[FONT="]Not: Mak[FONT="]ale [FONT="]bana aittir, [FONT="]her t[FONT="]ürlü yorumlarınızı bek[FONT="]li[FONT="]yorum.
[/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT]
[FONT="]TİMUR’UN HİNDİSTAN SEFERİ[/FONT]
[FONT="][/FONT]*
[/FONT]
[FONT="]Tarihi milât öncesi dönemde 7000’li yıllara kadar varan Hindistan her zaman çeşitli toplulukların ilgisini çekmiş ve cazibe merkezi olmuştur. Bu durumda baharat yolunun önemli bir kısmına ve verimli topraklara sahip olmasının büyük etkisi olan Hindistan’da ilk Türk hâkimiyeti Ak Hunlar (420-557) devrinde başlamıştır. Ak Hunlar, Büyük Hun Devleti’nin dağılmasının ardından Güneydoğu İran ve Batı Afganistan taraflarına giden Hunlar tarafından kurulmuştur. Çin kaynaklarında “I-ta, Ye-ta, Hua”, Eski İran kaynaklarında “Khion, Khyon”, Latin ve Bizans kaynaklarında “Chionitae, Ephtalit, Abdel, Neftalit”, Ermeni ve Süryani kaynaklarında “Hep’t’al, Hep’t’alk, Eftalit, Abdel”, İslam kaynaklarında “Haytal, Hayatıla, Hebtal, Hebatıla” ve Hindistan kaynaklarında “Sveta-Hüna” olarak geçmektedir.[FONT="][1][/FONT] 350’li yıllara kadar Juan-Juan Devleti’ne bağlı kalmalarının ardından 350-360 yılları arasında Güney Kazakistan üzerinden Afganistan dolaylarına inen Ak Hunlar burada devletlerini kurdular. Kurucuları net olarak bilinmemekle beraber bundan sonra Ak Hunlar, Sâsâni İmparatorluğu ile komşu durumuna geldi. 420’li yıllara kadar Sâsâniler ile iyi ilişkiler yaşanmasına rağmen devletlerini kurdukları bu tarihten yıkılışlarına kadar iki devlet arasında mücadeleler devam etti. Bu dönemde Sâsâni tahtında bulunan V. Behram Gur (420-438) Kuşmihan Savaşı’nda (427)[FONT="][2][/FONT] Ak Hunlar’ı mağlup etti. Bundan sonra Sâsâniler karşısında Aksungur/Aksuvar döneminde güçlü duruma geçen Ak Hunlar nüfuzları altına aldıkları Fîruz’u Sâsâni tahtına çıkardılar. (459) 470’lerden itibaren Kuzey Hindistan tarafına yönelen Ak Hunlar burada Guptalar ile mücadele ettiler. Diğer taraftan Sâsâniler karşısında üstünlüklerini I. Ânuşirvan (531-579) zamanına kadar sürdürdüler. Toraman devrinde (480-515) Hindistan yönündeki genişleme hareketleri sonucunda 496 yılında Kuzey Hindistan’dan Pencab’a kadar uzanan topraklar ele geçirildi. 510 yılına kadar geçen zaman zarfında Hindistan’da topraklarını genişleten Ak Hunlar bu tarihte Valahbi Racası’na yenilince bir süre durakladılar. 515 yılında Toraman’ın ölümüyle tahta oğlu Mihirakula (515-550) geçti. “Hindistan’ın Attila’sı” gibi kabul edilen Mihirakula 520’ye kadar geçen sürede Keşmir’i ele geçirdi.[FONT="][3][/FONT] Bunu 530 senesine kadar giden zaman diliminde Hindistan’ın içlerine kadar olan yerleri zapt etmesi izledi. Bundan sonra genişleme hareketleri zayıflayan Ak Hunlar Mihirakula’nın ölümüyle Hindistan hâkimiyetini kaybetmeye başladılar. İran, Afganistan ve Batı Türkistan’da da güçlerini yitiren Ak Hunlar, Göktürkler ile Sâsâniler’in ortak saldırılarıyla 557 senesinde yıkıldılar.
[/FONT]
[FONT="]Ak Hunlar’ın ardından Hindistan’daki Türk hâkimiyeti yaklaşık dört yüz elli sene sonra Gazneliler zamanında kuruldu. Gazneliler adını başkentleri olan Afganistan’ın Gazne şehrinden almaktaydı. Devletin adı tarihî kaynaklarda “Yeminîler” ve “Sebükteginîler” olarak da geçmekteydi.[FONT="][4][/FONT] Devletin kurucusu olan Alptegin, Sâmânîler’in (819-1005) Horasan orduları komutanıydı. 960’lı yıllara gelindiğinde Sâmânîler dağılma döneminde bulunuyordu. Alptegin bundan faydalanarak 963 yılında Gazne’yi ele geçirerek devletin temellerini attı ve kısa bir süre sonra vefat etti. Buranın önceki hâkim gücü olan Levikler tekrar Gazne’yi geri alma hareketlerine girişseler de başarılı olamadılar. Alptegin’den sonra tahta oğlu Ebû İshak İbrâhîm (963-966) geçti. Onun oğlu olmadığından tahta sırasıyla Türk komutanlar olan Bilge Tegin (966-974/975), Börü Tegin (975-977) ve Sebüktegin (977-997) geçti. Sebüktegin’den itibaren devlet onun soyundan devam etti. Karluk Türkleri’nden olduğu düşünülen Sebüktegin 978’de Büst şehrini ele geçirdi. Aynı yıl Toharistan, Doğu Gur bölgesi ve Kusdar’a kadar olan bölgelere hâkim oldu. 986/987 yıllarında Kuzey Hindistan’a yayılmasına engel olan Hindûşâhî Racası’nı mağlup etti.[FONT="][5][/FONT] Bu tarihten itibaren Hindistan akınlarını artıran Sebüktegin, Sâmânîler’in iç çekişmelerine karışması sebebiyle Hindistan’da fazla ilerleyemedi. 997 yılında ölünce yerine önce oğlu Sultan İsmail geçti. Sultan Mahmûd ise kardeşini kısa sürede tahttan indirerek kendisi tahtı elde etti (998-1030).[/FONT] [FONT="]O, Türk Tarihi’nde “sultan” unvanını kullanan ilk hükümdar oldu. Tahta çıkmasıyla birlikte Sâmânîler üzerinde büyük bir güç oluşturdu. Karahanlılar (840-1212) karşısında da başarılı sonuçlar elde etti. Müslüman olmayan Gurlular üzerine iki büyük sefer düzenledi (1011 ve 1020). Mâverâünnehir’de ve İran’da hâkimiyet tesis etti. Diğer taraftan tahta çıktığı ilk zamanlardan itibaren 1027 yılına kadar Hindistan’a on yedi büyük sefer[FONT="][6][/FONT] yaparak burayı ele geçirmiş ve İslam dünyasında büyük bir şöhret elde etmişti. Onun ölümüyle tahta önce oğlu Sultan Muhammed geçti, fakat Sultan Mes’ûd babası gibi kardeşini kısa sürede tahttan indirerek kendisi tahta oturdu (1030-1041). Onun devrinden itibaren Horasan civarında devlet kurmaya çalışan Büyük Selçuklular (1040-1157) karşısında yapılan beş büyük savaşta iyi bir mukavemet gösterilmesine rağmen Dandanakan Savaşı’nda (1040) alınan mağlubiyet Gazneliler’in Horasan hâkimiyetinin sona ermesinin başlangıcı oldu. Bundan sonra dağılmaya giden devlet Hindistan taraflarına çekilmeye başladı. Son hükümdar Husrev Melik (1160-1186/1187) zamanında devletin başkenti Lahor’a taşındı, fakat iç ve dış sorunlar karşısında başarısız olan hükümdar 1186/1187’da Gurlular’ın bir hilesi ile esir edildi. Böylece Gazneliler Devleti ortadan kalkmış oldu.
