Sultan IV. Murâd Kimdir

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Devlet Adamları ve Siyasiler
Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Sultan IV. Murâd Kimdir

Sultan IV. Murâd Hayatı

Sultan IV. Murâd Biyoğrafisi

Sultan IV. Murâd


I. Ahmed’in Mah-peyker (Kösem) Sultân adlı hanımından 28 Cemaziyülevvel 1021 (27 Temmuz 1612) tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiş oğludur. 1032/1623 tarihinde Veliahd Şehzâde Murad, Dördüncü Murad ünvanıyla 11 yaşını 1 ay 15 gün geçe tahta çıkmıştır. Bunun en önemli sebebi, Sultân Mustafa’nın şuurdan mahrum bulunması ve Devletin de Erzurum Valisi Abaza Mehmed Paşa’nın isyanı ve benzeri olaylar sebebiyle müthiş bir zaafa maruz kalmış olmasıydı. Tecrübeli devlet adamı Sadrazam Kemankeş Ali Paşa, Şeyhülislâm Yahya Efendi ve Kazaskerlerle de meşveret ederek, çocuk yaşta olmasına rağmen Sultân Ahmed’in en büyük ve erşed şehzâdesi Murad’ın Padişah olmasını zaruri görmüşlerdi. Mecnûnun yani akıl hastasının imâmeti yani Halife olması caiz görülmediğinden Padişah’ın hal‘i gerektiğini ve oğluna dokunulmayıp Saray’daki odasında göz hapsine alınacağını Vâlidesine ilettiler ve 9 Eylül 1623 sabahı Sultân Murad’ı halife ve hükümdâr ilan ettiler.

Sultân Murad, Ebâ Eyyub’ül-Ensârî türbesinde, asrın maneviyat reislerinden Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin eliyle kılıç kuşanmıştır.

IV. Murad’ın saltanat devresini iki ana bölüme ayırmak icab etmektedir:
Birinci Safha: IV. Murad’ın ismen Padişah olduğu, ancak devleti annesi Kösem Sultân ile Sadrazamlarının ve Şeyhülislâm ve benzeri devlet adamlarının yönettiği devredir (1032/1623-1041/1632). Bu devre, 8 küsur sene devam etti.
Sultân Murad işbaşına geldiğinde, Yeniçeriler çok fazla şımarmışlardı. Padişahın huzuruna kadar giren yeniçeri ağaları ve ocak çorbacıları, Padişahın adamlarını katletmeye kadar işi vardırmışlardı. Memlekette rüşvet ve yolsuzluk aşırı derecelere ulaşmıştı. Dış ve iç hazineler bomboş olduğundan ocaklara cülûs bahşişi bile verilememekteydi. Hatta Enderun’daki altın ve gümüş eşya Darphâneye gönderilerek cülûs bahşişi verilmeye çalışılmıştı.

Devletin itibarı ve siyasi durumu da iyi değildi. Erzurum Valisi Abaza Mehmed Paşa isyan etmiş ve eline geçirdiği yeniçerileri katletmeye başlamıştı. Sultân Osman’ın kanını isterim diyerek Genç Osman olayını bahane edip Devlete kan kusturmaktaydı. Diğer tarafdan fırsatı ganimet bilen İran da Bağdad’da isyan çıkartmış ve hatta Bağdad’ı ele geçirmişti. Kısaca içeride celâlî denilen zorbalar ve dışarıda da İranlılar Osmanlı Devleti’ni sarsmaktaydı.

Böyle bir durumda IV. Murad’ın tahta geçmesine vesile olan Sadrazam Kemankeş Ali Paşa da gururlanmış ve suiistimallere başlamıştır. Bunu fark eden ve hakkı söylemekten çekinmeyen Şeyhülislâm Yahya Efendi, 1032/1623 Ramazan Bayramında vâki olan ziyâretinde Sadrazamın rüşvet ve zorbalıklara göz yumduğunu Padişah’a iş‘âr edince, durumu öğrenen Sadrazam hemen onun da aleyhine geçmiş ve dürüst Şeyhülislâm’ı bir kısım yalan ve iftiralarla görevinden aldırarak yerine biraz da sâkin tabî’atlı olan Es’ad Efendi’yi tayin ettirmiştir. Bu da devlet için büyük bir problemdir.

Böylesine sıkıntılarla Padişah olan IV. Murad, bizzat hükmedemiyordu. Hâkim devlet ricâli ve annesi idi. Şeyhülislâm Yahya Efendi’yi görevden aldıran ve suiistimallere adı karışan Kemankeş Ali Paşa’nın Padişah’tan Bağdad’ın düşmesini yalan söyleyerek saklaması, bardağı taşıran son damla oldu. Verilen idam kararıyla hayatına son verilen Sadrazamın yerine tecrübeli devlet adamı ve Kubbealtı veziri Çerkes Mehmed Paşa getirildi. Abaza Mehmed Paşa’yı takip için Doğu Anadolu’ya kadar gelmişti; ancak yolda vefât etti ve yerine Diyarbekir Beylerbeyisi Hâfız Ahmed Paşa tayin edildi. Kösem Sultân’ın büyük kızı Ayşe Sultân ile evlenip Damad sıfatını da alan Hâfız Ahmed Paşa, Abaza Mehmed Paşa’nın affedilip Erzurum Valiliğinde ibkası üzerine, Bağdad’da Bekir Subaşı’nın çıkardığı isyanı bastırmak üzere Bağdad tarafına serdar-ı ekrem ve sadrazam olarak hareket etti. İyi bir komutan olmadığından muvaffak olamadı ve 1626 yılında azledildi. İran Şahı Şah Abbas Bağdad isyânını körüklüyor ve hatta gönderdiği askerlerle onları destekliyordu. Bağdad Valiliği Bekir Subaşı’ya verilerek mesele halledilmek istendi.

