-
- Katılım
- Temmuz 4, 2015
-
- Mesajlar
- 843
-
- Tepkime puanı
- 1
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 28
Oniki İşaret parmağı ve bir ağızdan aynı tonda söylenen üç kelime 55 kg. ağırlığı olan bu granit taşı yükseltmektedir. Bu levitasyona örnek midir?Harold T. Wilkins'in derlediği efsanelerde şunlar yazılmaktadır:
«Bir zamanlar insanlar uçabiliyordu... Herşey çok hafifti kocaman taşlar kolaylıkla kaldırılabiliyordu...»
(Misteries of Ancient South America Harold T. Wilkins)
Om Rahipleri ve Akustik Levitasyon
Etnograf J.R. Swanton ile etnograf W. Matthews'in derlemelerinde Brezilya'nın balta girmemiş ormanlarında bile «uçan yabancılarca ve «uçan kayıklardaki büyücüler» e ait öyküler anlatılmaktadır.
Kaide Büyüsü adlı kitabında Lenormand şunları yazıyor :
«Sesler sayesinde Om rahipleri fırtınalar yaratıyor ve tapınaklarını yapmak için' bin kişinin yerinden kıpırdatamayacağı kayaları kaldırıyorlardı.»
Mısırlıların yerçekimini yok eden ses üstü araçlardan yararlanacak kavramlara sahip olduğunu ve bunlardan gerek taşların yontulmasında gerekse taşınmasında yararlandıklarını iddia edenler vardır.
Robert Charroux şöyle yazıyor : «Tarih öncesi insanları titreşim olayını biliyorlardı ve çarpma dalgalarından yararlanarak çakmaktaşını yontmakla bu tekniği kullanıyorlardı.
Charroux'un dediğine göre eski Mısır'da gerçek rahipler istedikleri zaman havaya yükselebilme yeteneğine sahip olmalarıyle birbirlerini tanırlarmış. Charroux bu havaya yükselme konusunda eski yazarların çeşitli ve pek ilginç gözlemlerine değinmektedir.
Aztek ve İnka Rahiplerinin Ses İle Levite Edilen
Diskler İle Havada Uçmalar
Eski Meksika ve İnka bilge rahipleri özel sesler çıkararak büyük altın diskleri havada uçurabilmekteydiler. Hatta bazı büyük diskler üzerine oturarak çıkardıkları özel seslerle diskle birlikte havada dolaştıkları bir çok kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Babil Rahiplerinin Ağır Kütleleri Ses Gücü İle
Levite Edişleri
Eski çağların en akıllara durgunluk verici öyküleri bilgelerin yerçekimini yenerek insanlarla eşyayı ha*valandırmaları üzerinedir. François Lenormant bir kitabında eski Babil rahiplerinin bir takım sesler çıkararak yüzlerce adamın kaldıramayacağı kadar ağır kayaları havalandırabildiklerini yazar.
Baalbek böyle mi kurulmuştu? Baalbek Terasını kuranların en dipte bıraktıkları dev çaptaki düz taş; 21 metre boyunda 48 metre eninde 42 metre kâlınlığındadır. Bunu yerinden oynatmak için 40 bin işçinin bir arada çalışması gerekir.
Babilonya'nın taş levhalar üzerindeki bazı yazıları sesin kayaları havaya kaldırabildiğini belirtiyor. İncil'de Jeriko'nun taş duvarlarının ses dalgalarının etkisiyle yıkılıp göçtükleri yazılmaktadır.
Piramitlerin Ağır Taş Bloklarının Levite Edilişleri
Bazı Arap kitaplarında piramitlerin nasıl yapıldığı konusunda garip öyküler anlatılır. Bunlardan birinin dediğine göre piramidin taşları papirüs kağıdına sarılmış sonra bir rahip bunlara değnekle dokunmuş. Taşlar ağırlıklarını yitirerek elli metre havaya kalkmışlar. Rahip her taşı bu yoldan yükselterek piramidin tepesine ulaştırmış ve yerli yerine yerleştirmiş.
Arap tarihçisi Abu Zeyd al - Balkî bu konuda şunları yazıyor :
«Piramit inşaatında büyük taş blokları yerlerinden kaldırmak ve taşımak için bunların üstüne üzerinde bazı formüller yazılı papirüsler konurdu. Sonra bir avuç büyüklüğünde ve iç içe giren halkalarla mücehhez bir alet taş blokun üzerine tutulur halkalar çevrilirdi. Bunun üzerine taş ağır ağır yerinden kalkar ve istenen yere götürülebilirdi.»