[/FONT]
[FONT="]Gazneliler’in ardından Timur’un seferine kadar geçen sürede Hindistan’da Delhi merkezli Türk sultanlıkları kısa sürelerle hâkimiyet kurdular. Bunlardan ilki Mu’izz’iler (1206-1290) idi. Kutbeddîn Aybeg tarafından kurulan devletin başına 1210 yılında Aybeg’in damadı İltutmuş (1210-1236) geçti. Onun ölümünün ardından otuz yıl süreyle sultanlık içinde taht kavgaları yaşandı. Nihayet bu duruma Gıyâseddîn Balaban tahta geçerek son verdi (1266-1287). Onun devrinde devlet toparlanmış ve yaptığı askerî – idarî reformlar ile sağlam temeller üzerine oturtulmuştu.[FONT="][7][/FONT] O öldükten sonra ise devletin içinde sorunlar tekrar arttı ve 1290 yılında Halaçlar’ın hükümdarı Fîruz Şâh son hükümdar Keyûmers’i (1290) tahttan indirerek Mu’izz’iler’e son verdi ve Delhi Sultanlığı’nda kendi sülalesinin yönetimini başlattı. Bundan sonra Delhi Sultanlığı’nın yönetimini elinde tutan Halacîler (1290-1320) otuz yıl hüküm sürebildi. Halaç Türkleri’nden olan bu sülalenin ilk hükümdarı Fîruz Şâh çok geçmeden 1296’da öldürüldü. Onun ardından tahta Alâeddîn Muhammed Halacî geçti (1296-1316). Delhi’yi ele geçirdi ve Hindistan içerisinde fetih hareketlerinde bulundu. Onun ölümünün ardından Mübârek Han (1216-1220) tahta çıktı. Birtakım başarılar kazanmasına rağmen 1320’de öldürüldü. Bununla birlikte Halacîler sülalesinin hâkimiyeti de sona ermiş oldu. Bundan sonra ise bölgede hâkimiyeti Tuğluklular (1320-1413) elde etti. I. Gıyâseddîn Tuğluk (1320-1325) Hindular üzerinde hâkimiyetini toprak sahiplerinin imtiyazlarını artırarak sağladı. Bir kısım fetih hareketlerinde bulundu ve 1325’te öldü. Ondan sonra tahta oğlu Muhammed Tuğluk çıktı (1326-1351). Onun devri oldukça yoğun ve istikrarı sağlama çabalarıyla geçti. Ondan sonra ise tahta yeğeni Fîruz Şâh’ın geçtiğini görüyoruz (1351-1388). Onun devri de yoğun geçti ve ılımlı bir politika izlendi. Buna karşın devlet eski büyüklüğünü kaybetti. Fîruz Şâh’ın ölümü ile birlikte hanedanda taht kavgaları baş gösterdi. Timur’un seferine kadar taht yedi kez el değiştirdi.[FONT="][8][/FONT] Timur’un seferiyle de devlet büyük bir yıkıma uğradı. Timur 1399’da Semerkand’a döndükten sonra II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd tekrar hükümdar olsa da -1388 ile 1399 arasında tahta geçen hükümdarlardan biriydi.- Lûdîler[FONT="][9][/FONT] karşısında güçsüz kaldı ve 1413’te ölmesi ile birlikte Tuğluklular hanedanı son buldu.
[/FONT]
[FONT="]Timur’un Hindistan Seferi Öncesi Faaliyetleri
[/FONT]
[FONT="]Hayatının ilk devirleri hakkında pek bilgimizin olmadığı Timur 9 Nisan 1336 tarihinde Keş (Şehr-i Sebz, Semerkand) yakınlarındaki Hoca Ilgar köyünde doğdu. Barlaslar boyuna mensup olan Timur’un babasının adı Turagay, annesinin adı Tekina Hatun idi. Onun hakkında ilk bilgiler 1360 yılından itibaren ortaya çıkmaktadır. Bu esnada Mâverâünnehir bölgesi karışıklık içinde bulunuyordu. Bölgenin hâkimi olan Çağatay Hanlığı (1227-1370) dağılmak üzereydi ve Çağatay Hanlığı’nın bir kolu olan Doğu Çağatay Hanlığı bu bölgeye müdahale etmeye çalışıyordu. Çağatay soyundan olmamasına rağmen Çağatay hanı olan Türkmen kökenli Emîr Kazagan’ın (1346-1358) ölümü ile birlikte Doğu Çağatay Hanı Tuğluk Temur bu karışıklıktan faydalanarak Mâverâünnehir’i işgal etti (1360). Timur ona bağlılığını bildirerek atalarının toprağı olan Keş’in kendisine bırakılmasını sağladı. Tuğluk Temur geri döndükten sonra tekrar karışıklık çıkması üzerine ikinci kez Mâverâünnehir üzerine yürüdü (1361-1362) ve yine Timur itaatini bildirdi. Bundan sonra Tuğluk Temur bölgenin yöneticiliği için oğlu İlyas Hoca Oğlan’ı görevlendirdi. Onun beylerinin sert davranışları üzerine Timur bölgeyi terk ederek Tuğluk Temur’dan kaçmış olan Emîr Kazagan’ın torunu Emîr Hüseyin’in yanına, Horasan’a gitti. Bunun ardından Timur, Emîr Hüseyin ile birlikte Sistan hâkimi’ne yardım ettikten sonra buradan ayrılırken uğradıkları saldırıda büyük ihtimalle ayağı sakatlandı ve topal oldu. Timur peşi sıra Emîr Hüseyin ile birlikte Belh ve Keş şehirlerini ele geçirip Mâverâünnehir’e hâkim oldular (1365).[FONT="][10][/FONT] Bundan sonra bu iki emirin arası açıldı ve Timur, Çağatay soyundan gelen Suyurtgatmış’ı tahta oturttu (1370). Aynı yıl içinde Emîr Hüseyin’i öldürdü ve Cengiz Han soyundan gelen Kazan Han’ın kızı Saray Mülk Hanım ile evlenerek “Küregen” (Damat) unvanını elde etti ve 9 Nisan 1370’de Semerkand’ta tahta çıktı.