Yerine Damad Halil Paşa ikinci defa sadrazam oldu ve yeniden patlak veren Abaza isyânını bastırmak üzere Erzurum’a gönderildi. Ancak bu da başarılı olamadı ve 1628 yılında görevden alındı. Bunun yerine muhteris, otoriter ve becerikli bir komutan olan Dâmâd Hüsrev Paşa Sadrazamlığa getirdi. Önünde Abaza isyanını bastırmak meselesi vardı. Büyük bir mahâretle bu problemi, 1628 yılının 9. ayında çözdü ve Abaza’nın askerleri terhis olundu ve kendisi de İstanbul’a getirildi. Sultân Murad, ağabeyi Osman’ın kanı için mücadele eden bu komutanı Bosna Beylerbeyi yaparak taltif etti. Mesele de halledilmiş oldu.
Ancak bu sırada İran Şahı Bağdad’da ikinci isyanı çıkarmış ve Bağdad üzerine yürüyerek burayı işgal etmişti. Bu İran’la savaş yapılacak demekti. Yeniçeriye dayanan ve emniyet ve âsayişi temin ediyorum diyerek epeyce zulümler icra eden Hüsrev Paşa, bizzat Bağdad üzerine yürüdü. Ancak Bağdad’ı alamadı ve 1631 yılının onuncu ayında bu görevden azledildi. Yerine de yine Dâmâd Hâfız Ahmed Paşa getirildi.
Hâfız Ahmed Paşa’nın işi zordu. Zira hem Tokat’taki ma’zul sadrazam ve onun işbirlikçisi olan Damad Receb Paşa ile uğraşmak zorundaydı ve hem de İran Devletine karşı olan savaşı yönetecekti. Gerçekten ikincisine sıra gelmeden hayatı sona erdi. Zira IV. Murad’ın zorba başı dediği Damad Receb Paşa yeniçeriyi ve kapıkulu sipahilerini isyana teşvik etti. Maalesef bütün bu isyan tahriklerinde Nâibe-i Saltanat Kösem Sultân’ın da müdahalesi vardı ve isyancıları destekliyordu. Bütün arzuları kukla bir padişahla devleti idare etmekti. 19 Receb isyanı diye bilinen bu isyan neticesinde Hâfız Ahmed Paşa, Padişah’ın gözü önünde isyancılar tarafından öldürüldü ve Zorbacı başı Receb Paşa 1632 yılının bu zorlu günlerinde Sadrazamlığa getirildi.

Sultân Murad, zorbacı başı Receb Paşa’nın entrikalarının ardında mâzul Sadrazam Hüsrev Paşa’nın bulunduğunu biliyordu. Ayrıca isyan eden zorbalar, sadece Ahmed Paşa’nın öldürülmesiyle yetinmiyorlardı. Es’ad Efendi’den sonra yeniden Şeyhülislâm olan Yahya Efendi’nin de bu görevden alınmasını istiyorlardı. Nitekim alındı ve yerine Ahi-zâde Hüseyin Efendi Şeyhülislâmlığa getirildi. İsteklerinin sonu gelmiyordu. Sultân Murad evvela, Murtaza Paşa’yı tavzif ederek Tokat’taki Hüsrev Paşa’nın ele geçirilmesini istedi; teslim olmadı ve sonra da öldürülüp halka cesedi teşhir edildi. Bunun üzerine Receb Paşa yeniden kapıkulu askerlerini tahrik ederek 20 Şaban ihtilali diye bilinen ikinci isyanı çıkarttı. Veliahd Şehzâde Bâyezid Padişah yapılmak istendi; ancak muvaffak olunamadı. IV. Sultân Murad, ipleri ele almaya başlamıştı ve hemen devleti tehlikeye sokan Recep Paşa’yı 18 Mayıs 1632 tarihinde idam ettirdi. Bunun üzerine Sultânahmed Meydanına toplanan isyancı askerler yeniden anarşi çıkarmak istediler. Ancak Sultân Murad zeki davrandı ve açık bir divan yaparak âlimler, devlet ricâli ve askerlerin huzurunda, halkın da duyabileceği şekilde tarihî bir nutkunu îrâd eyledi. Anarşinin devletin temellerine girdiğini, ordunun savaşamaz hale geldiğini, askerin siyâset ile uğraşmaktan işini yapamadığını, devleti bir avuç zorba ve hırsıza yedirmeyeceğini, şerî’ata, kendisine ve kanuna itaat etmeyen kim olursa olsun hakkından geleceğini bildirdi. Padişah, “Allah’a, O’nun Peygamberine ve sizden olan ülü’l-emre itaat ediniz” mealindeki âyeti okudu ve tefsir etti. Arkasından “Habeşli bir köle dahi olsa başınızdaki âmirlere itaat ediniz” manasını taşıyan hadisi zikredip şerh etti. Ve şununla bağladı: “Sizin sadakatiniz şu vakit doğrudur ki, aranızda tefrikaya mahal vermeyesiniz. Aranızdaki müfsidleri barındırmayasınız. Allah’ın emrine ve Resûlüllah’ın hadisine aykırı hareket edenleri desteklemeyesiniz. Ben ki, halifeyim, bana itaat etmeyip celâliler ve haricîler mesabesindeki eşkıyaları desteklerseniz, memleketin hali ne olur?”.

