şundanbundan*

Konu sahibi son olarak 1518 gün önce görüldü
sundan_bundan.png

sıkılıyorum sabri, bunalıyorum. ücretsiz iznin dokuzuncu haftası. gece. martı sesleri. karşı çatıya yuva yapmışlar. boncuklu tabanca ile mutlu aile saadetlerine gölge düşürmeliyim ama içimdeki hayvanseverler ayaklanır diye çekiniyorum. mizah dergilerine düştüm. gombrowicz'in bakakai'si yarım kaldı. okumak zor. ya da ben sıkıcıyım. akıntıya karşı yüzen alabalıklar var bir yerlerde. nerede okudum bunu?

a.'nın müzisyen kardeşi kredi çekmiş ve film ekipmanları almışlar. önce yazar, oyuncu, ressam; şimdi de yönetmen olacak. sanatın prekaryası. bir hayata kaç yaşam sığdırıyorsunuz? yaşam heveslisi, çekeceği kısa film için yardım istedi. dersim'e gidecekmiş bir süre sonra. orada çekecekmiş. senaryosu üzerine düşündüm. taşra hikayesi. beğenmedim. şimdi sırası mı? niye sürekli birileri benden yardım istiyor?

belgesel fikri iyi ama. trt belgesel işini kabul etmedim ben de. belki başka iş gelir. a.'ya kaygı'yı önerdim. ceylan özgün özçelik'in. pelin esmer filmlerini izlemeyen kadın yönetmen adayı olur mu? tuhafsın. ve ben c.'de yaşadığım zaman kaybını, seninle yaşamak istemiyorum. kapıma bi yarım devirip, gelsen daha mutlu olurum. anason kokarsın ama tahammül edebilirim. sonra sevişiriz ya da film izleriz. neden kiyarüstemi ve close-up? bir nedeni olmalı? horladığım için neden şikayet ediyorsun?

insanlarla vakit geçirmeliyim. z. aradı hafta sonu. sürekli yanında şikayet etmekten, hayatını çaykovski notalarına dönüştürünce üzülüyorum. bu yüzden cevap vermedim. yine yanında şikayet edeceğim. çünkü canım sıkılıyor. rastgele bir otobüse binip, herhangi bir semtin, kenarda köşede kalmış çay ocağında çay içme rutinimizi askıya aldım. z. hala kanalda. şahsım cumhuriyetinde olanları aktarıyor kamera arkasından. ya da uzmanları dövüştürüyorlar. herkesin bir sikleti var sonuçta. sikleti yüksek olan uzman dövüşü kazanıyor.

ana kumanda da olsaydım, kj'den izleyicilere küçük bir selam çakardım: sen abdülhamit'i savundun. çıkar, göster. alçak, puşt.

kader_firt.png
 
Yüksek müsaadenle birşey soracağım, bu doğu perinçek'in olayı ne? nasıl her dönem kendini gündem yapabiliyor, her dönemin adamı olması tek başına yeterli bir sebep mi?
 
Yüksek müsaadenle birşey soracağım, bu doğu perinçek'in olayı ne? nasıl her dönem kendini gündem yapabiliyor, her dönemin adamı olması tek başına yeterli bir sebep mi?

paratoner işlevi var sanırım. ya da türkiye'nin kara kutusu. ilk dönemlerinde siyasetin yükselen değeri özgürlük hareketleri, komunizm ve fraksiyonlar olduğu için kendisinin sahneye çıkışı da bu eksende olmuştu. ama daha çok maoistlerin yanında yer alan bir tavrı vardı. darbe döneminde bir çok sol örgütün yapılanma şemalarını bile ince detaylarına kadar afişe etmiş, sola ihanet etmiştir.

90'lı yıllarda sovyetler dağılınca, düşmanı olduğu-ifade biçimiyle sosyal emperyalist- sistem çökünce, kendisine apocuların arasında bir yer edinmek istedi. kürt hareketini destekledi.bu dönem terör örgütüne karşı baskı yoğunlaşınca ve son olarak da öcalan yakalanınca, ulusalcı/kemalist yanı ortaya çıkıverdi. tabi siyasal islam da bu arada gündemin yükselen değeriydi.

