanın modern tekniklerini kullanmaktan da imtina etmez.Örneğin hakkında yazdığımız,Unutulmuş Ataların Gölgeleri filminde tüm bu geleneksel folkloru oldukça mükemmelliyetçi ve muhafazakâr bir keskinlikle ele alırken,kimi zaman kamera çekimleri,müzik ve görsel efekt kullanımıyla modern dile geçiş yaptığında doğru zamanlamayı tutturmaktan sakınmaz.Örneğin filmin sonlarındaki Büyücüler bölümünün tümü bu müspet sentezin olağanüstü bir örneğidir.Oldukça durağan ve kendi halinde giden filmde birden patlayıcı ve tetikleyici bir dalgalanış başlar,fakat bu hareketliliği kullandığı lirik sinema diliyle izleyiciyi filmin içinde tutan bir çeşniye büründürür Parajanov.O arzuladığı tefekkür sahası hiçbir zaman yerini dalgınlığa terk etmez.

Unutulmuş Ataların Gölgeleri,bilindik aşk hikayelerini tersyüz eden bir kurguya ve anlatıma sahip.Doğu’da Leyla ile Mecnun,Batı’da Romeo ve Juliet şeklinde sembolize edilen kültürel kimlik,tema olarak ayrı noktalarda değerlendirilse de;üslup,biçim ve form olarak benzer noktada birleşir.Kurgu,iki karakterin tinsel ve fiziksel dünyasına hapsolup adeta varolan zamandan ve dünyadan soyutlanmasına tevdi edilir.Fakat Parajanov bu kapsülün içine sığmayıp camı kırarak farklı karakterler,farklı zamanlar,farklı olaylar,farklı anlatımlar geliştirir.Hikayenin bütünlüğü Ivan ile Marichka etrafında toplansa da;filmden bize kalan salt aşka dair mekanik boyutlar değildir. Gelenekselliğe,kır yaşamına, lirizme,otantik değerlere,doğaya,aile değerlerine dair yepyeni ufuklar oluşur zihnimizde.Ivan ile Marichka,Parajanov için birer amaç değil araçtır çünkü.

Aşkın sadakat boyutunu insanın hakikate bağlılığı üzerine bina etmeye çalışırken,burada çok güçlü bir metafor olarak Ivan’ı kullanır Parajanov.Gerçek dünyada yitirdiği değerlerin artık bu dünya için ulaşılması imkansız birer hayalet kimliğine büründüğü zaman,Ivan farklı tecrübelere,farklı dünyalara,farklı tertiplere yelken açar fakat dönüp dolaşıp geleceği yer yine o ilk aşk,ilk hakikat olur.Tıpkı Bresson,Tarkovsky,Ray gibi gelenekselliğe merdiven dayayan Parajanov,Karpat Dağları’nın o sonsuzluğa açılan noktasından folklorik bir halk hikayesini tüm unsurlarıyla sinemaya entegre ederken, kendisini de bu entegrasyonun dışında tutmayarak içselleştirir bir nevi.Zaman zaman durağan,zaman zaman iç sıkan yapısına rağmen;olağanüstü gerçekçi gelenekselliğiyle,otantik halk şarkılarıyla,orijinal karakterleriyle,lirizmin doruğunda gezen anlatımıyla izleyiciyi daha önce eşine rastlamadığı büyüleyici bir sinema tecrübesine davet eder.
 
Son düzenleme:
Geri