Bu fevkalade ikna edici konuşmayı dinleyen halk ve devlet ricali, Padişah lehine çok büyük tezâhürât yaptılar ve IV. Murad’ın asıl saltanat yılları başlamış oldu.

İkinci Safha: IV. Murad’ın ikinci ve asıl saltanat safhasıdır ki, Receb Paşa’nın katledilip zorbaların tasfiye edildiği 1041/1632 yılından başlar ve vefâtına yani 1640 yılına kadar devam eder. Son sekiz yıl Sultân Murad’ın asıl saltanat yıllarıdır.

IV. Murad 21 yaşına gelmiş ve çocukluk devresini bitirerek devleti idare edecek tecrübeye sahip olmuştu. Devletin idaresini ele alır almaz, Tabanı Yassı Mehmed Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Evvela devlet toprakları üzerindeki emniyet ve âsâyişi temin etmeye başladı; sonra da Devleti tehdit eden başta İran olmak üzere dış tehlikelere yöneldi. Şimdi bunları da çok kısa olarak özetleyelim:

1) IV. Murad’ın ilk yaptığı icraat, Ağabeyi Genç Osman’ın ölümüne yol açan ve memlekette huzuru bozan zorbacıların elebaşılarını teker teker temizlemek oldu. Gerçekten Saka Mehmed, Gürcü Rıdvan, Cadı Osman ve benzeri eşkıya reisleri hemen idam edildi. Bunlardan Beyşehri, Seydişehri ve çevresini kasıp kavuran Deli İlâhî, İstanbul’a getirilerek katl olundu. Balıkesir çevresinde Solakoğlu diye bilinen İlyas Paşa, Küçük Ahmed Paşa’nın gayretleriyle ele geçirildi ve ortadan kaldırıldı. Yine Lübnan ve Suriye taraflarında zulüm rüzgarları estiren Dürzi lider Maanoğlu Fahreddin ve oğlu Mes’ud da İstanbul’a celb olunduktan sonra 1635 yılında idam edildiler.

2) İstanbul’da 1043/1633 yılında çıkan ve İstanbul’un yaklaşık beşte birini yakıp yıkan büyük yangın üzerine, bunu da bahane eden IV. Murad, zamanın Şeyhülislâmı Ahi-zâde Hüseyin Efendi’den de fetvâ alarak, tütün ekmeyi ve tütün içmeyi yasaklamıştır. Ancak Şeyhülislâmdan aldığı fetvâyla bununla kalmamış ve çıkarılan yasağa uymayanları, devlete isyan etmiş kabul edip katl etmeye başlamıştır. Solak-zâde, tütün yüzünden katle şer‘î cevaz veren Şeyhülislâm sonradan idam edilince, kendisi hakkında “Cezây-ı sezâsını buldu” ifadesini kullanmıştır. IV. Murad, tütün yasağı ile yetinmemiş ve o devirde zorbaların, işsizlerin ve de eşkıyanın toplantı yerleri haline gelen kahvehâneleri de hem kapatmış ve hem de yasağa rağmen içki içip sarhoş olanları gerekli cezalarla cezalandırmıştır. Her iki hadiseyi de, memlekette kaybolan huzuru yeniden tesis etmek gayesiyle ve de eşkıyanın gözünü korkutmak için yaptığı ifade edilen Sultân Murad, bazı tarihçilere göre, bütün Osmanlı arazilerinde yaklaşık 20.000 eşkıyayı ortadan kaldırmıştır. Elbette ki bütün tasfiyeler sırasında bazı mazlumlar da zulme maruz kalmış olabilir.

3) Sultân Murad’ın eski Osmanlı Padişahlarından farklı olarak yaptığı bir icraat da, o zamana kadar “Görevden azl olunur ve nefy olunabilir; ancak katl olunmaz” diye bilinen kuralı çiğneyerek, ulemâ sınıfından bazı insanları da idam ettirmesidir. 1043/1633 yılında İzmit, İznik ve Bursa taraflarına doğru düzenlediği teftiş seyahatinde, rüşvet iddiaları ve yolsuzluk ithamları yüzünden İznik Kadısını idam ettirmiştir. Bu durumu, teessüfle Vâlide Sultân’a bir tezkire ile duyuran ve tezkiresinde “Kendülerini bedduadan sakınırız. Umulur ki, siz kendilere nasihat buyurub âlimler zümresinin hayır duasını aldırasınız; ecdadının hürmet gösterdiği bu zümreye Padişah da hürmet göstere” ifadelerini kullanan Şeyhülislâm Ahi-zâde Hüseyin Efendi, Vâlide Sulân tarafından hemen menfi ithamlarla Padişah’a ihbar edilmiştir. Maalesef Sultân Murad, Şeyhülislâmı Padişaha isyan hazırlığı suçundan idam ettirmiştir. Bu Şeyhülislâm, kardeş katline de karşı çıkan ve bunu bizzat Sultân Murad’a hatırlatan cesur bir ilim adamıdır.