şahsımın yükselişi başladı. sonra ulusalcıların siyasi baskılara maruz kalması, ergenekon süreci gibi olaylar yaşandı. yakın dönemde de kendisini siyasal islama ve şahsım otoritesine daha yakın bir yerde tanımlıyor. bir süre sonra şahsımın ve iktidarının çöküşünü göreceğiz sanırım. perinçek bu konuda yanılıyor olamaz.

kısacası, perinçek neyi savunuyorsa, savunduğu şey bir şekilde zarar gördü geçmişte. macaristan'da gulaş komunizmi/gulyáskommunizmus adı verilen bir dönem var; biraz ondan, biraz şundan bir siyasi düşünce tarzı. perinçek'in geçmiş siyasal yaşantısı da tarhanakomunizmi ya da türlükomunizmi gibi bir şey olur herhalde. birilerinin adamı ama yapacağım yorum komplo teorisinden öteye gidemez bundan sonra. o yüzden paratoner onu daha iyi tanımlıyor.
 
Yani bir mantığı oturtmak gerekirse herif kendi içerisinde inanılamayacak derece tutarlı geliyor. Hatta bu ülkeye kendisi kadar tutarlı bir siyasetçi tarih boyunca gelmemiştir, örneği var mı? Ya da en kusursuz döneği, muhbiri, dava arkadaşlarının kanına girebilecek kadar alçağı, p*ştudur. Ya da Bülent Uluer'e göre kendisi hippi bile olamamıştır. Ama bir şekilde herşeyi olmayı başarabilmiştir.

Unutulup gitmiyor, yargılanıp ölmüyor. Bir delinin yukardan attığı taş gibi seke seke gidiyor topal.
 
perinçek'in siyasi yaşantısı ya da varoluş meselesi çok da umurumda değil aslında karşiim. içimdeki sıkıntıyı şu an cem uzan'ın iktidarı elde ettiği bir paralel dünyada neler olurdu'yu düşlemekle gideriyorum kusura bakma. her gün pringles yerdik.

[ürünyerleştirme]
kisspng-clip-art-pringles-crisps-pizza-logo-brand-jusuf-nurki-stranica-927-sportsport-ba-5b7ff...png
[/ürünyerleştirme]

bbcode'larla da dalgamı geçerim. eskiden altı çizgili, kalın, italik falan baya estetik yazardım. şimdi cümlelere büyük harfle başlamaya bile üşeniyorum. forumculuksss.

neyse.

-

-

-

sundan.png

"oy birliğiyle kabul edilen önerge üzerine şansölye görüşmeleri açtı... ve bir sessizlik oldu, aslında ardından gelecek tartışmaya öncülük eder gibi görünen dilsiz ve sağır bir sessizlik. ilk sözü içişleri bakanı istedi; sözü alır almaz da susmaya girişti ve uzun söylevi boyunca sustu. sonra yerine oturdu.

daha sonra söz alan adalet bakanı oldu; bununla birlikte, söz kendisine verilir verilmez o da yerinden kalkıp, söylemesi gereken ne varsa hepsini açıkça sustu, sonra yerine oturdu.

orada hazır bulunan bakanlar birbiri ardına söz istiyor, susuyor, sonra yerlerine oturuyorlardı ve portrelerin ve duvarların içkin sessizliğiyle kat kat artan büyük kurul'un sessizliği, o inatçı sessizliği giderek güçleniyordu. mumlar can çekişiyordu. saatler geçiyordu. şansölye soğukkanlılıkla sessizliğe başkanlık ediyordu." witold gombrowicz/bakakai*

-

arabesk.png

nurdan gürbilek'in vitrinde yaşamak kitabında bu dönemin kültürel iklimine ve bu iklimin oluşumunun sosyolojik alt yapısına dair hoş çıkarımları vardı. hava sıcak. fularım terlediği için detaylı aktaramayacağım. ama özeti şöyle: taşranın şehre göç dalgasıyla birlikte başlayan sarsıntı odak noktasında. egemen yapıya/sisteme başkaldırı içeren bir alt kültür olarak arabesk, bu sarsıntının bir ürünü.

sinema mezunu olmanın bir faydası, bunu histerik yeşilçam filmlerini inceleyerek algılayabilmek sanırım: 60'ların, 70'lerin sıcak aile filmlerinin yerini-arabeskin çıkışı olan-80'lerde taşradan şehre göçmüş insan hikayelerinin alması. gariban bilo'lar ile kurnaz banker maho'lar. orhan gencebay, ferdi tayfur, müslüm gürses şarkıları. şarkılardan kurgulanan bol acı soslu hikayeler. toplumumuzun delirme eşiği yüksek ise, sırf bu dönüşümü sindirebilmiş olmasından sanırım.

