Bizde ünlülerin özel hayatlarıyla ilgili yazılar çok değildir; bu tür insanların aile hayatı, anne ve babaları, eşleri ve çocuklarıyla ilişkileri, alışkanlıkları, tutkuları, korkuları, garip huyları, hastalıkları, başlarından geçen ilginç olaylar, aşkları, kavgaları, kırgınlıkları, küskünlükleri yazılara pek konu edilmez!..
Edebiyat tarihçileri, ağırbaşlı üslûplarıyla bu konulara girmekten özellikle kaçınır gibidirler. Haklıdırlar belki de; çünkü onlar için özel hayat değil yapıtlardır asıl önemli olan. Ama Cemal Süreya'nın dediği gibi “Şairin hayatı şiire dahil”dir… Yeri düşer, biyografik bir bilgi, bir yapıtı; bir öyküyü, bir romanı, bir şiiri çözümlemekte anahtar işlevi görür. Onun için özel hayatları da önemlidir şair ve yazarların. İşte Hikmet Feridun Es'in Tanımadığımız Meşhurlar başlıklı kitabındaki yazılar bu türden.
Kimi okurlar, Hikmet Feridun Es'i tanımayabilirler ama erbabı bilir. Es, aslında bir gazetecidir. Basın dünyasına Son Saat gazetesinde yazılar yayımlayarak adım atmıştır. Vakit, Halk, Akşam, Hürriyet gibi gazetelerde, Hayat, Hayat Ayna, Hayat Tarih Mecmuası, Hayat Çocuk, İnci, Resimli Hayat, Yedigün gibi pek çok dergide yazılar yayımlamıştır. Aşk Tamtamları, İki Cinayet Gecesi gibi basılmış romanlarının yanı sıra Kalbimin Kadını, İskara Maşa adlarında gazete sayfalarında kalmış romanları da bulunan yazar, basın dünyasında, daha çok ünlülerle yaptığı röportajlar ve gezi yazılarıyla tanınmıştır. Bu bağlamda ünlü edebiyatçılarla yaptığı röportajlardan oluşan Bugün de Diyorlar ki (1932), edebiyat tarihimiz açısından önemlidir. Ama en önemlisi, Es'in değişik türdeki birçok yazısı, gazete ve dergilerin tozlu sayfalarında kalmıştır ve günümüz okurlarına meçhuldür. İşte Tanımadığımız Meşhurlar da yazarın Akşam Gazetesi'nde 1944-1946 yılları arasında yayımladığı, kimi ünlü edebiyatçı, sanatçı, devlet ve fikir adamlarının özel hayatlarına ilişkin röportajlardan oluşan bir yazı dizisidir. Araştırmacı Selçuk Karakılıç, bu yazı dizisini, adını değiştirmeksizin Tanımadığımız Meşhurlar adıyla bir kitapta toplamış, günümüz okurlarının ve edebiyat tarihçilerinin nazar-ı dikkatlerine sunmuş. İyi de yapmış. Böylece Es'in gazete sayfalarına terk edilmiş yazılarının bir kısmı nisyan girdâbından kurtulmuş oldu.
Neler var bu kitapta?
İlginç biyografik bilgiler var her şeyden önce. Hüseyin Rahmi, Şemsettin Sami, Muallim Naci, Tevfik Fikret, Besim Ömer Paşa, Ubeydullah Efendi, Midhat Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem, Sami Paşazade Sezai, Nigâr Hanım, Teodor Kasap, Kemal Paşazade, Osman Hamdi Bey, Hacı Ârif Bey, Süleyman Numan, Talat Paşa, Mizancı Murat, Resneli Kolağası Niyazi, Leyla Hanım, Marko Paşa, Ahmet Vefik Paşa ve Aktör Şadi'’nin özel hayatlarına ilişkin ilginç anekdotlar, anılar, bilgiler… Bu bilgiler, söz konusu ünlülerin yakın akrabalarından, dostlarından veya onları bizzat tanıyanlardan alınmış olması bakımından önemli. Örneğin, Hüseyin Rahmi'yle ilgili bilgiler, hayatının tümünü Gürpınar'ın yanında geçiren yeğeni Muzaffer Hanım ve dostu Kitapçı Hilmi'den, Şemsettin Sami'ye ilişkin bilgiler, büyük kızı Samiye Erer'den, Muallim Naci'ye ilişkin bilgilerin bir kısmı kızı Fatma Nigâr Hanım ve Ahmet Midhat'ın küçük yeğeni Doktor Mustafa Talat'ın eşi Behice Hanım'dan, Tevfik Fikret'e ilişkin bilgilerin bir kısmı da Fikret'in eşi Nâzıme Hanım'dan alınmış.
