Terörizmin uluslararası boyutu

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Terörizmin uluslararası boyutu

İnsanlık tarihi ile başlayan günümüze kadar büyük gelişmeler kaydeden ve özellikle 20. yüzyılın sonu ile 21. yüzyılın başında bütün dünyayı saran geçmişte simetrik tehdit ve savaşlara aşina olan dünya bugün asimetrik olan terörizmle mücadele etmektedir ve bununla ilgili çözüm stratejileri üretmeye çalışmaktadır.

Yıllardır binlerce insanın ölümüne sebep olan terörizm günümüzde insanlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli tehditlerden birisidir. Terörizmin birçok yönü ve boyutu olmakla birlikte teröristlerin uyguladıkları ortak metot şiddettir. Din etnik köken ya da refah düzeyi ne olursa olsun her ulus ülke ya da kuruluş terörist şiddetle karşılaşabilir ve bu tür bir etkiye her zaman maruz kalabilir. 11 Eylül saldırılarının ardından İstanbul Moskova Madrid Taşkent Osetya ve Dakarta’da meydana gelen bombalama olaylarında 4.300 kişinin ölümüne 11.000’in üzerinde kişinin de yaralanmasına neden olan terör eylemleri terörizmin ulusal ve uluslararası güvenlik açısından ne denli önemli bir tehdit oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Terörizmin potansiyel nedenleri sosyal siyasal ve ekonomik sorunlar ile etnik ve dini ayrımcılığa dayanmaktadır. Ancak terörizmin arkasındaki gerçek neden biraz daha farklıdır. Asıl neden bazı ülkelerin terörizmi dış politika aracı olarak kullanmalarıdır. Terör bu nedenlerin istismar edilerek aktif hale gelmesidir. İstismarın arkasındaki en yaygın amaç ise bazı ülkelerin çıkarlarıdır. Afganistan’da yaşanan olaylar Ermenistan’ın dünya çapında yürüttüğü eylemler bu ifademe sadece birkaç örnek teşkil etmektedir. Bu durum terörizme karşı uluslararası ortak bir mücadele zemini yaratılmasını engellemektedir. Ortak mücadele zemininin olmayışı ise bir yandan teröristleri cesaretlendirmekte diğer yandan eylemlerin daha kanlı olmasına neden olabilmektedir. Çünkü artık teröristleri kontrol edebilmek onları yönlendiren ülkeler tarafından da mümkün olamamaktadır. Diğer bir ifadeyle terörizm bumerang gibi herkese hatta onu kullanana da zarar vermektedir.

Bilindiği üzere Türkiye 1970’li yıllardan itibaren yurt içinde oluşan aşırı sağ ve sol oluşumların yurtdışında ise Ermeni terörünün etkisinde kalmıştır. 1980’li yıllardan itibaren de bölücü ve irticai terör ile karşı karşıya kalmıştır. Ülkemiz otuz yıldan fazla bir süredir yurt içinde ve dışında terörle mücadele etmektedir. Bu mücadele sadece bölgemizle sınırlı da değildir. Dünyanın birçok köşesinde birçok ülkede milletler toplumlar veya kurumlar bir şekilde terörle mücadeleyi sürdürmektedirler. Dünyadaki küreselleşmeye bağlı olarak terör örgütleri de ortak amaç ve hedefleri doğrultusunda hem faaliyetlerinde hem de eylemlerinde 1990’lı yıllardan itibaren yoğun işbirliği yapmaya başlamışlardır. Bugün terörizm çokuluslu diğer bir ifadeyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Uluslararası niteliği olmayan bir terör örgütü hemen hemen yok gibidir. Dolayısıyla uluslararası terörizmi terörizmden farklı algılamaktan ziyade uluslararası niteliğini de kapsayan tek bir kelime ile ve sadece terörizm olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Her şeyden önce bir ülkenin güvenliği o ülkenin kendi sorumluluğudur. Her ülke de kendi güvenliğini sağlamak için taraf olduğu uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde gerekli tedbirleri alma hakkına sahiptir. Bunu ünlü düşünür Volter’in ifadesiyle açıklarsak “Başkaları tarafından kurtarılmayı bekleyenler sadece kölelerdir”.

Terörizmle mücadele etmek yani dünyanın her yerinde terörist eylemleri kesin olarak sona erdirmek ABD İspanya İngiltere ve İsrail örneklerinde görüldüğü üzere çok zordur. Önemli olan ise terörist eylemleri asgari düzeye indirmek yani inisiyatifi büyük ölçüde teröristlerin elinden almaktır. Diğer bir husus ise terörist örgütlere terörle bir yere varamayacaklarını kararlılıkla göstererek terör örgütünün başarı umudunu kırmak ve onu yok etmektir. Çünkü başarı umudu olan bir terörist örgütün ortadan kaldırılması zayıf bir olasılıktır. Ancak terörizmle etkin mücadelede uluslararası ve bölgesel işbirliği ile destek çok önemlidir. Aksi takdirde mücadele beklenenden daha uzun ve daha çok can ve mal kaybına neden olacaktır.

