Taverna

Konu sahibi son olarak 638 gün önce görüldü


İlk dönemde amansız yönetime karşı korkusuzca ve ince akıl manevraları ile alınan hamleler eşliğinde zulme karşı pek tabii mukavemetimizi göstermiştik.

Untitled-1.png

İvan Majik Divandelen Efendi;

Arabistanlı Lawrence'ye elini öptürmüş. Hocası Ak Gandalf Şemsettin'den icazetini almış, tahsilini hiç kimsenin bilemeyeceği ulvi mekteplerde başarı ile tamamlamış, beşeri bilimlerde bir deha olarak anılmıştı. İstihbarat ve teyakkuz konusunda gizli eldir.



Untitled-1.png

Sürgün Sefir Favela Paşa;

@Favela paşa, Kadim dostu İvan Efendi'yi her defasında cansiparane bir şekilde savunarak bu yolda nice yasaklamalara maruz kalmış, örselendiği sanılmış, ötekileştirilmeye çalışılmış bir paşadır. Hızlı ve amansız geçen gençlik yıllarının ardından Burdur'a evliliğe adım atarak sade bir hayata geçme kararını vermiştir.


Untitlhgvghved-1.png

Muallim Rahmaninov Glu Efendi:

Entelektüelitenin amansızca çarpıştığı bu devirde @glu efendi cahillikten ve forumun vahim durumundan yakınıyordu. Şahsi kulvarında, sessiz bir direnişle mücadelesini nevi şahsına münhasır yöntemlerle ifade ederken İvan efendinin fikirlerinden ve nüktedanlığından etkilenerek yolculuğa dahil olmuştur. Ayrı ve aykırı gibi gözükse de gündeme düşen her konuda fikirlerini paylaşarak mukavemet bilincimizi eğitmen özelliği ile perçinlemektedir.




Teferruata gerek yok, bilen bilir. Başlangıçtan devam eden yolculukta ilk devre (zulmün) karşı mukavemette, kah gülmüş eğlenmişler, kah haksızlığa karşı kendilerince meydan okumuşlar. Nice sahte dosttan ve şakşakçı yalakalar tarafından hedef gösterilip aynı zamanda desteklenirmiş gibi davranışlara maruz kalmışlardı. Nitekim bu tek x'i kalmış canavara boyun eğmemişlerdi. Hep kendi bildiklerini okudular. Okumaya da devam edeceklerdi. Dedim ya zihinlerde cambaz olmak gerekir. Yaşanan türlü felaketlerin hafifliği gerçek acıların yanında elektronik bir üflentiden öteye gidememiştir. Toparlanmak olarak adlandıracaklara o zaman hiç yıkılmadıklarını söylememişlerdi. Toplantıdayız? Eeeeeeeeee minvalindeydi cevapları...


Kimlik ortaya çıkıyor, ortalık karışıyor? Her günün bir şafağı, glu efendi...

devamı sonraki yazımda...
 




Yaşanan milli metamorfoz yüzünden majik efendi rumuzundan sıyrılıp ivan'a dönüşmüştü... e her yerde olduğu gibi bu kimlik çıkışında da zulme karşı mukavemet halindeydi. Uygarlık düzeyindeki toplumlarda demokrasi kültürü vardır diyerek, halktan destek almak adına kimliğinin masumluğunu ifade etmek için ircforumları mahkemesine kamuoyu yoklamasında bulundu. halk tarafından verilen karar lehine çıksa da despot yönetim tarafından aleyhine karar verilerek üstüne alay edercesine tavır takınıldı ve devrin paşaları misali sürgün edildi... içinde yaşadığı sitemi ve yüreğinden düşüremediği gururu neticesinde ivan efendi uzun bir dönem boyunca özleminin duyulup duyulmayacağı ya da kendisinin umursayıp umursamayacağı düşüncesini aklına getirmeyecek bir biçimde yolunu değiştirdi, hedef daimi ve aynı olsa da yol yaptı, köprü yaptı... farklı il ve ilçe merkezlerine uğradığı sanıldı... eh eylem olmasa da zihnen olabilirdi bu kim bilebilirdi ki?


Fesini bir kenara bırakmış, kalpağını takmıştı. Zihninde yollar arşınlanmış, haklılığının verdiği güç içinde alev misali parlamış ve onu her daim diri tutmuştu. Değil eski yönetimin tebaası, dünyanın ulus forumları üzerine gelse o yıkılamazdı. Arkadaşlarının arasına döndüğünde nasıl karşılandığının önemi olmaksızın insanlara el uzatmaktan çoktan vazgeçmiş, riyakar dalkavukların kendi içindeki yalan sarhoşluğunda yüzmelerini temenni ederek silah arkadaşları ile yürümeye devam etmişti.

