Z
ZeN
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Tahterevalli..
Sevgili Dost,
Dün gece, çocukların yataklarında olduğu saatlerde, bir çocuk parkına gittim. Sokak lambalarından kaçan cılız ışıklar salıncaklarda sallanıyor, kaydıraktan kayıyor, tahterevalliye biniyorlardı. Ben parktaki bir banka oturunca kaçışıp tekrar lambalarına döndüler. Bunun üzerine salıncaklardan biri diğerinin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Kaydırakla tahterevalli de birbirlerine bakıp gülümsediler.
Bütün gözler üzerimdeydi. Kendimi suçlu gibi hissediyordum. Onlara dokunmadan oturarak yalnızlıklarını başlarına vuruyor gibiydim. Doğrusu bir salıncağa binmek için çok gecikmiştim. Belki “kırılırsınız” diye ikna edebilirdim onları. O zaman da tahterevalli ve kaydırak, kendilerine bir şey olmayacağını söyleyerek beni ikna etmeye kalkışmazlar mıydı!
En iyisi çantamı açmaktı. Daha kapağını kaldırır kaldırmaz, o anı bekliyorlarmış gibi fırladılar içinden ve dağıldılar parkın içine: Güçle hile yan yana iki salıncakta sallanıyor, tenkitle övgü tahterevallinin iki ucunda inip yükseliyor, hevesler kaydıraktan kayıyordu. Sabır, demirlere tırmanırken, suç ve ceza ebecilik oynuyorlardı. Teşekkür ve özüre gelince; onları yanımdan ayıramazdım. Birini sağıma, diğerini soluma oturttum. Uslu dururlarsa onları tahterevalliye bindireceğimi söylediler. Tahterevalliye kim yakışabilirdi onlar kadar!
Ah denge! Sevgiyle kadirşinaslığın, zerafetle takdirin, güzellikle ahlakın dengesi… Ayak vurularak erişilen bulutlar… Ne kadar nadir!
Ah tahterevalli! Ey hayatın özeti! Kısa aralıklarla alçalma ve yükseliş… Güçlüyle zayıf arasında kurulamayan denge! Ey paylaşmaktaki heyecan! Senin için gelmiştim buraya. Beni ancak sen teselli edebilirdin.
Yoksa nasıl açıklardım suyun buz oluşunu, lezzetli mantarların cinayetlerini, saatine bakan yıldırımları, flaşlarını patlatan şimşekleri. Nasıl açıklardım hüznün delirişini?
İşte ay ve güneş de tahterevallide. Güneş tepede ayaklarını sallarken ay güneşi heyecanlandırmanın keyfini yaşıyor. Güneşin yere değince ayakları, ay gökyüzüne nasıl da yakışıyor!
İşte tahterevallinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Aşk ve ihanet sıranın kendilerine gelmesi için sabırsızlanıyor, zulüm ve adalet ilk önce kim oturacak diye tartışıyor, hoşgörüyle kabalık, hasretle vuslat, pişmanlıkla hoyratlık, cimrilikle cömertlik, vefayla nankörlük sırada bekliyorlar.
O da ne, enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.
Sevgili Dost,
Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.
Sevgili Dost
Gel ve yüksel!
(A.Ali Ural/Posta Kutusundaki Mızıka)