Gravitasyona karşı düşünülecek bir aletin küçük ya da büyük olması tartışma konusu olamaz. Aynı izahatı okuyan büyük bilgin A. Einstein bu konuda şunları söylüyor :
«Bizim bilmediğimiz bazı sırları eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız. 600 tonluk bazı taş blokların üst yüzeylerinin konkavlaşmış olduğu dikkati çekiyor. Bu ancak muazzam bir çekim veya emme kuvveti ile hasıl olabilecek bir tesirdir.»
Herkesin Levite Edebildiği 55 kg.'lık Kaya
Şivapur Batı Hindistan'ın Puna kentinden 24 km. uzaklıkta bir yerdir. Tüm dünya bilginlerinin çözmek istedikleri çekimsizlik bilmecesinin anahtarı Şivapur adındaki bu küçük ücra köyde olabilir. Bu köyde Sufi mezhebinin büyüğü Ali Derviş’e ithaf edilmiş bir cami durur. Caminin önündeki yeşil çimliğin orta yerinde aşağı yukarı elli beş kg. çeken granit bir kaya parçası vardır.
Çok zaman bir Müslüman hocanın caminin merdiveninde ya da çimlikte oturarak Kur'an okuduğu görülür. Hemen hemen her gün camiye her dinden bir çok hacılarla turistler gelir. Ortalık kalabalıklaştığı zaman Hoca Efendi okuduğu Kuran'ı kapıyarak ziyaretçileri selamlar. İçlerinden tam onbir kişinin kayanın çevresinde durmalarını rica eder. Onbir kişi kayanın çevresinde yerlerini alınca hoca onlara eğilerek parmaklarım kayaya bastırmalarını ve «Ali Derviş» diye bağırmalarını söyler.
Bu söylenenler yerine getirilir getirilmez akıllara durgunluk veren bir şey olur: O koca kaya yerinde kı*pırdar ve hemen hemen iki metre havaya yükselir. Bir saniye kadar havada kaldıktan sonra küt diye gene yere düşer. Çevredekiler ezilmemek için çil yavrusu gibi dağılırlar. (Bkz : Res. 1)
Ancak kırk bir kilo çeken daha hafif bir taşı havalandırtabilmek için dokuz kişinin parmak basması yetmektedir. Büyük granit kayanın çevresinde onbir kişiden fazla insan varsa kaya yerinden kıpırdamıyor. Onbir kişiden az insan olduğu zaman da hiç bir şey olmuyor. Ali Derviş'in adı açık seçik ve yüksek olarak söylenmezse de kaya yükselmiyor. Demek ki parmak basanların sayısı ve dervişin adının okunması şart. Bu tören yılın her gününde ve bazan günde altı kere tekrarlanıyor.
Bu olayın yorumu kolay bir şey değil. Gelen ziyaretçilerin arasında Brahman'lar Parsi'lerBudist'ler hatta Yahudi ve Hıristiyan turistler bile bulunduğundan sorunun temel olarak Müslümanlıkla bir ilgisi olmadığı ileri sürülebilir.
Kalabalık psikolojisi kitle telepatisi gibi faktörler de bu olayı yorumlamamıza yetmiyor. Çünkü dikkatsiz davrananların yere düşen kaya tarafından elleri ve ayaklarının ezildikleri görülmemiş şey değildir.
Anlaşıldığı kadarıyla herşey ses dalgalarıyla parmaklardan taşan biyolojik ve kimyasal dalgalara dayanıyor. Bilim adamları bu görülmedik olguyu inceleyerek sırrını çözmeye çalışmalılar.
Eski Mısır Arsione Tapınağı'ndaki Levitasyon Olayı
Eski bir Mısır yazıtı Mimar Dinocrates'in inşa ettiği Arsione Tapmağı hakkında bazı izahatlar verir : «Yapının bazı yerlerinde kullanılan mıknatıs taşları sayesinde büyük ağır kapılar el değmeden açılıp kapanmaktadır...
