TARİKATLER KAPANIR MI?

Konu sahibi son olarak 795 gün önce görüldü
TARİKATLER KAPANIR MI?

Şu yaşıma geldim, hakikisini gördüğüm birçok şeyin sahtesini de gördüm. Mesela doktor kılığına girip kadın ve çocukları taciz ve istismar eden sahtekar haberi çok izledim. Ama bu haberler sonrası hiç kimsenin tıp fakülteleri kapatılsın, hastaneler kapatılsın dediğini işitmedim. Vatanına ihanet edip namlusunu kendi milletine çeviren asker gördüm ama kimseden harp okulları kapansın, askerlik yasaklansın diye bir söz işitmedim. Ama dağ başındaki bir köyde bir imamın amcaoğlunun kapı komşusunun teyzesinin torunun sınıf arkadaşının uzaktan halaoğlu sayılan birisi bir halt işlese diyanet kapatılsın, camiler kapatılsın, tarikatler kapatılsın diyeni her fırsatta görüyoruz.

Peki neden imamın amcaoğlunun kapı komşusunun teyzesinin torunun sınıf arkadaşının uzaktan halaoğlu sayılan birisi dedim? Çünkü imamın amcaoğlunun kapı komşusunun teyzesinin torunun sınıf arkadaşının uzaktan halaoğlu sayılan birisi ile diyanet, cami, imam arasında öyle veya böyle yakınlık derecesini kurarsın. Hadi bunu kurdunüz diyelim. Son günlerde haberler ile kamuoyuna yansıyan sapık istismarcı sapığın tarikatla şeyhlikle uzaktan yakından alakası yoktur. Bu konu hakkında bu meselenin mütehassısı olan büyük zatlardan nakiller yaparak yazımızı devam ettirelim. Zira sözlerin büyüğü büyüklerin sözüdür.

İkinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbani (kuddise sirruhu) “Tarîkat-i Nakşibendiyyede pîrlik, mürîdlik ta’lîm iledir. Külâh ve elbise ile değildir.” diyerek işin şekille değil ilimle olduğunu ifade etmişlerdir.

Gavs-ı Hizâni Seyyid Sibgatullah Arvasi (kuddise sirruhu) ise şeyhlerin özelliklerinden bahsederken bir yerde şöyle buyuruyor:
“Ömrü boyunca bir kez dahi olsa bir sünneti terk etmiş kimse şeyh olamaz.”

Allame Seyyid Fehim Arvasi (kuddise sirruhu) ise (belki de sosyolojik bir tespit olarak tez konusu olacak şekilde) müteşeyyihler yani sahte şeyhler hakkında şöyle buyuruyor:
“Bu devirde en kârlı iş şeyhliktir. Sermayesi ise imanını vermektir.”

Son devir Osmanlı ulemasından ve yolumuzun ulularından olan Seyyid Abdülhakîm-i Arvasi (kuddise sirruhu) bir savcının İslam Hukukundaki cezalar ile alakalı bir sualine verdiği cevapta şöyle bir beyanda bulunurlar.
"Başka bir türlü "Kâtı'-ıt tarîk" daha vardır ki, bunlar Allahü Teâla'nın yolunu kesen "Kâtı'-ıt Tarîk-i İlâhi" olanlardır. Bunlar şol kimselerdir ki, bu derece Âlim olmadıkları ve İrşâda ehil bulunmadıkları halde kendilerini lâyık ve Halife-i Pişiva dide (kendilerine uyulacak kimseler olarak görmeleri), Müslümanları irşâd hususunda kâfi ve kâmil bilip ileri atılanlardır. Bunların cezasına dünya mütehammil değildir. Bunların cezası yevmi'l- Cezada verilecektir. Kümelenip yüzü koyun melâike tarafından sürüklenerek Cehenneme atılacaklardır."

Bazı gençler belki bu ifadelerin bazısını bilmediği için paragrafı anlamakta güçlük çekebilir. Seyyid Abdülhakîm Arvasi (kuddise sirruhu) ehliyeti, liyakatı olmadığı halde şeyhlik iddiasında bulunan kimseleri manevi yol kesici eşkiya olarak tanımlıyor zira onlar Allahu Teala katında manevi derecesini artırıp manevi temizliği elde etmeye çalışan halis ve salih Müslümanlarin önüne şeyh diye atılmaktadır. Böylece onları kandırmaktadır. Yani yollarını kesmektedir. Böylelerinin cezasını vermeye dünya yetmez, zira taşıyamaz, kaldıramaz. Bu sebeple ahirette verilecektir diyerek sahte şeyhliğin ne kadar büyük bir günah olduğunu ifade etmiştir. Anlayabildiysek ne mutlu bize...