-

g. ile en son görüşmemiz üzerinden üç sene geçmiş. grafik tasarımcı olmuş. çok şaşırdım görünce. teşvik ediyordum ama adım atacağını tahmin etmiyordum. çanakkale'de setteyken attığı mesajları hatırlıyorum. beni bekliyordu izmit'te. hala bekliyor musun, desem; ne derdi acaba? hayali kurulmuş ama yaşanmamış gerçeklikleri düşünüyor mudur acaba? kurgucu facts. hayatına devam ediyor. herkes hayatına devam ediyor.

EYPLNLTWkAAA49Z.jpg

sıkıştım,
kaldım.
burada; bu fenerde.

g. sana hiç anlatmış mıydım: çocukken antalya'da ilk kez denizi gördüğümde kışın donacağını düşünmüştüm. illustrator'da da kendini geliştirirsen, çok iyi işler yapabilirsin. donmuş bir deniz. üzerinde daha güzel diyarlara kayan çocuklar.

-

sahi niyçün?

pabuc.png
 
habuarada ücretsiz izin meselesinden dolayı üzgünüm, sende üzülüyor musun?
perinçek'i boşver ya, muhabbet olsun diye şe ettim. ben sevdim kenardan izlerim, sevgiyle...
 
habuarada ücretsiz izin meselesinden dolayı üzgünüm, sende üzülüyor musun?
perinçek'i boşver ya, muhabbet olsun diye şe ettim. ben sevdim kenardan izlerim, sevgiyle...

benim durum biraz farklı. bizim sektör işliyor hala. işler durmadı. dokuz saat mesai yapıyorsun, akşam uyumak üzereyken telefon geliyor ve ertesi gün akşam beşe kadar tv reklamı yetiştirileceği söyleniyor. insan gibi yaşamak istediğine dair tepki gösterince de mobbing uygulanıyor. ipler geriliyor. şirketin en eski çalışanıyım üstelik.

üzüldüğüm şey ise daha çok, mesai arkadaşlarımın da benim gibi ücretsiz izne çıkarılması ve bu süreçte durumun/şartların farkında olsalar dahi, hala çalışmaya, yeni projeleri çıkarmaya, gelen revizeleri yapmaya devam etmeleri. ben gözdağı verilerek ücretsiz izne çıkarıldım.

sektörde koşullar böyle diye de bir laf çıkarmışlar. hangi deli attıysa o taşı artık kuyuya, sendikalar, meslek oluşumları dahi çıkaramıyor.

-

-

-

sundan2.png

4148662.png

bugünün keşfi: vuelven/kaplanlar korkmazlar.

farklı bir anlatı. el laberinto del fauno/pan'ın labirenti gibi fantastik bir dili var. meksika'daki son on yılda yaşanan şiddet olaylarını, kartellerin yarattığı şiddet dünyasını masalsı biçimde çocukların gözünden aktarıyor.

-

muzika. milan babic versiyonuna sırt çevirdim artık. sen ne büyük insan duşan kovaçeviç. hala en iyim, anlattığın hikaye. vazgeçilmez. klasik.

 
Yani ne desem biliyorum ama hep aynı işte.Her geçen güne yeni hak gasplarıyla uyanıyoruz. Patronlar emeğimizi sömürüp haklarımızı ellerimizden alarak zenginliklerini katlıyorlar. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bunları görmeyelim, bilmeyelim, mücadele etmeyelim diye ellerinden geleni yapıyorlar, sonra işte dediğin gibi "işler böyle yürüyor, işine gelirse" denilerek kulp takılıyor.Değerlerimizi, inançlarımızı, zevklerimizi ve insani duygularımızı kullanarak bizleri kandırmaya devam ediyorlar. Diğer yandan ise bizlerde bu canavarı beslemeye devam ediyoruz.Sen ve arkadaşların için daha iyi şeyler olmasını umuyorum ve diğer bütün emekçiler için.
 
sundan3.png
yolcu.png

izmir seferini yapan izmirturizmin bilmemne sefer sayılı otobüsünün sayın yolcuları, otobüsümüz fişmekan dinlenme tesislerinde 15 dakika çay ve ihtiyaç molası vermiştir. fişmekan dinlenme tesislerinde keyifli vakit geçirdiğinizi umar, akrabalarınıza bomba atma fikrini aklınızdan çıkarmanızı tavsiye eder, iyi yolculuklar dileriz.

