Merhaba arkadaslar, kafami karistiran, net bir cevabini bulamadigim bir seyi paylasmak istiyorum.
Bilindigi gibi namazin sartlarindan 1'i vakittir, vakit olmayinca namaz da Kabul olmaz. Fakat vakit konusu biraz karisik Hollanda'da.
Soyleki 1983 yili takvimine bakinca degistirilmis bir diyanet takvimi goruyoruz. Diyanetin o yillarda almis oldugu bir karar ile imsak ve yatsi namazlari arasinda bir ucurum olusuyor 2 takvim arasinda.
Fazilet takvimi ( suleymanci cemaati) ise degistirilmemis hali ile duruyor. Fakat fazilet takvimine gore ise bazi gunler yaz mevsiminde yatsi namazi hic yok cunki gokyuzu ciplak gozle bakildiginde tan hadisesi denilen sey olusmuyor. Yani gokyuzundeki kizillik sabah namazi vaktine kadar kaybolmuyor.
Simdi sorum su, hangisine uymamiz gerekiyor ? bunun vebali gunahi kime ? :hıı:
b) Temkin zamanının kaldırılması;
1983 senesine kadar, Türkiyede temkin zamanını ve güneşin ufkun altındaki irtifâ’larını (yükseklik açılarını) kimse değiştirmemiş, bütün Âlimler, Velîler, Şeyh-ülislâmlar, Müftîler, bütün müslümânlar, asrlar boyunca namazlarını şer’î vaktlerinde kılmışlar ve oruclarına şer’î vakitlerinde başlamışlardır. Şimdi de, bütün Müslümanların bu icmâ-i müslimînden ayrılmamaları lâzımdır.
(Kedûsî)nin (İrtifâ’ risâlesi)ni terceme eden, Fâtih medresesi ders-i âmlarından, ya’nî islâm ilmleri ordinaryüs profesörü Hezargradlı Hasen Şevkı efendi, dokuzuncu bâbında, imsâk vaktini bulmağı bildirince diyor ki, (Bulduğumuz imsâk vaktleri temkinsizdir. [Ya’nî güneşin merkezinin gurûbî sâate göre, hakîkî üfka -19 derece irtifâ’a yaklaşdığı [riyâdî] vaktdir.] Oruc tutacak kimsenin, bundan iki temkin mikdârı [onbeş dakîka] evvel imsâk etmesi lâzımdır. Böylece, orucu fâsid olmakdan kurtulur.)
İstanbulda temkin sekiz dakîka hesâb edilmekde, ihtiyâten on dakîka kabûl olunmakdadır. Ahmed Ziyâ beğ de, (Rub’-ı dâire ile bulunan hakîkî fecr vaktinden temkinin iki misli çıkarıldıkdan sonra, ezânî şer’î imsâk vakti başlar) diyor.
İki temkinden birisi, hakîkî vakti şer’î vakte çevirmek içindir. İkincisi, gurûbî sâati, ezânîye çevirmek içindir.
Bunun için, Osmânlı âlimlerinin zemânında, meselâ Osmânlı âlimlerinin en yüksek makâmı olan (Meşîhat-i islâmiyye)nin hâzırladığı 1334 [m. 1916] senesinin (İlmiyye sâlnâmesi) ismindeki takvîmde ve 1982 ye kadar hâzırlanan takvîmlerin hepsinde ve İstanbul üniversitesi Kandilli rasadhânesinin 1958 târîh ve 14 sayılı (Evkat-ı şer’ıyye) kitâbında imsâk vaktleri, hakîkî vaktlerinden iki temkin zemânı evvel başlamakdadır. Oruca, bu takvîmlerdeki şer’î imsâk vaktinden beş dakîka bile sonra başlayanın orucu sahîh olmaz.
Temkîn Zamânı: Herhangi bir namazın, astronomik formüllerle, hakîkî ufka göre bulunan vaktinden (astronomik hesâbla bulunan vaktinden), doğru vakit olan şer’î vaktini bulmak için “Temkin Müddeti” kullanılır. Yani, Temkin Müddeti: Hakîkî ufka göre, astronomik formüllerle bulunan vakitleri, İslâm âlimlerinin eserlerinde namaz vakitleri için buyurdukları, semâ küresindeki alâmetlerin olduğu, şer'î vakitlere getiren müddettir.
Namaz vakitleri hesâbında mutlaka, zarûrî olarak kullanılması gereken temkinin lügat ma’nâsına bakarak, bunu bir ihtiyat zamanı zan etmek ve efkâr-ı umûmiyeyi bu şekilde şartlandırmak da doğru değildir.
Yani irtifaları şer’i ufuklara göre düşünmek temkin olmaktadır. Vazgeçilebilecek bir zaman dilimi değildir.
