#tabuttanhisler

Konu sahibi son olarak 1443 gün önce görüldü

Kalbim o kadar acıyor ki toparlayamıyorum.
 

Herkesin ve her şeyin arkasında dağ gibi dururken, benim göğsüme taş oluşunu unutamıyorum.
 

“Beni telaşlandıran şey sensiz yaşayamamak değildi, sensiz yaşamayı bilmemekti. Neyse ki ben onu da hallettim.”
 

Anlaşılmamak sıkıntı değil de artık anlatmaya gerek duymamak çok kötü. Orada müthiş bir kırgınlık var çünkü.
 

“Ben sana kadar yeryüzünün en güçlü insanıydım, şimdi her şarkıda dizlerimin üzerine kapaklanışım ve kendimi tanıyamayışım bundandır.”
 

Tam kahkaha atarken aklınıza geldiğinde size kötü hissettiren kimseyi affetmeyin.
 

Ben bütün o berbat zamanları sen başkalarıyla yanyanayken tek başıma ve hala sana sadık kalarak atlattım. Şimdi, sen kal duvarlara baktığınla.
 

Her şeyini affettim ama seni savunduğum herkese karşı yaşattığın o utancı affedemiyorum.
 

Anlatamayacağın şeylerin ağırlığıyla gözlerinin dolduğu, başını öne eğip ellerinle oynadığın o derdi hiçbir yere koyamıyorsun.
 

“Tanrım!
Bu kadar sahte gülümsemelerini etrafa savurup sevgi gösterileri yapan, yakınındaki insanlara yalan söyleyen, sevgililerin, eşlerini aldatan insanların, insanları öldüren politikacıların, egosunda boğulan şarkıcıların, başkalarının kelimeleri ile kitaplar yazan şairlerin bulunduğu bir dünyaya daha fazla katlanmak istemediğim için bitiş çizgimi kendim çeksem, beni de yakar mısın cehenneminde?”
 

“Yolun, yaram kadar açık olsun. Başka bir şey istemem.”
 

“Kalem aynı, kelam aynı olduktan sonra, yeni sayfalar açmanın bir anlamı yok.”
 

Kalbimin iç cebinde, büyük bir hassasiyetle taşıyorum bu hikayeyi. Öyle bir kargaşa ki, uğrayan tüm kederler acele bir mukayeseyle unufak oluyor. Beni kimse deviremiyor; ama sekiz şiddetinde sallanıyorum da oyuklarımdaki dinamitlerden. Gör ki ettiğim harp unutmamaya, gör ki dirayetim eziyetiyle büyük orantılı çarkın, gör ki herkese sır ama kendine daima faş eylediğin bir muhakeme bu, gör ki her gece kendine kurduğun mahkemenin tek tanığı… İçimde aradığın define bende yoktu kabul, bir cevher ummanı da değildim perdemin arkasında. Ama kazdığın yerlerimden ben de topraksız kaldım. Üstelik değiştiremedim de coğrafyamı. Ben de söktüm tabiatımı, en çok kendime gurbet oldum.
 

Kıskançlık kalbimizi kör etti; önyargılarımız kulaklarımızı sağır… Kılıfımıza uymayan durumları elimizin tersiyle itip ötekileştirmek değildir yaşamak. “Belki heybem bu olay için hayli küçüktür” demeyi de bilmek gerek. Birini kendimiz varsayıp dış tehditlerden sakınmasını kolaylamaktır yapıcılık. Doğrusu, ellerini avucumuzun içine alıp izah etmektir, olamaz mı? Bir şeyleri yıkarak ve yok ederek, en önemlisi de buna eleştiri diyerek vicdanımızı aklayamayız. Eleştiri incitme odaklı değildir. Bu da zaten en büyük yanılgımız.
 

“Bazı kavuşmaların bu dünyada yeri yok.” demişlerdi. “Bazı hasretler hesap gününü bekler.” Bazısının yol açtığı kalp kırıklığı biz affetsek de yaradanın gücüne gidecek kadar ruhumuza işler. Oraya sirayet eden burkulmalar bizi, toprak olacağımız güne kadar içimize kapanmaya itmiş, haricimizde gelişen olaylara karşı savunma geliştirmemize sebebiyet vermiş olabilir. Ruhun evrimi bu ya, daha sert, daha kabuklu, daha vahşi bir tavır kazandırabilir mizacımıza şansımız varsa. Eğer yoksa, bir zar gibi incelir ruhumuz, her kederde de bir adım daha yırtılmaya yaklaşır. “Bunu kimin yaşatmaya hakkı var ki birine?” diye sorulan isyanlar tekerrür ededursun, bir hesaplaşmanın da tohumları atılır.
Yırtılarak değil, yasın ağırlığı üzerine yığılarak seçilir bazen kefaretin. Oysa dersin ki biz bir kutsalın içinde, yüreğimizi aydınlatan meşalenin ateşiyle tutuştuk. Hiç yanmamış gibi gidemezsin.
Bazen vedayı sırtına yükleyip bir kabahatmişsin gibi toprağa eğdirirler yüzünü. Oysa dersin biz değil miydik aynı balçıktan yaratılan? Dünya hiç bitmeyecek gibi bağışlamadan öyle küskün, gidemezsin.
Aynı açlıkla oturduğumuz kuru bir sofradan birbirimizi kusursuzca besleyerek kavuştuk. Doyurup karnını, ellerini dahi yıkamadan bu günahtan, öylece gidemezsin.
Büyük ayrılıklar büyük beklentilerle beslenir. Kabullenmesi zorlaşır, daima yeni sorgularla büyütülür. Söndürmeye çalıştıkça her yere sıçrar ve belki de sahiden “Bazı kavuşmalar, hesap gününü bekler."
Buna da ben, Tanrı'nın ikinci perdesinin en "can alıcı” sahnesi olacak diyorum. Tüm kalbimle inanıyorum.
 