TERÖRÜN TANIMI

21. yüzyılda insanlığı bu denli tehdit eden vahşetin bireysel ve evrensel değerlere karşı işlenen bu suçun tanımını yapmak gerekmektedir. Ancak günümüzde bütün ülkelerin kurum ve kuruluşların üzerinde anlaştığı ortak bir terörizm tanımı bulunmamaktadır. Çeşitli kaynaklara göre terör ve terörizm konusunda 190’dan fazla tanım bulunmaktadır. Bu tanımlar içerisinde; yüzde 835 oranında şiddet ve baskıdan söz edilmekte yüzde 65 oranında terörün siyasi içeriği kapsadığı belirtilmekte yüzde 51 oranında sindirme ve baskı içerdiği yüzde 46 oranında korkutma olduğu yüzde 415 oranında ise psikolojik baskı yaratmaktan söz edilmektedir.
Lügat anlamına bakıldığında ise terör bir gücü ve iktidarı zorla kabul ettirmek amacıyla sistemli bir biçimde şiddet yıldırma ve tedhiş yaratmaktır. Terörizm ise birey ve azınlıkların şiddete dayanan kişilere mallara ya da kurumlara yönelik siyasal eylem ve bu şiddet eylemlerinin tümü olarak tanımlanmaktadır. Diğer taraftan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda terör “terör örgütlerinin cebir ve şiddet kullanarak baskı korkutma yıldırma veya tehdit ile amaç ve hedeflerine ulaşmaya çalışmalarıdır” şeklinde yer almaktadır.

TERÖRÜN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Terörizmin tanımı bu şekilde yapıldıktan sonra terörist tehdidin bilinen temel özelliklerine bakmakta fayda vardır. Terör tehdidinin asimetrik özelliği teröristlerin ortaya çıkarılmasını güçleştirirken; terör eylemlerine maruz kalan ülkelerin tehdit algılamalarını ve güvenlik yapılarını da değiştirmeye zorlamakta olduğudur. Amaçlarına ulaşmak için hedef ayrımı gözetmeden en ölümcül silah ve yöntemleri kullanan terör örgütleri toplumda yarattıkları korku ve panik ile hedeflerine daha kolay ulaşmaktadırlar. Teknoloji ve özellikle iletişim alanındaki gelişmeler terör eylemlerinin sınırları aşarak yayılmasına imkân sağlamaktadır. El-Kaide ve Hizbullah örgütleri bunun tipik örnekleridir. Bazı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların belli siyasi amaçlar güderek terör örgütlerinin sponsorluğunu yapması ve sağladıkları dış destek terörün yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. İdeoloji ve rejimlerini Batı karşıtlığı üzerine oluşturan bazı Ortadoğu ülkelerinin İslami motifli gruplara verdiği destek insanlığın karşısına çok yönlü ve boyutlu “terör ejderhasının” oluşmasına sebep olmuştur.

Düşmanı organize eden asıl teröristle doğrudan karşılaşma olanağı çoğu zaman yoktur. Terör planlarını hazırlayıp uygulama sahasına koyanlar ile saldırıyı gerçekleştirenler yani buna araç olanlar farklıdırlar. Terörist hücreler bağımsız bir şekilde faaliyet gösterebildikleri gibi gerektiğinde aynı amaç doğrultusunda teknolojik imkânları da kullanarak kolayca bir araya gelebilmekte ve eylemler düzenleyebilmektedirler. Uluslararası koordine edilmiş karmaşık eylemleri planlamak ve uygulamak için gerekli mali kaynağa da kolayca ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla terörizm günümüzde uluslararası bir boyut kazanmıştır. Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler terörün bu boyuta ulaşmasında en önemli etkenlerden birisidir. Terörist örgütler kitle imha silahları da dâhil olmak üzere her türlü silahı kullanabilmektedirler. Terörizmin karar organlarının irade ve faaliyetlerini etkilemek amacında olduğu da onun bir başka özelliğidir.

TERÖRE YOL AÇAN ETKENLER

Ülkemizde ve dünya genelinde terörizmin ve terörist eylemlerin başlıca sebepleri bulunmaktadır. Bunlar;
- ülkelerdeki ve dünyadaki gelir dağılımındaki eşitsizlikler ve dengesizlikler
- bölgelerin sosyo-ekonomik yapısı ve azgelişmişlik durumu
- kötü yönetim
- kamu düzeni ve hukuk sistemindeki bozukluklar
- baskıcı rejimler sistemler ve oluşumlar
- etnik ve milliyetçilik akımları
- bazı kesimlerin kendi siyasi yönetim veya dini emellerini kabul ettirmek isteğidir.

TERÖR ÖRGÜTLERİ VE EYLEMLERİ

Değinilmesi gereken bir diğer konu da Türkiye’nin terörden kaynaklanan güvenlik endişeleridir. Bu endişeler sırasıyla şunlardır: PKK/Kongre-Gel ve DHKP-C gibi uluslararası ve dış destekli terörizm; komşu ülke destekli Hizbullah terör örgütü ve diğer kökten dinci örgütlerin yarattığı tehdit; Balkanlar Kafkaslar ve Ortadoğu da yaşanan bölgesel çatışmalardan kaynaklanan tehdittir.