deli ediyor beni bu a. sülalesi. tek tek hepsini akrabalıktan reddetsem dahi yine bir yerlerden çıkıyorlar. salim amca çıktı şimdi de. kayısılar dökülüyorlarmış da ziyan oluyormuş. adam tut o zaman salak herif. koca bahçe. yaşlı başlı kadına kayısı toplatmışlar, düşeceğim diye bacağımı nasıl kastıysam, üç gündür ağrıyor, diyor.

misafire iş yaptırmak da akraba yüzsüzlüğü herhalde. ayrıca ağaçta ne işin var valide, gözünü seveyim ya? izmir'de ne işin var diye sormuyorum artık. otursana aydın'da. tarım işçisi misin sen? yemin ediyorum izmir'e gidip bomba falan atacağım artık.

-

gitmek*

cebimde.png
yılmaz erdoğan/cebimdeki kelimeler*

-

çocukluğumun gazi mahallesi ve içinden geçen tren yolunu hatırladım. lisedeyken kaçak bindiğimiz banliyö trenlerini kaldırdılar demişti r. bir ara. güzel şiir yazardı, çünkü yürümesi gereken mesafeleri vardı. tigem, gazi mahallesi civarında trenden inip de okula kadar yürürdü. onca mesafe. her gün. günde iki defa.

bir derste, mesele başından beri iktisadi, demişti felsefe hocası. insanları yürüten mesafeler var. biz ona fakirlik diyorduk çünkü daha felsefe yapmayı beceremiyorduk. r. ile edebiyat dergisi/fanzini kuralım isterdik birlikte. şimdilerde komiser yardımcısı. gri kentin bir ilçesinde. toplu ulaşıma para vermiyor. yılların biriken nefretiyle geleceğini düşünmek istemiyor artık.

eski günleri hatırlamak da istemez. ben niye hatırlıyorum? ne güzel şiir yazardı.

-

afacan büyüyor. sekiz aylık oldu. bu arada lütfettiniz de sonunda ablama vatandaşlık verdiniz ispanyol hükümeti. türk kimliğini yakmasını söyledim ablama. yak. kül et. nazım için. sabahattin ali için. haymatlosların hüznü için.

üşüdüğümü unutuyorum yalnızlığımı da / yasaksa artık bu ülkeden çıkmamız
vatansız olduğumuzu bilelim diyedir / mayınlayarak ömrümüzün kalan kısmını
anladım vatansızlıktır bir şaire yakışan.
ahmet telli/anladım*

-

nasıl oluyor da oluyor?*

nabiz.png

bilgilenmek lazım. fularımın rengi soluyor.

-

source.gif

zerkalo*
 


jan svankmajer / tma, svetlo, tma*

-

2a6f9e8432e14dfb693c7bbc7506d163.jpg

birini seviyorsan, yarın ona şöyle de: gökyüzü bembeyaz.
eğer o bensem şöyle cevap veririm: ama bulutlar kapkara.
böylece birbirimizi sevdiğimizi anlarız.
les amants du pont-neuf*

-

2tz.png
dom za vesanje*

-


the science of sleep*

-
alırım başımı, başım bir deli nehir / silerim yaşımı, siler ismimi şehir,
kestirir saçımı, kendimi avuturum / bi' gülü kurutur, kurursa unuturum.

bir mektup yazarım, yokluğundan da ağır / bi' kedi alırım, sen de anneni çağır,
ellerin aklımda, sevdan kalbimde kalır / hep hüsran hep kahır, söyle artık olsun.




büyük kadınsın sertab.
 
Son düzenleme:



*karanlık varsa aydınlık da var. ışığın var mı? yak biraz.

-

MUSTA-KISSA-VALKOINEN-KISSA-4-700x466.jpg
crna macka, beli macor*

-

ELYNnjDXsAAPAge.jpg

boynu bükük bir droidim, yüzüm gülmüyor;
gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?

-

nedir/nedir?*

makyaj.png
 
bugünün cinnet eşiği: başkentgaz.

source.gif


öncelikle selam eder, küçüklerinizin gözlerinden, büyüklerinizin ellerinden öperim.

yakın dönemde ensarcılara aktarılan hibelerden geliri ya da yandaş doyurma özelliği kısıtlanan başkentin gaz kurumu, gerçeküstü cezalar ile bu farkı kapatmaya çalışıyor. anlıyorum. muz cumhuriyeti için kanunların, seyyar hükümcünün tırışka hükümlerinin kılıf uydurma vazifesi hep olmuştur.

babamın mirasçısı olarak bana ait olan abonelik kullanım hakkı yüzünden kiracımı taciz ediyorsunuz. sözleşmede gaz aboneliği ev sahibine aittir maddesi olduğu halde, buradan vurmaya çalışıyorsunuz. 13 senedir umurunuzda olmayan abonelik sahibinin hayatta olup/olmaması şimdi aklınıza geliyor. üstüne rahmetli babamın adına kaçak gaz kullanımı sıfatıyla ceza kesiyorsunuz. kartlı yüklemede neyin kaçak kullanımıysa, o ayrı soru.

