Taverna

Konu sahibi son olarak 639 gün önce görüldü
hiç tanımadığın belki de yüz yüze karşılaştığın fakat sanal kimliğini bilemediğin insanların, onca telaşenin arasında, keşmekeşlik içinde devinirken kendisinin dahi farkında olmadan dokunduğu yer ne kadar önemlidir şu an benim için. her gün aynı kafesin içinde. bir fare misali aynı silindiri defalarca arşınlarken ya da sisifos misali hep aynı kayayı o tepeye iteklerken aynı zamanda beckett'in hep denedin. hep yenildin. olsun. yine dene. yine yenil. daha iyi yenil. demesi misali bir hayata müdahilken, saliseler de olsa birisi dokunabiliyor ise bir yerine, itebiliyorsa seni aynılıktan ve farkındasızlıktan işte o insan değer verilmesi gerekendir. elzemdir. ne değer kaybeder, ne unutulur, ne de silinir.

gecem yine uykusuz, üst dişlerimin sızısı sakinliğin içinde ki çılgın sinirlerimi gıdıklıyor. sinüslerim mi iltihaplandı yoksa dişimin biri apse oldu da ben mi farkında değilim bilmiyorum. bu katlanabilir sürekli ağrı çok irite edici bir acıya sahip, varım diyen ama can yakamayan cinsten.. ayakları yere basmıyor. oraya da dokunsa bu insan düzelir miydi? düşünmedim değil. kendi dingin okyanusumda farkında olmadan dalgalar yaratıyorum..
 
bozulan su ısıtıcısını tamir et yeşil tik
düşen sifonu tekrar duvara montajla yeşil tik
dış kapının arka duvarına askılık yap yeşil tik

klasik bir majik'in izin günü.. yarın yine iş var bir de kullandığım alet edevat çok dağılmış. acilen yıllarını mutfak ev araç gereçleri, tabak çanak dizen güzin ablalar aranıyor. beraber iş yaparken aynı zamanda dertleşerek taktikler almam gerekiyor.
 
huşu içinde göz kapaklarıma zerk eyleyen uykuya karşı koymakla mükellef hissediyorum. gecenin en güzel saatleri, saymadığım kaçıncı kahve bardağı elimde diğerinde ise elektronik flütüm. 10 dakika önce aldığım alerji ilacı beni iflah olmayan balboa'ya çevirecek olsa da veriyorum dumanı gözümün dahi kesemediği karanlığın içine ve hala kestiremediğim geleceğin çetrefiline katarken geçmişimden gelen her tecrübeyi, zihnimin şeceresi günümüz dünyası ile tutmuyor - uyuşmuyor.
 
ben de şimdi götürsem ellerimi kulak memelerimin altında, avazım çıktığı kadar bağırsam içime attığım 26 yılı, günleri eskittiğim kanepeden dur durak bilmezcesine bağırsam. uyanır mıydı? dünyanın bütün acı çeken çiçekleri, hiç tanımadığım herhangi başka bir ülkenin herhangi bir insanı anlar mıydı derdimden, avazım ağzımdan çıkmak istiyor.
 
ayakta çalışmanın yıprattığı sol topuğumdan ağrı dökülüyor, bense saatler sonra tekrar işe gitmenin düşüncesi içinde nasıl uyuyacağım diyorum. aldığım alerji ilacı beni görünmeyen bastonlu bir amcaya çevirdi 3 gündür. daraldım, bunaldım, sıkıldım. iştahım her şeyi yemeye müsaitken getirin bana en şatafatlısından acıları, sevinçleri, üzüntüleri doymak bilmiyor çünkü ruhum, midem gibi.
 
Son düzenleme:
Bölüm 1: dirim

İşbu adamın elleri açık fakat gökyüzüne.
Açtı cebindeki romanı, tükürdü önsüzüne.
Büyük yağmurdan geçti, kötü bir şair ceketiyle
Ve sokaktan kimselere selam dahi vermeden!
O ne şekilde tütün sararsa sarsın.
Yaktı mı yakardı birkaç cümle ve birkaç da anı
Her ne kadar öykümüzün konusu bir başka da olsa
Vardı her düz durumda bile ters bir yanı
Söylenirdi manşetlere, bıyık altından
Ve ceplerinde not alınmış kağıtlarla her defa!
Yakasında anlaşılmaz kırmızı bir çiçek;
Sorsak derdi ki, gelip geçenler diyecek merhaba!
Kötü bir ceket ve de bir paspal pantol
Böylece yaşardı çay parasına ve de tütüne
Champollion okur ve geceleri yaslanıp uçardı.
Baudleaire'e lautréamont'a bir de yılmaz pütün'e...
O günden tam üç hafta önceydi
Kasabanın geniş bahçesinde, ışıklı bir gecede
Sanki artık varoluş bir anlam kazanmıştı
Onun dudaklarına yapışan o birkaç damla hecede;
Je suis perdue! c'est malgré moi! je n'y peux rien!
Je ne peux pas résister! ...ama bu şurada bir dursun
O üç hafta nasıl geçti bilmem
Bize kaldı şu belalı şiir, bir de 3 belalı kurşun

Bölüm 2: bahçeler

Ayaklarımız bahçelerde
Ayaklarımız çimenlerde kalmış.
Her gecenin var bir günahı
Bir kolunda tarla kuşları şarkı söyler,
Bir kolunda kargış seni söylerdi.
Gloksinyalar ve filbaharlar
Ah kasnı ve sparna
Bahçelerde intiharlar var.
Görmüyorsun çıplak bulvarlarda düşlenen dünyayı
Duymuyorsun tik tak saatin kadranında korku
Ben bilendim, seni bilmem bırak bizi!
Yıldız tozlarından şiirim var benim bırak bizi!
Nabzım atonal gözüm var fersizim
Mızrapsızım sen yoksan ay karası ben düzensizim.
Benim üç ağır kurşunum var, belalı.
Ve çıkınımda bir çirkin fikrim var, vebalı.
Biz sımsıkı ölümün içini gezerdik dışarıdan bakanlar ne derlerse desinler desinler!

