Tek eşlilik, insan doğasına aykırı mı?

  • Kullanıcı VERA
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Aşk ve Sevgi
Konu sahibi son olarak 6 gün önce görüldü
Dünyada milyarlarca insanın aynı anda saygı gösterebildiği nadir konulardan biridir evlilik. Ömrünü yalnızca bir insanla geçireceğine, hastalıkta ve sağlıkta birbirine bağlı kalacağına yemin etmek... Ne yüce geliyor kulağa! İnsanlıkla öylesine bütünleşmiş ki, kimse “Neden bunu yapıyoruz?” diye sormuyor. Peki bu evlilik meselesi sahiden insan doğasına uygun mu? Yoksa insan da, diğer pek çok canlı gibi çok eşli bir varlık mı?
Tek eşlilik, insan doğasına aykırı mı?

Akrabalarımız bizimle aynı fikirde değil

İnsanlara genetik olarak en çok benzeyen canlılar olan primatların, yalnızca 4'te 1'inin tek eşli olduğu tespit edildi. Yani kendimize en yakın tür olarak bildiğimiz maymunlar bile tam olarak tek eşli değil. Ama gerek üremeden önce kurdukları fiziksel ve sosyal bağ, gerekse yavru büyüyene kadar aynı bağın devam etmesi sebebiyle, bizlere oldukça benziyorlar. Yavru büyüyene kadar erkek maymunlar dişileri koruyor, dişiler de erkeği sürüdeki diğer dişilerden uzak tutuyor. Tek farkları, onlara aralarındaki bu bağı 'aşk' diye yutturan bir Hollywood’un olmaması... Eğer onlarda da Romeo ve Juliet, Kerem ile Aslı, hatta Adem ve Havva olsaydı, belki aşkın büyüsüne(!) kapılıp hayatlarını yalnızca tek bir maymunla geçirirlerdi...



Çift olmak doğamızda yok!

Bilim insanları, tek eşliliğin sebebini, evlilik kavramı iyiden iyiye toplumların gözüne batmaya başladığından beri araştırıyor. Sonuçlar ise her geçen gün daha da ilginçleşiyor. Özellikle kuşlarda görülen tek eşliliğin, memeli canlılarda yaygın olmadığı gerçeğine ulaşıldığından beri kafalar karışık. Çünkü insanı tek eşliliğe doğru evrimleştiren yavruya bakmak, sağlıklı ve üretken eşi seçmek gibi faktörler diğer memelilerde olmasına rağmen tek eşli yaşam sürdürmüyorlar. Bu da “Bizde mi bi' gariplik var?” sorusunu akla getiriyor. Aslına bakarsanız sorunun cevabı koca bir EVET! Çünkü atalarımızda çok eşlilik gayet olağan ve normalken, bugünlerde ağıza alınsa kaos yaratacak bir durum haline geldi. Yetmedi; buna da bazen 'medeniyet' dedik, bazen ise 'toplum ahlakı'... İyi mi yaptık kötü mü bilinmez; ama doğamız dışında bir şeyler yaptığımız gerçek.



Toplum dayatmasının sonucu

İnsanlık tarihinde toplum yaşantısı başladığından beri kadın her zaman 'üst limit erkeğe' ulaşma eğilimde. Demek istediğim, en güçlü, sağlıklı, mental ve fiziksel olarak kendisini ve yavrularını koruyabilecek erkeği seçiyor. Hatta işin ilginç yanı, kadın aynı toplumdaki 'alt limit bir erkeğin' tek eşi olmaktansa, üst limit bir erkeğin ikinci, hatta üçüncü eşi olma adaptasyonuna sahip. Bu da binlerce yıl öncesinde zaten var olan düzene dönüp bir bakmak gerektiğinin işareti. Peki dünden bugüne ne değişti de, kadın ve erkek birdenbire çok eşli bir hayatı bırakıp, bağlılık yemini eder hale geldi?
Günümüzde tek eşliliğin bu kadar yaygın olmasının ve normal karşılanmasının birçok farklı sebebi var. Ama gözümüze bu kadar normal görünen 'tek eşlilik', dünya nüfusunun yalnızca yüzde 17'sinde geçerli. Bu da demek oluyor ki tek eşli olduğunu düşündüğümüz bu ezici çoğunluk, aslında kurallara uymuyor. Diğer bir deyişle hepimizin 'ayıpladığı' çok eşli aileler, birbirini aldatan çiftler ya da evlenmeyi reddedenler, yaşadığımız gezegenin ezici çoğunluğunu oluşturuyor. Tam bu noktada ortaya insanın kendi elleriyle yarattığı ve sonra uymayı reddettiği toplum kuralları çıkıyor. İnsan, evlilik kurumunu oluşturdu ve bu kurumu yine kendi akılcı ve politik çıkarlarını gözeten kanunlarına bağlı hale getirdi. Böylece işler iyice karıştı. Şimdilerde kimi sadece evlenmiş olmak için evleniyor, kimi dürtülerine hakim olamayarak eşlerini aldatıyor, kimi kendini zorlayarak bir ömür geçiriyor.