şimdi sorum şudur: ben sıradan bir vatandaşken, bu hukuk tanımazlığınız, bürokrasi şaklabanı eylemleriniz için cinnet geçirsem, mahkemede iyi hal indirimi alır mıyım? mansur başkan nasıl ağlattı ama sevgili annelerinizi? bunlar daha iyi günleriniz.
 
sundanbundan.png

bir alçak, puşt mesel.

stor perde ve burjuvazi. bu gecenin esefle kınanacak tartışma başlığı. işsizlikten. bakmayın. tül perde ve güneşliğin yerini işgal eden stor perde bir burjuvazi imajı mıdır?

kastamanolu e. odasında stor perde kullanıyor. stor perdenin maliyetinin yüksek olmadığını haliyle de burjuvazinin-maddesel- yaşantısını tanımlamada bir araç olarak görülemeyeceğini düşünüyor.

muğlalı e. ise tül perde ve güneşliğin stor perdeye göre daha pahalı ama kullanım açısından sürdürülebilir olduğunu, haliyle de "ucuz mal alacak kadar zengin değilim" atasözünü savunuyor.

tartışmayı biraz kızıştırdım ama haklı olduğuna inandığım taraf tül perde ve güneşlikçi duruştur. maliyet açısından ucuz olan şeyin sürdürülebilirliğinin sağlanması imkansızdır. bunun sağlanması yerine yenisini almak kavramı ortaya çıkar. bu da tüketim kültürüne ve hedonizm illetine boğulmak demek.

bir anekdot. bir hoş acı. istanbul'a ilk geldiğim zamanlar, köpek barınağından hallice bir oda bulmuştum kendime; kirası ucuz diye paylaşımlı bir evde kalmıştım. o dönem perdeye verecek param olmadığı için büfeden satın aldığım gazeteleri yapıştırmıştım pencereye. mahremiyet önemli sonuçta.

sen yeniçerileri savundun, hayin. kahrolsun burjuvazi ve stor perdeler. hatta tül perdeler. hatta güneşlikler. yaşasın üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci sayfa haberleri.

çay demlenmeden şu demi bozmayın b'oluum. iki muhabbet ediyoruz stor perde yüzünden fraksiyonlara bölündük hemen.

-

entel.png

fularlı notlar.

i. yeditepeli şehrin sanat kusan bir semtinde oturuyor. özgürlükçü ve sanatçı. ama tahammülsüz. ama pragmatist. eline kitap dahi almaz. popüler değilse. hayatı yaşamak istiyor. bohem varoluşçuluğun dünyasında kendini yeni baştan yaratıyor.

mutsuzluk kokuyor. sanatı ve sanatçı kişiliği ile anılmak istiyor. anlamı buldu ve yorumladı. sanat yaparım. yapıyor. düğün şekerleri gibi küçük şişelere sanat dolduruyor ve renkli kurdelelerle instagram hesabında bunları sergiliyor. takdir bekliyor. gidin bakın, alıcısı için hala sanat yapıyor.

yine de oturunuz lütfen.

-

aslında
hazin bir öyküdür bu
anlatmaya yakışmaz sesiniz
yanımdaki bütün sandalyeler boş
alabilirsiniz.

oturunuz.
...
birhan keskin*

-

...aklını yitirmek bana saygıdeğer bir şey gibi geliyor. tıpkı nöbetçinin görev yerinde can vermesi gibi. ama beklemek, deliliğin yavaş yavaş ve önüne geçilemez biçimde yaklaşması, muazzam ölçülerde bir şeyin uçurumdan aşağı düşmekte olduğu hissi, bin parçaya ayrılan düşüncenin verdiği katlanılmaz acı... kalbim sağırlaştı ve öldü, yeni bir hayat yok ona, ama düşünce hala canlı, bir zamanlar samson* gibi kuvvetli, ama şimdi çocuk gibi savunmasız ve zayıf olsa da hala mücadeleci: acıyorum ona, ah, benim zavallı düşüncem. *doğaüstü güçlerini saçlarından alan mitolojik ibrani karakter. saçları kesilince gücünü kaybeder.