Muallim @glu efendi, Sürgün sefir @Favela paşa ile kendi aralarında bulunan koalisyonda yer yer kimsenin anlamadığı bir şekilde eğleniyorlar, yeri geliyor toplumsal mesajlar veriyorlar arada geçmişe giderek hidayet buluyorlardı. Muallim glu... ivan efendinin can dostu favela'dan sonra arkadaşlığını sevdiği ve kabullenebildiği adamdı. yer yer ona methiyeler düzmüş, yeri gelmiş onunla düşüncelerini bölüşmüştü. muallim glu efendi kalender bir adamdı, teşkilattan uzak kaldığı anlarda iç dünyasını yaşar ve bize (olması gerektiği gibi) hiç bir şeyden bahsetmezdi. Her fark edilmeyen açık toplantıda düşüncelerimiz birbirini tamamlar ve mesajlar tarafları bağlar şekilde alınırdı. Hala alınıyor, anlayana... peki kimdir yahu bu muallim glu efendi diyebilirsiniz, yer yer bende diyorum sadece şöyle tamamlayalım, kim olduğunu bilmeniz için onu iyi dinlemeniz gerekir. kendi sırrımı bu kısımda paylaşacak değilim.

Yine günlerden biri şafağa gebeyken ivan efendi hayatının düzeniyle meşgul forumdan habersizdi. üstüne atılmış olan korkunç iftirayı forum yoldaşlarının ona çektiği telgrafta görmüş ve yüreği sinirden ölçülemeyecek bir frekansta titremeye başlamıştı. bu zalim tiranlık zulmüne devam ediyordu, düşmanın kahpesi yüzüne bakamayacak gücü olmadığı için yokluğunda saldırmayı seçmişti nitekim galip gelememiş ve mağlup olarak silinmişlerdi. ivan unutmadı, unutmaz.

Tiranlıklar yıkıldı, yönetim değişti bu dalkavuk tebaası ise başka ülkelerde başka şekilde nefes almaya devam ediyor, benim nezdimde yoklar ve silikler... ben mi hala buradayım! yer yer söylerim, bitmedi kavgam, bitmeyecek... ilelebet zulme karşı mukavemet!
 
Sürgün Sefir Favela Paşa daha ne sürgün ne de sefir iken başladı tüm hikaye. ivan efendi, Majik idi, glu ise daha hala muallim. O dönemler zihinlerde ne zulüm vardı ne de mukavemet. Favela Paşa'nın tek derdi Rtx iken yanmaya başladı ateş. Majik Efendinin rüyasıydı o ateş.

Omzunda bir sultan papağanı ile dolaşan dilenci Majik Efendi, öğüt dileniyordu insanlardan. Ama ne bir insan görüyor ne de bir öğüt duyuyordu o an. Omzunda papağan ile saatlerce biçare dolaştıktan sonra bir insan gördü, ruhu bedeninden ayrılmak üzere olan tek bir insan... O da uyan diyor, uyan. İşte tam da o an uyandığında kendini ivan olarak buldu Majik Efendi. ivan ile birlikte mukavemet ve mücadele zerk edilmişti damarlarına. Efsunlu bir sözdü o uyan. İşte bin yılda bir görülen ivan metamorfozuydu bu. O an farkında olmasa da ivan'lık bahşedilmişti ona. Tiranlıkla mücadelenin ilk taşıydı bu uyanış......
 
aşföasşflösaşlfösaşlfmöaşslkmflkamflkamsklamlkm şampiyonlar ligi ve har daim birinci yo dostum değil şizofreni ivan efendidir deliciiiiiiiiiiiiiiiiiiğ





iyi ki varsın lan denyo ivan seni seviyorum
 
Sabahın serin dinginliğinde Üsküdara gidemeden aldı da bir yağmur derken otobüs biraz bekledikten sonra durağın önüne yanaştı. Yorgunluğumla beraber arka koltuklardan bir köşe kaptım. Yer yer saatimi ve yolu kontrol ederken otobüsün bozuk süspansiyonundan dolayı kapı ve çerçevede yarattığı frekans zihnimde haqq el yaqin parçasının introsunu çalmaya başladı... yanıma oturan ağzı alkol kokusu yaymış heijan dinleyerek coşan deri ceketli genc dayi da kendi dünyasını eğlenerek yaşıyordu. İstikamet Üsküdar içindekilerin hayali ise her biri birbirinden bağımsız farklı manzaraydi. İse giderken yoruluyorum... günü yazmaya kalksam bitmez en iyisi gece parçayı paylaşayım. Forumda otobüsteki her insanın bağımsız hayali misali kendi gününü yaşasın...