'Evde kaldın' damgası

Evleniyoruz, çocuk yapıyoruz, ömrümüzü yalnızca bir kişiye adayacağımıza söz veriyoruz, yüzük takıyoruz, gelinlik/damatlık giyip görkemli düğünler yapıyoruz, görümce topuzu yapıyoruz, kafamıza sim döktürüyoruz... Üstüne üstlük bunları, 'hayatta büyük başarılar' olarak atfediyoruz. Neden? Çünkü ELALEM NE DER!
Çünkü insan, hayatını toplum içinde geçiyor. Böylece toplumun yarattığı kurallara uyuyor ya da 'uymak zorunda bırakılıyor'. Bu da, 30 yaşına gelmiş bir kadının 'kız kurusu' sayılması, 'evde kalmış' gözüyle bakılması, ailesinden ve çevresinden 'evlen evlen evlen' tezahüratları duyması olarak karşımıza dikiliyor. Çevresinde evlenen insanların olması ve onun hala çoğunluğun düzenine ayak uydurmamış olması damgalanmasına sebep oluyor. Böylece aslında olmadığımız, sadece olmak zorunda bırakıldığımız insanlara dönüşüyoruz.

Aslına bakarsanız 'evlenme yaşı' denilen zımbırtı gelene kadar kimsenin tam olarak tek eşli olduğunu söyleyemeyiz. Bu da bir başka ahlak kuralıdır ya zaten... 18 yaşındayken her 100 gençten yalnızca 10’u evlenmek isterken, yaş 25’i geçince yüzde 50-60 oluveriyor... Sizce neden? Önce size kazık kadar olduğunuz hissettiriliyor, sonrasında da hayatı eller havaya yaşayacağınız dönemin bittiği...




"Yaşın geldi de geçiyor, daha çocuk yapacaksın çocuk!"

Bir yandan da aile olmanın gereği olarak görülüyor evlilik. İki kişi birbirini sever de aile olamazlar mı? Bir de buradan yumruk yiyorsun. Hadi evlenmeden birlikte yaşamayı günümüzde biraz daha sindirir hale geldik diyelim ama çocuk dedin mi akan sular durur. Evlenmeden çocuk mu olur? Çocuksuz evlilik mi olur? Resmen hayatı paradoksa çeviriyoruz kendimize...

'Herkes evleniyor, ben de evlenmeliyim' kafası

Çevrendeki insanların hepsi evlenmiş. Hepsi artık hayatında bir kadına/erkeğe bakıyor. Ayda bir sevgili değiştiren Ayşe, birden hayatının aşkını buluvermiş. "Bekarlık sultanlık" diyen Ahmet’in gözü karısından başkasını görmüyor. Yalnızlaşıp herkes gibi olmak istiyor insan, topluma ayak uydurmaya evrimleşmiş, elbette kendini tek eşli sanıyor.



Ya da “Ben evlenmek istiyorum, saçmalama kızıım” da diyebilirsiniz. Fakat o cümlenin altında, içinde bulunduğun toplumun birlikte yaşamayı kaldıramaması, babaannenizin “Ölmeden mürüvvetini göreydim evladım” çağrıları, en yakın arkadaşınızın pırlantasının 5 karat oluşu olabilir... Durum, zamanın hızlı gencinin, mahalle kuyumcusuna gidip Trabzon burması, olmadı alyans bakmasıyla sonuçlanabilir. Hal böyle olunca da kendinize bu kadar eziyet edince, elbette ki tek eşlilikten başka bir yolun olmadığını düşünebilirsiniz.
Öte yandan “Aşka inanıyorum ben, hayatımı elbette bir kişiyle geçirebilirim” dediğinizi duyar gibiyim. Bu kesinlikle mümkün. Hatta belki de tüm insanlığı tek eşliliğe inandıran tek şey, aşk. Aşkla kurulmuş bir bağ sonsuz olabilir. Fakat size bu duyguyu hayatta bir kez, sadece bir insana hissedeceğinizi düşündüren şey ne? Bu bir yanda dursun, bahsi geçen duyguları 'taçlandırmanın' yolu sahiden evlilik mi? Birbirine aşık iki insan sadece aşkın tadını çıkaramaz mı?