Osmanlı’nın son devirlerinde yaşamış ve tasavvuf erbabı üç büyük zevattan biraz nakil yaparak şeyhlik hakkında kafamızda biraz bilgi oluşsun istedim. Bu kısa ama adeta elek görevi görecek bilgi ile kim şeyhtir kim değildir çok kolay anlaşılabilir.

Seyyid Ahmet Arvasi hocamız, Türk-İslam Ülküsü adlı eserinde 3. cilt 73. sayfada “ Selçuklu ve Osmanlı döneminde, ülkemizde yaşamak ve gelişmek fırsatı bulan ‘mezhepler’ ve ‘tarikatlar’, devletin kontrolünde idi. Devlet, büyük bir hassasiyetle, bunların ‘anacaddede’ kalmasını temin eder; ‘sapık yollara ve kollara’ asla müsamaha edilemezdi. Dinin safiyeti ve ulviyeti, ciddiyetle korunur, onun siyasi maksatlara ve menfaatlere alet edilmesine asla fırsat verilmezdi. Bu konuda yapılan yayınlar, titizlikle incelenir, dinin şu veya bu istikamette satılması, behemahal önlenirdi. Bu konuda şeyhülislamlık müessesesi büyük etkiye sahipti.”

Mektep dediğimiz zatları yetiştiren tekkelerin bazıları ,maalesef, ehliyetsiz kişilerin ellerine düştü. Öyle ki az önce nakil yaptığımız zatlar bu tespitleri yaparak bu bozulmaya ışık tutmuştur.
Yine aynı ciltte 74. sayfada Arvasi hoca der ki: “ Böylece İslam dünyasında teşekkül eden tarikatlar şanlı peygamberin sünnetinden kıl kadar inhiraf etmeksizin, kitleleri terbiye etmeye başladı. İslam dünyasında hem “Şeriat-ı Muhammediyyenin, hem “Tarikat-ı Ahmediyyenin “ sırlarını varlıklarında taşıyan büyük üstatlar ve mürşitler yetişti. Bunların her biri, başlı başına birer “mektep” gibi hizmet ettiler. Asırlarca cemiyete ruh, iman, aşk, ahlak, dayanışma ve dinamizm pompaladılar. Her türlü sınıf ve imtiyaz farkını reddederek “sultanlarla çobanları”, İslam kardeşliği şuuru içinde eritdiler. Bütün müminleri, şanlı peygamberimizin emirlerine uyarak bir tarağın dişleri gibi yanyana getirdiler. Büyük ve gerçek mürşitler mevcut olduğu müddetçe “tekkeler” böyle çalıştı. Fakat her şey gibi, tasavvuf da sahte mürşitlerin ve ehliyetsiz kimselerin ellerine geçince yeryüzünden çekilmeye başladı. Yazık ki ne yazık!”

Arvasi hoca ile devam ederek tarikatları genel itibariyle biraz anlatalım.
Yeryüzünde tarikatlar silsile yoluyla hazreti Ali’ye ulaşan ve silsile yoluyla Hazreti Ebubekir’e ulaşan olmak üzere ikiye ayrılır. Hazreti Ali’ye ulaşan yollara Alevi tarikatlar denildiği de olmustur. Fakat bu Alevi tarikatlar Hazreti Muhammed’in Aleyhisselam bize mirası olan İslam dininin ta kendisi olan ehlisünnetten iğne ucu kadar dahi sapmamıştır. Alevi olduğunu söyleyen fakat İslamiyet ile uzaktan yakından alakası olmayan ve Alevi ifadesini istismar edenler mevzumuzun dışındadır.

