Türk Dili ve Edebiyatı Teşbihin Amaçları

Konu sahibi son olarak 3347 gün önce görüldü
Teşbihin Amaçları. Teşbih, genellikle benzeyen unsurun çeşitli yönlerini örneklerle açıklayıp muhatabı etkilemek için yapılır. Belagat kitaplarında benzeyenin açıklık getirilmek istenen yönleri geniş biçimde anlatılmıştır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

1. Müşebbehe kabul edilemez bir hüküm nisbet edildiğinde bunun mümkün olduğu bir örneğine benzetilerek kanıtlanır; buna müşebbehin imkânını beyan denilir. Mütenebbî'nin Seyfüd-devle el-Hamdânî'yi övdüğü şu dizesindeki zımnî teşbihte görüldüğü gibi: "Sen insanlardan olduğun halde onlardan üstünsen / Bu şaşılacak bir durum değildir, nitekim misk de bir tür ceylan kanıdır."

2. Müşebbehin durumu muhatapça bilinmiyor ya da bilinmediği farz ediliyorsa onu anlatmak için örnek verilir. Buna müşebbehin halini beyan denir; rengi bilinmeyen bir giysinin rengini diğer bir giysinin rengine benzetmek gibi.

3. Muhatap müşebbehin durumunu biliyor, ancak bu durumun boyutunu ve miktarını bilmiyor yahut öyle farz ediliyorsa teşbihe başvurulur; bir giysinin hangi tonda siyah olduğunu açıklamak için "kuzgunî siyah" denilmesi gibi. Buna müşebbehin halinin miktarını beyan denilir.

4. Müşebbehin keyfiyeti ve ona nisbet edilen hüküm muhatabın tereddüdüne yol açıyorsa örneğine benzetme yapılır. Buna müşebbehin halini takrir adı verilir. Bu tür teşbihe müşebbehin soyut olması veya olağanın dışında bulunması halinde başvurulur; çalışmasının semeresini göremeyen kişinin su üzerine yazı yazan kimseye benzetilmesi gibi. Bu dört amaca yönelik teşbihlerde müşebbehe açıklık getirebilmek için müşebbehün bihin benzeme niteliği bakımından daha güçlü ve daha meşhur bir öğe olması şarttır.

5. Müşebbehi sevdirmek için süslü (tezyin) veya nefret ettirmek için çirkin (takbih) ya da ilginç göstermek (istitrat) amacıyla da benzetmeler yapılır. Bunlarda benzetilen unsurun daha kuvvetli olma şartı aranmaz. Siyah gözü ceylan gözüne benzetmek tezyine, çiçek bozuğu yüzü horozların gagaladığı kuru tezeğe benzetmek takbihe, tutuşup içten içe ve dalga dalga yanan kömürü altın dalgalı misk denizine benzetmek istitrâfa örnek verilebilir.

Teşbihin Çeşitleri. Teşbihte taraflar, vech-i şebeh, edat ve amaç dikkate alınarak bölümlemeler yapılmış ve birçok teşbih türü ortaya çıkarılmıştır. Tarafların yalın veya birleşik olmasına göre müfredle mürekkebin kendilerine veya birbirlerine teşbihi söz konusudur. Müfredin müfrede teşbihinde ikisi de yalın, ikisi de kayıtlı veya biri kayıtlı olabilir. Kur'an'da dalgaların dağlara benzetilmesi (eş-Şuarâ 26/63) iki tarafı da yalın bir teşbihtir. Çalışmasının semeresini alamayanı su üzerine yazı yazana teşbihte ise iki taraf da kayıtlıdır, birinci taraf "su üzerine" kaydıyla, ikinci taraf "semere alamama" ile kayıtlıdır. Teşbihin vech-i şebehe göre mücmel-mufassal, temsilî-gayri temsilî, karîb/mübtezel-baîd/garîb, vicdanî, hayalî, vehmî teşbihler; amaca göre makbul-merdud teşbihler; edat bakımından müekked-mürsel teşbihler; taraflara göre somut-soyut, maklûb (ma'kûs), zımnî, beliğ teşbihler; tarafların sıralanışına göre melfûf-mefrûk, cerrî-tesviye, izmâr, meşrut ve tafdîl teşbihleri gibi çeşitleri vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan benzetme türlerinden biri mefrûk teşbih olup burada önce bir teşbihin müşebbeh ve müşebbehün bihi peşpeşe gelecek biçimde zikredilir, ardından aynı şekilde diğeri veya diğerleri getirilir. Nebe' sûresinde arzın beşiğe, dağların çadır kazıklarına, gecenin elbiseye ve güneşin kandile teşbihi (78/6-7, 10, 13) bu türün örneklerinden biridir. İbarede edatı geçmeyen teşbih müekked diye anılır; çünkü edatsız teşbih, müşebbehle müşebbehün bih ortak vasıf bakımından aynı şeymiş gibi pekiştirme ve vurgu belirtir, ........... (Dağlar bulutların hareketi [gibi] hareket eder; en-Neml 27/88) ve Hz. Peygamber'e hitaben, "Biz seni nur saçan bir kandil olarak gönderdik" (el-Ahzâb 33/46) âyetlerinde olduğu gibi. Müşebbehün bihin müşebbehe muzaf olduğu benzetmeler de müekked teşbihtir; "zehebü'l-asîl" (akşamın altını) ve "lüceynü'l-mâ"' (suyun gümüşü) gibi.