Ülkemizde ve çevremizde etkisini ağırlıkla hissetmekte olduğumuz dünya genelinde de yaygın olarak bilinen birkaç terör örgütünden de söz etmek gerekmektedir. Bu konuda El Kaide ilk akla gelen terör örgütüdür. El Kaide dünya çapında faaliyet gösteren bir gruptan oluşan terör ağıdır. Bu örgütün başlıca amacı Müslüman nüfuslu bölgelerde Batı etkisini yok etmek kendi görüşleriyle paralel katı din devleti kuralları izlemeyen rejimleri ortadan kaldırmak ve bütün Müslümanları birleştirerek halifelik yönetiminde Ortadoğu’da bir İslam devleti kurmaktır. El Kaide etkinliğini arkasındaki geniş destekli operasyonel alt yapıya ve ideolojik tavrına borçludur. Bir Arap olmasına rağmen Panarabizm’in yerine Panislamizm’i savunan Bin Ladin’in bu ideolojisi Ortadoğulu olsun ya da olmasın İslami karakterdeki bütün grupları içine almaktadır. Çekirdek bir grup olan El Kaide dünya çapında kendi komuta kontrol yapısına sahip terör örgütleri ile bağlantı halindedir. İngiltere’deki Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün raporuna göre El Kaide şu anda en az 60 ülkede 18.000 mensubuyla varlığını sürdürmektedir. El Kaide ile ilişkisi olduğu belirlenen belli başlı terör örgütleri arasında Taliban Özbekistan İslami Hareketi (Hizbul Tahrir) Lübnan Hizbullah’ı Hamas ve Tevfik-El Cihad yeni adıyla Kazım Kaide Cihad gibi örgütler yer almaktadır.

Bizim için ise son derece önemli olan örgüt PKK/Kongre-Gel’dir. Türkiye’nin bir kısım topraklarında ayrı bir devlet kurma hedefi doğrultusunda 1984 yılından itibaren uyguladığı terör faaliyetleri ile hedef gözetmeksizin sivil bütün vatandaşlarımızı hedef alan PKK terör örgütü bizim açımızdan büyük önem arz etmektedir. Örgütün eylemleri 30 binden fazla insanımızın hayatına mal olmuştur. Bunun sadece yaklaşık 6 bini güvenlik kuvvetlerimize aittir. Ayrıca bugüne kadar PKK terör örgütüyle yapılan mücadele için yaklaşık 200 milyar dolar civarında harcama yapıldığı tahmin edilmektedir. Okulu olmayan hastanesi olmayan köyümüz kasabamız bu paraya bu kaynağa muhtaç iken Türkiye bu kadar büyük parayı PKK terör örgütüyle mücadeleye ayırmak zorunda kalmıştır. PKK’nın ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinde olmak üzere toplam 30 ülkede silahlı yapısını siyasi mali ve lojistik bakımdan destekleyen cephe teşkilatı bulunmaktadır.

PKK/Kongre-Gel terör örgütü Haziran 2004 tarihinde Eylül 1999’da ilan ettiği “sözde” ateşkesi iptal ettiğini açıklayarak silahlı eylemlerine yeniden başlamıştır. O günden bu yana PKK/Kongre-Gel’in aynı eskiden olduğu gibi terörist eylemlerinden dolayı 189 insanımız şehit olmuş 620 civarında da insanımız yaralanmıştır. Bu eylemler terörist organizasyonun tavrının değişmediğini ve de değişmeyeceğini bizlere göstermiştir. Ülkemizde tam 20 yılı aşkın süredir devam eden etnik temele dayalı bölücü hareket toplumsal huzurun ve milli bütünlüğün korunmasını tehdit eder bir düzeye ulaşmıştır. Burada önemli olan ve dikkat edilmesi gereken konu şudur: Başlangıcıyla birlikte ilk 10 yıl tamamen silahlı faaliyetleri esas alan örgüt ikinci 10 yılda silahlı faaliyetlerinin yanı sıra siyasal faaliyetleri devreye sokmuş örgüt başının yakalanmasına müteakip siyasal faaliyetlere yönelmiştir. Ancak üçüncü 10 yılın başında etnik bölücü eksenli güç oluşturarak mücadele başlatma gayretine girişmiştir. İşte bu nedenle günümüzde etnik bölücülük hareketi iç ve dış dinamiklerin etkisiyle ivme kazanarak ülke gündeminin en önemli konusu haline gelmiştir. Ancak etnik bölücülük hareketi ile meydana gelen bu gelişmeler toplumun çeşitli kesimlerinde farklı şekillerde algılanmakta terör ile etnik bölücülük hareketi karıştırılmaktadır. Dolayısıyla günümüzde yaşanan terör etnik ve sosyal bir olay olmayıp etnik bölücülük hareketidir. Amaç tamamen siyasidir. Gelinen nokta itibariyle örgüt ve yandaşlarının etnik ayrımcılığı körükleyen ısrarlı tahrikleri karşısında kendi refleksleri ile baş başa bırakılan maksatlı çevrelerce provoke edilmeleri her zaman mümkün olan toplumun çatışma ihtimali yeri zamanı ve şekli tahmin edilemez bir boyut kazanmıştır.

Terör örgütü müzahir kitlelerce devlet ile toplumdan kopartılabilecek taviz açısından adeta son sınırı zorlanmakta ve doğrudan sonuca gitmeyi hedefleyen eylemler gerçekleştirilmektedir. Bir taraftan örgütün silahlı bombalama ve mayınlama eylemleri devam ederken diğer taraftan müzahir kitlenin mafya bağlantılı kaçakçılık ve uyuşturucuya dayalı zenginleşmesi aynı şekilde yoğun göç alan Batı bölgelerinde mafya bağlantılı olarak bölge insanına hükmetmeye başlamaları turizmden tekstile inşaattan finans sektörüne kadar geniş bir alanda ticari etkinlik kazanmaları ve en önemlisi de şiddet ve kitle eylemlerini Batı bölgelerine kaydırması rahatsızlığın büyük boyutlara ulaşmasına neden olmuştur.