Türk milletinin gönlünde Alevi (Hazreti Ali yolu ile Hazreti Muhammed’e ulaşan) tarikatlar daha özel bir yer tutar zira Türk milleti Hazreti Ali’nin cesaretliğinin, mertliğinin hayranıdır. Hazreti Ali’nin küffar karşısında korkusuz bir aslan oluşu ve Müslümanlar veya masumlar karşısında ise ipek kadar nazik oluşu Türk milletine zalime karşı Alp mazlûma karşı Eren olmayı öğretmiştir. Bu vesile ile Türkler binlerce yıl İslam uğruna Alperen olmuşlardır. Bunun yanında Hazreti Ebubekir yoluyla gelen tarikatlarda Türkler ilmi, okumayı, öğrenmeyi hep ön planda tutarak güçlü bir medeniyet oluşturmuşlardır. Hazreti Ebubekir yoluyla gelen tarikatların mürşidleri olan ve Silsile-i Aliyye isimli tarikat şeyhleri, mürşid-i kâmil halkalarından oluşan zincirin çoğu ya Türk’tür ya Türklerin yetiştirdiği zatlardır ya da Türk coğrafyasında yetişmiş zatlardır. Kısacası Türkler Hazreti Ebubekir’den gelen yolu da Hazreti Ali’den gelen yolu da benimsemiş her iki büyük zatı da çok sevmiş, yol olarak aralarında fark görmemiştir. Zaten her ikisi de peygamber efendimiz Aleyhisselam’ın yolundan gittiği için yolun tek veya iki olması bir mahsur doğurmamaktadır. Bu hususta Arvasi Hoca “Türk Milleti Alevimeşrep Sünnilerdir.” diyerek özetlemektedir.

Bu iki güzide ve güzel yoldan gelen tarikatlar maalesef zamanla ehliyetsiz, liyakatsiz kimselerin eline düşerek saflıklarını kaybetmiş ve neredeyse tamamına bidat, hurafe bulaşmıştır. Osmanlı’nın son zamanlarında özellikle Sultan Abdulhamid Hânın Siyonist tertipli İngiliz destekli bir darbe ile tahttan indirilmesinin ardından tarikatları kontrol eden mekanizma darmadağın oldu. Canı isteyen şeyh oldu, tarikat kurdu veya var olan bir tarikatin başına geçti. İngilizler Türkleri yıkmanın yolunun cemiyet hayatını bozmaktan geçtiğini iyi bildikleri için dışarıda Osmanlı’ya içeride ise tarikatlara çok hücum ettiler. Bu hususta Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sirruhu “Osmanlılar İslamiyeti dışarıdan muhafaza etti, Nakşibendiler ise içeriden muhafaza etti. Bu sebeple İngilizler her ikisine de düşman oldu.” demiştir.

Evet, İngilizler kısmen de olsa tarikat kurdu ama onların tarzı daha çok sızıp tahrif etmek şeklinde. Türk milletini yenmenin yegane yolu yaşadıkları İslamı tahrif etmekti zira Türk’ü İlay-i Kelimetullah davası için çarpışan bir Alperen kılan vesile İslamiyetti. Sadece hurafelerle içi boşaltılmış mütedeyyin kesim değil Fransa’dan daha katı laiklik sistemiyle de seküler denilen kesim kontrol altında tutuldu.
Bu mevzu başka bir konu... Kısmet olursa başka bir sefer devam ederiz.

Peki bunca dezenformasyon sonrası tarikatlar bitti mi? Kulları sırat-ı müstakim üzere tutan ve Hazreti Ebubekir’e veya Hazreti Ali’ye bağlayan tarikatlar biter mi? Kıyamet kopunca elbette biter. Allahu Teala’nın nuru yani din-i İslamı bitmedikçe yani şeriat-ı Muhammediye var oldukça tarikatlar hep var olacaktır. Türkiye’de olmaz Hindistan’da olur, veya Pakistan’da olur veya başka bir yerde...

Son 3 asırdır tarikatların bazılarında yaşanan bozukluklar Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle zirveye ulaştı. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte tekke ve zaviye kanunu ile bu mekanlar kapatıldı.
Bu gelişme dönemin meşhur İslam âlimi ve Nakşibendi Şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasi’ye sorulunca Arvasi hazretleri şu cevabı verdi: Hükümet tekkeleri değil boş mekanları kapattı. Onlar kendilerini çoktan kapatmıştı.”
Bu ifade çok mühimdir zira tespiti yapan kişi işin ehlidir. Tek parti döneminde İslam’a muhalif icraatların bazılarını gerçekleştiren kişilerin aslında bir dönem tekkelerde şeyhlik yaptığını öğrenince “boş mekan” ne demek öğrenmiş olduk.