4) Osmanlı Devleti’nin iç ahvâlindeki bu karışıklıktan istifade eden İran Şah’ı, yeniden Bağdad’a saldırmış ve Bağdad’ı ele geçirmiştir. Padişah, sadrazamları tarafından yapılan harekâtlar netice vermeyince, bizzat kendisi İran üzerine iki ayrı sefer düzenlemiştir. Birinci İran Seferi, Revan Seferi diye meşhurdur. 1635 yılında yapılan bu sefer neticesinde, Revan (Erivan) alınarak Tebriz taraflarına da akın yapılmıştır. On ay sürmüştür. İkinci İran seferi ise, Bağdad Seferi diye bilinmektedir. İranlıların Revan’ı yeniden ele geçirmeleri üzerine 1638 yılında Padişah Bağdad’a yürümüştür. Uzun süren bir muhasaradan sonra 1639 yılında Bağdad yeniden Osmanlı Ülkesine katılmıştır. Bu savaşta Osmanlı Sadrazamı Tayyar Mehmed Paşa şehid olmuştur. Daha sonra Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın başkanlığında yürütülen sulh müzâkereleri neticesinde İranlılarla Kasr-ı Şirin Andlaşması yapılmış ve savaşlara son verilmiştir. Bu antlaşma ile Erivan ve Azerbaycan İran’da; Bağdad ve havalisi ise Osmanlı Devleti’nde kalmıştır. Artık, IV. Murad, Fâtih-i Bağdad ünvanını kazanmıştır.

Sultân Murad, büyük bir karşılama ile İstanbul’a döndü. Ancak nikris hastalığına müptelâ idi. Nihâyet tedâviler netice vermeyince, Ramazan Bayramının 2. günü yatağa düşen Sultân, 8.2.1640 tarihinde vefât eyledi. Cenaze merâsiminde gazalarda bindiği üç atının eğerleri ters takılarak cenazenin önünde yürütülmesi, İslâmiyet’te yok ise de, İslâma kesin aykırı bir âdet de değildir .
 
Murad IV (1612 - 1640)

910.jpg


Sultan Dördüncü Murad 27 Temmuz 1612 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Annesi Rumdur. Sultan Dördüncü Murad, uzun boylu, iri cüsseli, yuvarlak yüzlü ve heybetli bir padişahtı. Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri olarak tarihe geçti. Son derece zeki, gözü pek, cesur, kuvvetli ve enerjik bir insandı.

Sultan Dördüncü Murad çok iyi cirit ve ok atardı. Bu gücünü katıldığı savaşlarda da gösterdi. Dinin hükümlerini çok iyi bilir Şeyhülislam Yahya Efendi'ye "Baba" diye hitap ederdi. İçki ve tütünü yasakladı. Gece sokağa çıkma yasağı koydu. Arapça'yı ve Batı dillerini çok iyi bilirdi. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları yeni çalışmalar yapmaları için teşvik ederdi.

Sultan Dördüncü Murad döneminin önemli olaylarından biri de Hazerfan Ahmed Çelebi'nin kanat takarak Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçmasıydı.

Sultan Dördüncü Murad, çevresinde olup bitenleri dikkatle takip eder insiyatifini kullanmakta asla tereddüt etmezdi. Hükümdarlığının ilk yıllarında annesinin etkisinde kaldıysa da daha sonra kadınların saltanatına son verdi, hain ve hilekar sadrazamları şiddetle cezalandırdı. Memleket meselelerini yakından takip edip, çözümler üretmeye çalıştı. 17 yıl hükümdarlık yaptıktan sonra, Niksir hastalığından dolayı henüz 28 yaşında vefat etti.

Sultan Dördüncü Murad'ın saltanatını 2 devreye ayırmak mümkündür. Henüz 11 yaşında iken tahta geçtiğinden devlet işleri büyük ölçüde annesi Kösem Sultan'ın elinde yürümekteydi. Onunla birlikte olan vezirler gözünün önünde Hafız Ahmed Paşa'yı askere parçalatmışlar, genç padişahı da korkuyla dehşete düşürmüşlerdir.Osmanlı memleketlerinde asayiş ve huzur kalmamış, zorbalar şehirleri ele geçirmişleridir.

Delikanlılık çağında idareyi bizzat ele aldıktan sonradır ki Sultan Dördüncü Murad biraz da şiddet yolu ile bütün zorbaları bastırmış, tekrar devlet hakimiyetini kurmuştur. Tütün yasağı bahanesiyle kahvehanelerde toplanan işsiz güçsüz zorba takımını sindirmiş, şiddetli ceza ve hatta idamlarla tekrar idari ve adli nizamı kurabilmiştir.