Yine bir otobüs yolculuğundan sevgilerle...

 
photo_5933595945214263119_y.jpg

eh ivan sen de altındasın aynı gökyüzünün,
güneşin kestiği bulut herkesi gölgeliyor.
soluyorsak; hep beraber hayatı bu kürenin içinde...
müsterih ol.
yalnızlığın kendinle baki

bir azınlığa gebe kalanın çıkarından arta kalan, artık olur.
ya da ruhu foseptiğe düşerek kokmuş bir atık.
ardında bırakmıştın, koyma önüne...
gözüne damla düşmese de
burnuna dert olur.
 



IMORTAL TECHNIQUE HALEN OLD CITY ISTANBUL ANLAYANAAAAAAAAAAAAAAA :emoji_gun: (halen şarkıyı döngüye alıp dinliyorken bir şeyler karalayayım ya)

Fenafillah bir yazın arifesindeydim, üstüne sıcaklar oldu cabası
Öfkemi güneş gibi hak edene kusmam gerektiğini öğretti kalecikkarası
Yanıyorsa dünyada içim gibi varsın alevi kavursun etrafımı ve beni
küllerinden doğan anka misali, kendime doğacağım az kaldı.
bekle beni hazırlıksız, sana da doğurtacağım kısacası

prrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
 
Son düzenleme:
Selam olsun metropolleşmiş kent yalnızlıklarına inat yüreklerinden kırsal umutlar fışkırtıp,süslenmiş bedenlere küfredercesine yüzlerinde hala yayla çocuğundan miras kalan toprak kokusunu taşıyabilenlere.

Selam olsun bu tozlu kentin bütün diri cesetlerin ayakizlerine şahitlik etmiş haram kaldırımlarında,yüreğinin en keskin bıçakların bile kesmeye cesaret edemediği o cengaver ayaklarıyla yürüyebilenlere.

Ve selam olsun tüm acılarının bedeli olarak avuçlarına sunulan mağrur gündüzleri elinin tersiyle bir kenara itip,en parlak güneşlere inat yıldızsız bir gökyüzünden süzülen mesrur gecelerin hasretiyle yaşayabilenlere.
 
e öyleyse;

selam olsun kışın çocukları, yaz sizi amansız azgınlığında kavururken sıcağa olan nefreti kabullenip sevgiye dönüştürebildiğinizi vakur bir şekilde rozet misali dilinizde taşırken sabrı ehlileştirebilenlere

selam olsun bu tozlu kentten ziyade evreni bir toz zerresindeki manada bulabildiğinde ayaklarının altında ezerek yürüyebilenlere

ve sana da selam olsun frithjof, volkan konak gibi hissetmek istemiyorum, anla halimden ağırlığım dimağına düşünce ağzına tebessüm yerleşebiliyorsa ne mutlu diyorum selamı avcuna alıp kelamı ahenk bilene
 


Hakkındır Haktan...
Sen de tuttun ruhumu,
Bırakmıyorsun.

Günde en az 3 kez dinlemekle meşgulüm.
Meşguliyetime müteakip müteşekkirim.
Müşkülpesentliğim münzeviliğimden gelecek olsa da yeteneğin hakkında mütevazi olamayacak kadar meftunum.

Tut gönlümü, savur.
 