«KA-SEK vasıtasıyla Güneş sembolü olan büyük disk kendi kendine mihraptaki yerinden havalanmakta kubbedeki yerine oturmaktadır.»
Etyopya'daki Bir Manastırdaki Levite Haldeki
Altın Çubuk
Havacılığın gelişme .tarihi üstüne yazdığı kitapta Jules Duhem 16. ncı yüzyılın ilk bölümünde Etyopya' daki Portekiz Elçiliğinde bir kâtip olan Papaz Francis*co Alvarez'in yazdığı bir yazıya değinir. 1515'de Peder Alvarez. Bidjan dolaylarındaki bir manastıra gitmişti. Bu manastırın kilisesinin yanında yüzyıllardır havada kendiliğinden asılı durduğu söylenen aşağı yukarı 2 metre uzunluğunda altın bir çubuk vardı. Bu mucizeyi görmek için bir çok hacılar manastıra akın ederlerdi. Ama kimse çubuğun nasıl olup ta kendiliğinden havada durduğunu anlayamamıştı.
Alvarez yazısında bu olayı gerçek bir mucize diye nitelendirir.
Alvarez'den hemen hemen iki yüzyıl sonra Kahire' de oturan Charlec - Jacques Poncet adındaki bir Fransız doktoru Etopya’da ( Habeşisan’da) yaptığı uzun geziler sırasında bu manastırı buldu ve aynı altın çubuğun klisenin hala sağ yanında boşluk yüzmekte olduğunu gördü. İlk olarak 1698’de gördüğü çubuğu 1699 ve sonra 1700 yıllarında yeniden görmeye gitti.Dr.Poncet bir hileden kuşkulanmaktan kendini alamıyordu. Manastırın baş papazından mucizenin gerçekliğini sınamak için izin istediğini ve yaptığı sınamayı 1917’de yayımladığı mektuplarında anlatır. Baş keşişin izni üzerine elini boşluktaki çubuğun dört bir yanından çepe çevre geçiren doktor çubuğun gerçekten hiçbir yere bağlı olmaksızın havada durduğuna kanı getirir. Mektupların birinde;
«Şaşkınlığımdan küçük dilimi yuttum çünki böylesine akıllara durgunluk verecek olayı neye yoracağımı bilemiyordum.» diye yazar.
Fransız kaşifi Guillaume Lejean de 1863'de Bidjan Manastırı'na giderek boşluktaki altın çubuğu birçok kereler gördü.
«Bir zamanlar insanlar uçabiliyordu... Herşey çok hafifti kocaman taşlar kolaylıkla kaldırılabiliyordu...»
(Misteries of Ancient South America Harold T. Wilkins)
Om Rahipleri ve Akustik Levitasyon
Etnograf J.R. Swanton ile etnograf W. Matthews'in derlemelerinde Brezilya'nın balta girmemiş ormanlarında bile «uçan yabancılarca ve «uçan kayıklardaki büyücüler» e ait öyküler anlatılmaktadır.
Kaide Büyüsü adlı kitabında Lenormand şunları yazıyor :
«Sesler sayesinde Om rahipleri fırtınalar yaratıyor ve tapınaklarını yapmak için' bin kişinin yerinden kıpırdatamayacağı kayaları kaldırıyorlardı.»
Mısırlıların yerçekimini yok eden ses üstü araçlardan yararlanacak kavramlara sahip olduğunu ve bunlardan gerek taşların yontulmasında gerekse taşınmasında yararlandıklarını iddia edenler vardır.
Robert Charroux şöyle yazıyor : «Tarih öncesi insanları titreşim olayını biliyorlardı ve çarpma dalgalarından yararlanarak çakmaktaşını yontmakla bu tekniği kullanıyorlardı.
Charroux'un dediğine göre eski Mısır'da gerçek rahipler istedikleri zaman havaya yükselebilme yeteneğine sahip olmalarıyle birbirlerini tanırlarmış. Charroux bu havaya yükselme konusunda eski yazarların çeşitli ve pek ilginç gözlemlerine değinmektedir.