İRAN SEFERLERİ


Sultan Dördüncü Murad tahta geçtiğinde ülkede siyasi ve ekonomik sorunlar çok ağırlaşmış, Anadolu'da ve Rumeli'de isyancılar etkin duruma geçmişti. Bu dönemde Bağdat valisi Yusuf Paşa idi. Ancak bu bölgenin idaresi zenginliği ile ünlü Subaşı Bekir'in elindeydi. İdareyi zorla ele geçirmeye çalışan Subaşı Bekir ve Abaza Mehmed Paşa ayaklandı. Vali olmak istediğini bildiren Bekir Subaşı'ya Osmanlı Devleti vali olduğuna ilişkin emirnameyi gönderdi. Safevi Devleti'nden de daha önce yardım isteyen Bekir Subaşı, Osmanlı Devleti tarafından vali atanınca kendisine yardım etmek amacıyla çağırdığı İran askerlerini kovdu. Bu durumdan yararlanmaya çalışan Şah Abbas Bağdat'ı işgal etti. (1624)

17 yıl sürecek savaş başladığında Sultan Dördüncü Murad daha çocuk yaşlardaydı. Bu sebeple savaşın ilk yıllarında İran büyük başarılar elde etti. Sultan Dördüncü Murad, ilerleyen yıllarda iç isyanları nispeten kontrol altına aldı ve saray içinde düzenlemeler yaptı. İran meselesine de büyük önem veriyordu. Sultan Dördüncü Murad, Revan Seferine çıkma kararı aldı ve Üsküdar'daki ordugaha geçti. Öteden beri bozulmuş olan sefer düzenini tekrar eski haline döndürmek için çok dikkatli davranıyor, askerin kanunsuz hiçbir hareketini hoş karşılamıyor, anında cezasını veriyordu.

Sefere çıkan Sultan Dördüncü Murad, Konya'da bulunan Mevlana Celalleddin-i Rumi'nin türbesini ziyaret etti. Bayburt'a geldiğinde Sadrazam tarafında karşılandı. Sultan Dördüncü Murad, Erzurum'da 30 bin asker bıraktıktan sonra 100 bin askerle Revan üzerine yürüdü. İran ordusu hızla geri çekilmeye başlamıştı. Revan'ı geri alan Osmanlı kuvvetleri, Aras nehri boyunca ilerleyerek, Eylül 1635'de 32 yıl önce İran'ın eline geçen Tebriz'i geri aldı. Bu fetih Tebriz'in Osmanlılarca altıncı fethedilişi idi. Ancak kış mevsimine girilmesi ve Sultan'ın hastalığı dolayısıyla İstanbul'a geri dönüldü. Bundan yararlanan İran bölgede yeni işgallere başladı.

BAĞDAT SEFERİ

Sultan Dördüncü Murad, İran'ın doğuda yeni işgallere başlaması ve bin bir güçlükle geri alınan Revan'ın kaybedilmesi üzerine, yeniden Bağdat Seferi'ne çıkmaya karar verdi. Osmanlı ordusu İstanbul'dan hareketinin yüz doksan yedinci günü olan 16 Kasım 1638'de Bağdat önlerine geldi. Bağdat kalesi otuz yedi gün boyunca kuşatıldı ve kahramanca çarpışmalar yapıldı. Sultan Dördüncü Murad, genel saldırıya geçilmesine karar verdi. Sabah erkenden başlayan hücum sonunda kale teslim oldu.

Yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması'yla Azerbaycan ve Revan Safevilerde, Bağdat Osmanlılarda kaldı. İki ülke arasındaki Zağros dağları sınır kabul edildi. Bugünkü Türk-İran sınırı büyük ölçüde bu antlaşmayla çizilen sınır esasına dayanır. Bu antlaşmayla on dört sene on bir ay önce bir ihanet sebebiyle Safevilere geçen Bağdat, artık kesin olarak Osmanlı İdaresine geçti. Sultan Dördüncü Murad bu zaferden sonra Bağdat Fatihi diye anıldı.

LEHİSTAN SEFERİ

Osmanlıların içte ve dışta uğraşmak zorunda kaldığı meseleler ve Özellikle İran Savaşları Kırım'ı ve Lehistan'ı da etkilemişti. Sultan Dördüncü Murad Kırım'da oluşan siyasi dalgalanmaları ve karışıklıkları önlemek istiyordu. Rus ve Lehlerden yardım gören kardeşlerini ortadan kaldıran Canbey Giray'ı 1628'de hanlığa getiren Sultan Dördüncü Murad, Kırım'da Osmanlı hakimiyetini kuvvetlendirdi.