[/FONT]
[FONT="]Timur tahta çıktıktan sonra ilk olarak Harezm seferlerine girişti. Cengiz Han ölmeden bu bölge Cuci ve Çağatay arasında paylaştırılmıştı, Cuci ulusu kendilerine verilen kısmın yönetimini Kongratlar’a vermişti, fakat Kongratlar Çağataylılar’ın payına düşen kısma da müdahale edince Timur, Çağataylılar’a ait kısımların iadesini istedi ve kabul edilmeyince Harezm seferine çıktı. 1371 ile 1379 arası yaptığı dört seferde de Kongratlar’ı mağlup ederek 1379 yılında Harezm’i kesin olarak ele geçirdi.
[/FONT]
[FONT="]Timur bir diğer taraftan Moğollar ve Deşt-i Kıpçak ile de irtibat halindeydi. Timur’un hâkimiyetini kabul etmeyen Celâyirliler onun aleyhinde hareket ediyordu, nitekim 1375 yılında Celâyirliler isyana kalkıştılar ve Kıpçaklarla birlikte Semerkand üzerine yürüdüler. Timurlular bu saldırıyı bertaraf edince iki müttefik önce Altun Orda Han’ı Urus’a ardından Duğlat emîri Kamereddin’e sığındılar. Timur bu olay üzerine Duğlatlar’a karşı sefer düzenledi. 1375 yılı içerisindeki ilk seferinden ağır kış şartları nedeniyle geri döndü. İkinci sefer sonunda ise Kamereddin gece karanlığında kaçtı (1376).[FONT="][11][/FONT] Bu esnada Altun Orda tahtı için mücadele eden Toktamış (1379-1396) ise Timur’dan yardım istemek için aynı yıl Semerkand’a geldi. Timur bunu Altun Orda ile Deşt-i Kıpçak meselelerinde söz sahibi olmak açısından bir fırsat olarak görüyordu. Bu sebeple Toktamış’ı iyi ağırlayarak Altun Orda tahtına geçmesi için yardımı esirgemedi. Toktamış, Timur’un takviye kuvvetleri ile birlikte Altun Orda tahtı için Urus Han’ın oğullarıyla yaptığı ilk iki savaşı kaybetti. Urus Han bundan sonra Toktamış’ın iadesini istedi. Timur ise bunu reddederek Urus Han üzerine sefere çıktı, fakat ciddi çarpışmalar olmadan geri döndü. Toktamış ise mücadelesini devam ettirmekteydi. Bu sırada Urus Han ölmüş yerine sırasıyla oğulları Toktakiya ve Timur Melik Oğlan geçmişti. Toktamış üçüncü seferde de Timur Melik Oğlan’a yenildi. Sonunda 1378/1379 tarihli son seferde Toktamış galip gelerek Altun Orda tahtına oturdu. Bundan sonra Toktamış Han, Suğnak’a geldi ve kışı burada geçirdi. Baharla birlikte güçlü bir ordu toplayarak Saray’a gitti ve Mamak yurdunu ele geçirdi.[FONT="][12]
[/FONT][/FONT]
[FONT="]Timur, Mâverâünnehir, Harezm ve Deşt-i Kıpçak’ta işini bitirdikten sonra Horasan ve İran’ın içlerine doğru yürümeye başladı. İran bu sırada parçalanmış durumdaydı. Merkezi Herat olmak üzere Horasan’da Kertler (1245-1383), merkezi Sebzvar olmak üzere Horasan’ın batı taraflarında Serbedarlılar (1337-1381), merkezi Curcan olmak üzere Astarâbâd, Damgan, Bistam ve Simnan taraflarında Toga Timurlular (1337-1410), merkezi Şiraz olmak üzere Fars ve Kirman bölgelerinde Muzafferliler (1294-1393) ve merkezi Bağdat olmak üzere Irak-ı Arab, Irak-ı Acem ve Azerbaycan bölgelerinde Celâyirliler (1336-1432) hüküm sürüyordu.[FONT="][13][/FONT] 1380 yılında Horasan için amansız bir mücadele yapılıyordu. Timur bunu fırsat bilerek 1381’de Herat üzerine yürüdü ve şehrin hakimi Kert hükümdarı Gıyâseddin Pîr Ali tutunamadı ve şehirden dışarı çıkıp Timur’un huzuruna vardı daha sonra Timur şehre girdi (Nisan 1381).[FONT="][14][/FONT] Timur bundan sonra 1382’de Horasan’ı ele geçirdi. Ardından Kert hanedanı ortadan kaldırıldı ve bunun peşisıra 1383’te Sistan ele geçirildi ve 1384 yılında da Horasan seferleri devam etti.
