Savaş artığı hikayeler
İRFAN KÜLYUTMAZ
Amerikalı yazar Tim O'Brien'ın şimdiden bir klasik olmaya aday Taşıdıkları Şeyler adlı romanı, klişelere saplanmadan, taraf tutmadan, yalnızca hafızanın imkânlarına sığınarak bir savaş hikayesi anlatıyor.
TAŞIDIKLARI ŞEYLER, TIM O'BRIEN, ÇEVİRMEN: AVİ PARDO, SİREN YAYINLARI, 219 SAYFA
Amerikalı yazar Tim O'Brien 1968 yılında katıldığı Vietnam Savaşı'ndan, pek çok arkadaşının aksine, görevini tamamlayarak döndükten sonra Washington Post gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladı. Yazarlarla ilgili klişe haline gelmiş bir varsayımı (“her yazar döne dolaşa aynı şeyi yazar”) haklı çıkarırcasına bütün yazarlık yaşantısını Vietnam Savaşı'yla ilgili yazdığı romanlar biçimlendirdi. Daha önce Türkçeye çevrilen Paris Yolunda adlı romanında bir askerin yolculuğunu anlatan O'Brien, bu kez yüzyılın en önemli kitaplarından biri olarak gösterilen ve yayımlandığında pek çok ödül alan Taşıdıkları Şeyler adlı romanıyla savaş temalı anlatılarına bir yenisini ekliyor.
Klasik olmaya aday
Daha şimdiden çağdaş bir klasik olmaya aday Taşıdıkları Şeyler, klişelere saplanmadan, savaşın neden ve sonuçları üzerine herhangi bir önermede bulunmadan, taraf tutmadan, sadece ve sadece savaşın kendine has gerçekliğine hep mesafeli durup, gerçek ile kurgu arasındaki o karanlık yolda yalnızca hafızanın imkânlarına sığınarak bir savaş hikayesi anlatıyor. Benzersiz bir girişle açılan roman, bir grup askerin üzerlerinde taşıdıkları mühimmat ve kişisel eşyalardan yola çıkarak, nedenlerini bilmedikleri bir savaşa gönderilen askerlerin bu eşyalarla kurdukları ilişki üzerinden etkileyici bir anlatıya dönüşüyor. Pek çoğu okurun hafızasına kazınacak olan bu karakterlerden bazısı silahını, bazısı sevgilisine ait bir resmi, bazısı ilaçlarını, bazısı en sevdiği yiyeceği, bazısı batıl inançlarını taşısa da, hepsinin aynı anda sırtladığı esas şey şüphesiz korkudur. Taşıdıkları Şeyler, askerlerin gerek savaş sırasındaki, gerekse terhislerinden sonraki hikayelerine parça parça eğilerek bir savaşın atmosferini bugüne kadar rastlamadığımız bir yetkinlikle gözler önüne seriyor.
Tim O'Brien'ı başarılı kılan önemli bir husus daha var bana kalırsa. Bir yazarın kendi malzemesiyle kurduğu ilişkinin nasıl olması gerektiğini roman boyunca yetkin bir şekilde gösterdiği için de bu yazara dikkat çekilmeli. Bizzat katıldığı, tanık olduğu, izlerini gerek kendi gerekse arkadaşları üzerinde yakından gördüğü bir savaşı bir yandan bütün gerçekliğiyle anlatmaya koyulurken, diğer yandan kurgu ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açıyor O'Brien. Roman boyunca sıkça dile getirdiği gibi, gerçek bir savaş hikayesi anlatmanın imkânsız olduğuna dikkat çekerek romanını kurgu ve gerçeklik arasındaki bulanık çizgide somutlaştırmayı seçen yazar, savaşın bireyler üzerinde bıraktığı hasarı bu yolla anlatmayı tercih ediyor. “Çünkü,” diyor O'Brien, “gerçek bir savaş hikayesi anlatmanın yolu onu tekrar tekrar anlatmaktır.”
Pek çoğu biraz da asker yaşantısıyla örtüşen argo ifadelerle desteklenen, bir dünyanın dilini gayet etkileyici bir şekilde kullanan Taşıdıkları Şeyler, giderek bir savaş hikayesi olmaktan çıkıp, okurunu kendinden önceki savaş romanlarının yapısını üzerine düşünmeye de davet ediyor. Tim O'Brien'ın, romanın akışını bozmadan yaptığı müdahaleler zaman zaman okuru romanda anlatılanlara da kuşkuyla bakmaya yöneltiyor. Örneğin, romanın en etkileyici bölümlerinden birinde, anlatıyı keserek şu ifadeleri kullanıyor yazar: “Gerçek savaş hikayeleri genelleme yapmazlar. Soyutlamalara ya da çözümlemelere izin vermezler. Örneğin: Savaş cehennemdir. Bildik bir ahlaki ifade olarak bu tamamen doğru gibidir, fakat soyutlandığı için, genellendiği için, buna içtenlikle inanamam. İçime işlemez. Midede biter her şey. Gerçek bir savaş hikayesi, doğru bir biçimde anlatılırsa eğer, mideyi ikna eder.”