Tarih tekerrürden ibarettir

Konu sahibi son olarak 3648 gün önce görüldü
Geçmişte Osmanlıyı parçalayıp birçok devletin oluşmasına sebep olan Emperyalistler, bugünde sömürgeci zihniyetlerini, adını Büyük Orta Doğu Projesi koydukları proje kapsamında uygulamaya koymuşlardır.(Eşbaşkanı:RTE..!)

Ortadoğu’ya barış ve demokrasi getirmek palavrasıyla – sanki burada yaşayan Müslüman halkın refahı onları çok ilgilendiriyormuş gibi- yola çıkan emperyalistlerin bu sefer ki maksatları, dünya enerji kaynaklarının çok büyük bir bölümüne sahip olan bu coğrafyadaki, başta petrol olmak üzere doğalgaz, su gibi temel maddeleri ve nakil yollarını denetim altına almak, aynı zamanda, olası rakip devlet veya devlet gruplarının önünü kesmektir.

Bunun içinde farklı ulusların, kültürlerin, dillerin ve dinlerin yaşadığı bu geniş bölgeyi parçalayıp bölerek ABD ekseninde küçük devletçikler oluşturmaktır.

Bu işe zengin Uranyum kaynaklarına sahip Afganistan’la başladılar. Sırasıyla Irak, Mısır, Libya ve şimdi de Suriye. Daha sonrada İran ve dünya Bor tuzlarının %75 ine sahip bulunan Türkiye. Bu arada tabii küresel sömürü aracı olan doların mevcut hegemonyasının sürdürülme isteği de unutulmamalıdır.

Emperyalistler gayelerine ulaşmak için, o dönemde de imparatorluk içinde etnik ve mezhepsel ayrıştırmaya gitmişler, bugünde. Kürtler, Ermeniler ve Rumlar o dönemde de kullanılmışlar, bugünde.

Şimdi soruyorum sizlere, bu dönemin o dönemden farkı ne?

Emperyalistlerin kılavuzluğunda hareket etmenin faturasını çok ağır bir şekilde ödeyen bu millet, neden geçmişten iyi bir ders çıkarmaz da, aynı hataya tekrar düşer?

Maalesef, ne tarih felsefesine sahibiz nede tarih bilincine. Tarih de yaşananlardan ders çıkarmayı bir türlü beceremedik.

***

Dün Demokrat Parti:

12 Nisan 1957'de Isparta Tugay Komutanlığı kışlasına bir cami yaptırılacaktır. (Aynı girişim birçok askeri birliklerde de uygulanmaya konulmuştu) Bu camiinin temel atma törenine tugay komutanı Feyzi Fırat Bey tarafından Said-i Nursi davet edilir. Askeri ve sivil yetkililerin hepsi bu temel atma törenindedir. Ve temelin ilk harcını Said-i Nursi koyar.

Nasıl da örtüşüyor Laiklik ilkesinin 2016 yılında kaldırılmasını gündeme getirmekle. Menderes “siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” söylemi.

Bu günlerde yaşadığımız ayrıştırma 1950’li yıllarında da vardı. Yerleşim yerlerinde camiler ayrılmış, CHP’lilerin gittiği camiye DP gitmez DP’lilerin gittiği camilere de CHP’liler gitmez olmuştu. Hatta DP’liler ve CHP’liler,birbirlerinden kız alıp verme gibi olaylar bile kendiliğinden yasaklanmıştı.

18 Ekim 1954’te, Mersin’de açık hava toplantısı yapan İnönü’ye DP’liler saldırdı. İsmet Paşa’nın canını, ancak onu yüksek bir duvardan atlattırarak kurtarabildiler.

30 Nisan 1959’da, İsmet Paşa, Uşak’ta karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmek ister. Ancak Vali tarafından İnönü’nün kente girişi engellenmek istendi. Vali’nin talimatını uygulamayan, Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Ziyaret gecesi, çevrede bulunan fabrikalardan DP’li partizanlar getirildi. Ertesi gün, bu partizanlar istasyona gitmekte olan İnönü’nün aracını durdurdu. İsmet Paşa, başından atılan taşla yaralandı.

1955’te Karadeniz gezisine çıkan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklandı, İstanbul’a getirilerek bir gün hapis cezası verildi. Gülek, 1956’da Rize’de esnafın elini sıktığı için gösteri yürüyüşünden altı ay hapse mahkûm oldu.

Demokrat Partililer işi o kadar çığırından çıkarmışlardı ki. Kasım Gülek’in Kolejde okurken bir resmini bulmuşlar. Hani kep giyme törenlerindeki resimlerden. Resmi çoğaltıp biz demedik mi “Kasım Gülek İslam değil işte resmi hem sünnetlide değil” diye propaganda yapıyorlar. Kasım Gülek’e yurt gezilerinde Milliyet Gazetesinden bir muhabir “ Efendim sizin resminizle propaganda yapıyorlar. Sizin sünnetsiz olduğunuzu söylüyorlar, ne dersiniz” diye sorulan soruya; Kasım Gülek “ Arkadaşların karıları amma da gevezeymiş” yanıtını verir. Bir daha da o resim gösterilmiyor.