Aztek ve İnka Rahiplerinin Ses İle Levite Edilen
Diskler İle Havada Uçmalar
Eski Meksika ve İnka bilge rahipleri özel sesler çıkararak büyük altın diskleri havada uçurabilmekteydiler. Hatta bazı büyük diskler üzerine oturarak çıkardıkları özel seslerle diskle birlikte havada dolaştıkları bir çok kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Babil Rahiplerinin Ağır Kütleleri Ses Gücü İle
Levite Edişleri
Eski çağların en akıllara durgunluk verici öyküleri bilgelerin yerçekimini yenerek insanlarla eşyayı ha*valandırmaları üzerinedir. François Lenormant bir kitabında eski Babil rahiplerinin bir takım sesler çıkararak yüzlerce adamın kaldıramayacağı kadar ağır kayaları havalandırabildiklerini yazar.
Baalbek böyle mi kurulmuştu? Baalbek Terasını kuranların en dipte bıraktıkları dev çaptaki düz taş; 21 metre boyunda 48 metre eninde 42 metre kâlınlığındadır. Bunu yerinden oynatmak için 40 bin işçinin bir arada çalışması gerekir.
Babilonya'nın taş levhalar üzerindeki bazı yazıları sesin kayaları havaya kaldırabildiğini belirtiyor. İncil'de Jeriko'nun taş duvarlarının ses dalgalarının etkisiyle yıkılıp göçtükleri yazılmaktadır.
Piramitlerin Ağır Taş Bloklarının Levite Edilişleri
Bazı Arap kitaplarında piramitlerin nasıl yapıldığı konusunda garip öyküler anlatılır. Bunlardan birinin dediğine göre piramidin taşları papirüs kağıdına sarılmış sonra bir rahip bunlara değnekle dokunmuş. Taşlar ağırlıklarını yitirerek elli metre havaya kalkmışlar. Rahip her taşı bu yoldan yükselterek piramidin tepesine ulaştırmış ve yerli yerine yerleştirmiş.
Arap tarihçisi Abu Zeyd al - Balkî bu konuda şunları yazıyor :
«Piramit inşaatında büyük taş blokları yerlerinden kaldırmak ve taşımak için bunların üstüne üzerinde bazı formüller yazılı papirüsler konurdu. Sonra bir avuç büyüklüğünde ve iç içe giren halkalarla mücehhez bir alet taş blokun üzerine tutulur halkalar çevrilirdi. Bunun üzerine taş ağır ağır yerinden kalkar ve istenen yere götürülebilirdi.»
Gravitasyona karşı düşünülecek bir aletin küçük ya da büyük olması tartışma konusu olamaz. Aynı izahatı okuyan büyük bilgin A. Einstein bu konuda şunları söylüyor :
«Bizim bilmediğimiz bazı sırları eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız. 600 tonluk bazı taş blokların üst yüzeylerinin konkavlaşmış olduğu dikkati çekiyor. Bu ancak muazzam bir çekim veya emme kuvveti ile hasıl olabilecek bir tesirdir.»
Herkesin Levite Edebildiği 55 kg.'lık Kaya
Şivapur Batı Hindistan'ın Puna kentinden 24 km. uzaklıkta bir yerdir. Tüm dünya bilginlerinin çözmek istedikleri çekimsizlik bilmecesinin anahtarı Şivapur adındaki bu küçük ücra köyde olabilir. Bu köyde Sufi mezhebinin büyüğü Ali Derviş’e ithaf edilmiş bir cami durur. Caminin önündeki yeşil çimliğin orta yerinde aşağı yukarı elli beş kg. çeken granit bir kaya parçası vardır.
Çok zaman bir Müslüman hocanın caminin merdiveninde ya da çimlikte oturarak Kur'an okuduğu görülür. Hemen hemen her gün camiye her dinden bir çok hacılarla turistler gelir. Ortalık kalabalıklaştığı zaman Hoca Efendi okuduğu Kuran'ı kapıyarak ziyaretçileri selamlar. İçlerinden tam onbir kişinin kayanın çevresinde durmalarını rica eder. Onbir kişi kayanın çevresinde yerlerini alınca hoca onlara eğilerek parmaklarım kayaya bastırmalarını ve «Ali Derviş» diye bağırmalarını söyler.