Ülkemizde yürütülen terörle mücadelede karşılaşılan sorunlara da değinmek gerekmektedir. Uzun yıllardan beri terörist saldırılara maruz kalan Türkiye bir yandan ülkesi dâhilinde terörle mücadele ederken diğer yandan uluslararası platformda terörizm ile ortak mücadele edebilmenin yollarını aramıştır. Ancak uluslararası platformda elde etmek istediği desteği maalesef bulamamış; hatta komşuları başta olmak üzere Batılı devletlerin Türkiye’deki bu terörü bir dış politika aracı olarak kullandıklarına açık olarak şahit olmuştur. Hukuk devletinde demokratik haklar ve yasal düzenlemelerle güvenlik ihtiyaçları arasındaki dengenin sağlanamaması bu hukuki durumdan teröristlerin faydalanması sonucunu doğurmuştur. Coğrafyanın yarattığı şartlar ve harekat alanının genişliği güvenlik güçlerinin her an kapsamlı faaliyetlerde bulunmasını zorlaştırmıştır. Elbette bu hususların istemeyerek bazı hassasiyetleri yaratacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan ülkemizde bireysel özgürlüklerin önü açılmaktadır. Bu durum iç tehdit unsurlarınca bir fırsat olarak algılanmakta ve stratejilerinde de birtakım değişikliklere yol açmaktadır. Bu kapsamda terör örgütleri bazı faaliyetlerini siyasi parti vakıf dernek ve sivil toplum örgütleri adı altında çeşitli organizasyonlarla sürdürerek “sözde” insani amaçlar ortaya koymuşlardır. Sosyal ve kültürel faaliyet yürüten bu dernek ve vakıflar ülkemizdeki hukuksal boşlukları demokratik ve insan haklarına dayalı özgürlükçü ortamları istismar ederek kendilerine yaşam alanı oluşturmakta aynı zamanda maddi ve manevi destek de yaratmaktadır.

TERÖRLE MÜCADELEDE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Buraya kadar genel olarak terörizmin ülkemizdeki oluşumu özellikleri ve Türkiye’ye yönelik genel tehdidi bu mücadelede karşılaşılan zorlukları kısaca ifade ettikten sonra terörle mücadelede alınması gereken tedbirlerin neler olduğundan da bahsetmek gerekmektedir. Bu konu çok uzun yıllardır tartışılmaktadır. Kabul etmek zorundayız ki terör olayı çok boyutludur. Silahlı mücadele yanında ekonomik psikolojik sosyal ve eğitim boyutları da vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadelenin başından beri silahlı mücadele ile güvenlik ortamını sağlanmasına öncelik verilmesini bu ortamda terörün diğer yaratıcı sebeplerinin göz ardı edilmemesine ve sadece silahlı mücadele ile istenen sonuçların elde edilemeyeceğini sonsuz kez tekrarlamıştır. Aksi takdirde silahlı mücadele ile elde edilen başarılardan tam istifade edilememesi gibi bir durumla da karşılaşılabileceği açıklanmıştır. Unutulmamalıdır ki terör toplumun bütün kesimlerini etkiler ve terörle gerek devletin gerek toplumun bütün unsurlarının desteği ile başa çıkılabilir. Bu nedenle terörle mücadele kurum ve kuruluşların değil devletin sorumluluğunda olan ulusal bir görevdir. Bunun açık anlamı devletin bazı kurumları mücadelede oyuncu diğerleri çevrede seyirci olmamalıdır. Hukuk devleti esasları içerisinde yine yapılacak mücadele alınacak kısa vadeli güvenlik tedbirleriyle birlikte uzun vadeli kalıcı ve çok alternatifli tedbirlerin aynı anda ve birlikte uygulanmasını gerektirmektedir.

Bu bağlamda iki boyutlu bir mücadele stratejisinin benimsenmesi önemli ve gerekli görülmektedir. Birinci strateji iç tehdit unsurlarının beslendiği manipüle ettiği alanları ve bir propaganda aracı olarak kullandığı argümanları ortadan kaldırmayı öngörmektedir. Bunlar terör örgütleri için militan kaynağı niteliğindeki potansiyel hedef kitleleri devletin yanına çekmek bu grupları sistem içinde tutmak iç güvenliğin siyasal katılımı ekonomik gelişmeleri ve sosyolojik yönleri ele alıp alternatif çok yönlü iyileştirme projeleri yürütmektir. Güvenlik politikalarına yani sorunun çözümüne halkı ortak etmek problem sahalarını ve mevcut yapıyı istismar etmek isteyen dış güçlerin müdahalesini engellemektir. İkinci strateji ise; şiddete ve teröre başvuranlara karşı uzmanlaşmış güvenlik güçleri oluşturarak etkili güvenlik tedbirleri geliştirmektir. Bunun için bu alanda istihsaslaşmış terörle mücadele birimlerine sahip olunması bu birimlerin iç tehdit unsurlarıyla mücadele yeteneklerini arttırıcı her türlü teçhizat donanım ve eğitimlerinin sağlanması elde edilen istihbaratın tek bir merkezde toplanması mücadelenin merkezi olarak planlanması ve farklı birimlerle koordineli olarak icra edilmesi gerekmektedir.