***

Bu gün AKP

Zulüm, baskı, şiddet, sansür ülkemizde günlük uygulamalardan oldu.
Hak, hukuk hak getire…

Padişah konuşuyor:
“İstediğimi yaparım ben. İstersem bir gecede Twitter’ı kapatırım. İstersem bir gecede açarım. Kimse beni ilgilendirmez…”

“Gazeteciler, Genel Yayın Yönetmenleri benim dilediğim gibi hareket etmek zorundadırlar. Sözümden dışarı çıkamazlar, çıkarlarsa canlarına okurum…”

“İstediğim yere istediğim sarayı kondururum… Kimse bana karışamaz…“O binayı da yapacağım, içine de girip oturacağım…” “Ne yasakları dinlerim, ne mahkeme kararlarını…”

Ve AKP iktidarı, bu zorbalık uygulamalarını sürdürmeye kararlı görünüyor. Bunu gerçekleştirmek isterken de hata üstüne hata yapıyor, suç üstüne suç işliyor.
Suç denizinin yüksekliği boyunu aştı… Boğulmak üzere…
Yazma, çizme, haberleşme, konuşma, düşünme, protesto özgürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyor.
En doğal insan haklarını paspas gibi çiğniyor.
Haksızlıkları, hukuksuzlukları protesto eden vatandaşların üzerine, TOMALARLA, gaz bombaları, coplarla, silahlarla yürüyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden saldırıyor. Yerlerde sürüklüyor.
Gözlerini çıkarıyor… Kafataslarını parçalıyor…Canlarını alıyor.
Ne kanun tanıyor,ne hukuk.
Tüm dünyanın kullandığı Twitter’ı, tüm dünyanın ve Türkiye’nin gözünün önünde, gözünün içine baka baka yasaklamaya çalışıyor.
Başbakan, büyük bir “Gaflet ve dalalet” içerisinde, “Twitter miwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız” deyiveriyor bir anda…
Ve… Aynı gece Twitter yasaklanıyor.
Bunun adına da “İleri demokrasi” deniliyor…

Bu nasıl bir korkudur, bu nasıl bir telaştır, beklenen kasetlerde daha nasıl korkunç bir suç beklenmektedir ki bir Başbakan, tüm dünyanın kullandığı bir sosyal medya sitesini gözünü kırpmadan kapatma yoluna gidiyor… Gidebiliyor bir gecede…
Anlaşılan o ki her gün piyasaya sürülen kasetler, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları onun sinirlerini bozmaya yetmiş ve yasaklamalarla, bundan sonra çıkacakların da önünü kesmek istemektedir…
Şu anda Türk milletinin başında bir hükümet yoktur… Tüm iktidar, bakanlar, yöneticiler ortaya çıkan yolsuzluklar, hukuksuzluklar karşısında şaşkınlık içerisindedirler…
Şaşkın ördekler gibi hareket etmektedirler.

Ne hâkim tanıyorlar, ne savcı… İstediklerini görevden alıyorlar, istediklerini yeni görevlere atıyorlar…
Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” diyorlar.

Dün, Türk bayrağını yasaklayanlar, miting meydanında bayrak sattığı için, gariban bir emekçiyi yerlerde sürükleyenler, gözaltına alanlar, elinde Türk bayrağı olduğu için, bir şehit anasını TBMM’ne sokmayanlar, Atatürk rozetli vatandaşları, yüce meclise, kendi meclisine almayanlar; ANT’ı, İstiklal Marşını okutmayanlar, İstiklal Marşı söylenirken ayağa kalkmayan, yerinde oturup, kahkahalı sohbetler yapanlar, bu gün,utanmadan sıkılmadan,yüzleri kızarmadan, halkı uyutmak, kandırmak için Türk Bayrağına, İstiklal Marşına sarıldılar.

Onları siyasal propaganda reklamlarında simge haline getirdiler. Onları da tıpkı din gibi, sömürü aracı olarak kullanmaya başladılar.
Vatanı bölerek, parçalayarak, satarak ihanet bataklığında kulaç atanlar, hidayete erip, sureti haktan görünerek bir anda MİLLİYETÇİ kesildiler.
Ama baskı, sansür, yasa dışı uygulamalar da bir taraftan devam ediyor…
Bu yol, yolun sonuna gelen diktatörlerin yoludur.
Yolun sonuna gelen diktatörler, her zaman, baskı ve zulüm yöntemini seçerler. Direnenleri, hak arayanları, haksızlıklara isyan edenleri susturarak, korkutarak sindirebileceklerini sanırlar.
İşte onların en büyük yanılgıları da burada başlar…

Mussolini, direnen, başkaldıran kitlelerin bir gün gelip, kendisini baş aşağı ayaklarından asacağını bilseydi, karanlık geleceğini görebilseydi o denli pervasız, korkusuz hareket edebilir miydi?
Hitler ölüsünün bile bulunamayacağını bilseydi, Nazi Kamplarında milyonlarca insana işkence, zulüm yapar mıydı?
Abdülhamit tam 30 yıl jurnalcileri kullandı, yurtseverlere nefes aldırmadı, “burnunu” çağrıştırdığı için “burun” sözcüğünü bile yasakladı.
Ne geçti eline?
Uyanışı durdurabildi mi? Vatan sevgisini yüreklerden silebildi mi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gelişini önleyebildi mi?