Hz. Peygamberin hadislerinde özellikle soyut kavramların açıklanması bağlamında teşbihlere yer verilmiş, bazan taraflar arasındaki benzerlik cihetleri ayrıntılı biçimde anlatılmıştır: "Ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyilikleri yiyip bitirir" (İbn Mâce, "Zühd", 22; Ebû Dâvûd, "Edeb", 44); "Mümin müminin aynasıdır" (Ebû Dâvûd, "Edeb", 49); "Ümmetimden cennete girecek yetmiş bin kişilik zümrenin yüzleri ayın on dördüncü gecesinde parladığı gibi parlayacaktır" (Buhârî, "Rikâk", 50-51; Müslim, "îmân", 369, 373); "Kötü arkadaşla iyi arkadaş misk taşıyanla körük çeken gibidir. Misk taşıyan ya sana misk verir veya ondan satın alırsın ya da ondan güzel koku koklarsın. Körük çeken ise ya giysini yakar ya da ondan kötü koku duyarsın" (Buhârî, "Büyûc", 38, "Zebâ'ih", 31; Müslim, "Birr", 146); "Kadın eğe kemiği gibidir. Eğer doğrultmaya kalkarsan kırarsın, o haliyle yararlanmak istersen yararlanırsın, onun kırılması boşanmasıdır" (Buhârî, "Nikâh", 79; Müslim, "Radâc", 63).

Teşbihin beyân ilmindeki yeri ve mecazla ilgisi konusunda belagat âlimleri farklı yaklaşımlar ortaya koymuştur. Sekkâkî ekolüne mensup âlimler teşbihi oluşturan lafızların gerçek (vaz'î) anlamlarında kullanılması, mecaz ve kinayede olduğu gibi bunun dışında ikinci bir mânaya delâlet etmemesi dolayısıyla teşbihi beyân ilminin konulan içine almamış, bununla birlikte söz konusu edipler, mecazın en üstün ve baskın türü sayılan istiarenin temeli teşbihe dayandığından teşbihi istiareye bir giriş ve bir vasıta olarak beyân ilmine dahil etmiştir. Ancak birçok mesele ve ayrıntıyı içeren bir konu teşkil ettiğinden pratikte giriş gibi değil bağımsız bir beyân konusu statüsünde incelenmiştir. Birçok belagat âlimi teşbihi beyân ilmi içinde bağımsız bir disiplin saymış, beyân ilminin istiare türleri gibi bazı konularının teşbihe dayanması onun bağımsız bir konu olmasına engel teşkil etmeyeceğini, çünkü konuların birbiriyle ilgili bulunması birinin diğerine bir giriş sayılmasını gerektirmeyeceğini ifade etmiştir (İbn Ya'küb el-Mağribî, III, 290; Desûki, III, 312). Bazı belagat âlimleri ise teşbihi tamamen müstakil bir belagat konusu saymıştır.