Randevu

Her erkeğin buluşmasının o istenilen sonucuna varmıştım. İşte dolmuşta onun eve doğru gidiyorduk. Aman allahım ne kadar da kolay olmuştu her şey. Normal insanlar gibi buluşmuş yemek yemiş, biraz içki içmiş ve evine gidiyorduk. Hiçbir falso yapmamıştım. Ne aşırı bir taşkınlık ve coşum hali, ne de aşırı bir çekingenlik. Esprilerim yerinde ve dozundaydı, ucuz bir insan gibi asılmamıştım, bar köşelerinde onu öpmeye çalışmamıştım. Görünen o ki gecenin sonunda muvaffakiyete varmam işten bile değildi. Ve işte gidiyorduk. ”Daha hızlı sür be arabacı daha hızlı sür” diye içimden haykırdım şoföre. Yüzümde belli belirsiz bir sırıtış hasıl oldu. Camdan sırıtarak dışarıyı izlerken yansımadan bana baktığını farkettim. Kafamı çevirip gülümsedim. Yüzünde hafif bir tedirginlik vardı. Bu iyiye alamet değildi. Ulan sakın loş ışıkta çekici gelmiş olup da davet edilmiş, şimdi de yol boyunca bir iç hesaplaşmaya girip ”nerden davet ettim bu gudiği” diye düşünüyor olmasındı. Yolda vazgeçilecek adam mıydım ben? Tek istediğim şu eve hemen varmaktı. ”Umut eve varmak üzereyiz” dedi. ”Ne güzel” diye geçirdim içimden. ”Çok yaklaştık, şu para üstünü istesen, hala vermedi şoför” diye fısıldadı. İşte o an bu gecenin sonunda yalnız yatacağımı anladım.
Şimdi para üstünü isteyecektim, şoför de ”verdim ya” diyecekti, ”tamam abi verdim diyosan vermişsindir” diyerek onun gözünde kendi hakkını bile savunamayıp bir kadına sahip olmayı bekleyen bir **Spam/Adversiting** olacaktım. Ya da şoförle anlamsız bir tartışmaya ”nasıl verdin abi, vermedin ki mızımızz mızz” gibi son derece tırt bir cümleyle başlayacak, gittikçe sönen bir ses tonuyla ilk cümlemi bile bitiremeyecektim. Belki bir anlık duygu patlaması ile şoföre küfredip fren sesini işitmemle dayağı yemem bir olacaktı. Olabilirdi bütün bunlar. Ve ben hissediyordum ki iki durumda da bu gece yalnız yatacaktım. Sadece cebimde 50 milyonla bindiğim için o çok beklenen, uğrunda parfümlerin sıkıldığı, kıyafetlere dikkat edildiği gece boka sarıyordu. Paramla rezil olmak sanırım buydu. Gözlerim dolmuştu resmen… Olabildiğince makul bir ses tonuyla ”pardon 50 milyondan iki Kadıköy vardı da…” dedim. O son ”da” ekini ne diye söyledim diye söyler söylemez hemen pişman oldum. ”Tamam, kardeşim vericez aklımda” diye homurdandı şoför. ”Hayır, çok yaklaştık da o bakımdan yani” dedim gergin gergin… Resmen dayağı çağırıyordum. Dikiz aynasından sinirli sinirli baktı. Bi müddet sonra Pelin ”yahu kardeşim durdur şunu durağı kaçırıyoruz. Durdur, ver parayı” diye bağırdı şoföre. Araba durdu. İkimiz ayağa kalktık. Şoför söylenerek bozuk para araken Pelin indi, ben de şoförü bekledim. Arkadan gelen polis arabası şoföre ”dolmuş bekleme yapma” diye uyarıda bulununca aceleyle arabayı çalıştırdı şoför. Kapanan kapının camından kaldırımdaki Pelin’e baktım. Panikle şoföre dönüp ”abi?” diye sorarcasına bağırdım. Pelin kaldırımda bana bakıyor dolmuş beni almış götürüyordu. Şoför ”tamam bilader ileride indircem ben seni, ceza yiycez…” dedi. Bastı gaza. Peline ”ileride ileride” diye işaret yaptım. Görmedi sanırım, nokta gibi kalmıştı zira. Aksi gibi telefonun da şarjı bitmişti.

İner inmez elimde bozuk paralarla aksi istikametine doğru koştum. Kesin beklememişti beni, çekip gitmişti. Ben olsam ben de giderdim. Artık seksten geçmiş, ”bu saatte bilmediğim bir semtte ne yaparım ne ederim”in telaşına düşmüştüm. Barınma ve güvenlik sorunuyla karşı karşıyaydım. Umutsuzca Pelin’in olduğu yöne doğru koştum. Ulan sakın o panikle yön duygumu yitirip şuursuzca Pelin’in aksi istikametinde koşuyor olmayayım diye düşünerek biraz da ters istikamete doğru koştum. Yanımdan arabalar vızır vızır geçiyordu. Ter içinde kalmıştım.