Açıklanmış olan bu stratejiler ışığında iç tehdit unsurlarının tamamına karşı uygulanacak genel mücadele esasları ve gereken özel kesitleri de ortaya koymak gerekmektedir. Bunlar üzerinde yeterince veya hiç durulmayan esaslardır. Bu esaslar siyasi idari sosyal kültürel eğitim ekonomik uluslararası basın-yayın hukuki açıdan incelenecektir. Ancak bundan önce yapılması gereken şey taraflı ve maksatlı faaliyetler yürüten sivil toplum kuruluşları ile hukuk çerçevesinde mücadele edilerek bu kuruluşların sistem dışına çekilmelerini sağlamak diğer taraftan toplumun bütün kesimlerini kapsayacak ve ulusal menfaatlerimiz doğrultusunda yapıcı faaliyetler ile bilimsel çalışmaları yürütecek yeni sivil toplum kuruluşlarının kurulmasını desteklemek gerekmektedir. Halkın bu tür sivil toplum kuruluşuna etkin olarak katılmalarını sağlayacak şekilde kamuyu aydınlatıcı ve teşvik edici çalışmalar yapılmalıdır.

Terörle mücadelede sosyal devlet anlayışının yerleştirilmesi bürokrasi ve idari yapıdan kaynaklanan sorunlara çözüm üretilerek toplumsal memnuniyetsizliğin ortadan kaldırılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda gelir dağılımındaki dengesizlikler vergi sisteminden kaynaklanan sorunlar işsizlik altyapı yetersizliği ve buna benzer ekonomik sorunlar giderilmeli; köyden göç gibi sosyal etkenler etnik ve mezhepsel farklılıklar kimlik bunalımları gibi iç tehdit unsurlarının varlığına imkân sağlayan faktörlerle ilgili giderici tedbirler alınmalıdır. Gerek bölücülük ve irtica gerekse diğer iç tehdit unsurlarıyla yapılacak mücadele bilimsel temelde yapılmalı bunların üzerine cesaretle gidilmeli fikri temelde tartışmadan korkulmamalı ve bunlar bilimsel olarak çürütülmelidir. Bu açıdan kadrolaşmanın önlenmesi de çok önemli bir konudur. Kamu yönetiminde irticai veya radikal dini yaklaşımlara müsaade edilmemeli bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarında irticai ve dinsel inançlara dayalı kadrolaşmalara meydan verilmemelidir. Somut veri ve deliller çerçevesinde bu yönde etkin denetim sağlanmalıdır. Çünkü mücadelenin kurumsallaştırılması önem arz eden hususlardandır. Devlet kademelerinde irtica ile mücadelenin adeta bir kusur olarak gösterilmesi girişimleri önlenmeli irticai unsurlarla etkin mücadele amacıyla kurulan Başbakanlık Uygulamalı Takip ve Koordinasyon Kurulu’nun etkinliği arttırılmalı onun kararlarının uygulanmasında gereken hassasiyet gösterilmeli ve irtica ile mücadele kurumsallaştırılmalıdır.

Bir diğer konu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısının geliştirilmesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teşkilatı fonksiyonel hale getirilmeli toplumun bütün kesimlerinin hem manevi hem de sosyal ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap verebilecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu maksatla hukukçu sosyolog psikolog tarihçi ve buna benzer bilim alanında bilirkişiler kadrolara dâhil edilmeli toplumun bütün kesimlerini kapsayacak politikalar geliştirilmeli ve bu şekilde kurumun halk nezdinde etkinliği güçlendirilmelidir.

Bir diğer husus da sosyal ve kültürel alandaki mücadele içerisinde aidiyet hissinin oluşturulmasıdır. Toplumun bütün kesimlerini kuşatan ve aidiyet hissi oluşturmayan bir siyasi sistem veya devlet mesuliyetini yitirecek ve kısa sürede dağılacak demektir. Aynı şekilde toplumun bütününü hiçbir ayırıma tabi tutmadan kucaklayan bilinci ve hukuku oluşturmaksızın toplumsal aidiyet hissini siyasi meşruiyet alanına taşıyabilmek mümkün görülmemektedir. Bu nedenle toplumda bir aidiyet hissi yani kimlik oluşturulacak ve bu aidiyet hissini pekiştirecek tarihi dini kültürel ve coğrafi unsurlar ortaya konulacaktır. Siyasi mesuliyetin temeli olan eşit vatandaşlığın hiçbir dış müdahaleye ihtiyaç hissetmeksizin garanti altına alınması iki ana ilkeye dayanmaktadır. Bunlar ortak fikrin korunması toplumu bir arada tutan ortak çekim gücü yani bir nevi haktır. Bu nedenle millet olarak güçlü ve geleceğe güvenle bakabilmenin olmazsa olmaz koşulu; ortak kültürün korunması geliştirilmesi ve ortak kuşaklara aktarılmasıdır. Türkiye köklü kültür birikimi ile modernleşme sürecinin en temel ve karmaşık unsurlarını barındıran çok yönlü bir kültürel mirasa sahiptir. Toplumsal barışın sağlanması ve aidiyet hissinin yani milliyetçiliğin pekiştirilmesi ancak güçlü bir tarihi mirasa oturtturulmasıyla mümkündür. Yabancı ülkelerce de desteklenen bazı kesimlerin maksatlı olarak ülkenin bir kesiminde yeni bir tarih yaratma yönündeki çabalara karşı mücadele edebilmesi ve Türk tarihi ile ilgili bilimsel gerçeklerin ortaya konması maksadıyla üniversitelerce tarihi araştırmalara önem verilmesi ve bu konuda gerekli kadro ve kaynak tahsisinin yapılmasının gerekli olduğu ortadadır. Bir diğer önemli husus da inanç birliğinin kullanılmasıdır. Halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu ülkemizde milli birlik ve beraberliği sağlayan en önemli güvencelerden biride inanç birliğidir. Bu açıdan Anadolu insanının en büyük ortak faydalarından birisi olan inanç birliği sosyal bütünleşme için önemli bir faktör olarak da kullanılmalıdır.