Lehistan'da barınan kazaklar Osmanlı topraklarına saldırıyor, Lehliler de buna göz yumuyordu. 1630 yılında antlaşmalar yenilenmiş, Lehistan Osmanlı Devletine vergi vermeyi kabul etmişti. Ancak çeşitli nedenlerle vergilerini ödemeyen Lehistan toprakları üzerine sefer düzenlenmesine karar verildi. Leh Kralı Vladislas barış istedi.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)


Büyük bir padişah olan Sultan Dördüncü Murad, memleketin imarına da gereken önemi verdi. Döneminde yapılan eserlerden bazıları şunlardır; Ok Meydanı Namazgâhı, Bayram Paşa Tekke, Türbe, Sebil, Çeşme, Sıbyan Mektebi, Medrese ve Külliyesi, Niğde Bedesteni, Konya Şerefeddin Camii'nin restorasyonu, Revan Köşkü, Bağdat Köşkü, Üsküdar Çinili Camii, Medrese ve Külliyesi.

AKTÜEL

Sultan Murad edebiyata, özellikle de şiire son derece meraklı bir padişahtı. Devrin en büyük Divan şairlerinden Nef'i'yi çok sever, sohbetinden eksik etmezdi. Ancak Nef'i'nin hicivlerinde iğneleyici, şiirlerinde çok insafsız davranması, devlet adamlarını ona düşman hale getirmişti. Padişaha sık sık müracaat edip Nef'i'yi şikayet ediyorlardı. Nef'i'de padişahı çok sever, çok sayar, yanından ayrılmak istemezdi. Onun için en güzel şiirlerini yazdı. Aşağıdaki şiiri buna iyi bir örnektir.

"Tay oldu ise ömrüm eğer mit-i imadın, Hak ömrünü efzun ede Sultan Muradın"

Hatta bir gün Nef'i'nin Sihan-ı Kaza adlı hiciv mecmuasını okurken saraya yıldırım düşmesi üzerine bu tür hicivleri okumayı bırakıp Nef'i'ye de hiciv yazmamaya tövbe ettirmişti. Nef'i'nin sözünü tutmayıp vezir Bayram Paşa'yı hicvetmesi ile Bayram Paşa Nef'i'nin katline izin istedi. Sultan Dördüncü Murad'ın izni ile Bayram Paşa Nef'i'yi sarayına çağırıp odunlukta boğdurup denize attırmıştır.

 
IV. Murat

IV. Murat, (Osmanlı Türkçesi: مراد رابع Murād-i rābi‘)(d. 27 Temmuz 1612-ö. 8 Şubat 1640) 17. Osmanlı padişahıdır. 1623 ile 1640 yılları arasında hüküm sürmüştür. I. Ahmet'in Kösem Sultan'dan olan oğludur. Amcası I. Mustafa'nın yerine 11 yaşında tahta geçmiştir. Ölümüne şahit olduğu Genç Osman'ın etkisinde kalmıştır.

Yenilik yanlısı bir padişahtı. Kişisel yapısı güçlü, yakışıklı aynı zamanda çok çabuk sinirlenen birisiydi. Tahta geçtiğinde hazine boş idi. Ancak kendisi devlet işlerini düzene sokarak hazineyi ağzına kadar doldurmuştur. Fiziki yapısı itibariyle çok güçlü idi. 200 okkalık (yaklaşık 260 kg) gürzleri tek eliyle dahi rahatlıkla kaldırabildiği, hızla giden bir attan diğer bir ata atlayabildiği ve attığı okun tüfek mermisinden uzağa düştüğü kaynaklarda yazılıdır. Babası I. Ahmet'in Sultanahmet Camii'ndeki türbesine defnedilmiştir.

Yaşamı

İlk yılları :


Saltanatının ilk yıllarında devleti annesi Kösem Sultan ve Sadrazam Kemankeş Ali Paşa yönetmiştir. Bu dönem karşıklık içinde geçmiştir. Erzurum'da Abaza Mehmet Paşa, Bağdat'ta Bekir Subaşı ayaklanmıştır. Bu durumdan faydalanan Safeviler Irak'ı ve Doğu Anadolu'yu ele geçirmiştir. IV. Murat yirmi bir yaşından sonra ülkeyi kendi başına yönetmeye başlamıştır.


Yönetimi

Yönetimi ele aldıktan sonra ilk işi ülkedeki yolsuzluklara ve ayaklanmalara karşı mücadele etmek oldu. İstanbul'da İçki içilen yerleri ve kahveleri kapattı. Tütünü yasakladı. Bu yasaklara uymayanların öldürülmesini emretti. Geceleri kılık değiştirerek İstanbul'da teftişlere çıktı ve bu teftişler sırasında yasaklara uymayanları öldürttü. Bu yolla asayişi sağladı.Din adamlarıyla sık sık sohbet eder nasihat alırdı.

Askeri başarıları


IV. Murat muharebe alanında ordularına kumandanlık yapan son Osmanlı padişahıydı. 1635'de Safevilere karşı Revan seferine çıktı. Kars'ı geçerek Revan'ı kuşattı. On gün sonunda kale komutanı teslim oldu. Daha sonra Tebriz'i ele geçirdi. 1638'de büyük bir ordu ile Bağdat seferine çıktı. Kırk bir gün süren bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. 1639 yılında İstanbul'a dönmek için yola çıktı. Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa İran elçisiyle Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı imzaladı. Bu dönemde dört kardeşinin üçünü öldürttü.