Herkesin sizi seviyor oluşu ya da hiçkimsenin sizi sevmiyor oluşu hiçbir şeyi ispatlamaz. Sadece öyle olması gerekmiş ve olmuştur. Bazı şeyler üzerinde ahkam kesilmez; şartları bilmek gerekir. Ancak ve ancak, herkes sizi seviyor diye söyledikleriniz genel geçer değildir; hiçkimsenin sevmediği birine de sırf diğer kitleyi arkanıza aldınız diye tekme tekme yargı savuramazsınız.
 

O eski ben değilim ve o eski ben olmayışım, dersimi layıkıyle almamın neticesi. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmasın diye sırtımı döndüğüm şeydi mazi ve mazi yalnızca döküntü bir ev gibi üzerime yıkılmayı bekledi. İçinden çıkmayı göze alamadığım bir ev. Ama artık biliyorum ki orası yalnızca bir ev; yuva değil. Çünkü bazen geleceği bir yuva addedip kapı koluna inatla asılmak gerekir.
Arkamı dönüp baktığımda yaşadığım her şey için minnettarım. Tanrının ya da kaderin ya da hareketin bütün noktalamasına şükrediyorum tüm eğrilikler pürüzsüzleştiğinde, ağrılar dindiğinde, kırıklar onarıldığında… Alında yazan yazının tüm yazım yanlışlarını gidermeme olanak tanıyan yollar inşa ettiği için bana, zamanında isyan ettiren fakat zamanla olması gerekiyormuş dedirten virgüller, soru işaretleri, ünlemler ve en önemlisi noktalar koyduğu için ya da yoluma, şükrediyorum.
Yıllardır benimle görüşmeyen biri için karşımdakinin beni tanınmayacağı bir ruh dinginliğine büründüm. Belli bir çember alanı içinde tırnaklarımı derinlere kazımaktan vazgeçip görüş alanımı genişleterek küçük dokunuşlar bırakmayı seçtim hayata ve başka hayatlara. Geçmişe özlem duymaktansa, gelecek uğruna heyecanlanmayı diledim. Kendime hiç benzemiyorum, ya da kendim sandığım beni terk ederek özüme ulaşıyorum. Bilmiyorum. Yalnızca huzurluyum. Değişmek güzel şey.
Zaman bunca hızlı akarken ve olgular dahi durağan değilken insanın tekerrürde olması sanki biraz kabahat gibi düşündürüyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmasın. Bunu dedirtebilen kudrete sonsuz minnetle…
 

Sözde çok seviyorsunuz, aşıksınız dimi? Her şey istedikleriniz olana kadar olmazsa da bırakıp gidersiniz dimi? Sizi seveni bırakıp gitmek canınızı hiç yakmıyor, çünkü siz sevmediniz dimi? Hayat sizin için bu kadar uzun mu? Birinin kalbini oyuncak edip duyguları ile basitçe oynayıp işiniz bitince, sıkılınca kenara atacak kadar uzun mu gerçekten? Peki ya o oynadığınız insana yaptıklarınızı bir başkası size yapsa? Ha doğru o size acı çektiren kişinin acısını başka bir kişiden çıkarırsınız çünkü “Aşk ve Sevgi” tam olarak bu! Gerçek olan ne biliyor musunuz? Sizi çok sevmiş, fedakarlık yapmış, her zaman yanınızda olan, onu bıraksanız, oynasanız bile sizi seven insan gerçek! Ve gerçek olan diğer şey ise ölecek olmanız. Hepimiz, hepiniz zamanı gelince öleceksiniz aileniz unutmayacak sizi asla. bir de kullanıp attığınız, sevmediğiniz, sizi çok seven o insan unutmaz her zaman içinde kalırsınız çünkü hem onda olan yaranız hemde onda olan aşkınız vardır geçmez, unutulmaz çok zor. Sizi seveni bırakıp gittiğiniz diğer kişiler ağlamayacak arkanızdan İnanın buna! Öldükten sonra arkanızdan “ben seni çok seviyorum neden bıraktın beni lafını mı yoksa “sen canımı çok yaktın oysa ben seni çok sevmiştim” lafını mı duymak istersiniz? Elbet öleceksiniz bunun zamanını bilmiyorsunuz belki bunu okurken, belki uyurken, belki yarın, bilmiyorsunuz hatalarınızdan ders çıkarın, geç kalmak çoğu şeyi alır elinizden hayat sizi ayak uydurmayacak elinizdekilerin değerini bilin, arkanızda kocaman bir enkaz bırakıyorsunuz.
 

Sen beni anla diye var değilim.
Ya da o, bu, şu anlasın diye kazımıyorum taşları toprağa geri dönmesi için.
Anlama, anlaşılma, anlatma mefhumu, bir yere kafanı kaldırmadan gidip oradan ayniyle dönmek, geçen zaman haricinde hiçbir şeyi devirmemek, hiçbir şeyde yenilenmemek, insanın sıkıntısına başlangıçta olduğu gibi hiçbir çözüm getirememektir. Debelenmektir.
Benim yaşama güzergahım, sakin bir nehir gibi yalnızca akmaktır. Yatağını görmeden, gökyüzüyle yüz yüze bakıp ona selam vermeden, eteğine taş yüklemeden, tabiatına sırt çevirerek, suyunu sorgulayıp kaynağını kurutan bir nehir gibi boylu boyunca uzanmaktır.
Kendini, kimseye değmeden tüketme mücadelesiyle suyunu güneşe teslimiyetle buhar etmektir.
Benim sizde köklerim yok.
 
Geri