Bölüm 3: cinayet

çekti vurdu, zavallı kızcağız düştü yere boylu boyunca
Tek kurşun! tek kurşun da borsalino şapkalıya, yerde iki seksen!
Yerde puro, yerde sermaye, yerde iki noksan.
İki kayıp şarkı kalan tek belalı kurşun
İki kayıp gövde kaldı tek belalı kurşun
Onu da tuttu sıktı kendi kafasına...
Fakat her nasılsa kaldı yine hayatta
Kaldı komada aylarca
Yattı mahpus damında tam yirmi beş sene
Bir genel afla sonra çıktı bir gün işte..!
Karşısında görüp de beni
Yine yakasında anlaşılmaz bir çiçek
Gülümsedik göz göze gelir gelmez
Doğru nihavent meyhanesine
Olanı biteni o gün bana tekrar tekrar anlattı.
Sabaha yakın ve en sonuncusuna şöyle başlamıştı:

Bölüm 4: 'les fleurs du mal'

Ağzım bir küfür! kendini kesecek.
Dilimde bir süslü fiyonk onun hakkından gelecektim.
O mahut yaz yeni bir rıhtım çıktılardı kıyıdan
Herkes kendinden verdi ben küpeştesi oldum.
Uyudun mu?
Yak bir tane daha yak yak..
Doldursana kardeşim sen de!
Velhasılıkelam birader
Deniz çatladı, aşk çatladı.
çatılarda damar damar.
Yaz bir bakarsın çiçekleriyle geldi, bahar bir çıktı.
Ben bu teknede bir ıskarmoz oldum, bir pupası karayel vurdu.
Onu gördüm farbalalı başında tafta kurdele
Bir kaleskadan indi bir kontrdans
Borsalino şapka.
Bir adam.
Sonra kardeşim.
3 belalı kurşun...


not;
- Saian - Kırmızı Çiçeklinin Öyküsü adlı şarkıdan..
 
Son düzenleme:
hep böyle olur dedi iç sesim,
hep böyle olur.
yağarsa yüreğin kurak kaldığını sandığın her bireyin içine..
bereketin adı coşmaktır.
ve kuraklığının farkındadır, -kendisine bile göstermiyorken-
seçer bilinç ve bilinç altı - farkındadır kurbanın-
acıtırken alır masumiyeti kişiden eşlik ediyorken haz ve intikam..
hep böyle olur.
hep böyle olur diyor yine iç sesim,
sevmek senin ne haddine - sesleniyor taş kesilen vicdanımdan bir çatırtı-
sevmek senin ne haddine..
 
anlaşamıyoruz majik, anlaşılamıyoruz. güttüğün kaygıyı sürü zannedip çobanı olmak isteyen bedhahların var.
 
2 gün boyunca 16 saat çalışmanın getirdiği yorgunluktan dün gece cips elimde uyuyakalmışım. saatler sonra henüz kendime gelebilmişken dönüp baktım etrafımdaki bir çok şeye. neler yazmışım, neler yapmışım. evet yazmışım dizelerce, düzinelerce, defterlerce. hepsinin bir gün kaybolacağından o kadar eminim ki, zaman karşı koyamadığımız ve asla geri getiremeyeceğimiz yegane şey. şimdi içiyorum sallama bir çayı elimin altında yine termik bir santral. bakıyorum foruma, günler öncesinin aynısı, sonra fark ediyorum. sıradanlığın arasında farklılıklarda zaman zaman elemine edilebiliyor nazarımda.. ve benliğim hep kötüyü hatırlamaya müsamaha gösterir olmuş iyiliğe ne hacet. sevdiğinizi düşündüğünüz insanlara verdiğiniz vakitlerin hiç bir şekilde kayda değer olmadığını hatırlatan da zaman, şimdi kızgınlıkla kırgınlık arasında bir şeylere karalamaya iten de geçmiş zamanın iyisini hatırladıktan sonra şimdi görebildiğim kötülük. sonra diyor ki iç sesim sen hep tek tabancaydın majik. yalnızlığa alışmış insanlara ortak olmayın, oynamayın, uğraşmayın. farkında olmadığınız karaktersizliğinizin altında minnoş dengemi bozuyorsunuz.
 
şu an sağ bileğime yediğim bilmem kaçıncı tırmık altın kızım yulaftan, çiziktirmelere ve yara izlerine iyi geliyormuş kantaron yağı ondan sürdüm. termosta kahvem, keyfe kederliyken acı çektiren şarkılar dinliyorum. 4 saat sonra da işe gideceğim 4 saat önce uyumam gerekiyorken..
 
benim sevdalarım yeni filizlenir
doymasa da toprak can can içinde
şu kara günlerim yeni beyazlanır
doymasa da yürek can can içinde.

gül yüzlü güldestim
pirim ben sana küstüm
inan değil sana kastım
cahille sohbeti kestim
dost, dost.

filizlerim kokar gül deste gibi
bülbül figan eder sanki yasta gibi
benim deli gönlüm yine hasta gibi
artar eksilmiyor can can içinde

gül yüzlü güldestim
pirim ben sana küstüm
inan değil sana kastım
cahille sohbeti kestim
dost, dost.
 
Geri