Sünneti Yaşamak

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Sünnet’e Muhâlefetin Yaygın Bir Örneği


“Câhillerden birçoğunun yaptığı şeylerden biri de farz namaz ile nâfile/sünnet namazı birbirlerinden şer‘an emredildikleri bir ayırma ile ayırmamalarıdır. Tam aksine farzın selâmı ile nâfile/sünnet namazın ihrâm tekbîrini birleştirirler.
Dünyanın uzak köşelerinden pek çok kimseyi hac mevsiminde böyle yaparken gördüm. Farzdan selâm verir vermez oturdukları yerde kalkıp hemen nâfile/sünnet namaza –onunla farz arasında hiçbir ara vermeksizin- tekbîr alıyorlar. Bu hususta onları reddeden ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine muhâlefetten alıkoyan hiç kimseyi de görmedim.
Hâlbuki Müslim Sahîh’inde Ebû Dâvûd da Sünen’inde ‘Umer İbni Atâ ibni Ebi’l-Hivâr’dan şöyle rivâyet etmiştir: Nâfi’ İbni Cubeyr onu Sâib İbni Yezîd’e –İbni Uhti Nemr- göndererek, Muâviye’nin namaz kılarken kendisinde gördüğü durum hakkında bilgi istedi. Sâib de şunları söyledi: Evet, Muâviye ile birlikte maksûrede cuma namazı kıldım. İmam selâm verince ben olduğum yerde ayağa kalkıp cumanın sünnetini kıldım. Muâviye evine gidince bana haber gönderip çağırttı ve şunları söyledi: Bir daha öyle yapma. Cuma namazını kıldıktan sonra biriyle konuşmadıkça veya mescidden çıkmadıkça namazına bir başka namaz ekleme. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize, konuşmadıkça veya mescidden çıkmadıkça farz namaza bir başka namazı eklememeyi emretti.
Şeyhulislâm Ebu’l-Abbâs İbn Teymiyye rahimehullah şöyle der: «Sünnet olan, cumada olsun başka vakitlerde olsun farz ile nâfile/sünnetin aralarını birbirinden ayırd etmektir. İbâdet ile ibâdet olmayanın birbirinden ayırd edilmesinde olduğu gibi bunda da farz ile farz olmayanın birbirinden ayırd edilmesi hikmeti vardır.”


Muhaddis Şeyh

Hamûd b. Abdillah et-Tuveycirî

(vefâtı: 1413 hicrî)
 
Sünneti Yaşamak. Selamun Aleyküm,

Rasûlullah (sav) üsve-i hasene olduğu için onun sünnetini yaşamak biz Müslümanlar için bir zorunluluktur. Çünkü şu bir gerçektir ki, sünnet, insanların din, dünya ve ahiretle ilgili çalışmalarından; alışveriş ve bu konuyla ilgili hükümlerden; îcâr, âriye, hibe, vakf, nikah ve talak gibi ihtiyaç duydukları bütün şeylerden bahseden ve tüm bu hususları içeren ilimdir. Sünnetle amel etmekten maksad, Allah'ın (c.c) Kur'ân-ı Kerim ayetlerindeki isteğini yerine getirmektir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) Kur'ân'ı en iyi anlayan ve en mükemmel şekilde aktif hayata uygulayandır. Bu sebeple, sünnete sarılmakla Kur'ân'a sarılmak, sünneti yaşamakla Kur'ân'ı yaşamak kavramları arasında fark yoktur. Çünkü Allah (c.c) Kur'ân'da daha Önce de işaret ettiğimiz gibi peygambere itaat, emrine uyma, onun verdiğini alma, nehyettiğinden sakınma gibi hususlara dikkat çekmekte, bu yönde emir ve tavsiyelerde bulunmaktadır. Bütün hareket noktasının kaynağı vahiy olan bir insanın emirleri, yasaklan ve yaşama biçimi günahlardan, yalan ve yanlıştan, lüzumsuz fazlalıklardan uzak, Allah'ın (c.c) gözetim ve denetiminde olacaktır. Böyle birinin hayat biçimi olan sünnete sarılmak ve yaşamak elbette ki dinin tâ kendisidir. Zaten İslam, fikrî bir fantezi değil hayata uygulanacak bir sistemdir. İslam hayata uygulanan bir sistem olunca, bunun başka türlü bir izah tarzı da yoktur. Böyle olmazsa, herkes kendi anlayışına göre bir sünnet ihdas eder, buna göre amel etmeye çalışır. Bu durum ise, vahdet dini olan İslam’ın hedeflediği temel espriye aykırıdır. Bu sebeple Peygamberimiz (sav) birçok hadisi şeriflerinde ısrarla sünnete sarılmamız emretmişlerdir. "Sünnetimden yüz çeviren benim ümmetimden değildir" buyurması, üzerinde durulması gereken bir husus olup, ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Yine, Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifte:
"Altı sınıf insan vardır ki, onlara Allah’ta lanet etti, duaları makbul olan nebiler de lanet etti" buyurur ki, bunlardan biri de sünneti terk eden kimsedir.