...leş kargaları bağırıyor. duyuyor musun: leş kargaları bağırıyor. nereden geliyor bu kadar çok kuş? göyüzünü karartıyorlar. korkuyu bir kenara bırakıp yanımıza oturuyorlar, her yere birlikte gidiyoruz ve her zaman kara dantelli bir şemsiye veya kara yapraklarıyla hareket eden bir ağaç gibi üstümüzdeler. bir tanesi yüzüme kadar sokulup beni gagalamak istedi, herhalde öldüğümü düşünüyordu. leş kargaları bağırıyor ve bu beni biraz endişelendiriyor. nereden geliyor bu kadar çok kuş?
leonid andreyev*

-

double bind*
öznenin ne yaparsa yapsın kazanamadığı durum: yazı gelirse ben kazanırım, tura gelirse sen yitirirsin.

-

nasilnasil.png

nasıl yareppim, nasıl nasıl nasıl?

mutfak.png
-
film.png

-
-
-

original.gif


çoğu insan kendini yeryüzünde benzeri olmayan bir birey olarak görür.
bu düşünce, onları hiçbir şey olmamış gibi yataktan kalkmaları, yemek yemeleri ve boş boş gezinmeleri için motive eder.

-

muzika*


-

ben yazarken sıkılıyorum. siz de okurken sıkılmayın diye beğendiğim karikatürleri iliştiriyorum. müessese ikramı.

wc.png
 
sundan.png

bir şeyleri saklama huyumu hala düzeltemedim. altı sene önceki cv'mi buldum. öğrenciyken koşturduğumuz kısa film, belgesel ve aç kalmamak için çektiğimiz tanıtım filmlerini koymuşum projeler alanına. yeterliliklerde ise cs6'nın premiere pro, after effects ve photoshop'una beş +++++ vermişim. çok iyi demek. mukkkhhhteşem demek. hatırası var diye silmemişim herhalde bu rezilliği. sahiden de var.

babadan kalan yetim aylığı hem mezun olduğum gerekçesiyle hem de yaştan dolayı kesilmişti o dönem. günübirlik işler falan derken, açlıktan ölmemek için bizim tiyatrocularla birlikte izmit yürüyüş yolunda kitap satmaya başladık.

source.gif


tezgah açtığımız bi gün b. abla ile tanıştık; tezgahı görüp, w. golding'in sineklerin tanrısı'nı almıştı. beş dakika sonra geri döndü: gençler sıradan kitaplar satmıyorsunuz, kendi kitaplarınız mı bunlar; iş mi arıyorsunuz siz, dedi. okuduğumuz fakülteleri duyunca, iletişim mezunu biri olarak o dakika anaç yanıyla sahiplendi herhalde bizi.

b. ablanın düğün organizasyon şirketi varmış. iş önerdi bize. düğün işine de yatay geçiş yapmış olduk böylece. alan düzenleme, kurdele bağlama, balon şişirme, masa, sandalye, platform kurma falan fıstık. haftanın üç günü-cuma-cumartesi-pazar- gidiyoruz. ek gelir ve aile bütçesine katkı olsun diye çalışan ablalar vardı. onlarla kanka olduk. dedikodunun dibine vuruyoruz. öyle çaylı, börekli gırgır şamata bir ortam.

yine o dönemlerde bölümden sınıf arkadaşım m. bir reklam ajansında çalışıyordu. daha çok katalogcu dediğimiz türden, para kaynağı grafik tasarım ve kurumsal kimlik tasarımı olan bir ajanstı. sinema-tv mezunu m. oraya girince, şirketin çehresini değiştirip, kendi ekipmanlarıyla ajansın prodüksiyona ağırlık vermesini sağladı. dönemin belediyesiyle de bağlantı kurulunca yürümeye başladılar.

m. düğün organizasyon şirketinde çalıştığımı öğrenince, çalıştığı ajansa çekmeye çalıştı beni. birkaç saat önce bulduğum o cv'yi hazırlamamı söyledi. zaten kendisi referansım/kefilim olacağı için işi her türlü alacağımı söyledi. cv'yi bastırıp, görüşmeye gittim. iki ortak işletiyordu ajansı: t. işin teknik sorumluydu, a. ise daha çok muhasebe işlerine bakıyordu.