Tam umudumu kaybettiğim anda Pelin bir taksiyle belirdi. Ne güzel de belirdi. Beni aldılar, eve doğru gitmeye başladık. Sanırım bu gece kesin olarak benim sadece barınma sorunumu çözmek konusunda yardımcı olacaktı bana. Elimde sıkı sıkı tuttuğum paralara baktı uzun uzun. Paraları cebime koydum. Terlediğim için biraz uzak oturmuştu. Şoförle kavga ettiğimi anlattım. Pes etmeyecektim bütün silahlarımı kullanacaktım. Taksiyi durdurup bir tekel bayiine girdim. Elimde siyah poşetteki biralarla geldiğimi görünce tiksindi sanırım benden. Düğüne giderken arabayı durdurup bira alan ayyaş akraba gibiydim. Ama içki onun tekrar bana ilgisini arttırabilecek yegâne araçtı. Ve fakat takside birayı açıp içmek, olmayan imajımı zedelemekten başka bir şey değildi. ”Eve kadar bekleseydin keşke” dedi. ”İçki problemim var” diyerek yaşadığımız coğrafyada hala alkolikliğin ve sorunlu olmanın prim yapabilme olasılığına şükranlarımı sundum. Hiç etkilenmedi, ”alkol problemim” hakkında en ufak bir merak uyanmadı içinde, dışarıyı izledi.

Eve girdik. Etkileyici bir evdi. Hemen kitaplarına göz gezdirdim. Baya bir kitabı vardı. ”ulan fazla atıp tutmayayım bilmediğim konularda, zira kültürlü birine benziyor, ezer geçer” diye düşündüm. Üstünü değiştirmeye içeri gitti. Arkasından izlerken gidişini kendime bir bira açtım. İkimize bir müzik ziyafeti çekmek için cdlerini karıştırdım. Duygusal mı hareketli mi acaba diye içimden geçirdim ve geceye dair olandan, duygusaldan yana kullandım tercihimi. Hemen bağdaş kurup yere oturdum. Biramı yudumladım. Geldi. ”Aa umut sandalyeye otursana. Ne attın kendini yere” dedi. ”Yok, iyi böyle” diyerek kibarca refüze ettim. ”Aa olur mu ya otur şu sandalyeye” dedi. ”Yok ya gerçekten rahatım ben” dedim. ”Yer çeker. Oturma yere” diye ısrar etmesiynen oturdum sandalyeye. ”Almaz mısın bi bira?” diye elimi siyah poşete daldırdım. ”Yo hayır. Uyuycam zaten birazdan” dedi. Gece hiç bitmesin istiyordum. O çekyatın açılma sesini duymaktansa ölürdüm daha iyi… ”Uyumayalım yea’ diye çırpındım. Biramı kafama dikerken tenekenin kenarından aktı. Gülerek sildim, bu hareketim ona sevimli gelmiş olacak ki ”çok şapşalsın” diyerek güldü. Gün ”sevimli şapşal”ın ekmeğini yeme günüydü. İyice sakarlığa vurmak için cdliği ayağımla itti. Cdliğin çok sallanıp devrilmemesi… İyi ki devrilmemesi… Odaya devrilme gerginliğinin yayılması…

Bir müddet sonra ”neyse ben yatayım. Gel sana yatak yapalım” dedi. Çek yat sesini duydum. Artık bir ölüden farkım yoktu. Bir ölünün kaybedecek neyi olabilir ki sevgili dostlarım? Dönüşü olmayan bir yola girmiştim. ”Herkes okulda Zerrin’e asılırdı ama sen hep farklıydın…” dedim. ”Teşekkür ederim”’ dedi. ”Yani insan sonuçta konuşabildiği bir kızı istiyor. Ve ben bugün çok eğlendim seninle”, cevap vermedi. Bu son cümleyi kurduğum anda elime yastığı ve nevresimi çoktan tutuşturmuştu. Adeta kefenimi elimde taşıyordum. ”İyi geceler” dileyip çekip git. Verdiği alt eşofmanı ısrarla giymemek… Boxerla yatağa girmek… Geri dönmesini beklemek… Gelmemesi…

Kalktım boxerla tuvalete çıktım. Çok gürültü yaparak elimi yüzümü yıkadım. Bana tahsis edilen yatağa doğru giderken ise gemileri yaktım… Yatak odasının kapısını zorladım… ”Kırtle kırtle” diye zorladım. Kilitliydi. Bu kadar mı ürkütmüştüm onu. Sinir geldi, zorlamaya devam ettim. Arkamda belirdi. ”Napıyorsun umut ya kilitli kullanılmayan oda o” dedi ”Haa… Ben benim oda sandıydım” diyip yatağıma doğru gittim. Uyudum. Olmadı..


U.Sarıkaya
benim de söyleyeceklerimi var ii
 


daha önce de söylediğim gibi... kattıkların ve katacakların için binlerce teşekkür. katır dostum.
 
Bir ara gelip birçok kişinin üye sözlüğüne yazmıştı ve belki tekrar gelir.
 
Geri