Osmanlı'da eşcinselliğin en az hamamlar kadar kurumsallaştığı yer ise yeniçeri ocaklarıydı. Zenne filminde konu edildiği gibi askerlik yaşı gelen eşcinsellerden 'durumlarını' ispatlaması istenmiyor, dahası askerlikten uzak tutulmuyorlardı.
Onlar yeniçerilere hizmet edecek 'civelek'ler oluyordu. Hatta savaşlarda ihtiyacı karşılamak üzere civelekler taburu bile oluşturulmuştu. Civelek taburunda yer alan askerlerin her birini bir yeniçeri sahiplenmişti. Adeta aralarında karı-koca ilişkisi vardı.
Ergun Hiçyılmaz, 1810 yılında bir civelek oğlan için Galata'dan sorumlu 25. Orta ile 75. Orta adlı yeniçeri birliklerinin iki gün boyunca çatıştıklarını anlatır. 'Civeleklere sahip olmak başlı başına bir meseledir', der.
Osmanlı Devleti’nin (Devlet-i ¬liyye) yönetim merkezi olan Top Kapısı Sarayı’nda padişaha hizmet eden bir “İç Oğlanları” teşkilatının bulunduğunu her kaynak yazmaktadır. Bu oğlanlar; 10-12 yaşlarında Avrupa hatta Afrika’dan esir edilerek getirilir, ünlü Esirciler Hanı’nda pazarlanırlardı. Bunlardan yakışıklı ve akıllı olanlar alınır; Enderun’da yetiştirilir; bazıları da Padişahlara, “sakayan-ı sim-i hassa” adı altında hizmet ederlerdi.
Örneğin; şair Ahmed Paşa; Fatih Sultan Mehmed’in oğlanına göz koyunca; idama mahkum edilmiş; ancak “medet” redifli şiiri ile affedilmiş, Bursa’da sürgünde ölmüştü. Bu bilgi şuara tezkirelerinde değişik biçimde yer almıştır.
Naima Tarihi’nde; 17. Yüzyıl’daki çok sıkı dindar gözüken Kadızadeliler (Fakılar) bölümü vardır. Bunlar; Peygamber dönemine geri gitmek sevdasındaki tiplerdir. Ve bugünkü Suudilerin mezhebi olan Vehhabiliğin fikir babası sayılırlar. Naima; bu çok dindar gözüken tiplerden birisini anlatırken, onun oğlancılığına da yer verir. Bu herif; kullanmak için soyduğu oğlanın belinde ipek kuşak olduğunu görünce kızıp şöyle bağırmış: “Hemen belindeki ipek kuşağı gider. Vücuduma değerse günaha girerim.”
İşte o dönemdeki bir kesimin din ve günah anlayışı: İpik giymek dine aykırı ama oğlan kullanmak helal...
TAVŞAN OĞLANLAR
Son romanım Esirciler Hanı’nda Osmanlı erkek milletinin nasıl yaşadığına dair çok ilginç olaylar da yer alıyor. Ama bu bilgiler yerli kaynaklara dayanıyor.
Örneğin dönemin şerbethanelerinde (meyhanelerde) “tavşan oğlan” denilen garsonlar hizmet ediyorlardı. Bunlara niçin tavşan oğlan denildiği; bunlar için kavga ettiklerini bir bilseniz.
Hele hele “Peçeli” denilen bir civelek takımı vardı ki... Bu oğlanları kullananlar; onları başkalarının gözünden korumak için başlarına bir püsküllü peçe geçirirlerdi.
Osmanlı yöneticilerinin ve zenginlerin konaklarında mutlaka bulunan bu oğlanlardan kimisi ev işlerini görürler kimileri de efendilerine özel hizmet verirlerdi.
Bunlara gulam (köle) denilirdi. Gulamları kullananlmara da gulamperest adı verilirdi. Ki bunun Türkçe karşılığı; “oğlancı”dır.
Osmanlı erkek toplumu gözünde gulamperestlik pek de kınanan bir iş sayılmazdı.
Üstüne üstlük böyle hayatlarını kazanan oğlanlar; Osmanlı’da bir “esnaf” takımı kabul ediliyorlardı.
EDEBİYATA YANSIDI
Osmanlı yönetici takımının edebiyatı olan Divan Edebiyatı’nı inceleyin; bu oğlan sevgisinin (gulamperestlik) pek bol örneğini göreceksiniz. Daha önce bu köşeden, ünlü şair Nedim’in böyle beytlerini aktarmıştım.
Osmanlı erkek egemen kesiminin bu tutumunu şair Mehmet Akif Ersoy da biliyordu ve Osmanlı edebiyatını “Baştanbaşa dolu oğlanla şarab” diye yerlere batırıyordu.