yönetim katına çıktığımda ilk izlenimleri parkamla alakalı oldu. neden parka giyiyorsun, komünist misin sorusu ile hoş karşılanmadığımı anladım. görüşme boyunca a. çok konuşmadı. daha çok teknik sorumlu t. uzun uzun kendi ajanslarını övdükten sonra, benim ne tarz işler yaptığımı öğrenmek istedi. ilgili linklerden led tv'de yaptığım işleri izlemeye başladık. bu fasıldan sonra t. işlerden memnun olmadığını şöyle ifade etti: bunlar daha çok kablolu kanallarda yayınlanacak üçüncü sınıf reklam işleri ya da öğrenci kafası projeler. yeteri kadar deneyimin olduğunu düşünmüyorum, biz daha büyük işler yapıyoruz. falan fıstık. hiç deneyimim olmadığı cv'de de yazıyor zaten, neyin eleştirisiydi anlamak güç.

tenor.gif


hiç konuşmayan a. sonradan söze girdi ve bunun orada kazanacağım deneyimle çözülebileceğini söyledi. küçük şehrin, burnu büyük insanları iyi polis, kötü polis oynuyorlardı açık açık. bana ezilmekten başka bir çözüm düşmüyordu ama ara ara sesimi yükseltmeye başladım. kefilim/referansım m. de görüşmede bizimle birlikteydi, bir defa bile beni savunma gereği duymadı. sadece dinledi.

görüşmenin en gerilimli anı ise, şirket personeliyle ilgili kısımlardı. ajanslarında "bayan" arkadaşların da çalıştığını ve her birinin "kardeşimiz" olduğunu ifade ettiler. yani iş arkadaşlarına yavşama demeye getirdiler. bu arada yıllar sonra t.'nin o "bayan" iş arkadaşlarından biriyle evlendiği bilgisini de vereyim. neyse sonuç olarak benim açımdan bol gerilimli ve patlamaya hazır bir şekilde görüşmeyi sürdürdük. m. işinden olmasın diye gerektiği gibi tepki gösteremedim.

a. sözü aldı ve pazartesi işe başlayabileceğimi söyledi. pazartesi görüşmek üzere el sıkıştık ve konuşmayı bitirdik. pazartesi geldiğinde öğle suları ajansı arayıp, işi kabul etmediğimi ve orada çalışmak istemediğimi söyledim. birkaç hafta sonra da çanakkale'de çekilecek bir uzun metraj için teklif geldi ve oraya gittim zaten. göçebe yaşamım başlayıverdi.

aradan geçen zamanda bakıyorum da ajans hala kocaeli'de küçük işler yapmaya devam ediyor. küçük şehrin küçük insanları tarafından aşağılanmış biri olarak, sonraki yıllarda kariyerim portföyümdeki işlerle yaldızlandı. cv bile denmiyor artık, portföy, senior olmak kolay değil. iyi ki diyorum küsmedim sektöre. kasıla kasıla iş yapan t. ile pişmaniyeci reklamı yapmaktansa büyük firmaların tvc'lerine emek verdim. iki uzun metrajda çalıştım. falan fıstık.

m. ile o günden beri konuşmam. yeşil parkamla kimseye minnet etmeden, el pençe divan durmadan garsonluk, çaycılık yaptığım günler de oldu. bunu en çok onun bilmesi lazımdı.

-

-

-




*her gece
bilge bir gezgin tavrıyla
adımlıyor yolunu
-

HUB10cWWS-1.jpg
der himmel über berlin*

-

tumblr_nghu88PeMx1tus777o1_1280.jpg
varjoja paratiisissa*

-


ne olacak bu sigaradaki kdv/ötv. yine bindirmişler. verginin vergisi kavramını ve özel tüketim vergisini icat eden özal'ı analım hep birlikte.

zam.png

1904131_10151937748816254_1805005612_n.jpg

-

source.gif


nihansın dideden ey mest-i nazım,
bana sensiz cihanda can ne lazım.




enver aysever'e konuk olan özdemir erdoğan'ın pespayeliğine denk geldim biraz önce. sanat güneşimiz hakkında çok çirkin şeyler söylemiş. hiç hoşuma gitmedi. lgbti karşıtı söylemler artmaya mı başladı, bana mı öyle geliyor?
 