Türkiye bir haftadır çalkalanıyor. İstismarcı bir yol kesici yüzünden bazıları neredeyse İslam’ı yasaklayalım diyecek utanmadan. Halbuki istismarcı sapığın ne dinle ne de adını kullandığı tarikatla uzaktan yakından alakası yoktu.

Böyle durumlarda milletimize de şaşıyorum. İstismarcı öğretmen, doktor, yüzme hocası, sol partiden milletvekili olunca kimseden çıt çıkmıyor. Ama sapık kişi şeriatla, tarikatla alakası olmayan birisi olsa bile köşede fırsat beklemişçesine hücum ediliyor. Hücum etmeleri gereken sahtekara değil de istismar ettiği değerlere yönelmeleri de ayrıca tuhaf...

Milletimizin bu cahillere kanmasında birden fazla sorumlu var ama en büyük sorumluluk devletin. İtikadi olarak herkesin eşit olmadığı bir zamanda haftada 80 dakikalık Din Kültürü dersi yetersiz maalesef. Dini altyapı küçük yaştan itibaren iyi verilmeli ki insanlarımız böyle şarlatanlara kanmasın. Öğrencilerimize önce güzel bir şeriat yani din bilgileri dersi vereceğiz ki tasavvufa merak salarsa o denizde boğulmasın. Bakın Arvasi hoca ne diyor? “Şeriat bilmeden tasavvufu merak etmek yüzme bilmeden okyanusta yüzmek gibidir.”

Not: Yazıya müsait zaman devam edeceğim inşaallah. Habip Arvas
 

Ekli dosyalar

  • 1666171348359.jpg
    1666171348359.jpg
    293.3 KB · Görüntüleme: 2
İnanç inananlar için kul ile Allah arasındadır aracıya gerek yok Tarikatlar siyasi pastadan pay almanın bir yoludur, amaçları kendi çıkarlarını ön planda tutmaktır. Tarikatların inançla yakından uzaktan bir alakası yoktur hepsi sahte ve şarlatanlardır ve derhal kapatılmalı, yasaklanmalı nokta
 
Son düzenleme:
Kapatılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle diyanet Çünkü tarikatlar kendilerinden başka herkesi yanlış görüyorlar ( bu insanları dinden uzak tutar) devlete bağlı olduğu için sürekli artan bütçe samimi gelmiyor İslam yolunda. Kadının sadece erkeğe hizmet etmek için yaratılmış gibi eğitim verilmesi çok gereksiz. ülkemizde maalesef dini yaymak için değil de ticari şekilde yol aldığı için kapatılması gerektiğini düşünüyorum. İslami olduğu gibi değil de Arap Yarımadasında yaşanılan şeriat gibi anlatıyorlar özellikle kadınlar için. İnsanlar da bunlara bakarak İslamiyetten soğuyor. Ki zaten İslami yaşamak için Kur'an'ı Kerim yeter.
 
Okumadan yazmayalim rica. Okuduktan sonra ne anladık onu yazalım sonra fikrimizi yazalım
 
  • Beğen
Tepkiler: 0
Tarikatlar ta Osmanlı dönemininden beri Devlet kendi çıkarları doğrultusunda kontrol altığında tutmaya çalışan sözde ilim,irfan yuvası.
Padişahlar hatta Kanuni bile töleranslar,imtiyazlar gösterilmişti.

Kul ile Allah Arasına Aracı gerekmez.Bana Göre Tüm cemaatlar hücreler şeklinde yönetilen Terör yuvası.
Ona mensup olan kişiler terörist olduğunun farkında değil.
Bunu kaldırmak Atatürk gibi devrimler yapmaya kararlı bir dünya lideri gerekli.
 
Okumadan yazmayalim rica. Okuduktan sonra ne anladık onu yazalım sonra fikrimizi yazalım
Nasıl bir pislik olduklarını, gerçek niyetlerini hala göremiyorsan istediğini oku bir fayda etmez. Kimleri temize çıkartmaya çalıştığının farkında dahi değilsin.
 
Şu, ''Allah ile kul arasına kimse giremez'' düşüncesinde olanlar çok ilginç zihiniyet barındırıyor olmalılar. Allah, peygamberleriyle bile iletişim kurarken aracı melek görevlendirmiş. Kullara ne oluyor da böyle bir hakka sâhip olabiliyorlar? Canları alınırken, Azrail A.S'yi gördüklerinde, Allah ile kul arasına biri giriyor mu girmiyor mu öğrenmiş olurlar.

Kulun, Allah'a en yakın olduğu an secde ânıdır denir. Yani ibâdet hâlinde, duâ esnasında bir aracı bulunmamakta. Hatta mazlumun duâsı ile Allah arasında perdeler kaldırılır bile denmiştir. Bu şekilde bir şey isnat etmek doğru ama genele vurmak yanlıştır.​
 
Son düzenleme:
Şu, ''Allah ile kul arasına kimse giremez'' düşüncesinde olanlar çok ilginç zihiniyet barındırıyor olmalılar. Allah, peygamberleriyle bile iletişim kurarken aracı melek görevlendirmiş. Kullara ne oluyor da böyle bir hakka sâhip olabiliyorlar? Canları alınırken, Azrail A.S'yi gördüklerinde, Allah ile kul arasına biri giriyor mu girmiyor mu öğrenmiş olurlar.

Kulun, Allah'a en yakın olduğu an secde ânıdır denir. Yani ibâdet hâlinde, duâ esnasında bir aracı bulunmamakta. Hatta mazlumun duâsı ile Allah arasında perdeler kaldırılır bile denmiştir. Bu şekilde bir şey isnat etmek doğru ama genele vurmak yanlıştır.​
Açık yaz, Allah kulları ile iletişim için üfürükçüleri, Tarikatları, şarlatanları,.... mı tayin ediyor?
Sapla samanı birbirine karıştırmamsk gerekli.
 
rica ediyorum şu başlığı düzenlesin biri ciddiyetimi koruyamıyorum konuyu okuyasım gelmiyor, saygılar.
 
Evet doğru; sapla samanı birbirine karıştırmamak gerek ve yazım gâyet açık. Anlama kâbiliyeti yüksek arkadaşlar ne demek istediğimi anladı.
Kesinlikle öyledir, tek eksikleri ne anladıkların yazamamaları.
 
Kesinlikle öyledir, tek eksikleri ne anladıkların yazamamaları.

Ben yazımda 'târikat' kelimesini kullanmamışım. Başlıktan ayrı olarak; içeriklerde belirtilen bir mevzu üzerine durum belirtmişim ve gâyet açık bir şekilde; kulların Allah ile irtibatları esnasında (ibâdet, dua) bir aracı zorunluluğu olmadığını yazmışım. Ha, bazı kullar, bazı kulları (Allah dostlarını/Evliyaları) duâlarının içine katarak duâ edebilirler, bu da tamamen onların inançları doğrultusunda bir durumdur ve buna da kimse karışamaz! Daha da anlamadıysanız; Beyin ve Sinir Cerrahisine sıra alıp, beni gereksiz yere meşgul etmeyin lütfen.​
 
Ben yazımda 'târikat' kelimesini kullanmamışım. Başlıktan ayrı olarak; içeriklerde belirtilen bir mevzu üzerine durum belirtmişim ve gâyet açık bir şekilde; kulların Allah ile irtibatları esnasında (ibâdet, dua) bir aracı zorunluluğu olmadığını yazmışım. Ha, bazı kullar, bazı kulları (Allah dostlarını/Evliyaları) duâlarının içine katarak duâ edebilirler, bu da tamamen onların inançları doğrultusunda bir durumdur ve buna da kimse karışamaz! Daha da anlamadıysanız; Beyin ve Sinir Cerrahisine sıra alıp, beni gereksiz yere meşgul etmeyin lütfen.​
Bundan dolayı açık yaz demişim.
 
  • Beğen
Tepkiler: 0
Ben yazımda 'târikat' kelimesini kullanmamışım. Başlıktan ayrı olarak; içeriklerde belirtilen bir mevzu üzerine durum belirtmişim ve gâyet açık bir şekilde; kulların Allah ile irtibatları esnasında (ibâdet, dua) bir aracı zorunluluğu olmadığını yazmışım. Ha, bazı kullar, bazı kulları (Allah dostlarını/Evliyaları) duâlarının içine katarak duâ edebilirler, bu da tamamen onların inançları doğrultusunda bir durumdur ve buna da kimse karışamaz! Daha da anlamadıysanız; Beyin ve Sinir Cerrahisine sıra alıp, beni gereksiz yere meşgul etmeyin lütfen.​
Biraz sakin ol dalaşacak bir olay yok.
 
  • Beğen
Tepkiler: 0
Yazıda da belirtilmiş tarikatlar kötü emelleri olan insanın eline geçmiş.

Şu an da ülkemizde bulunan tarikatlar genelde Atatürk, Cumhuriyet ve Laiklik düşmanlığı aşılıyor.

Küçük yaşta çocuklara din adı altında eğitim vermeyi doğru bulmuyorum. Onların beyninin küçücük yaşlarda yıkanmasına karşıyım.

Bu tarikatlar cemaatler hiç bir mal alım satım yapmamasına rağmen holdingler kadar para kazanıyor.
Bu paralar nereden geliyor?

Şu, ''Allah ile kul arasına kimse giremez'' düşüncesinde olanlar çok ilginç zihiniyet barındırıyor olmalılar. Allah, peygamberleriyle bile iletişim kurarken aracı melek görevlendirmiş. Kullara ne oluyor da böyle bir hakka sâhip olabiliyorlar? Canları alınırken, Azrail A.S'yi gördüklerinde, Allah ile kul arasına biri giriyor mu girmiyor mu öğrenmiş olurlar.

Kulun, Allah'a en yakın olduğu an secde ânıdır denir. Yani ibâdet hâlinde, duâ esnasında bir aracı bulunmamakta. Hatta mazlumun duâsı ile Allah arasında perdeler kaldırılır bile denmiştir. Bu şekilde bir şey isnat etmek doğru ama genele vurmak yanlıştır.

Allah ile kul arasına kimse giremez; mesela sen oruç tutuyorsun ama namaz kılmaya gitmiyorsun, insanlar vay bak bu namaz kılmıyor dinsiz diyorlar. Bunun için Allah ile kul arasında deniyor.
Yani birinin namaz kılıp kılmaması, oruç tutup tutmaması çokta umrumda.

Allah bir inanç dini yaratıyor, onun yayılması ve bu dinin benimsenmesi için elçilere ihtiyaç var. Bu elçilik görevini Peygamberler yerine getiriyor.
Peki bahsettiğin şeye göre sürekli birinin insanlara doğru yolu göstermesi gerekiyor ya Peygamberlerin hepsi öldü, şehit edildi vs. Neden Hz. Muhammed son peygamber, neden Allah başka başka peygamberler görevlendirmemiş.


Atatürk, dini sömüren bundan çıkar sağlayan, insanları din adı altında kandıranlara karşı Türkçe Kur'an bastırıp dağıttırdı.
Çünkü asıl amacı insanların inandıkları inancın kitabını okuyup anlamalarıydı.

Eğer insanlar Kur'an okuyup anlayabilseler yani vakıf olabilseler cemaat ve tarikatlara olan rağbet azalır.
 
Allah ile kul arasına kimse giremez; mesela sen oruç tutuyorsun ama namaz kılmaya gitmiyorsun, insanlar vay bak bu namaz kılmıyor dinsiz diyorlar. Bunun için Allah ile kul arasında deniyor.
Yani birinin namaz kılıp kılmaması, oruç tutup tutmaması çokta umrumda.

Allah bir inanç dini yaratıyor, onun yayılması ve bu dinin benimsenmesi için elçilere ihtiyaç var. Bu elçilik görevini Peygamberler yerine getiriyor.
Peki bahsettiğin şeye göre sürekli birinin insanlara doğru yolu göstermesi gerekiyor ya Peygamberlerin hepsi öldü, şehit edildi vs. Neden Hz. Muhammed son peygamber, neden Allah başka başka peygamberler görevlendirmemiş.

İnsanların her dediğine kulak asacak değiliz, mecbur da değiliz. Ben yine yazımda, Allah ile kulun arasına birinin illâ girmesi gerekmediği şeklinde beyanat da vermişim. Peygamberler konusunda da yine hemfikir bir duruş var. Yazımı alıntılayarak neye muhâlefet oldunuz onu anlamış değilim?

Allah'ın her şeyi bildiğini ve kulların da her bilgiye sâhip olamayacağını kavrayarak, son sorunun cevabına muktedir olmadığımı da not düşeyim.
 
Geri