Eğitim alanında mücadelenin esaslarına gelince çok önemli olan bu konuda 30 yılık süreç içerisinde önemli bir gelişme kaydedilmemiştir. Daha açık bir ifade ile; Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı birimler İçişleri Bakanlığı ve Dış İşleri Bakanlığı haricinde ülkenin yüz yüze olduğu terörle mücadele konusunda kurulmuş bir birim bulunmamaktadır. Dolayısıyla mevcut eğitim sistemimiz yaşanan sorunları gidermek için insan merkezli nitelikli bir eğitim modeline geçmek üzere kapsamlı şekilde yeniden ele alınmalı ve toplumun ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmalıdır. Bu maksatla eğitim sisteminde yaşanan sorunlara kısa sürede çözüm getirilmesine yönelik olarak yurt genelinde eğitim seferberliği başlatılmalı ve çalışmalardan sonuç alınıncaya kadar da aksaksız ve aralıksız olarak devam ettirilmelidir. Milli hedeflere uyumlu devletin üniter yapısını destekleyici uzun vadeli ve sonuç alıcı bir milli eğitim stratejisi ortaya konmalı mevcut eğitim sisteminin ciddi bir şekilde yeni baştan revizyondan geçirerek yenilenmelidir. Terörle mücadelede üniversitelerin etkinliğinin arttırılması fevkalade önem arz eden bir konudur. Ülkenin geleceğine ilişkin strateji ve politikaların belirlenmesinde üniversitenin etkinliği arttırılmalı üniversitelerde yürütülen araştırmalar ve projeler öncelikli ihtiyaçlara yönlendirilmelidir. Bu kapsamda Yüksek Öğretim Kurumu tarafından diğer kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak araştırılmasında fayda görülen hususlar tespit edilerek lisansüstü eğitim ve doktora yapacak gençlere bu konular tez ve araştırma konusu olarak da verilmelidir. Üniversitelerimizin bu konuda yapması gereken diğer bir iş ise yetiştirdikleri yüz binlerce öğrenciyi birer yurt seven insan yapmak konusundaki öncelikli hedefleri ve sorumlulukları doğrultusunda hareket etmeleridir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin yeniden düzenlenmesi de burada dikkate alınacak bir konudur. Farklı inanç gruplarının özellikle dini inançlarından dolayı terör örgütleri tarafından istismar edildiği için bu konu önem arz etmektedir. Halk gruplarının birbirlerini tanımalarında ve toplumsal kaynaşmanın sağlanmasında önemli bir araç olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin okullarda zorunlu ders olarak okutulmasına ama devletin Atatürkçü düşünce esasları dâhilinde kontrolüyle okutulmasına devam edilmelidir.

Ekonomik alanda mücadele esaslarına gelince gecekondu gettolaşma ile mücadele genel olarak teröre kaynaklık etmeleri yönüyle alınması gereken tedbirler açısından önemlidir. Yoksulluk ve işsizliğin önlenmesi için yaşanan ekonomik sıkıntıların ve gelir dağılımındaki dengesizliklerin bilinen ve tartışılan birçok sorunun kaynağını oluşturduğu düşüncesinden hareketle yoksullukla mücadeleye önem verilmeli ve vatandaşların sosyal güvenlik gereksinimleri üst düzeyde sağlanmalı ve gelecek endişesi giderilmelidir. Bölgesel farklılıkların önlenmesine yönelik olarak bölgesel kalkınma planlarının etkinlikle uygulanması sağlanmalıdır. Uluslararası alanda terörizmle mücadelenin işbirliğinin geliştirilmesi terörizmin dili dini milliyeti devleti ideolojisi olmadığı ve bütün dünyayı tehdit eden bir unsur olduğu esasından hareketle uluslararası işbirliği bu konuda mutlaka geliştirilmelidir.
Uluslararası politikaların tespitinde etkili olan devletlere uluslararası sivil toplum kuruluşlarına ve lobilere Türkiye’nin tezlerinin tanıtılması ve haklılığı konusunda ikna edilmesi maksadıyla etkili lobi çalışmaları yürütülmeli bu konuda dış temsilcilerimizin etkin rol almaları da sağlanmalıdır. Güvenlik iş birliğinin arttırılması ile ilgili olarak bölgesel güç olma iddialarındaki komşu devletlerle münasebetlerini geliştirmek maksadıyla işbirliği alanındaki çalışmalara devam edilmeli bu işbirliğini geliştirmek maksadıyla komşu ve ilgi alanımızdaki ülke ve bölgeler hakkında araştırma yapacak merkezlerin açılmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