Es, bir gazeteci dikkatiyle ünlülerin pek bilinmeyen, okura ilginç gelebilecek yönlerini öne çıkarmış yazılarda. Neler neler öğreniyoruz bunlardan!... Örneğin; Hüseyin Rahmi'nin bir bohça dolusu eldiveni olduğunu, sokağa, eldivensiz hiç çıkmadığını. Bunları, şık olmak düşüncesiyle değil, mikrop kapma korkusuyla giydiğini, aynı korku nedeniyle hiç evlenmediğini, iyi örgü ördüğünü, iyi reçel yaptığını, yetmiş yaşına kadar bisiklete bindiğini, çok hızlı yürüdüğünü, resim yaptığını, kedileri çok sevdiğini, Sarı adlı kedisinin cenazesini takip ettiğini... Kamus-ı Türkî yazarı Şemsettin Sami'nin, Türkçe dışında, eski Yunanca, Lâtince, Fransızca, Farsça ve Rumca bildiğini, çeşitli Hint lehçelerini anladığını, beyaz sakalını hiç kestirmediğini, hayatında çok yoksulluk çektiğini, borçları nedeniyle evini satmak zorunda kaldığını, ölümünden sonra 20.000 ciltlik kitaplarının sırf borçlarını kapatmak için 80 liracığa satıldığını, on altı yıl geceli-gündüzlü çalışarak hazırladığı Kâmusü'l-A'lâm için sadece 300 lira alabildiğini, ünlü Galatasaraylı Ali Sami Yen'in onun oğlu olduğunu...
Muallim Naci'nin, Ahmet Midhat Efendi’nin kızı Mediha Hanım’la evli olduğunu, Naci'nin Medih diye seslendiği eşini çok kıskandığını, Mediha Hanım'ın ata çok iyi bindiğini, Naci'nin “Ey Şehsuvar! Dur” adlı şiirini eşi için yazdığını, Naci ile Ahmet Midhat Efendi’nin konuklarına yufka açıp, sigara böreği yaptıklarını, Naci'nin aynı zamanda iyi bir hattat olduğunu, en sevdiği dostunun Şeyh Vasfî olduğunu, bir aralık mahkeme kâtipliği yaparken; “Tahlisine yok mu bir duacı/Câniler içinde kaldı Naci” beytini yazdığını...
Tevfik Fikret'in evliliğini, Âşiyan'ın yerini komşusu Haydar Bey'den 120 liraya aldığını, Zerrişte adlı bir kedisinin olduğunu, onun dahi tablosunu yaptığını, Haluk'un Defteri adlı kitabındaki “Hayavata” adlı manzumenin, kendi kayıklarına verdikleri ad olduğunu, “Lâ dans Serpantin”i Konkordiya tiyatrosunda gördükten sonra kaleme aldığını... Ünlü Doktor Besim Ömer Akalın'ın çirkinlikten hiç hazzetmeyen müzmin bekârlardan olduğunu, Titanik gemisine bilet aldığını ancak bu faciadan şans eseri kurtulduğunu, Ubeydullah Efendi'nin Amerika, Küba maceralarını, Recaizade Ekrem'in gizli aşkı Seher Hanım’ı, İstinye'deki yalıyı niçin satmak zorunda kaldığını…
Osman Hamdi Bey tavanda
Daha pek çok ilginç biyografik bilgi var kitapta. Hepsini saymak olanaksız. Yalnız son bir ilginç örnekle konuyu kapatalım.
1876'da Büyük Dünya Sergisi’ne Türkiye'yi temsilen Osman Hamdi Bey gider. Dil anlaşmazlığı nedeniyle salonun düzenlenmesini de çaresiz Osman Hamdi Bey yapar. Bunun için bir merdivenle tavana tırmanır. Tepede tek ayakla merdivene basmak zorundadır, yerdekilere merdiveni sıkı tutmalarını tembih eder. Ama o yukarıdayken, salona İmparator Joseph gelir. Hamdi Bey tavanda, merdivende tek ayak üstünde, yerdekiler bir telâşla İmparator’a selâm vermek gayretinde. İmparator, daha önce tanıdığı tavandaki Hamdi Bey’e bakar;
- Oraya çıkıp astığınız şey nedir? der
Hamdi Bey can derdinde;
- Hayatım Haşmetmeab! Kendi canım! diye cevap verir.
Evet, işte bunun gibi pek çok ilginç bilgi var kitapta. Gerisini okurlara bırakalım.
Alaattin Karaca