İbni Âbidîn, oruclunun yapması müstehab olan şeyleri bildirirken ve Tahtâvî (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde, nemâz vaktlerinde diyorlar ki, (Bir kimse, güneşin üst kenârının, zâhirî üfuk hattından gurûb etdiğini görmedikçe iftâr yapamaz. Alçakda bulunan kimse, gurûbu dahâ önce görünce, yüksekdekinden önce iftâr yapar. Güneşin üfk-ı zâhirî hattından gurûbunu göremiyenler için gurûb, şarkdaki tepelerin kararmasıdır.) Ya’nî şer’î üfukdan olan gurûbdur. Nemâz vaktleri ve iftâr yapmak hesâb edilirken, (Temkin) kullanmak, ya’nî irtifâ’ları şer’î üfuklara göre düşünmek lâzım olduğu, buradan anlaşılmakdadır.
4-
Doğru İmsâk Vakti Hakkında Açıklamalar
Türkiye takvîminin hâzırladığı, İnternette de neşr olunan vakitlerde ve imsâkiyelerde, temkin zemânı ile namaz vakitlerine âid olan Güneşin Şer’î ufukdan, irtifâ’ zâviyeleri yani, ufukdan yükseklik açıları hiç değiştirilmemiş, namaz ve oruc vakitleri, doğru olarak bildirilmişdir. Dört mezhebde de imsâk vakti, (şer’î gece)nin sonunda başlar. Yani, (Fecr-i sâdık) denilen beyazlığın doğudaki ufk-ı zâhirî (Görünen ufuk) hattının bir noktasında görülmesi ile başlar. Oruc da, bu vakitte başlar. Yani, güneş ufk-ı zâhirî hattına 19 derece yaklaşınca başlar.
İslâm astronomi mütehassısı Ahmed Ziyâ Bey (Rub’-ı dâire) kitâbında diyor ki, (Avrupalılar fecr-i sâdıkın başlaması olarak, ufuk üzerinde beyazlığın tamamen yayıldığı vakti hesâb ediyorlar. Bunun için, fecr hesâblarında, güneşin irtifâ’ını (-18) derece alıyorlar. Biz ise, ufuk üzerinde beyazlığın ilk görüldüğü vakti hesâb ediyoruz. Bunun için de şemsin (Güneşin) irtifâ’ının, (-19) derece olduğu vakti buluyoruz. Çünkü islâm âlimleri, imsâk vaktinin, beyazlığın ufk-ı zâhirî üzerinde yayıldığı vakit değil, BEYAZLIĞIN UFUK ÜZERİNDE İLK GÖRÜLDÜĞÜ VAKİT olduğunu bildirdiler.)
Maarif Nezâretince hicrî 1316 (mîlâdî 1898) senesinde bastırılan (Muhtasar ilm-i hey'et) isimli kitâbda (-19 derece üzerine Vakt-i fecir (imsâk vakti) hesâb edilir. Fecirden temkin tarh olunmakla ‘çıkarılmakla’ imsak bulunur)demekdedir. Bütün vakitlerde de 10 dakika temkin kullanılmakdadır.
Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşundan, 1983 senesine kadar, imsâk vaktinde (-19) derece irtifâ’ın kullanılması îcâb ettiğine dair vesîkalardan birkaçı,
“Astronomi Mütehassısları” ile “Diyânet İşleri Riyâseti Hey’et-i Müşâveresi”nin müştereken hâzırladığı ve neşr ettiği, Mîlâdî 1926 tarihli (Takvîm-i Ziyâ)’nın ilk ve son sayfalarında, “İş bu takvîm, Diyânet İşleri Riyâseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkîk edilip, riyâset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmişdir.” yazılıdır.
