"Tapınak Şövalyeleri ve kedilerin ortak kaderi"
Hıristiyanlar ise kediye daima kuşku ile bakmışlardır. Yüzyıllar boyu yeni doğmuş bebeklerin soluğunu çalmaktan tutun da, şeytanın çıraklığına varana kadar suçlanmadığı şey kalmamıştır kedilerin. Kediler Hıristiyanlıkta, şeytandan cadıya her şey olmuştur.
Dan Brown'un "Da Vinci Şifresi" ve "Tapınak Şövalyeleri" üzerine çok şey yazılmış, birçok ritüel içinde de kedilere çokça yer verilmiştir. Tapınak Şövalyeleri'nin sahip olduğu gücün bir gün her krallığa ya da Vatikan'a yönelmesinden korkan Fransız Kralı Güzel Philip ve dönemin Papası V. Clement, gizli bir plan yaparlar. 1307'de Fransa Kralı Güzel Philip, şövalyeleri toplantı bahanesi ile denetimindeki bir kaleye çağırıp yüzlercesini bir anda yakalar ve birçoğunu işkence ile öldürür. Hayatta kalan Tapınak Şövalyeleri, yaşamlarını kurtarabilmek ve kültürlerini devam ettirmek için yeraltına inerler. Yakalananlar engizisyonun ağır eziyetlerle dolu sorgulamasına tâbi tutulmuş, bir kısmı da halk önünde yakılmıştır. Tapınak Şövalyeleri'ne engizisyonda yönlendirilen suçlamalardan biri de "kedileri idolize etmek, kedilere tapınmak ve kedilerden ilham almak" olarak anlatılır.
Tapınak Şövalyeleri'nin bir kısmı bu suçlamaları kabul etmişlerdir çünkü kediler, Tapınak Şövalyeleri'nin özellikle ilgi alanına girmektedir. Kedileri şeytanla bir tutan dönemin bağnaz Hıristiyan anlayışı, saldırgan tavrını sadece kedilere değil kedilere ilgi duyanlara da göstermiştir ve Tapınak Şövalyeleri, Ortaçağ'da öldürülen milyonlarca kediyle aynı kaderi paylaşmışlardır.
"Pisi'li Sultan"
Mevlana'nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan (yaygın lakabıyla "Pisili Sultan") da kedileri çok severmiş ve kedisi, ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayakucuna gömülmüş. İşte o Pisili Sultan'ın ayakucunda yatan kedicik, Mevlana'nın Mesnevi'sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde, doğrudan Me
Hıristiyanlar ise kediye daima kuşku ile bakmışlardır. Yüzyıllar boyu yeni doğmuş bebeklerin soluğunu çalmaktan tutun da, şeytanın çıraklığına varana kadar suçlanmadığı şey kalmamıştır kedilerin. Kediler Hıristiyanlıkta, şeytandan cadıya her şey olmuştur.
Dan Brown'un "Da Vinci Şifresi" ve "Tapınak Şövalyeleri" üzerine çok şey yazılmış, birçok ritüel içinde de kedilere çokça yer verilmiştir. Tapınak Şövalyeleri'nin sahip olduğu gücün bir gün her krallığa ya da Vatikan'a yönelmesinden korkan Fransız Kralı Güzel Philip ve dönemin Papası V. Clement, gizli bir plan yaparlar. 1307'de Fransa Kralı Güzel Philip, şövalyeleri toplantı bahanesi ile denetimindeki bir kaleye çağırıp yüzlercesini bir anda yakalar ve birçoğunu işkence ile öldürür. Hayatta kalan Tapınak Şövalyeleri, yaşamlarını kurtarabilmek ve kültürlerini devam ettirmek için yeraltına inerler. Yakalananlar engizisyonun ağır eziyetlerle dolu sorgulamasına tâbi tutulmuş, bir kısmı da halk önünde yakılmıştır. Tapınak Şövalyeleri'ne engizisyonda yönlendirilen suçlamalardan biri de "kedileri idolize etmek, kedilere tapınmak ve kedilerden ilham almak" olarak anlatılır.
Tapınak Şövalyeleri'nin bir kısmı bu suçlamaları kabul etmişlerdir çünkü kediler, Tapınak Şövalyeleri'nin özellikle ilgi alanına girmektedir. Kedileri şeytanla bir tutan dönemin bağnaz Hıristiyan anlayışı, saldırgan tavrını sadece kedilere değil kedilere ilgi duyanlara da göstermiştir ve Tapınak Şövalyeleri, Ortaçağ'da öldürülen milyonlarca kediyle aynı kaderi paylaşmışlardır.
"Pisi'li Sultan"
Mevlana'nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan (yaygın lakabıyla "Pisili Sultan") da kedileri çok severmiş ve kedisi, ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayakucuna gömülmüş. İşte o Pisili Sultan'ın ayakucunda yatan kedicik, Mevlana'nın Mesnevi'sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde, doğrudan Me