M
Maria puder
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Yaşamın ucuna yapılan yolculuk aslında yaşamın başladığı yere varmak içindir. Çünkü bitişler yeniden başlamalar içindir. Bunu Batı literatürü Phoenix efsanesinden hareketle temellendirirken, kadim Doğu Kaknüs ile bunu somutlaştırmaya çalışır. “Kendine yaşamın sonunu başlangıç yaptın” diye seslendiği Kafka’dır hiç şüphesiz. Özlü’ den okuyalım bu kısmı: “Ölümü denemekse, on sekiz yaşında intihar ettin, güzel, genç bedenin ile ölmek, cesedini bulacak kişileri korkutmak, alın, bu acımasız yaşam sizin olsun demek istedin”Kafka’nın denediği ve fakat başaramadığını Pavese gerçekleştirir. Kimsenin sahip olamadığı, kimsenin cesaret edip de geçemediği boyuta geçer: İntihar ve ölüm boyutu. Pavese’nin nicel boyuttaki varlığı, tikel boyutta devam edecektir. Her yaşamın başka bir yaşama eklemli olduğunu, ya da her yaşamın başka bir ölüm üzerine temelli olduğuna değinen de odur çünkü. “Ölüm bir şey değil ölüm hiç bir şey değil”
Pavese: “Herkesi bağışlıyorum ve herkesten özür diliyorum.Sözcükler yok, yalnız bir davranış. Bundan böyle yazmayacağım” der. Herkesi bağışlar Pavese, neye karşılık, ne için? Yalnızlık evrende ve yazgımızda var zaten.
Tezer Özlü’nün oldukça farklı bir dil ile, alegorilerle bezeli anlatımı okuyanı içine çekiyor bir anda. Bir şairin hayatını şiirsel bir biçemle ifade etmek kadar doğal ne olabilir? Özlü şiirsel bir dil kullanarak bir şairin yolculuğuna, yazgısına, kaderine, yalnızlığına, acısına, bunalımlarına, karabasanlarına ortak ediyor okuyanı. Pavese’ nin yolculuğunu kendi yolculuğu ile birleştiriyor. Kendi köyünün dışında ve kendi yaşamının uzağında rahat olan huzursuz insanları betimleyen bir tezatlar yumağı Pavese, burukluğu ve yalnızlığı olumlayan ama mutsuz da olmayan biri.
Tezer Özlü kişisel efsanesini anlattığı Pavese ile aynı gün doğmuş. Aynı yıl olmasa da ikisinin de doğum günü aynı: 9 Eylül.
Pavese intihar ettiğinde 42 yaşındaydı, Tezer Özlü hayata son defa baktığında kırk üç yaşındaydı.
Kitaptan Alıntılar;
"ve bana geceler yetmiyor. günler yetmiyor. insan olmak yetmiyor. sözcükler, diller yetmiyor. bir an balkona çıkıyorum. güneşin berlin yapıları gerisinde nasıl batmaya uğraştığını görüyorum. insanlar arabalarını park ediyor. renkli, yeni arabalarını. park ediyorlar ya da hareket ediyorlar. yaşlandıkça insanlarla aramdaki uçurum büyüyor. arabalardaki, uçaklardaki, resmi dairelerdeki, otobüslerdeki, dükkanlardaki, caddelerdeki insanlarla aramdaki uçurum. eşyalarla da öyle.
yolculuklara dönüyorum. kentlerden sakladığım resimlere.
duramam.
artık bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar verdim. yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. ve acıların ötesinde bir beklenti vardı: kendi dünyamın beklentisi. kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi..kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.
dün uzun süre balkonda oturdum. ağaçların tepeleri görünüyor. bugünlerde yavaş yavaş çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçların. zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum. özellikle ben'in, ben'i bıraktığı anlarda. ya da ikisi bütünleştiğinde. ve birdenbire, şimdiye dek hiç algılamadığım bir duygu gelip beni buluyor: bırakılmışlığın tadı..duramam.."
Kendimi bulduğum paragrafı;
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz. hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım. şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.,, (sayfa. 75-76)
Pavese: “Herkesi bağışlıyorum ve herkesten özür diliyorum.Sözcükler yok, yalnız bir davranış. Bundan böyle yazmayacağım” der. Herkesi bağışlar Pavese, neye karşılık, ne için? Yalnızlık evrende ve yazgımızda var zaten.
Tezer Özlü’nün oldukça farklı bir dil ile, alegorilerle bezeli anlatımı okuyanı içine çekiyor bir anda. Bir şairin hayatını şiirsel bir biçemle ifade etmek kadar doğal ne olabilir? Özlü şiirsel bir dil kullanarak bir şairin yolculuğuna, yazgısına, kaderine, yalnızlığına, acısına, bunalımlarına, karabasanlarına ortak ediyor okuyanı. Pavese’ nin yolculuğunu kendi yolculuğu ile birleştiriyor. Kendi köyünün dışında ve kendi yaşamının uzağında rahat olan huzursuz insanları betimleyen bir tezatlar yumağı Pavese, burukluğu ve yalnızlığı olumlayan ama mutsuz da olmayan biri.
Tezer Özlü kişisel efsanesini anlattığı Pavese ile aynı gün doğmuş. Aynı yıl olmasa da ikisinin de doğum günü aynı: 9 Eylül.
Pavese intihar ettiğinde 42 yaşındaydı, Tezer Özlü hayata son defa baktığında kırk üç yaşındaydı.
Kitaptan Alıntılar;
"ve bana geceler yetmiyor. günler yetmiyor. insan olmak yetmiyor. sözcükler, diller yetmiyor. bir an balkona çıkıyorum. güneşin berlin yapıları gerisinde nasıl batmaya uğraştığını görüyorum. insanlar arabalarını park ediyor. renkli, yeni arabalarını. park ediyorlar ya da hareket ediyorlar. yaşlandıkça insanlarla aramdaki uçurum büyüyor. arabalardaki, uçaklardaki, resmi dairelerdeki, otobüslerdeki, dükkanlardaki, caddelerdeki insanlarla aramdaki uçurum. eşyalarla da öyle.
yolculuklara dönüyorum. kentlerden sakladığım resimlere.
duramam.
artık bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar verdim. yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. ve acıların ötesinde bir beklenti vardı: kendi dünyamın beklentisi. kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi..kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.
dün uzun süre balkonda oturdum. ağaçların tepeleri görünüyor. bugünlerde yavaş yavaş çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçların. zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum. özellikle ben'in, ben'i bıraktığı anlarda. ya da ikisi bütünleştiğinde. ve birdenbire, şimdiye dek hiç algılamadığım bir duygu gelip beni buluyor: bırakılmışlığın tadı..duramam.."
Kendimi bulduğum paragrafı;
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz. hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım. şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.,, (sayfa. 75-76)