Yani neresinden bakarsanız bakın, evlilik kurumu insanın kendine yaptığı bir kötülük olacaktır. Evlenmeyi isteyin veya istemeyin; yaşadığınız toplumun yarattığı kurallara her zaman maruz kalacaksınız. Bu kuralları redderseniz de aynı toplum size 'ahlaksız' ya da 'marjinal' diyecek...Durum böyleyken yapılacak en iyi şey, kim ne derse desin yaşayabildiğiniz kadar özgürce yaşamak!
 
bence aykırı, renk renk kadın var ve hepsi bir şekilde arzulanıyor.
ama toplu ömür geçirmek olacak iş değil, o nedenle tek eşlilikte huzur bakımından çok mantıklı.
harem kurma imkanı olanlar geri durmasın YTD
 

- Çift olmak doğamızda yok! / Toplum dayatmasının sonucu / Evde kaldın' damgası / Yaşın geldi de geçiyor, daha çocuk yapacaksın çocuk! / Herkes evleniyor, ben de evlenmeliyim' kafası.

Yani neresinden bakarsanız bakın, evlilik kurumu insanın kendine yaptığı bir kötülük olacaktır. Evlenmeyi isteyin veya istemeyin; yaşadığınız toplumun yarattığı kurallara her zaman maruz kalacaksınız. Bu kuralları redderseniz de aynı toplum size 'ahlaksız' ya da 'marjinal' diyecek...Durum böyleyken yapılacak en iyi şey, kim ne derse desin yaşayabildiğiniz kadar özgürce yaşamak!
Sonsuz aşk yoktur ve duygular bittiği an geri dönüşü de olmaz. Süresi kişiden kişiye ya da ilişkiden ilişkiye değişse de eninde sonunda insanların birbirine hissettiği yoğun duygular ya da heyecan sonlanabilir ve bu gerçeği sevgi de değiştirmez çünkü ikisi çok ayrı şeylerdir.
 
geçen hanımla tartıştık ama nasıl şiddetli nasıl sinirliyim her zamanki gibi o esnada oğlan denk geldi önüme baba oyun oynayalım mı dedi oynayalım oğlum başka anne bulcam sana zaten dedim. o gün bu gündür yatak odasının yolunu unuttum :(
 
  • Kahkaha
Tepkiler: ne
İşinize gelmeyince "monogami insan doğasına aykırı" ula kerkenez, sabah kahvaltısı da insan doğasına aykırı ofis çalışanı olmak da. Onlara bişey demiyorsun ama
 
Eskiden insanlar aşık oldukları için evlenmiyorlardı, gereksinim olduğu için evleniyorlardı. Hayatta kalabilmek için bir "uygun" ortağa gereksinimleri vardı.

Günümüzde insanlar aşık olmayı arzuluyorlar ve evlenemiyorlar.
 
birini bulduk da ikinciyi üçüncüyü düşüncez, tövbestla.
 
Valla insan doğasına aykırı mı bilmiyorum ama ben için tek eşlilik önemlidir,hiç bir zaman başka türlü düşünmedim.sanırım bu yüzden de evde kaldım.
 
Sonsuz aşk yoktur ve duygular bittiği an geri dönüşü de olmaz. Süresi kişiden kişiye ya da ilişkiden ilişkiye değişse de eninde sonunda insanların birbirine hissettiği yoğun duygular ya da heyecan sonlanabilir ve bu gerçeği sevgi de değiştirmez çünkü ikisi çok ayrı şeylerdir.
Bu tanım heves olmuyor mu ve heves bir kullanım aracı değil midir?
 