***

Dünkü Menderes'in Demokrat Partisi ile,bu günkü RTE nin AKP si arasındaki benzerliğe bakacak olursak,50-60 sene önce yaşanan olayların bir tekrarı gibi gözüküyor.

Tarih tekerrürden ibarettir derler,eğer insanlar tarihten ders alsalardı tarih tekerrür edermiydi?

***

Bu gün herkesin CHP'li olma günüdür,ancak Kolay değildir CHP’li olmak.

Devamlı okuyacaksın, sorumluluk taşıyacaksın, tüm eylemlerinde CHP’li olduğunu unutmayacaksın, hukuk kurallarına saygılı, Partinin Tüzük ve programına bağlı, güvenilir ve açık olacaksın. En önemlisi de ne pahasına olursa olsun Atatürkçü Kişilik özelliklerinden ödün vermeyeceksin.
 
Dün derken Demokrat Parti'yi değil cumhuriyetin kuruluşunu baz almalısınız. Tarih o günden beri tekerrür ediyor zaten.
Bu konuyla ilgili bu konuda bir yorum yazmıştım.

Jose Chilavert' Alıntı:
Atatürk ile Erdoğan'ın siyasi tavırkarı aynı olduğu gibi, onları savunanların tavırları da aynı. "Atatürk'ü kimseyle kıyaslayamazsınız."cılara karşı "Erdoğan'ı onunla/onlarla kıyaslamayın."cılar. (: Kıyaslamak imkansız filan değil, buyurun kıyaslıyorum.

Gün gelir Erdoğan tamamen siyasi fikrini değiştirse bile, sadece onu sevdikleri için siyasi düşüncelerini değiştirebilecek insanlar var. Ataürk yaşasaydı, onun için de aynı şey geçerliydi. Eğer Atatürk yaşamış olsa ve şuan o çok tartışılan laikliği kaldıracağını söylese kimse gıkını çıkarmaz.

Mustafa Kemal Atatürk bu ülke için Recep Tayyip Erdoğan'da farklı olarak neler yaptı derseniz tek farkı o dönemin savaşlarından gali çıkmasıdır. Şuan resmi olarak farklı bir ülkeyle bir savaşımız olmadığı için sadece bu alanda kıyaslama yapamayız. Ama Erdoğan'ın savaş anındaki stratejilerini bilemeyeceğimiz için kıyaslayamayız.

Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı?
Halkın fikrini almadan rejimi değiştirdi.
Halkın fikrini almadan anayasa çıkardı.
Halkın fikrini almadan halifeliği kaldırdı, hanedan soyunu sürgün etti.
Yıllar boyunca din ile yönetilen ülkeye, halkın fikrini almadan laikliği getirdi.
Kendi ilkelerini anayasaya soktu.
İnsanların kıyafetine karıştı.
Tekkeleri, zaviyeleri ve türbeleri halka sormadan kapattı.
İslam ile yaşayan halkın takvimini değiştirdi, tatil gününü Pazar'a çekti.
İsviçre'den medeni kanun, İtalya'dan ceza kanunu.
Halka sormadan yeni harfleri getirdi.
vs. vs. daha da sayılabilir.

Benzerliklere bakalım.
Recep Tayyip Erdoğan ne yaptı?
Halka fikrini almadan şeriatı koklatmaya başladı ki Başkanlık Sistemi bunun öncüsü olarak görünüyor.
Yeni anayasaya hazırlanıyor.
Hanedan soyundan olan Orhan Osmanoğlu, Harun Osmanoğlu ve Nilhan Osmanoğlu (kendisiyle birebir tanışıyorum.) vb kişileri yine saraylara serbest bir şekilde sokulmasına, oradan düğünler yapmasına vs izin verildi. Halbuki artık bu saraylar devletindir.
Kendi ilkelerini bir şekilde anayasaya sokmaya başladı.
İnsnların kıyafetine karıştı.
Türbeleri açtı, Din dersleri yoğunlaştı.
İş hayatına Cuma namazı molasını getirdi.
Halkın fikrini almadan Osmanlıcayı getirdi.
vs vs buradaki örnekler de çoğaltılabilir.

Mustafa Kemal Atatürk'e sormuşlar; "Paşam doğuya yol mu yapalım, okul mu yapalım?" diye. "Yol yapın." demiş. Recep Tayyip Erdoğan'a sormuşlar; "Resimim doğuyu kucaklayalım mı, ayrıştıralım mı?" diye. "Ayrıştıralım." demiş.

Ee ne kaldı geriye? O zamanki siyaseti tekrar yaşıyoruz işte.
 
Geri