[/FONT]
[FONT="]Timur 1386 yılına gelindiğinde üç yıllık seferine çıktı (1386-1388). Horasan seferleri sırasında İran’ın dağınık halini görünce İran’ı tamamen ele geçirmeye karar verdi. Bu seferinde Mâzenderân üzerinden Azerbaycan’a yöneldi. Ahmed Celâyir’in (1382-1410) Timur’un geldiğini duyup Bağdat’a çekilmesiyle Tebriz kolayca ele geçirildi. Buradan Tiflis’e yönelen Timur burayı da ele geçirerek Karabağ’a geri döndü. Timur’un Kuzey İran ve Azerbaycan bölgelerini ele geçirmesi XIII. ve XIV. Yüzyıllarda Cuci ulusu ile İlhanlılar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı,[FONT="][15][/FONT] çünkü Toktamış artık Deşt-i Kıpçak arazisine tamamen hâkim olmuş ve Timur’a karşı hareket etmeye başlamıştı, nitekim o 1383’de Harezm’de kendi adına para bastırmıştı. Ayrıca Timur’a karşı 1385 yılında Ahmed Celâyir’e ittifak teklifi göndermişti. Toktamış bununla da yetinmeyerek 1385-1386 yıllarında Azerbaycan ve Tebriz üzerine yürüdü. Timur, Toktamış’ın bu hareketleri sebebiyle oğlu Mîranşâh’ı 1387’de onun üzerine gönderdi. Toktamış karşı koyamayarak geri çekildi. Timur diğer taraftan 1387 sonlarına doğru İran meselesi ile yeniden ilgilendi ve Isfahan ve Şiraz’ı zapt etti.
[/FONT]
[FONT="]Bu yaşananlardan sonra Timur’un Toktamış üzerine büyük bir sefer yapması zorunlu hâle gelmişti. Toktamış da Mîranşâh karşısında aldığı mağlubiyete karşılık vermek için Timur Güney İran’da iken Mâverâünnehir’e yöneldi. 1388 yılı sonunda Savran’ı kuşattı. Timur karşı harekete geçerek onu bozguna uğrattı. Bir yıl aranın ardından Timur 1390 güzünde Deşt-i Kıpçak’a doğru yola çıktı. 27 Nisan 1391’de Kunduzca’da yapılan savaşı Timur kazandı. Toktamış ise kaçtı. Timur bol ganimet ile Semerkand’a geri döndü.
[/FONT]
[FONT="]Timur Semerkand’a döndükten sonra ise önce İran’da kendine karşı ayaklanan yerel hükümdarların isyanını bastırdı ardından beş yıllık seferine çıktı (1392-1397). Mâzenderân üzerinden Fars bölgesine gelen Timur, Muzafferîler üzerine yürüdü. Şah Mansur’un Şiraz’a kapanması üzerine Şiraz’ı kuşattı ve Mart 1393’te Şiraz tekrar ele geçirildi. Şah Mansur ve haleflerinin öldürülmesiyle birlikte Muzafferîler hanedanı ortadan kalkmış oldu. Timur bundan sonra Irak-ı Arab’a yöneldi. 1393 Ağustos’unda Bağdat’a hareket eden Timur Eylül 1393’te yapılan savaşı kazandı. Ahmed Celâyir Hille’ye doğru kaçtı.[FONT="][16][/FONT] Bir ay sonra Tikrit’e yürüyen Timur burayı kolayca ele geçirdi. Bunun ardından Erzincan emîri, Karamanoğlu, Dulkadıroğlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlu beyleriyle Kadı Burhâneddin’e haber gönderip itaat etmelerini istedi, Memlük sultanına da kalabalık bir elçi heyeti göndermişti. O, daha gelecek cevapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük, Altınköprü, Musul, Mardin ve Diyarbekir’i feth edip Van Gölü’nün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti.[FONT="][17][/FONT] Bu esnada Memlükler’e gönderdiği elçilerin öldürüldüğü haberini alınca Suriye’ye yürümeye karar verdi. Bu durumda tehlikeyi hisseden Kadı Burhâneddin ona karşı cephe kurmaya çalıştı. Yıldırım Bayezid, Memlük Sultanı Berkuk, Altın Orda Hanı Toktamış ve Kadı Burhâneddin arasında bir ittifak kuruldu. Timur bu ittifakı parçalamak amacıyla Sivas’a doğru ilerledi ve Erzurum’a ulaştı; ancak Toktamış’ın hareketini duyunca onun üzerine yürüdü. Timur’un amacı Toktamış ile Berkuk arasındaki bağı kesmekti, zira 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış Han bütün gayretini Berkuk ile sağlam münasebetler kurmaya sarf etmiş, Timur’un kendileri için aynı derecede tehlikeli olduğunu belirterek yardım istemişti.
[/FONT]
[FONT="]Timur bundan sonra Toktamış üzerine ikinci seferini düzenledi. Sefer öncesinde Gürcistan’da fetih hareketlerinde bulundu. Bunun ardından Toktamış’ın Derbend’i geçtiğini haber alınca yola çıktı (Şubat 1395). 15 Nisan 1395’te iki ordu Terek ırmağında karşı karşıya geldi. Toktamış bozguna uğrayarak kaçtı. Toktamış’ın yakalanması için emir verilse de yakalanamadı. Timur ve ordusu daha sonra Saray’a yöneldiler. Saray şehrini, Urus’u ve Uruscuk’u yağmalayıp buralarda yaşayanları itaat altına aldılar.[FONT="][18][/FONT] Böylece Timur, Altun Orda Hanlığı’na büyük bir darbe vurmuş oluyordu. Artık Timur için Altun Orda Hanlığı bir tehdit olmaktan çıktı ve ikinci derecede bir devlet konumuna geldi.
[/FONT]
[FONT="]Timur’un Hindistan Seferi
[/FONT]
[FONT="]Timur, Toktamış üzerine yaptığı seferden sonra 1396 güzünde Semerkand’a döndü. Bu seferinden dönüşünde iki yıl süreyle başkentini fethettiği ülkelerden getirdiği mimarlara ve ustalara imar ettirdi. 1398 yılına gelindiğinde Hoten ve Çin taraflarına bir sefer yapmayı düşünürken aniden Hindistan’a sefer yapmaya karar verdi. Timur’un Hindistan seferine değin son on yıl içinde Tuğluk Hanedanlığına bağlı Delhi tahtı yedi kere el değiştirmişti. Belki de bu sebeple Timur daha önce planladığı Çin seferinin yönünü değiştirerek Hindistan’ın bu iç karışıklığından yararlanmak istemişti.[FONT="][19][/FONT] Diğer taraftan bu seferi daha sonra yapacağı seferler için maddî kaynaklar sağlamak amacıyla yaptığı da düşünülmektedir.[FONT="][20][/FONT] Bir başka görüş olarak da Timur, Hindistan sultanlarının puta tapma işlerini ortadan kaldırmamış olmalarını bahane ederek Hindistan’a girmiştir.[FONT="][21]
[/FONT] [/FONT]
[FONT="]Timur ilk olarak 1398 yılı başlarında torunu Pîr Muhammed’i Hindistan’a öncü kuvvet olarak gönderdi. Ardından kendisi Mart 1398’de yola çıktı. Pîr Muhammed Mayıs 1398’de İndus üzerinden Multan’a ulaştı ve burayı kuşattı. Altı ay süren bir kuşatmanın ardından Multan ele geçirildi. Timur ve esas ordusu ise bu sürede Afganistan tarafındaki putperestlere darbe vuruyordu. Timur daha sonra 20 Nisan 1398’de Sind sahiline vardı ve burada karargâhını kurdu.