Literatür. Arap şiirinde, ayrıca Kur'an'da ve hadislerde yer alan teşbihlerle teşbihin belagat boyutu hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Teşbih örneklerini konularına göre düzenleyen antolojilerden bazıları şunlardır: Ebû Sehl Fazl b. Nevbaht, et-Teşbîh ve't-temsil; İbrahim b. Ahmed el-Enbârî, et-Tesbîhât (Brockelmann, II, 920); İbn Ebû Avn, Kilâbü't-Teşbîhât (nşr. Muhammed Abdülmuîd Han, London 1369/1950); Muhammed İbnü'l-Kettânî et-Tabîb, Kitâbü't-Teşbîhât min eş'âri eh-li'l-Endelüs (nşr. İhsan Abbas, Beyrut 1966, 1981); Ali b. Zâfır el-Ezdî, Ğarâ'ibü't-tenbîhât calâ 'acâ'ibi't-teşbîhât (nşr. Muhammed Zağlûl Sellâm - Muhammed Sâvî el-Cüveynî, Kahire 1971); Safedî, el-Keşf ve't-tenbîh 'ale'l-vasf ve't-teşbîh (nşr. Hilâl Nâcî - Velîd b. Ahmed Hüseyin, I-II, London 1420/1999, alanında en geniş antoloji olup mukaddimesi teşbih sanatına dair ilmî bir inceleme teşkil eder, s. 51-156); İbn Ebû Asrûn, Reşfü'n-nebîh min şağri't-teşbîh (nşr. F. M. en-Neklâvî, Kahire 1986). Kur'an'daki teşbihler hakkında bilinen ilk çalışma İbn Nâkıyâ'nın el-Cümân fî teşbîhâü'l-Kur'âni'dir. Birçok neşri bulunan eserde otuz altı sûreden seçilmiş 226 âyet teşbih yönünden incelenmiştir. Bu alanda gerçekleştirilen çağdaş birçok çalışma arasında Abdülhamîd İbrahim'in Te'emmülât fî belâğati't-teşbîhi'l-Kur'ân'isi (Kahire 1987), Sadi Eren'in Kur'an'da Teşbih ve Temsiller'i (İzmir 2006), İsmail Durmuş'un Câhiliye Şiirinde ve Kur'an'da Teşbih'i (doktora tezi, 1988, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) zikredilebilir. Emsâlü'l-Kur'ân'a dair yazılan eserlerde de Kur'an'daki teşbihler ele alınmıştır. Hadislerdeki teşbihlerle ilgili olarak Ebû Arûbe, Râm-hürmüzî, Mâverdî gibi müelliflerin yazdığı emsâlü'l-hadîs eserleri dışında çağımızda yapılmış çalışmalardan Abdülbârî T. Saîd'in Eşerü't-teşbîh fî taşvîri'l-ma'nâ: Kırû'e fî Sahihi Müslim (Kahire 1992), Adem Dölek'in Hadislerde Teşbih ve Temsiller'(Erzurum 2001; İzmir 2006), Ab-dülazîz Hasan'ın et-Teşbîh fi'l-hadîsi'ş-şerîf (yüksek lisans tezi, 1980, Ezher Üniversitesi) adlı eserleri anılabilir. Arap şiirin-deki teşbihlerin incelenmesiyle ilgili çağdaş birçok çalışma arasında Muhammed Abdülmün'im el-Hafâcî'nin et-Teşbîh fî şicri İbni'r-Rûmî ve'bni'l-Muctez (Kahire 1949), Emîne M. Selîm'in Fennü't-teşbîh beyne'n-nazariyye ve't-tatbîk Dirâse fî Dîvâni Sarfi'l-Gavânî (İskenderiye 1990), H. M. Rebâbia'nın et-Teşbî hü'l-muhtelif 'inde'l-ÎAütenebbî (İrbiı 1999), M. Rifat Zincîr'in Fennü't-teşbl fi'ş-şfri'l-cAbbâsî (Ebûzabî 2002), Mut târ Atıyye'nin 'İlmü'l-beyân ve belâgatü't-teşbîh fi'l-mu'allakâti's-seb' (İskeı deriye 2004) adlı eserleri sayılabilir. Teşbihi belagat açısından ele alan eserlerde bazıları şunlardır: A. İbrahim el-Mit'anî, et Teşbîhü'l-belîğ hel yerkâ ilâ dereceti'l-mecâz (Kahire 1980); Abdülfettâh Osman, et-Teşbîh ve'l-kinâye (Kahire 1993); İbrahim Abdülhamîd, et-Teşbîh (Kahire 1999); Ahmed Hindâvî, Edevâtü't-teşbîh ti Lisâni'l-'Arab (Kahire 2003); Yûsuf Ebü'l-Addûs, et-Teşbîh ve'l-isti'âre (Amman 2007).
 
Geri