bir şeyleri saklama huyumu hala düzeltemedim. altı sene önceki cv'mi buldum. öğrenciyken koşturduğumuz kısa film, belgesel ve aç kalmamak için çektiğimiz tanıtım filmlerini koymuşum projeler alanına. yeterliliklerde ise cs6'nın premiere pro, after effects ve photoshop'una beş +++++ vermişim. çok iyi demek. mukkkhhhteşem demek. hatırası var diye silmemişim herhalde bu rezilliği. sahiden de var.
babadan kalan yetim aylığı hem mezun olduğum gerekçesiyle hem de yaştan dolayı kesilmişti o dönem. günübirlik işler falan derken, açlıktan ölmemek için bizim tiyatrocularla birlikte izmit yürüyüş yolunda kitap satmaya başladık.
tezgah açtığımız bi gün b. abla ile tanıştık; tezgahı görüp, w. golding'in sineklerin tanrısı'nı almıştı. beş dakika sonra geri döndü: gençler sıradan kitaplar satmıyorsunuz, kendi kitaplarınız mı bunlar; iş mi arıyorsunuz siz, dedi. okuduğumuz fakülteleri duyunca, iletişim mezunu biri olarak o dakika anaç yanıyla sahiplendi herhalde bizi.
b. ablanın düğün organizasyon şirketi varmış. iş önerdi bize. düğün işine de yatay geçiş yapmış olduk böylece. alan düzenleme, kurdele bağlama, balon şişirme, masa, sandalye, platform kurma falan fıstık. haftanın üç günü-cuma-cumartesi-pazar- gidiyoruz. ek gelir ve aile bütçesine katkı olsun diye çalışan ablalar vardı. onlarla kanka olduk. dedikodunun dibine vuruyoruz. öyle çaylı, börekli gırgır şamata bir ortam.
yine o dönemlerde bölümden sınıf arkadaşım m. bir reklam ajansında çalışıyordu. daha çok katalogcu dediğimiz türden, para kaynağı grafik tasarım ve kurumsal kimlik tasarımı olan bir ajanstı. sinema-tv mezunu m. oraya girince, şirketin çehresini değiştirip, kendi ekipmanlarıyla ajansın prodüksiyona ağırlık vermesini sağladı. dönemin belediyesiyle de bağlantı kurulunca yürümeye başladılar.
m. düğün organizasyon şirketinde çalıştığımı öğrenince, çalıştığı ajansa çekmeye çalıştı beni. birkaç saat önce bulduğum o cv'yi hazırlamamı söyledi. zaten kendisi referansım/kefilim olacağı için işi her türlü alacağımı söyledi. cv'yi bastırıp, görüşmeye gittim. iki ortak işletiyordu ajansı: t. işin teknik sorumluydu, a. ise daha çok muhasebe işlerine bakıyordu.
yönetim katına çıktığımda ilk izlenimleri parkamla alakalı oldu. neden parka giyiyorsun, komünist misin sorusu ile hoş karşılanmadığımı anladım. görüşme boyunca a. çok konuşmadı. daha çok teknik sorumlu t. uzun uzun kendi ajanslarını övdükten sonra, benim ne tarz işler yaptığımı öğrenmek istedi. ilgili linklerden led tv'de yaptığım işleri izlemeye başladık. bu fasıldan sonra t. işlerden memnun olmadığını şöyle ifade etti: bunlar daha çok kablolu kanallarda yayınlanacak üçüncü sınıf reklam işleri ya da öğrenci kafası projeler. yeteri kadar deneyimin olduğunu düşünmüyorum, biz daha büyük işler yapıyoruz. falan fıstık. hiç deneyimim olmadığı cv'de de yazıyor zaten, neyin eleştirisiydi anlamak güç.
hiç konuşmayan a. sonradan söze girdi ve bunun orada kazanacağım deneyimle çözülebileceğini söyledi. küçük şehrin, burnu büyük insanları iyi polis, kötü polis oynuyorlardı açık açık. bana ezilmekten başka bir çözüm düşmüyordu ama ara ara sesimi yükseltmeye başladım. kefilim/referansım m. de görüşmede bizimle birlikteydi, bir defa bile beni savunma gereği duymadı. sadece dinledi.
görüşmenin en gerilimli anı ise, şirket personeliyle ilgili kısımlardı. ajanslarında "bayan" arkadaşların da çalıştığını ve her birinin "kardeşimiz" olduğunu ifade ettiler. yani iş arkadaşlarına yavşama demeye getirdiler. bu arada yıllar sonra t.'nin o "bayan" iş arkadaşlarından biriyle evlendiği bilgisini de vereyim. neyse sonuç olarak benim açımdan bol gerilimli ve patlamaya hazır bir şekilde görüşmeyi sürdürdük. m. işinden olmasın diye gerektiği gibi tepki gösteremedim.
a. sözü aldı ve pazartesi işe başlayabileceğimi söyledi. pazartesi görüşmek üzere el sıkıştık ve konuşmayı bitirdik. pazartesi geldiğinde öğle suları ajansı arayıp, işi kabul etmediğimi ve orada çalışmak istemediğimi söyledim. birkaç hafta sonra da çanakkale'de çekilecek bir uzun metraj için teklif geldi ve oraya gittim zaten. göçebe yaşamım başlayıverdi.
aradan geçen zamanda bakıyorum da ajans hala kocaeli'de küçük işler yapmaya devam ediyor. küçük şehrin küçük insanları tarafından aşağılanmış biri olarak, sonraki yıllarda kariyerim portföyümdeki işlerle yaldızlandı. cv bile denmiyor artık, portföy, senior olmak kolay değil. iyi ki diyorum küsmedim sektöre. kasıla kasıla iş yapan t. ile pişmaniyeci reklamı yapmaktansa büyük firmaların tvc'lerine emek verdim. iki uzun metrajda çalıştım. falan fıstık.
m. ile o günden beri konuşmam. yeşil parkamla kimseye minnet etmeden, el pençe divan durmadan garsonluk, çaycılık yaptığım günler de oldu. bunu en çok onun bilmesi lazımdı.
-
-
-
*her gece
bilge bir gezgin tavrıyla
adımlıyor yolunu
-
der himmel über berlin*
-

varjoja paratiisissa*
-
ne olacak bu sigaradaki kdv/ötv. yine bindirmişler. verginin vergisi kavramını ve özel tüketim vergisini icat eden özal'ı analım hep birlikte.
-
nihansın dideden ey mest-i nazım,
bana sensiz cihanda can ne lazım.
enver aysever'e konuk olan özdemir erdoğan'ın pespayeliğine denk geldim biraz önce. sanat güneşimiz hakkında çok çirkin şeyler söylemiş. hiç hoşuma gitmedi. lgbti karşıtı söylemler artmaya mı başladı, bana mı öyle geliyor?