Sünnet, İnsanları karanlık yoldan kurtaran, aydınlık yollan gösteren, tehlikeli geçitleri bildiren işaret taşlarıdır. Diğer bir deyişle sünnet, insanın bu var olma yok olma savaşında başarıya, zafere götüren yegane kurtarıcıdır. Sünnet üzere yaşamak, insana hayatını kurtarma imkanı sağlayacaktır. Ona zaferlerle dolu bir ömür verecektir.

Hz. Peygamber (sav)'in her sünnetine önem verip sarılmak ve sünnetin gerektirdiği tarzda yaşamak bir Müslüman için yegane gaye ve hedef olmalıdır. Tabii ki bu Öncelikle sünneti bilmekle, öğrenmekle mümkün olacaktır. Ferd ve toplum olarak sünnet eğitim ve öğretimini yaygınlaştırmamız ilk yapılması gereken İş olarak görülmektedir. Bunun da belli bir mekanı yoktur. Okul, cami ve ev bu iş için büyük Önem arz eder.

Hz. Peygamber (sav) örneğini pratiğe aktarabilmek için herşeyden önce insanlara peygamber sevgisini kazandırmak gerekir. Bu, işin îmânî yönüdür. Ayrıca sevmek, örnek almanın da en önemli şartıdır. Tabii ki sadece sevgi yetmez. Sevgi bilgiyle takviye edilirse kalıcı ve verimli olur. Hz. Peygamber (sav)'in hayatı -ki İslamdır- bir bütündür. Bunun bir kısmına sahip çıkıp öbür kısmını ihmal etmek taassubuna düşülmeyecek bir sünnet kültürü, ancak sevgi ile bilginin mezcedilmesiyle mümkündür.

Bu noktada Peygamberimiz (sav)'in ahlakı ve diğer özellikleri müs-lümanlara, bilhassa yeni yetişen nesle örnekleme metoduyla öğretilmelidir. Bunun için şunları yapmak bu işte başarıya ulaşabilmek için gereklidir:
1- İlk ve orta dereceli okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde Peygamberimiz (sav)'den çokça örnekler verilmelidir. Peygamberimizin {sav) yaşam tarzı ve modeli ders kitaplarına girmelidir.
2- Vaizlerimiz, din görevlilerimiz gereksiz ve faydasız bazı bilgiler yerine, daha tatlı ve müşahhas olan peygamberi örnekleri cemaata aktarmalı, vaaz ve hutbelerinde kaynak olarak mutlaka ayet ve hadislere genişçe yer vermelidirler.
3- Günümüzde revaçta olan özel Tv ve radyo İstasyonlarından müslümanlar da azami Ölçüde yararlanmalı, Peygamberimiz (sav) ve seçkin ashabının hayatındaki güzel örnekleri daha geniş kitlelere duyurma çabası içine girmelidirler. Bunca menfi yayınlara karşı bu müslümanlar için zorunluluktur.
4- Her seviyedeki çocuk ve gençlik kitaplarına onların anlayacağı şekilde Peygamberimiz (sav) ve ashabiyla ilgili örnekler alınmalıdır.
5- Ailelerin de sünnet konusu üzerinde eğilerek, Hz. Peygamber (sav)'i tanıtıcı yayınları ev içinde müştereken okuma faaliyeti içine girmeleri güzel olur.

Buraya kadar sünnet üzerinde bir şeyler söylemeye çalıştık. Neticede şunları rahatlıkla söyleyebiliriz:
a- Dînî kimlik ve kişiliğimizi koruyabilmek için İslamı, sünnetteki yorumuyla yaşamak zorundayız.
b- Sünnetten, hangi gerekçeyle olursa olsun yan çizmek, ayrılmak, bidat ve hurafelere kucak açmak demektir. Çünkü sünnet İslam kültürünün tâ kendisidir.
c- Buraya kadar işlenen nasslardan anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber (sav)'den tezahür eden sünnet Kur'ân'ın öz kardeşidir.

Sünnetin günlük hayat programımıza düzenleyici olarak hakim kılınması için, onu kendi bütünlüğü içerisinde kabullenmek ve yaşamaya çalışmak gerekmektedir. Ayrıca medeniyet kurmada sünnetin verilerinden faydalanmak ve bu husustaki çalışmalara hız vermek müslümanların en önemli görevleri arasında gözükmektedir.

Allah'a emanet olun...
 
Geri