Ölümü

IV. Murat 1640 yılında 27 yaşında kimi kaynaklara göre damla hastalığından, kimilerine göreyse sirozdan ölmüştür.

Popüler Kültürde IV. Murat

Yönetmenliğini Mustafa Altıoklar'ın yaptığı İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) filmi IV. Murat döneminde geçmektedir. IV. Murat'ı Burak Sergen canlandırmıştır.
TRT yapımı IV. Murat (1980) adlı tv dizisinde Cihan Ünal tarafından oynandı.

Döneminin olayları

Hezarfen Ahmet Çelebi, O'nun zamanıda yaşamış ve İstanbul'un Avrupa yakasından Asya yakasına kanatla uçmuş ve bu alanda dünyada bir ilk olmuştur. Yine Lagari Hasan Çelebi de o zamanda yaşamış ve tarihin kaydettiği ilk roketi icad etmiştir. Dünyanın ilk denizaltısı da yine IV. Murat zamanında Osmanlılar tarafından yapılmıştı

Tarihci:


Bir dizi düzenlemeyle devlet düzenini yeniden kuran IV. Murad, Osmanlı'yı 15 yıldır süren istikrarsızlık döneminden çıkardı. Ayrıca yaptığı iki İran seferiyle İmparatorluk topraklarının doğu sınırlarını güvence altına aldı.

IV. Murad tahta nasıl çıktı?


II.Osman'ın tahttan indirilmesi üzerine IV. Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı. Ancak padişahın ruh sağlığının, hükümdarlık yapmaya elverişsiz olması yüzünden, iktidar zorbaların elindeydi. IV. Mustafa'nın son sadrazamı Kemankeş Ali Paşa, padişah tahttan indirilmediği müddetçe devlet işlerinin düzelemeyeceğini düşündüğünden, devlet ileri gelenlerini toplayarak bu meseleyi gündeme getirir. Toplantının sonunda IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesine ve yerine I. Ahmed'in oğlu ve II. Osman'ın küçük kardeşi şehzade Murad'ın geçirilmesi kararı çıkar.
IV. Murad tahta geçtiğinde 12 yaşındadır ve o tarihe kadar hüküm sürmüş padişahlar içinde, en küçük yaşta tahta geçeni odur. Tahta geçtiğinin ertesi günü, Eyüp Sultan'da Şeyh Aziz Mahmud Hüdayi'nin elinden kılıç kuşanır ve sünnetsiz olduğu için, cülusunun 5. günü sünnet edilir.

Kösem Sultan döneminde ne oldu?

IV.Murad'ın çocuk yaşta olması nedeniyle, iktidara kimin hakim olacağı konusunda bir çekişme yaşanır. Önceki padişahlar zamanında eski saraya sürülmüş olan Kösem Mahpeyker Sultan ve sadrazam, devlet ileri gelenleriyle askerlere para dağıtarak kendi hakimiyetlerini kurmaya çalışırlar.
O sıralar, Bağdat'ı ele geçiren Safeviler, Sünni halkı kılıçtan geçirir ve Osmanlı topraklarında ilerleyerek Mardin'e ulaşırlar. Bu durum sadrazamın azline neden olur.

Kösem Sultan, sık sık devlet görevlilerini değiştirerek yaklaşık 10 yıl devleti idare eder. Bu süre içerisinde 8 sadrazam, 9 başdefterdar değişir.

Bu dönemde İmparatorluk, iç ayaklanmalar ve dış saldırılarla iyice yıpranmıştır. Abaza Mehmed Paşa'nın ayaklanmaları Anadolu'yu al tüst edip Osmanlı'nın İran seferlerini aksatmıştır. Kırım'da, Yemen'de, Lübnan'da, Mısır'da isyanlar meydana gelmiştir. Askere verilen paralar artmış, vergi toplama sistemi bozulmuş, devletin gelirleri düşmüş ve fiyatlar yükselmiştir.

10 Şubat 1632'de İran Seferi'nde başarısız olan Sadrazam Hüsrev Paşa'nın azledilmesi üzerine ayaklanan askerler saraya yürür ve yeni Sadrazam Hafız Ahmed Paşa ile birlikte padişaha yakın 17 kişinin kellelerini isterler. Babüssaade Kapısı'nın önünde asileri dinlemeye çıkan padişah, eğer istedikleri verilmezse, işin başka türlü olacağı yönünde tehdit edilir.

IV. Murad sinirlenip içeri girer. Ancak burada da askeri isyana teşvik eden Recep Paşa tarafından durumun daha kötüye gideceği yönünde uyarılır. Padişahın zor durumda kaldığını gören Hafız Ahmed Paşa, hançerini çekerek askerin üzerine yürür ve padişahın gözleri önünde asiler tarafından parçalanır. Bununla teskin olmayan asker, Şeyhülis-lam'ın evini yağmalar.