[/FONT]
[FONT="]24 Nisan’da Sind’i geçen Timur bundan sonra Cemüle Çölü’ne ulaştı. Bu arada Cemüle Nehri[FONT="][23][/FONT] yakınlarında bir adanın hâkimi olan Şîhâbeddin Mübarekşah önceden Pîr Muhammed buraya ulaştığında bağlılılık bildirse de daha sonra Timurlular aleyhinde hareket etmeye başladı. Timur buna istinaden adanın ele geçirilmesini emretti. Emîr Şeyh Nûreddin öncülüğündeki ordu adaya vardı. Şîhâbeddin çeşitli önlemler almasına rağmen saldırı karşısında tutunamadı ve ailesiyle birlikte askerlerini yanına alarak gemilerle Uça şehrine kaçtı. Kısa süre içinde Timur da adaya vardı. Şîhâbeddin’in gemileri de Multan’a ulaştığında Şehzade Pîr Muhammed ve Şâhruh Mîrza’nın ordusunu kumanda eden Süleymanşah bunu haber alıp peşlerine düştüler. Sonra onları deniz içerisinde yakalayıp öldürdüler. Şîhâbeddin, hanımı ve çocuklarını suya atarak güç bela kendi canını kurtardı ve kaçıp gitti.[FONT="][24][/FONT] Ordu bölgede birçok ganimet ele geçirdi ve 10 Ekim günü Çinâbe Nehri yakınlarında karargâh kurdu. Daha sonra Timur, Telembe Nehri kıyısına geldi ve karargâhını kurdu. Nehrin karşısındaki şehir halkı ona bağlılığın bildirdiler. 20 Ekim günü ordu Cal’ şehrine ulaştı. Burada Şeyh Kökeri’nin kardeşi Nusret’in Cal Nehri’nde kamp kurduğu haber alınınca Timur derhal nehrin kıyısına geldi ve savaş emri verdi. Az sayıdaki Hintli kuvvetler dağıtılarak burada bol yağma yapıldı ve Şâhvanaz’a gelindi. Timur ve ordusu burada iki gün kaldıktan sonra 25 Ekim’de Cencân şehrine ulaştı. Diğer taraftan daha önce belirttiğimiz gibi Pîr Muhammed de altı aylık kuşatmanın ardından Multan’ı ele geçirmişti. Hintliler ise kısa bir süre içinde bir fırsat yakalayarak mîrzanın ve ordusunun atlarını öldürdüler. Bunun ardından bir isyan başladı. Pîr Muhammed ümitsizliğe kapıldığı sırada dedesi Timur’un geldiğini haber aldı ve kendine geldi ve 26 Ekim’de Piyah Nehri sahilinde dedesinin huzuruna vardı. Bundan sonra Timur ve torunu beraber Cencân’a gittiler. Burada dört gün kaldılar ve Pîr Muhammed bir ziyafet düzenledi. Bu ziyafette dedesine pek çok hediye sundu. Timur da torunu ve ordusu için tekrar at verilmesini temin etti. Timur bundan sonra 30 Ekim’de buradan ayrılarak Şehval[FONT="][25][/FONT] şehrine gitti. Timur, Şehval’e gelince Şah Melik Bek ve Devlet Timur Tavaçı’ya Delhi yakınlarındaki Sâmâne’ye gitmelerini ve orada kendilerinin dönüşünü beklemelerini emretti. Timur, ağırlıkları gönderdikten sonra 5 Kasım’da on bin kişiyle önden giderek Acudân’a doğru ilerledi ve 10 Kasım’da Acudân’a vardı.[FONT="][26]
[/FONT] [/FONT]
[FONT="]Bundan sonra Timur müstahkem bir mevkide bulunan Batnir Kalesi’ni ele geçirmek üzere harekete geçti, fakat bu kalenin dört bir yanı çöldü ve kalenin suyu şehir yakınındaki bir gölden geliyordu. Timur bu kalenin önüne geldi ve savaş başladı. Bu kalenin hâkimi olan Raca, Timur’a itaat etmeyerek direnmeyi tercih etti. Emirler ve mîrzalar aniden şehri kuşattılar. İlk saldırıda pek çok Hintli öldürüldü. Kalenin Racası ise kale dışında savaşmaya devam ediyordu. Zorlu bir savaşın sonunda Timur’un ordusuna karşı daha fazla cesaret gösteremeyen Raca, Timur’dan bağışlamasını istedi ve bağlılığını bildirdi. Timur bunu kabul etti. Buna rağmen Raca sözünde durmayıp şehri teslim etmedi ve saldırıya başladı. Timur ve ordusu bunu başarıyla bastırınca yine aman diledi ve Timur affetti. 10 Kasım’da kaledekiler dışarı çıktı ve beylere teslim edildiler. Timur’un hâkimiyetini kabul etmek istemeyen bir kısım halk ve başlarındaki asi askerler, racalarının teslimiyetini kabul etmeyip direnseler de Timur’un emriyle kurulan mancınıklar kalenin duvarlarında delikler açtı ve muhalifler de teslim olmak zorunda kaldılar. Bu direniş karşısında hiddetlenen Timur, askerleriyle kaleye girerek Hindular’a ait bütün binaları, malları yakıp yıktı. Her iki taraftan da oldukça fazla sayıda asker ve sivil halk öldü.[FONT="][27][/FONT] Timur bundan sonra Fethâbad ve Ehrunî taraflarına yöneldi. 13 Kasım’da yola çıkan Timur, Havz-ı Âb adlı yerine kıyısında konakladı. Ardından Sereseti şehrine vardı. Buradaki putperest halk kılıçtan geçirildi ve mallarına el konuldu. Ertesi gün Fethâbâd’a ulaşıldı. Burada da pek çok putperestin öldürülmesinin ardından 17 Kasım’da ordu Recebpûr Kalesi’ne ulaştı. Bu yürüyüşü Ehrunî Kalesi güzergâhı takip etti. Daha sonra ordu 20 Kasım’da Munk’dan ayrılarak 30 Kasım’da Sâmâne’ye vardı. Timur ve ordusu gitgide Delhi’ye yaklaşmaktaydı. 2 Aralık’ta Esendi Kalesi’ne varıldı. Buranın halkı Mecusî olduğundan evlerini yakarak Delhi’ye kaçtılar. Ordu buradan sonra 4 Aralık’ta Panipat şehrine vardı. Buradaki halkı kılıçtan geçirdikten sonra 9 Aralık’ta Pulla şehrini geçerek Luni Kalesi’ne doğru yol aldı. Buraya varılınca karargâh kuruldu. 13 Aralık günü askerler Luni Kalesi’nin batı taraflarında yağmalama ve ganimet toplama hareketinde bulundular. Burada ele geçirilen yerlerden toplanan yüz binden fazla Hindu askeri ihanet edebilir düşüncesiyle kılıçtan geçirildi. Timur, 17 Aralık günü buradan ayrılıp Cevn şehrinin yolunu tuttu. Böylece onun önüne Delhi yolu açılmış bulunuyordu.