Basın alanında verilmesi gereken mücadele de bu açıdan çok önem arz etmektedir. Teröre karşı savaş verenler haklı konumlarından yararlanarak basını uygun yöntemlerle ve demokratik yaklaşımlarla aydınlatmak basın tarafını kazanmak zorundadırlar. Kurum kültürü ve kurumlar arası ilişkiler göz önünde bulundurularak devletin medyayla ilgili düzenlemelerini yerine getiren müesseseleri ile eşgüdüm içinde ve güvenlik paydasında çalışılmalıdır. Medyada terörizm ile ilgili haberlerin veriliş şekliyle toplum üzerinde korku bezginlik yıldırma tehdit ve baskı yaratılmasına bilerek ya da bilmeyerek neden olunuyorsa bu teröristlerin amacına hizmet etmek demek olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır. Ülkemizde ciddi şekilde bir medya etiğinin yerleştirilmesi gereği vardır. Toplum güvenliğini ve huzurunu ilgilendiren haberler konusunda haberlerin sunumuyla ilgili düzenlemeye gitmesi basın özgürlüğünü zedeleyecek sonuçlar doğuracağı için bir takım etik kurallar geliştirip bunlar üzerinde uzlaşma sağlanmalıdır. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse 5 Eylül 2005 tarihinde Alman hükümeti tarafından yasaklanan PKK/Kongre-Gel terör örgütüyle bağlantılı Politika gazetesinin yasaklanma gerekçesini açıklayan Federal İçişleri Bakanı Otto Schily “Söz konusu gazetenin yasaklanmasıyla haleldar olan basın özgürlüğü büyük öneme sahiptir. Ancak Federal Almanya’nın güvenlik çıkarları basın özgürlüğünün önünde gelmektedir” demiştir. Bu konuşmada yer alan “ülkemizin çıkarları basın özgürlüğünün önünde gelecektir” dikkat çekicidir. Bu maksatla ülke güvenliği için tehlike arz eden basın ve yayın organlarının benzer tedbirlerle kontrol altında tutulması önem arz etmektedir. Elbette bu iş yapılırken basının bilgilendirilmesi de bu mücadelede önemli bir konudur. Basın mensupları iç tehdit unsurlarının amacı stratejileri konularında seminer konferans ve buna benzer etkinliklerle bilgilendirilmeli ve olayları önlemek maksadıyla konunun esasları ve milli güvenlik açısından hassasiyetleri de açıklanmalıdır.

Diğer bir mücadele alanı hukuki alanda mücadeledir. Hukuki boşlukların giderilmesi burada üzerinde durulması gereken bir husustur. Avrupa Birliği ülkelerinin özellikle son dönemde İngiltere’nin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin terörizmle mücadele yasaları incelenmeli ve bu doğrultuda terörle etkin mücadele için ilgili kanunlardaki boşlukları giderecek gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Ayrıca terörle mücadele yasası çalışmaları ülkenin iç güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde süratle sonuçlandırılmalıdır. Londra’da 7 ve 21 Temmuz 2005 tarihlerinde gerçekleştirilen bombalama olayları sonrasında İngiltere’de terörle mücadele kapsamında hazırlanan terörle mücadele yasasında hükümetin yabancıları sınır dışı etmesiyle sonuçlanacak eylemleri şu şekilde sınırlanmıştır: Terör eylemlerini kışkırtmaya tahrik etmeye ya da meşrulaştırmaya yönelik konuşmalar yapmak yazı yazmak ya da yazılı malzemeleri basıp dağıtmak bir inancı yaymak için şiddet eylemlerini kışkırtmak ya da haklı çıkartmaya çalışmak toplumlararası şiddete yol açabilecek kışkırtmaya ya da körüklemeye çalışmak İngiltere’den sınır dışı edilmenin sebepleridir. Hukuka uygunluk ilkesi doğrultusunda güvenlik güçlerinin eğitimi de alınması gereken önlemlerden biri olarak kıymetlendirilmektedir. Terörle mücadele alanında görev alacak kolluk kuvvetleri ve diğer kamu görevlileri terörle mücadelenin hukuksal çerçevesi yetki ve sorumluluklarında meslek içi eğitimlerle bilgilendirilmelidirler. Cezaevlerinin terör örgütlerinin alternatif eğitim yeri ve hatta eylemlerini planladıkları yerler haline gelmesinin önlenmesi amacıyla cezaevleri yönetimi Adalet Bakanlığı’na devredilerek yönetimdeki çok farklılığa son verilmelidir. Çünkü bu konudaki çalışmalar uzun yıllardır devam etmekte ama bir türlü sonuçlanamamaktadır.

Güvenlik güçlerince uygulanacak mücadelenin esaslarına gelince günümüzde Türkiye’ deki kadar yoğun olmamasına rağmen terör eylemlerinin kazandığı boyut karşısında başta bazı Avrupa Birliği üyeleri olmak üzere terörün yıkıcı etkisine maruz kalan ülkeler güvenlik kuvvetlerinin yetkilerinin arttırılmasına hak ve özgürlüklerin demokratik hayatın gerekleri çerçevesinde gerektiğinde kısıtlanabilmesine yönelik kanunları yürürlüğe koymaktadır. Türkiye’de ise tam tersi bir durum mevcuttur. Avrupa Birliği’ne uyum süreci bahane edilmek suretiyle yetkiler kısıtlanmaktadır. Ancak hukuki düzen ne olursa olsun Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olaya bakışı verdiği önem derecesi mücadeleye sağladığı katkının büyüklüğü hiçbir zaman değişmemesi gerekmektedir. Etkili ve yaygın istihbarat ağı bu mücadele için çok önemlidir. Mücadelenin temel önceliklerinden birisi de etkili ve güçlü bir istihbarat örgütlenmesidir. Bu nedenle devletin sadece kriz döneminde değil her dönemde çok güçlü ve yaygın bir istihbarat ağına sahip olması hayati önem arz etmektedir. Tehdit unsurlarının yurt içinde terörist aktarımının önlenmesi ve faaliyetlerin engellenmesi maksadıyla sınırlarda etkin tedbirlerin alınmasına devam edilmelidir. Elde edilen tecrübelerin korunması gelecek kuşaklara aktarılması da bu mücadelenin bir alt faktörünü oluşturmaktadır. Terörle mücadele sürecinde elde edilen kazanımlar ve tecrübeler eğitimle gelecek nesillere aktarılmalı ve terörle mücadele birimlerinin eğitiminde birer örnek olarak kullanılmalıdır.