Bu tanım heves olmuyor mu ve heves bir kullanım aracı değil midir?
Heves değil çünkü burada bahsi geçen konu; aşk ve aşkı yaratan da Oksitosin hormonudur ve bu hormon düzeyi azaldıkça aşk biter, bağlılık hissi düşer ve dünya tersine dönse iki kişi bir daha birbirlerine aşk hissi yakalayamazlar. Bu hormonun sürekli salınımı ancak bir annenin bebeğine karşı mümkündür, bir erkeğin bir kadına ya da kadının erkeğe bu hormonu çok uzun süre salgılamasına beyin imkan vermiyor maalesef ve işte bu yüzden insanlar zaman zaman "birbirimizi seviyoruz ama aşık değiliz, heyecan yok oldu." şeklinde serzenişlerde bulunurlar. Bu aşamadan sonra eşe sadık kalmak tamamen irade sorunudur yani kişi isterse sadık kalabilir fakat bunu yapmayı her insan başaramıyor ve çoğu yeni heyecanların peşine düşüp ya eşini aldatıyor ya da terk ediyor veyahut mutsuz da olsalar bir arada yaşamaya çalışıyorlar.

İnsanlar tek eşliliğe evrilmiştir ancak ilginç bir şekilde büyük bir çoğunluğu halen tek eşli olmayı başaramamaktadır. Tek eşli olmaktan kasıt, eşlerin birbirine sadakati değildir. Burada anlatılmak istenen, bir insanın cinsel olgunluğa ulaştığı andan itibaren, hayatına dahil ettiği kişi her kimse "onunla bir ömür boyu, yola devam edip edemeyeceği gerçeğidir."
Dünya geneline baktığımız zaman, bunun mümkün olmadığını açıkça görüyoruz. Bu durumun çok sayıda sebebi var ancak sonuç olarak insan doğası tek eşliliğe adapte olmakta zorlanıyor fakat yine de iradesini güçlendirenler hem eş seçimini daha isabetli yapıyor hem de en azından evli kaldığı süre zarfında eşine sadık kalmayı da başarabiliyorlar.

***

Oksitosin, hipotalamus tarafından üretilip hipofiz bezi yoluyla salgılanarak davranış ve fizyolojiyi etkilemek için kullanılır. Çiftlerin, anneyle bebeğin birbirlerine bağlanmasında ve sosyal davranışlarda önemli bir role sahip olduğundan aşk ya da bağlılık hormonu olarak da adlandırılır.
-Alıntı-
 
Son düzenleme:
@Lefty bilgilendirme için teşekkür ederim ama bu konuda farklı düşüncelerim var ama uzatmak yersiz olur.
 
İnsanlarla hayvanların sosyal anlamda kiyaslanmasina karşıyım. (Bazı psikolojik araştırmalar istisna)Bir ilacı bi hastalığı araştırırsın fizyolojilerini kıyaslarsın olabilir ama sosyal yapı çok ayrı bir şey; akıl kavramıyla yüksek oranda bağlantılı. "Bizde de böyle olmalı" şeklinde bir kıyas akıl karı değil.
Tek eşli hayvanlardan bahsedilmiş bu insanların tek eşliliği ile mukayese edilecek bir şey değil,bir tercih değil; yaşam döngülerin bir gereği.Hayvanlardaki çok eşlilik de aynı şekilde. Hayvanlarda aşk yok,sevişme yok,tutku yok,baştan çıkarılma yok.
İnsanınki bir tercih; insan akıl ve irade yoluyla arzularını bir kenara bırakıp en doğru olana yönelebilir.Eşlilik konusunda farklı tercihlerde bulunmuş toplumlar var.Çok eşliler tek eşlilerden daha uzun yaşamıyorlar,daha mutlu olduklarını da sanmam. Doğaya aykırı derken bi kutup ayısının çölde yaşaması gibi bir şey değil bu.
 
Human doğasına aykırı olan iki olgu vardır, biri kayınçodur, diğeri görümcedir.

Görümce, görümce

görünce durma koş uzaklaş ordan
fitne çoktur koş yardım iste kocandan
görümce insanları bir başka
durma dostum sen de sığın kocana


adlı, Erkin Koray şarkısından da anlaşılacağı üzro, sessiz sakin, haza hanımefendi eşleri, görümceler ezmeye çalışır, morellerini bozar, bazı hanzo erko kuşkolar da mevcunnudr ki, bacım yapmaz, işte abartıyorsun Songül, zaten sen başından beri sevemedin kardeşimi o yüzden böyle diyorsun, filan derler, bilgisiz cahil ayı, bunun neyine kandınız ki siz kezo nazolar?
 
Bence harika bir oluşum kjkj

nerde çokluk orda b^ kluk tek tabancı takılın kafa rahat mis
 
Erkek doğasına biraz aykırı aslında
 
  • Kahkaha
Tepkiler: ne
Geri