[/FONT]
[FONT="]Timur’un bundan sonraki rakibi Tuğluklu hükümdarı II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd idi. II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd, Timur’un Hindistan seferinde buraya kadar karşılaştığı en güçlü hükümdar durumundaydı. Timurlular savaş düzeni alarak 17 Aralık’ta harekete geçtiler. Tuğluklular buna karşın yüz yirmi tane savaş filine sahip olmalarına çok güveniyordu ve bu fillere zırh geçirilmişti. Timur ve ordusunun savaş düzenine göre sağ kolda Pîr Muhammed, Emîrzâde Süleymanşah, sol kolda Emîrzâde Sultan Hüseyin, Emîrzâde Halil Sultan, Emîrzâde Cihanşah, merkezde ise Timur bulunuyordu. Diğer tarafta Sultan Mahmut, Mallu (Molu) Han ve diğer kumandanlar yer alıyordu.
[/FONT]
[FONT="]Timur’un II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd ile savaşını betimleyen minyatür[/FONT]
[FONT="]Atların ve askerlerin fillerden korkmasından dolayı Timur bu durumu ortadan kaldırmak için bir plan[FONT="][28][/FONT] düşünürken savaş başladı. Fillere rağmen Timur ordusu büyük bir başarı göstererek düşmanlarını hezimete uğrattılar. II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd ve Mallu (Molu) Delhi’ye çekildi. Timur da hemen ardından Delhi şehrine girdi. Timur’un şehre girdiğini haber alınca II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd ve Mallu (Molu) apar topar Delhi’den kaçtılar. Timur bunun üzerine onların yakalanması için takip emri verdi. Bundan sonra şehirde bulunan yüz yirmi tane fili mîrzalar arasında paylaştırdı ve bir kısmını Semerkand’a gönderdi. Timur, 19 Aralık’ta Delhi’de hutbeyi kendi adına okuttu ve Delhi tahtına oturdu. Timur bununla birlikte Kuzey Hindistan’ı tamamen ele geçirmiş oluyordu.
[/FONT]
[FONT="]Timur, Delhi’de on beş gün kaldıktan sonra 1 Ocak 1399’da buradan ayrıldı. Fîruzâbâd’a doğru ilerlemeye başladı. Burada iki gün konakladıktan sonra 3 Ocak’ta Gata’ya doğru hareket etti. Bir sonraki hedef ise Miret Kalesi’nin fethiydi. Timur 5 Ocak’ta Miret Kalesi’ne ordusunu gönderdi. Kendisi de 8 Ocak’ta orduya katıldı. Bir gün sonra buranın ordusunu bertaraf edip, kaledekileri öldürdüler. Kaleyi de yıktılar. Timur, Tarmaşirin Han’ın (1326-1334) alamadığı kaleyi küçük bir kuvvetle ele geçirmişti.[FONT="][29][/FONT] Miret Kalesi’nin fethinin ardından Timur, Ganj Nehri’ne doğru ilerlemeye başladı. 10 Ocak’ta Ganj’a ulaşan Timur nehri geçtikten sonra Mecusîlerle savaşa tutuştu. Mecusîler mağlup edilerek gemileri ellerinden alındı. Ganj Nehri fetihlerinin ardından Timur, Tuğlukpûr’a geldi. 12 Ocak gecesi keşif için yolladığı beyler nehrin karşı tarafında silahlı ve atlı bir Mecusî grubunun hazır beklediğini bildirdiler. Timur bu haberi alınca ordusuna savaş emri verdi. Karşı taraftaki kuvvetleri Mübarek Han idare ediyordu. Timur keşif kuvvetlerinin de gelmesiyle birlikte az sayıda olmalarına rağmen Mecusîler’i mağlup etti. Buna karşın başka bir Mecusî grubu Dere-i Kuble[FONT="][30][/FONT] denilen yerde toplanmıştı. Timur ve ordusu yine az sayıda olmalarına karşın Mecusîler karşısında üstün geldi. Bunun akabinde Melik Şeyha adlı bir Mecusî aniden Timur ordusuna hücum etti. Timur bu saldırıyı da alt etmeyi başardı. Mecusîler bu peş peşe yenilgilere rağmen yine yılmadılar ve Dere-i Kuble’de toplandılar. Bölgenin sık bir ormanlık alan olması Timur ve askerlerini zorladıysa da Timur burada yeniden galip geldi. Timur bu şekilde bir günde üç savaş yapmış ve hepsini kazanmış oldu. Peşi sıra Timur Dere-i Kuble şehrinin içine girdi. Burada öküz şeklinde bir put bulunuyordu. 13 Ocak günü bu put parçalandı. Timur 14 Ocak’ta artık Semerkand’a dönmeye karar verdi, fakat buradaki fetihlerini bir süre daha devam ettirdi. 18 Ocak’ta Süvâlek Dağı’na yolculuk başladı. Yol üstündeki bir dere kıyısında Behraz adlı birinin adam topladığı öğrenildi. Bu durum karşısında Timurlular hemen savaş düzeni aldı. Düşman perişan edildi. Muzaffer ordu buradan Behre’ye oradan da 20 Ocak günü Sâve’ye ulaştı. 22 Ocak’ta tekrar Süvâlek Dağı civarına hareket edildi. Burada bu sefer Ratan adında bir racanın adam topladığı haberi alınınca Timur bu raca ve adamlarını darmadağın etti. Bundan sonra yaklaşık bir ay boyunca Süvâlek ve Karaka Dağları arasında -23 Şubat’ın sonuna kadar- Hintliler ile mücadele edildi. Timur ve ordusu bu savaşların hepsinde zafere ulaştı. Burada Mecusîler’in ve putperestlerin itaat altına alınmasının ardından durmaksızın Timur, Cemnu’ya bağlı Beyla köyüne ilerledi. Bir gün sonra putperestler üzerine saldırı yapıldı ve onlar karşılık veremeyip ormanlık araziye kaçtılar. O gün Delhi’den Keşmir’e elçi olarak gitmiş olan Olca Timur, Fulad ve Mûtemid Zeynüddin, Şah İskender’in elçileri ile birlikte geri dönüp Timur’un huzuruna geldiler. Şah İskender, Timur’a itaat etmeyi ve onun hizmetine girmeyi kabul ettiğini bildirdi.[FONT="][31][/FONT] Ertesi gün Sind Nehri kıyısındaki bir şehir ele geçirildi. Timur aynı gün buradan istikametini Cemnu olarak belirledi. Buradaki putperestler de mağlubiyetten kurtulamadı. Bir gün sonra Timur burada konakladı ve hâkimiyetini sağlamlaştırdığını düşündüğünde yoluna Lehâver[FONT="][32][/FONT] şehri yönünde devam etti. Bu şehir aman ve liderleri Şeyh Kökeri itaat bildirdiği için saldırı hareketine girişilmedi ve Şeyh Kökeri iyi bir şekilde kabul edildi. Şeyh Kökeri şehre girince Timur’a ihanet ettiği için şehrin yağmalanması emri verildi. 5 Mart günü ordu Çinâbe[FONT="][33][/FONT] Nehri’ni geçti. 7 Mart’ta da ordu Keşmir’e doğru yol almaya başladı. Timur burada herhangi bir saldırı işine girişmedi ve 8 Mart’ta Dendâne Nehri kıyısında Timur ve ordusu konakladı. Burada askerlerin geçmesi için bir köprü yaptırdı.
[/FONT]
[FONT="]Aynı gün içinde Timur ordudan önce atlanıp Semerkand’a doğru yola koyuldu. Somnad ve Şehgan üzerinden yoluna devam etti. 11 Mart’ta dinlendi. 17 Mart’ta Kirmâc yoluna ilerlerken Şeyh Ahmed Hoca Avganî huzuruna geldi.[FONT="][34][/FONT] 23 Mart’ta yol üzerinde eşi Saray Mülk Hanım ve hizmetkârlarının Semerkand’tan gelen hediyelerini kabul etti. Nihayet 29 Nisan 1399’da başkenti Semerkand’a ulaştı. Timur başkentine gelince mîrzalara ve halkına bol miktarda hediye dağıttı ve filler de beraberinde geldiği için halk bunları görünce çok şaşırdı ve dikkatle fillerin gelişini izledi.
[/FONT]
[FONT="]Timur, Semerkand’a dönmeden önce Tuğluklu beylerinden Hızır Han’ı Multan valisi olarak tayin etmişti. Hızır Han, Multan ve Pencab çevresinde hâkim güç olmasına rağmen bu sırada Pencab ve Delhi arasında birçok yerel devletçikler de ortaya çıkmıştı. Diğer taraftan Timur’un akını karşısında tutunamayıp kaçan Delhi sultanı II.[/FONT] [FONT="]Nâsıreddîn Mahmûd 1401’de başkentine dönse de bir otorite tesis edemedi ve Lûdîler ile diğer beyler karşısında güçsüz kaldı. 1413’te ölünce Tuğluklular hanedanı ortadan kalktı. Bundan sonra Devlet Han Lodî, kendini Delhi’de sultan ilan ettirse de Hızır Han, Delhi’yi ele geçirdi (1414) ve kendi Seyyid Hanedanı’nı (1414-1451) kurmuş oldu.[FONT="][35]
[/FONT][/FONT]
[FONT="]Sonuç
[/FONT]
[FONT="]Tahta çıktığı ilk andan itibaren gerek Semerkand merkezli bir Türk cihan devleti kurmak ve gerek bir İslam mücahiti olmak adına kesintisiz yirmi sekiz yıl boyunca Moskova’dan Bağdat’a kadar birçok yeri zapt eden Timur, Hindistan seferi ile de söylenilen amaçlarını bir bir yerine getirmiş oldu. Seferinin amacı tam olarak kestirilemese de bu seferi diğer seferleri için maddî birikim sağlamak ve putperestlerin faaliyetlerine son vermek amacıyla yaptığı baskın bir şekilde göze çarpmaktadır, nitekim buradan çok fazla ganimet ve fille dönmüş ve putperestlere karşı sert saldırılara girişmiş, hatta putlarını parçalamıştır. Diğer bir ihtimal olan Hindistan’daki karışıklıktan faydalanmak amacı ise pek fazla inandırıcı gelmemektedir, çünkü Timur bundan önce Hint kuvvetlerinden daha güçlü olduğu aşikâr olan Altun Orda Hanlığı ve Celâyirliler gibi devletleri bozguna uğratmıştı.
[/FONT]
[FONT="]Bu sefer sonucunda ise Timur’un sıradan bir istilacı komutan değil İslamiyet adına savaşan bir asker olduğu da anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra Timur’un, torunu Babür’ün haleflerinden olan Cihangir’e (1605-1627) esin kaynağı olduğu onun Tüzük-i Cihangîrî eserinde dedesi Timur’u zaferleriyle övmesinden anlaşılmaktadır.