SONUÇ

Terörle mücadelenin temel esaslarına bakıldığında mücadelenin devlet ve toplumun bütün güçleriyle topyekun olarak kararlılıkla ve koordineli bir şekilde yapılması mücadele ana hedefinin terör örgütünün başarı umudunun kırılması ve yok edilmesi olarak seçilmesi mücadeleye uluslararası gerekli desteğin sağlanmasının yanı sıra yabancı devlet ve kurumların terörizme olan desteğinin kesilmesi olarak değerlendirilebilir. Çünkü bölücü hareket silahlı ve siyasal faaliyetlerini her geçen gün geliştirmektedir. Silahlı hareketlerin başlangıcında üç beş “çapulcu” yakıştırmasıyla yapılan tarihi hata siyasal gelişmeler içinde maalesef tekrarlanmıştır. Üçüncü aşamanın neden olacağı gelişmeler doğru teşhis edilerek önlemlerin zamanında alınması ve üçüncü kez tarihi hatanın tekrarlanmasına izin verilmemesi gerekmektedir. Etnik bölücü hareketi terörü sürdüren örgütün yanında irticai ve yıkıcı bölücü diğer örgütlerin gözden ırak tutulmaması uygun olacağı kıymetlendirilmektedir. Bu kapsamda güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlar neticesinde büyük oranda güç kaybeden ve etkinliği azalan Hizbullah terör örgütünün taraftar kitlesine halen güçlü etkin olarak faaliyetini sürdürdüğü imajını verme gayretinde olduğu bu amaçla örgütün önümüzdeki dönemde faaliyetlerini arttırarak sürdürebileceği bilinmektedir. Geçtiğimiz yıl içinde kırsal alanda önemli güç kaybına uğrayan ve son olarak Adalet Bakanlığı önündeki eylem girişimiyle gündeme gelmeye çalışan DHKP-C örgütünün şiddete dayalı eylem arayışlarına önümüzdeki dönemde de devam edebileceği değerlendirilmektedir.

Bütün bu değerlendirmelerden sonra demokratik hukuk devleti kurallarına uygun olarak ve gecikmeksizin uygulamaya konulması gereken bazı önerileri de ortaya koymak gerekmektedir. Terörizm ile topyekün mücadele için terörün güvenlik istihbarat psikolojik harekât sosyal ekonomik ve eğitimsel boyutlarını inceleyerek ve yapılacakları makro seviyede planlayarak icracı makamlar arsında gerekli koordineyi sağlayacak takip edecek ve yıllardır talep edilen Başbakanlığa bağlı bir kuruluşun tespit edilmesi büyük önem arz etmektedir. Çalışmaları süren TBMM’deki terörle mücadele kanununun öncelikle ele alınması gerçekten ihtiyaca cevap verecek bir hale getirilmesi gerekmektedir. İngiltere’de çıkarılan Terörizmle Mücadele Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında yasaklanmış bir örgütün renklerini taşıyan bir rozetin takılması bile yasak iken bizim mevcut yasalarımızın terörle mücadele konusunu ne kadar düşük seviyede kaldığını görmek ve bunun üzerinde düşünmek gerekmektedir.

Örgütlerin ülke içi ve dışı finansal kaynaklarının önlenmesi örgütlerle bağlantısı olanlar örgütlere destek sağlayanlar örgütlerin propagandasını yapan bazı kuruluşlar kişiler ve sivil toplum örgütleriyle mücadele edilmesi örgütlerin sahip olduğu veya mesajlarını yayan yandaş medyanın rahatça yayın yapmasını ve dağıtılmasını önleyecek tedbirlerin alınması büyük önem arz etmektedir. Çünkü terör örgütleri silahlı propaganda ile terör eylemlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla hedef toplumdur. O nedenle örgüt lehinde propagandaya engel olmak için her düzeyde terörle mücadele bilincinin geliştirilmesi ve örgüt ile toplum arasındaki iletişimin koparılmasında terör örgütlerinin karşılıklı destekleri göz önüne alınarak bölücü terör örgütü yanında irticai ve yıkıcı diğer örgütler ile bağlantılarının gözden kaçırılmaması gerekmektedir.

Terörizm ve onunla mücadele yollarını ortaya koyduktan sonra Atatürk’ün 1923 yılında ifade ettiği “ Hükümetin varlığının sebebi ülkenin asayişini milletin huzur ve refahını sağlamaktır. Bütün ülkede gerçek bir asayiş hâkim olmalıdır. Millet büyük bir huzur ve güven içerisinde müsterih bulunmalıdır. Ülkemizin herhangi bir köşesinde halkın güvenliğini devletin bütünlük ve asayişini bozmaya kalkışanlar devletin bütün kuvvetlerini karşılarında bulmalıdırlar’’ sözlerinin günümüzde ne kadar önemli bir hale geldiğini vurgulamak gerekmektedir.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri