H
..hezarpare..
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Deniz uçağı Brindisi’den (İtalya) sabah saat 07.00’de hareket etmiş. Atina’da bir mola vermiş ve fotoğrafçının düştüğü nota göre, saat 16.45’te İstanbul’a gelmiş. Yolcular bir kalas parçasının üzerinden geçecek, ahşaptan yapılma basamaklardan inecek ve 1928 Büyükderesi’nin kıyılarını adımlayacak.
Anadolu’nun iç bölgelerinden yola çıkan bir kervan. Develer sırtlanmış bütün yükü. Aralarında bir–iki de eşek. Tozlu yollar kat edilmiş. İzmir’in içinden geçip yüklerini boşaltacakları yere, muhtemelen limana doğru ilerliyorlar. Yıllardan 1924.
Yıl 1929. Üçhisarlı damat almış eline düğün bayrağını. Gelin alayı tüm aile kalabalığıyla birlikte ilerliyor. Arkada gelinin köyü.
29 OCAK 1923 “Mübadele”nin Anadolu’dan aldığı bir gemi dolusu insan, İstanbul Boğazı’ndan geçiyor. İnsanlar ayakta, denkleri yanlarında. Yolculuk Yunanistan’da son bulacak.
Fotoğraf 1937 yılında bir vapurdan çekilmiş. O zamanlar gişeler Galata Köprüsü’nde. Rotalar arasında Moda–Kalamış da var, Adalar–Pendik de. Tarifede 1. ve 2. Mevki fiyatları görülüyor, bugünden farklı olarak. Bir de “giriş” ya da “çıkış” diye bir şey yok o günlerde. Bunun yerine tabelalarda “Girilir” ve “Çıkılır” yazıyor.
Yıl 1929. Üçhisarlı damat almış eline düğün bayrağını. Gelin alayı tüm aile kalabalığıyla birlikte ilerliyor. Arkada gelinin köyü.
“Artık İstanbul itfaiyesi yaya değil” diyor fotoğrafçı 1928’de. “Modern itfaiye arabaları var.” Ve resimaltına düştüğü nota şöyle devam ediyor: “Ama fotoğraftaki bir itfaiye aracı değil. Belki caddeleri temizlemek için kullanılan bir su tankı. Belki de değil. Öğrenemedim.” Fotoğrafçının bütün bildiği aracın burada pompayla Haliç’ten su çektiği. Oysa ki gerçek şöyleydi: O zamanlarda bu araçlar her iki işe de yarar; yangın olunca yangına gider, normal zamanlarda caddeleri temizlerdi...
Çekim tarihi bilinmeyen bu fotoğrafta yürüyenler, Atatürk’ün davetlileri. “Kemal Paşa’nın yılda bir ülkenin önemli isimlerini kabul ettiği bir günde, ülkenin önde gelen din adamı bile Avrupa tarzı frak giyiyor” notu düşülmüş arşiv kayıtlarına. Ankara’da çekilmiş fotoğrafta askerler duruyor duvarın dibinde ve bir de araba. Diyanet İşleri’nin ilk başkanı Rıfat Börekçi’nin yardımcısı olan ve daha sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı’nı üstlenen Ahmet Hamdi Akseki önde.
Takvimler tam olarak 1 Mart 1929’u gösteriyor. Rumeli Hisarı onca yıldır gözlediği Boğaz’dan geçen buz kütlelerinin tanığı, bu defa. Anadolu Hisarı karşı kıyıda.
Yeni Cami basamaklarından 1928’in Eminönü. Bugünle kıyaslanırsa eğer, neredeyse hiç insan yok denebilir ortalıkta. Trafik belli ki doğaçlama akıyor. İnsanlar, 20’lerin otomobilleri, at arabaları... Kimi o tarafa kimi bu tarafa çevirmiş yönünü, rahat rahat ilerliyor.
Büyük gemiler açıkta bekliyor. Ve “mübadele” ile Yunanistan’a gidecek Samsunlu Rumlar sallarla onları götürecek gemiye taşınıyor. Yıl 1923...
1933 yılı, Bursa yakınlarında bir köy. “Bu küçücük köy bile modern jimnastik hareketlerinden bihaber değil.” Fotoğrafçı, “Türkiye Cumhuriyeti din ve devlet işlerini birbirinden ayırmış olsa da” diyor, “eğitmen eksikliği nedeniyle köy imamı hem öğretmen hem de jimnastik hocası olmuş.”
Ankara’da, kaldırım kıyısında bir biracı. Cumhuriyet 10. yılını bir ay sonra kutlayacak. Yüzler gülüyor. Ve Eylül 1933’te National Geographic arşiv kayıtlarına giren bu fotoğrafın arkasına düşülen nota göre, Türkiye’de insanlar “aşırıya kaçmadan” içki içmeyi çok seviyor.
Ortada mikrofon. Bir yanda eğitmen, karşıda sporcular. Komutlar veriliyor ve anında yerine getiriliyor. Yıl 1944. Radyoda jimnastik saati...
Dizi dizi yalılarıyla Bebek kıyıları. 1930 tarihiyle kayıtlara girmiş bu fotoğrafta, bugünün balıkçı lokantalarının yerinde o zamanlarda da yine balıkçılar var. Ama büyük farkla, boğazdan ağ dolusu balık çeken balıkçılar. Zaman, “nerede o eski günler” zamanı; akıntı burnu yalılarının önünde “yedek” denilen daracık kaldırımlar var. Yani fotoğrafta görüldüğü gibi insanların yedekleşe, imece usülü, akıntıya kapılan kayıkları ya da geceden denize attıkları balık ağlarını çektikleri minik rıhtımlar.
Yaşlar küçük, ifadeler yaşlı. Yan yana dizilmişler, endişe, şüphe ve merakla asılan yüzler kameraya bakıyor. Yıl 1924. İstanbul’un yoksul mahallelerinden kim bilir hangisi…
mynet..