"aşktan düşüyorum. serbest düşüyorum.
tuz buz olmaya hazır; boşlukta süzülüyorum."

geçen sene bugünlerde yine kulağım ağrıyordu. ağrıyı azaltsın diye a.'nın rojava'da aldığı parça tesirli yaralarının izlerine dokunuyordum. 17 yaşında tecavüze uğradığını o zaman anlatmıştı. tanışmamızın üzerinden beş sene geçmiş. anarko feminizm okumaları yüzünden küçük oyunlarımızda bile eril yanıma sövgü dolu bakıyordu tabi. yırtık çoraplarıma falan kızıyordu. ilerleyen haftalarda toplumun antagonist olarak gördüğü iki kişi nasıl anlaşamaz oyununu sahneye koyduk. anlaşamadık. bize nasıl seveceğimizi öğretemeyen toplumun kozmos ve neptün'ü de olamadık.

source.gif


"her şeyin kendine ait bir yeri var. her şey kendi yerini bulduğunda huzura kavuşuyor. bedenimiz kendi ağırlığıyla buluyor kendine ait olan yeri. ama bu aşağı çeken bir ağırlık değil. ateş yükseliyor, taş düşüyor. bedenlerimizin asıl ağırlığı, aşkımızdan oluşuyor."

"yüreğim, verdiğim emeğin karşılığı bir şey ummasın diye yüz çevirdim. çünkü bütün emeğinden ve emek çeken yüreğinin çabalamasından insana ne fayda var bulamadım. çünkü o zaman insanın günleri hep dert, emeği keder oluyor. geceleri bile yüreği rahat etmiyor." *reha erdem/kozmos.

seni seviyorum ama senden korkuyorum, diyordu sürekli. az çok bunun ne anlama geldiğini biliyordum: "seni seviyorum ama kendimden nefret ediyorum"du. ben de öyleyim. seni sevebilirim ama kendimden nefret ediyorum. toplumdan daha çok nefret ediyorum. kaçıp gitmeme de kızıyordu ama anlaşmayı da öyle istedim ki dört ay sonra en sevdiği kusturica filmi beyoğlu'nda gösterimdeydi: arizona rüyası. o sesi duydum sonra: suyu dinle, ateşi yak, özledim demek bu.

EKqqaRNXsAUTTPn.jpg

filme iki bilet aldım ve işten çıktıktan sonra iki saat sinemanın önünde bekledim. ona da bilet aldığımı söylemedim. o da gelmedi zaten. ama paralel evrende bunu hissedip, tam vaktinde sinemanın önündeydi. öyle güzel anıydı ki şöyle diyordum: "koynumdaki zümrüdü anka; bak, kanatların nasıl da parlıyor."

çoğu zaman dinlettiği yasemin mori şarkısı aklımdaydı:




"birileri bize çok acı,
birileri bize çok acı"
-
"yine benden uzak kalmış,
beni terk etmedi,
beni bırakıp gitmedi."

Aqzt.gif


ama bırakıp gittim. çünkü kafamın içinde daniel plainview'in haykırışları da geziniyordu. arka planda ise convergence çalıyordu. toplumun bize borçlu olduğu mutlulukların hesabını kim soracak?


-

ilintililer*

corap.png
*bu arada çocukken de yırtıkmış çoraplarım. keşke buna kızmasaydın.
-
"haklısın baba. buraya ben yürüdüm. kimsenin suçu yok. adımlarımdan belli, iflah olmam, çok beterim. ama koynumda zümrüdü anka vardı. hiç kimse nasıl görmedi kanadını? biliyorum, gökyüzünü fark etmem çok geç oldu. gereksiz korkularım, çok özenli banyolarım, kaygılarım var. şimdi ne var söyleyeyim mi baba? ajandalar var. mektuplar, şampuanlar, işler, güçler, imza sirküleri, hesap numaraları ve iç sıkıntılarım var. inatla ve özenle taşıdığım çocuk gövdem çok yalanlı bir istanbul gecesinin içinde ellerini hafifçe çekerek kayboldu gitti. hepsi bu kadar." - ercan kesal*
-

neyse.

-



-

meghan01.jpg
-
StZTOKKP1jd4ob5uQEIOmySEuLiGqQL6GlDICBas3qM.jpg
 
nesin sen terk-edişlerin adamı mı?
a.'nın rojava hikayesini soracaktım ama o ara senden önce banlıydım olmadı.(hoş anlatmazdın ya zaten)
neyse hani olurda belki gururunu bir kenara bırakıp gelirsen diye şe'ediyorum buraya.
 
Geri