Bu söylenenler yerine getirilir getirilmez akıllara durgunluk veren bir şey olur: O koca kaya yerinde kı*pırdar ve hemen hemen iki metre havaya yükselir. Bir saniye kadar havada kaldıktan sonra küt diye gene yere düşer. Çevredekiler ezilmemek için çil yavrusu gibi dağılırlar. (Bkz : Res. 1)
Ancak kırk bir kilo çeken daha hafif bir taşı havalandırtabilmek için dokuz kişinin parmak basması yetmektedir. Büyük granit kayanın çevresinde onbir kişiden fazla insan varsa kaya yerinden kıpırdamıyor. Onbir kişiden az insan olduğu zaman da hiç bir şey olmuyor. Ali Derviş'in adı açık seçik ve yüksek olarak söylenmezse de kaya yükselmiyor. Demek ki parmak basanların sayısı ve dervişin adının okunması şart. Bu tören yılın her gününde ve bazan günde altı kere tekrarlanıyor.
Bu olayın yorumu kolay bir şey değil. Gelen ziyaretçilerin arasında Brahman'lar Parsi'lerBudist'ler hatta Yahudi ve Hıristiyan turistler bile bulunduğundan sorunun temel olarak Müslümanlıkla bir ilgisi olmadığı ileri sürülebilir.
Kalabalık psikolojisi kitle telepatisi gibi faktörler de bu olayı yorumlamamıza yetmiyor. Çünkü dikkatsiz davrananların yere düşen kaya tarafından elleri ve ayaklarının ezildikleri görülmemiş şey değildir.
Anlaşıldığı kadarıyla herşey ses dalgalarıyla parmaklardan taşan biyolojik ve kimyasal dalgalara dayanıyor. Bilim adamları bu görülmedik olguyu inceleyerek sırrını çözmeye çalışmalılar.
Eski Mısır Arsione Tapınağı'ndaki Levitasyon Olayı
Eski bir Mısır yazıtı Mimar Dinocrates'in inşa ettiği Arsione Tapmağı hakkında bazı izahatlar verir : «Yapının bazı yerlerinde kullanılan mıknatıs taşları sayesinde büyük ağır kapılar el değmeden açılıp kapanmaktadır...
«KA-SEK vasıtasıyla Güneş sembolü olan büyük disk kendi kendine mihraptaki yerinden havalanmakta kubbedeki yerine oturmaktadır.»
Etyopya'daki Bir Manastırdaki Levite Haldeki
Altın Çubuk
Havacılığın gelişme .tarihi üstüne yazdığı kitapta Jules Duhem 16. ncı yüzyılın ilk bölümünde Etyopya' daki Portekiz Elçiliğinde bir kâtip olan Papaz Francis*co Alvarez'in yazdığı bir yazıya değinir. 1515'de Peder Alvarez. Bidjan dolaylarındaki bir manastıra gitmişti. Bu manastırın kilisesinin yanında yüzyıllardır havada kendiliğinden asılı durduğu söylenen aşağı yukarı 2 metre uzunluğunda altın bir çubuk vardı. Bu mucizeyi görmek için bir çok hacılar manastıra akın ederlerdi. Ama kimse çubuğun nasıl olup ta kendiliğinden havada durduğunu anlayamamıştı.
Alvarez yazısında bu olayı gerçek bir mucize diye nitelendirir.
Alvarez'den hemen hemen iki yüzyıl sonra Kahire' de oturan Charlec - Jacques Poncet adındaki bir Fransız doktoru Etopya’da ( Habeşisan’da) yaptığı uzun geziler sırasında bu manastırı buldu ve aynı altın çubuğun klisenin hala sağ yanında boşluk yüzmekte olduğunu gördü. İlk olarak 1698’de gördüğü çubuğu 1699 ve sonra 1700 yıllarında yeniden görmeye gitti.Dr.Poncet bir hileden kuşkulanmaktan kendini alamıyordu. Manastırın baş papazından mucizenin gerçekliğini sınamak için izin istediğini ve yaptığı sınamayı 1917’de yayımladığı mektuplarında anlatır. Baş keşişin izni üzerine elini boşluktaki çubuğun dört bir yanından çepe çevre geçiren doktor çubuğun gerçekten hiçbir yere bağlı olmaksızın havada durduğuna kanı getirir. Mektupların birinde;
«Şaşkınlığımdan küçük dilimi yuttum çünki böylesine akıllara durgunluk verecek olayı neye yoracağımı bilemiyordum.» diye yazar.
Fransız kaşifi Guillaume Lejean de 1863'de Bidjan Manastırı'na giderek boşluktaki altın çubuğu birçok kereler gördü.