[/FONT]
[FONT="]KAYNAKÇA
[/FONT]
[/FONT]
[FONT="]Bayur, Y. H., Hindistan Tarihi -İlk Çağlardan Gurkanlı Devletinin Kuruluşuna Kadar (1526)-, C. I, Ankara 1987.[/FONT]
[FONT="]İbni Arabşah, Acâibu’l-makdur (Bozkırdan Gelen Bela), çev.: Ahsen Batur, İstanbul 2012.[/FONT]
[FONT="]Kayalı, Y., “Timur’un Hindistan Seferi”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 6, Iğdır 2014, s. 179-192.[/FONT]
[FONT="]Konukçu, E., Kuşan ve Akhunlar Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1973.[/FONT]
[FONT="]Marozzi, J., Timurlenk İslam’ın Kılıcı, Cihan Fatihi, çev.: Hülya Kocaoluk, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006.[/FONT]
[FONT="]Merçil, E., Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları,İstanbul 2013.[/FONT]
[FONT="]Nizamüddin Şâmi, Zafername, çev.: Necati Lugal, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1987.[/FONT]
[FONT="]Şerefüddin Ali Yezdi, Zafername, çev.: Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2013. [/FONT]
[FONT="]
[/FONT] [FONT="]
[/FONT]
* [FONT="]***[/FONT]
[FONT="][1][/FONT] [FONT="]E. Konukçu, Kuşan ve Akhunlar Tarihi, Ankara 1973, s. 39-44.[/FONT]
[FONT="][FONT="][2][/FONT][/FONT] [FONT="]Kuşmihan Savaşı hakkında daha detaylı bilgi için bknz.; Konukçu, a.g.e., s. 75-77.[/FONT]
[FONT="][3][/FONT] [FONT="]Konukçu, a.g.e., s. 94.[/FONT]
[FONT="][4][/FONT] [FONT="]E. Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 2013, s. 44.[/FONT]
[FONT="][5][/FONT] [FONT="]Merçil, a.g.e., s. 45[/FONT] .
[FONT="][6][/FONT] [FONT="]On yedi Hint seferi hakkında daha detaylı bilgi için bknz.; Y. H. Bayur, Hindistan Tarihi -İlk Çağlardan Gurkanlı Devletinin Kuruluşuna Kadar (1526)-, C. I, Ankara 1987, s. 140-179; Merçil, Gazneliler Devleti Tarihi, Ankara 1989, s. 16-28.[/FONT]
[FONT="][7][/FONT] [FONT="]Merçil, Müslüman Türk…, s. 291.[/FONT]
[FONT="][8][/FONT] [FONT="]Bayur, a.g.e., s. 331.[/FONT]
[FONT="][9][/FONT] [FONT="]1451-1526 yılları arasında Delhi’de hüküm süren bir Afgan hanedanıdır. Daha detaylı bilgi için bknz.; I. H. Siddiqui, Lûdîler, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. 27, İstanbul 2003, s. 217-218.[/FONT]
[FONT="][10][/FONT] [FONT="]İ. Aka, Timur ve Devleti, Ankara 2014, s. 9.[/FONT]
[FONT="][11][/FONT] [FONT="]N. Şami, Zafername, çev.: Necati Lugal, Ankara 1987, s. 82-83; Ş. A. Yezdi, Zafername, çev.:Ahsen Batur, İstanbul 2013, s. 109-110.[/FONT]
[FONT="][12][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 93; Yezdi, a.g.e., s. 121.[/FONT]
[FONT="][13][/FONT] [FONT="]Aka, a.g.e., s. 15.[/FONT]
[FONT="][14][/FONT][FONT="] İ. Arabşah, Acâibu’l-makdur (Bozkırdan Gelen Bela), çev.: Ahsen Batur, İstanbul 2012, s. 62; Şami, a.g.e., s. 101; Yezdi, a.g.e., s. 128-129.[/FONT]
[FONT="][15][/FONT] [FONT="]Aka, a.g.e, s.19.[/FONT]
[FONT="][16][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 170; Yezdi, a.g.e., s. 220.[/FONT]
[FONT="][17][/FONT] [FONT="]Aka, a.g.e, s. 27-28.[/FONT]
[FONT="][18][/FONT] [FONT="]Arabşah, a.g.e, s. 142[/FONT]; [FONT="]Şami, a.g.e., s. 196; Yezdi, a.g.e., s. 256.[/FONT]
[FONT="][19][/FONT] [FONT="]Y. Kayalı, “Timur’un Hindistan Seferi”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6,[/FONT] [FONT="] Iğdır 2014, s. 187.[/FONT]
[FONT="][20][/FONT] [FONT="]Aka, a.g.e, s. 31.[/FONT]
[FONT="][21][/FONT] [FONT="]Bayur, a.g.e, s. 332.[/FONT]
[FONT="][22][/FONT] [FONT="]J. Marozzi, Timurlenk İslam’ın Kılıcı, Cihan Fatihi, çev.: Hülya Kocaoluk, İstanbul 2006, s. 277.[/FONT]
[FONT="][23][/FONT] [FONT="]Pakistan’daki Celam Nehri’dir.[/FONT]
[FONT="][24][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 216; Yezdi, a.g.e., s. 289.[/FONT]
[FONT="][25][/FONT] [FONT="]Multan ile Lahor arasında yer alan bir şehirdir.[/FONT]
[FONT="][26][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 219; Yezdi, a.g.e., s. 292.[/FONT]
[FONT="][27][/FONT] [FONT="]Kayalı, a,g.m., s. 188.[/FONT]
[FONT="][28][/FONT] [FONT="]Timur’un fillere karşı tasarladığı plan için bknz., Arabşah, a.g.e, s. 169-172; Yezdi, a.g.e., s. 302.[/FONT]
[FONT="][29][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 234-235; Yezdi, a.g.e., s. 307.[/FONT]
[FONT="][30][/FONT] [FONT="]Ganj Nehri’nin geçtiği bir dağ eteğinde bulun yerdir.[/FONT]
[FONT="][31][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 244; Yezdi, a.g.e., s. 315.[/FONT]
[FONT="][32][/FONT] [FONT="]Bugünkü Lahor şehridir.[/FONT]
[FONT="][33][/FONT] [FONT="]Bugünkü Çinâb Nehri’dir.[/FONT]
[FONT="][34][/FONT] [FONT="]Şami, a.g.e., s. 249; Yezdi, a.g.e., s. 320.[/FONT]
[FONT="][35][/FONT] [FONT="]Bayur, a.g.e., s. 334.[/FONT][/FONT]