N
Nefertiti
Ziyaretçi
Ziyaretçi
''Gözlerimi hiç bu kadar çıplak görmediniz,
hiç bu kadar öpmek nedir bilmiyorken siz...''
Kalemin meramını anlatacak dili yok,
dedim ve yola koyuldum ayaklarım yolu sevdi
yürüdüm, yoruldum, soluklandım
gözlerinin ucuna oturdum
komşusu oldum yaralı bir bakışın
aşk, ah aşk diyerek
rengine de alıştım
gözlerinde kapladığım yerin
kirpiklerinle konuşarak çoğalttım
aramızdaki mesafeyi
nezaket dilde cerahatmiş anladım
anladım da körelttim iradeyi
kirpiklerinin ucuna iliştirdiğim küfürde
söz durdu ve şimdi anlam yitiyor
oysa hiçbir anlamı yokmuş
küfrüm karaya vuruyor
Yerini yadırgayan eşyalar gibiyim hani
nereye koysan eğreti duruyorum
kim bilir belki de bu yüzden
-evet en çok da bu yüzden-
alıcı gözüyle baktığım her aşktan
kalbime bir paha biçiyorum!?
Kalemin meramını anlatacak dili yok,
dedim ve sesini sevdim
sesin yağmurun ıslak ceketi
titrediğinde bir parça teskin verdiğim
dualarına dudaklarımla..
sakinleşmelisin dedim
şayet aşka döneceksen yüzünü
‘seni seviyorum kâfi’
ağzından bir günaydın gibi düşürdüğün
kırılgan sabah
ah o sabah!
beis yok sevgilim
sesini seviyorum…
Ve anlıyorum
sesinden öperek anlıyorum
lâl olunca kalemin dili
sesine yaslanıp kendime bir anlam arıyorum…
ne tuhaf
yanlış yerinden edilmiş bir yemin gibisin
hani söz uçsa da
kanadı kırık yeminler uçamaz diye varsayılan
varsaydıkça ben
bir güvercin ölür ya apansız
bir dağ sökülür uykusundan
gölgesinde seviştiğimiz papatyalar
serinliğini sunarken seslerimize
hani ben yorulurdum
inanmaktan papatyaların kehanetine
‘seviyor, sevmiyor’
‘en çok da sevmiyor’
-evet en çok da bu yüzden-
Git!
kendini de götür giderken
Bir sesin kalsın
bir de heceler gibi öptüğüm adın
susuzum
suçsuzum
sus!
hiç bu kadar öpmek nedir bilmiyorken siz...''
Kalemin meramını anlatacak dili yok,
dedim ve yola koyuldum ayaklarım yolu sevdi
yürüdüm, yoruldum, soluklandım
gözlerinin ucuna oturdum
komşusu oldum yaralı bir bakışın
aşk, ah aşk diyerek
rengine de alıştım
gözlerinde kapladığım yerin
kirpiklerinle konuşarak çoğalttım
aramızdaki mesafeyi
nezaket dilde cerahatmiş anladım
anladım da körelttim iradeyi
kirpiklerinin ucuna iliştirdiğim küfürde
söz durdu ve şimdi anlam yitiyor
oysa hiçbir anlamı yokmuş
küfrüm karaya vuruyor
Yerini yadırgayan eşyalar gibiyim hani
nereye koysan eğreti duruyorum
kim bilir belki de bu yüzden
-evet en çok da bu yüzden-
alıcı gözüyle baktığım her aşktan
kalbime bir paha biçiyorum!?
Kalemin meramını anlatacak dili yok,
dedim ve sesini sevdim
sesin yağmurun ıslak ceketi
titrediğinde bir parça teskin verdiğim
dualarına dudaklarımla..
sakinleşmelisin dedim
şayet aşka döneceksen yüzünü
‘seni seviyorum kâfi’
ağzından bir günaydın gibi düşürdüğün
kırılgan sabah
ah o sabah!
beis yok sevgilim
sesini seviyorum…
Ve anlıyorum
sesinden öperek anlıyorum
lâl olunca kalemin dili
sesine yaslanıp kendime bir anlam arıyorum…
ne tuhaf
yanlış yerinden edilmiş bir yemin gibisin
hani söz uçsa da
kanadı kırık yeminler uçamaz diye varsayılan
varsaydıkça ben
bir güvercin ölür ya apansız
bir dağ sökülür uykusundan
gölgesinde seviştiğimiz papatyalar
serinliğini sunarken seslerimize
hani ben yorulurdum
inanmaktan papatyaların kehanetine
‘seviyor, sevmiyor’
‘en çok da sevmiyor’
-evet en çok da bu yüzden-
Git!
kendini de götür giderken
Bir sesin kalsın
bir de heceler gibi öptüğüm adın
susuzum
suçsuzum
sus!