1958 senesinde, Diyanet İşleri Başkanlığınca neşr edilen namaz vakitlerinin yanlış olduğunu yazan bir gazetenin köşe yazarına verilen cevâbda aynen, “... İmsâk vaktine gelince; Yazınızda, ‘gerek İngilizler, gerek Amerikalılar, gerek Fransızlar bu vakti güneşin 18 derece ufkun altında bulunduğu zaman olarak kabul etmişlerdir’ diyorsunuz. Acaba Hıristiyan olan bu üç milletin imsâk vaktinde hangi ibâdetleri var ki imsâk vakti için böyle bir dereceyi esas olarak kabul etsinler. Böyle yapmış olsalar dahi, islâm hey’etşinâsları (İslâm astronomi mütehassısları) tarafından mezkûr vakit (imsâk vakti) islâmî kâidelere göre takdir edilmişken, bu hususta yabancılara uymak mecburiyeti nereden çıkıyor? İmsâk vakti mebde-i fecrin tulû ânıdır (yani doğu ufkunda beyazlığın bir nokta hâlinde görüldüğü zemândır). Hey’etşinâsân-ı sâbıkamız (evvelce gelen bütün İslâm astronomi mütehassıslarımız) bu ânın 19 derece inhitât-ı şemse tevâfuk eylediğini (ufkun altında 19 derece olduğunu) kabul etmişlerdir. Demek ki islâm hey'etşinâslarının (İslâm astronomi mütehassıslarının) imsâk vakti için kabul ettikleri derece 18 derece değil, 19 dur. Namaz vakitlerinin bu dereceye göre hesâblanması lâzımdır ve takvîmimizdeki hesâblar buna göredir. ” diye bildirdikden sonra, “İmsâk vaktinin formülünü bildiriyoruz. Hesâbı buna göre yapınız veya yaptırınız. Neticede takvîmde yazılı vakit doğru olarak çıktığı görülecek ve boş yere zihinlerin bulandırıldığı anlaşılacaktır.” denildikden sonra, misâl olarak imsâk vakti hesâbı logaritmik ve trigonometrik formüllerle yapılarak, temkin müddeti kadar evvele alındıktan sonra bulunan imsâk vakti, bu mezkûr yazı ile gazete yazarına gönderilmişdir. Türkiye takvîminde ve internetteki sitelerimizde yayımlanan imsâk vakitleri, aynen burada bildirildiği gibi, ufkun altında 19 derece kullanılarak ve temkin müddeti kadar evvele alınarak hesâblanmakdadır.
1983 senesine kadar, Türkiyede temkin zamanını ve güneşin ufkun altındaki irtifâ’larını (yükseklik açılarını) kimse değiştirmemiş, bütün Âlimler, Velîler, Şeyh-ülislâmlar, Müftîler, bütün müslümânlar, asrlar boyunca namazlarını şer’î vaktlerinde kılmışlar ve oruclarına şer’î vakitlerinde başlamışlardır. Şimdi de, bütün Müslümanların bu icmâ-i müslimînden ayrılmamaları lâzımdır.
(Diyânet İşleri Başkanlığı’nın,
http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/basin-aciklamasi/8204?getEnglish=8204 sitesinden alınmıştır.)
“1949 yılında Diyânet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin talimâtıyla Kandilli Rasathânesinin kurucusu Prof. Fatin Gökmen Başkanlığı’nda Kâmil Mîrâs, İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen, Eyyüp Müftüsü İsmail Habib Erzen ve Muvakkıt Yusuf Ziya Gökçe’den oluşan komisyon da imsâkin belirlenmesi için 19º yi esas almıştır.” denilmekdedir.
(Diyânet İşleri Başkanlığı’nın,
http://www.adanamuftulugu.gov.tr/?Syf=18&Hbr= 13576 sitesinden alınmıştır.)
“Diğer taraftan bu alanın en önemli uzmanlarından biri olan Prof. Fatin Gökmen bu hususta şöyle söylemektedir:‘…muhtelif yerlerde uzun müddet yapılan rasatlar neticesinde her yerde ve her zamanda şafak-ı ahmerin gaybûbeti güneşin tahtel-ufuk 17 derece inhıtâtında ve şafak-ı abyazın gaybûbetiyle imsâk vakti olan fecrin tulûu dahi 19 derece inhıtâtında vukû bulduğunu tespit eylemişler, sonra gelen râsıtlar dahi bu tespiti tasdik ve teyit ederek 17 ve 19 dereceler üzerinde müttefik kalmışlardır.’ [Prof. Fatin Gökmen, Sebilürreşad, Cilt. III, sayı. 61] şeklinde bildirilmekdedir.
AÇIKLAMA: (Bahr)kitâbında [ve ibni Âbidînde] denildiği gibi, iftârda acele etmek, yıldızlar görülmeden önce, iftâr etmek demekdir).
İftârı akşam nemâzından önce yapmak müstehab ise de, bir ibâdeti bozmak şübhesinden kurtarmak için müstehab terk edilmelidir. Önce akşam nemâzını kılmalı, sonra iftâr etmelidir. Böylece iftâr yine, yıldızlar görünmeden önce olur. Ya’nî, acele edilmiş olur ve oruc, bozulmak tehlükesinden kurtulur. Akşam nemâzını vakti çıkmadan, tekrâr kılmak mümkindir. Takvîm, sâat, kandil, top ve ezân yanlış olunca, oruc kurtulmaz. İbni Âbidîn, nemâz vaktlerini anlatırken buyuruyor ki, (İftâr etmek için, güneşin batdığını iki âdil müslimânın haber vermesi lâzımdır. Bir olursa da, be’s yokdur). [Görülüyor ki, takvîmi hâzırlayanın ve iftâr topu atanın, ezân okuyanın âdil olmaları lâzımdır.]