Asileri memnun etmek için Recep Paşa sadrazam yapılır. Ayrıca üst düzey bazı yöneticilerle şeyhülislam ve kadıaskerler değiştirilir. Asiler karşısında bir şey yapamamanın aczi, IV. Murad'ı derinden etkiler. Hadise biraz yatıştıktan sonra ilk iş olarak Tokat'ta bulunan eski sadrazam Hüsrev Paşa'yı öldürtür. Bunu haber alan asker, 12 Mart'ta bir kez daha ayaklanarak padişahın yakınlarından üç kişiyi 'ister'; hatta şehzadelerin de emniyet altında olmadığını, onların kendi korumalarına verilmesi gerektiğini öne sürerek padişahı tehdit ederler. IV. Murad şehzadelerin sağ olduğunu ispat etmek için, onları dairelerinden çıkarıp askere göstermek zorunda kalır.

IV. Murad iktidarını nasıl kurdu?

Devlet yönetimini eline almak üzere harekete geçtiğinde, IV. Murad, 21 yaşındadır: 18 Mayıs 1632'de yapılan Divan toplantısından sonra Sadrazam Topal Recep Paşa'yı huzuruna çağırır; "Gel bakalım topal zorbabaşı" diyerek önce onu dinler sonra da boğdurtup cesedini, onunla birlikte Saray'a gelen zorbaların önüne attırır.

Sadrazamın öldürülmesi zorbalar arasında şaşkınlık yaratır; 15-20 gün, ne yapacaklarını bilemezler. 9 Haziran 1632'de de Okmeydanı'nda toplanırlar. Padişahın, sadrazama sipahilere eskiden sahip olmadıkları görevlerin verilmeyeceği yönünde hatt-ı hümayun verdiğini duyunca da Sultanahmet'e gelirler. Bu gelişmeler üzerine padişah, askerin ileri gelenlerini Sinan Paşa Köşkü'nde toplayarak bir Ayak Divanı tertipler. IV. Murad yaptığı konuşmada, herkesin devlete itaat etmekle mükellef olduğunu, serkeşliklerin bitmesi gerektiğini uzun uzun anlatır. Askerden de konuşanlar dinlendikten sonra her askeri gruba itaat yemini ettirilir. Konuşulanlar ve yeminler kayda geçirilir ve vezirlerle ulemanın ileri gelenlerine imzalatılır. Padişahın iktidara hakim olamadığı dönemde zorbalık yapanlar tespit edilip teker teker öldürülür.

Revan Seferi neden yapıldı?


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
V. Murad'ı Bağdat Seferi'nde temsil eden bir kartpostal

Osmanlı'nın zaferiyle sonuçlansa da 1578 yılında başlayan İran savaşları önce toprak kayıplarına yol açar. Bunun nedeni, 17. Yüzyıl'ın başlarında alevlenen Celali İsyanları ve idari mekanizmadaki boşluklardır. Hatta 1578'den önce elde edilen toprakların bir kısmı da Safevi işgaline uğrar. Özelikle Bağdat'ın İranlıların eline geçmesi, Osmanlı siyasetini burayı geri almaya endeksler. Sünni Müslümanların bulunduğu yerlerin Safevilerin eline geçmesi İmparatorluk dahilinde, özellikle İstanbul'da büyük bir öfkeye neden olur.
İran üzerine yapılan seferlerde bir netice alınamamış, hatta bazıları yarıda kalmıştır.

IV.Murad uzun bir hazırlık yaptıktan sonra 1635 yılı baharında İran'a doğru harekete geçer. Sefer boyunca görevinde ihmal gösterenleri, hakkında şikayeti olan yöneticileri, yolda ele geçirdiği zorbaları idam ettirir.

26 Temmuz'da Revan Kalesi önlerine gelen Osmanlı ordusunun kuşatmasına dayanamayan Safeviler, 8 Ağustos'ta teslim olurlar. Kalenin hakimi Emirgûneoğlu Tahmasb Kulu, padişahın hizmetine girer ve onun yakın çevresinde yer alır. Bugünkü Emirgan'ın adı da ondan gelir. Osmanlı kuvvetleri 13 gün sonra Tebriz'e girer. Kışın yaklaşması ve Safevilerin de meydana çıkmaması nedeniyle IV. Murad Osmanlı topraklarına döner.

Kardeş katlinin uzun bir süredir uygulanmıyor olmasına rağmen o sıralar IV. Murad, kardeşlerini ortadan kaldırmanın yollarını düşünmektedir. Revan'ın fethi üzerine bu fikrini uygulamaya koyar. Fethi İstanbul'a bildirirken,gönderdiği bir diğer emirle de kardeşleri Bâyezid ve Süleyman'ı boğdurtur.

Bağdat Seferi nasıl sonuçlandı?

Osmanlı ordusunun ayrılmasının ardından Safeviler harekete geçerek Revan'ı kuşattılar. Kışın gelmesi nedeniyle takviye kuvvetleri gönderilemeyince, 3 ay direnen Revan Kalesi düştü. Safeviler bu başarılarına rağmen, Revan Seferi'ne bizzat padişahın çıkmasından etkilenmişlerdi. Bu yüzden barış için elçi gönderdiler. Ancak ikinci bir sefere niyetli olan IV. Murad, barış teklifine yanıtını Bağdat'ta vereceğini söyleyerek elçiyi hapsettirdi. Bağdat Seferi'ne çıkmadan önce, hayattaki iki kardeşinden Kasım'ı öldürttü.

8 Mayıs 1638'de İstanbul'dan Bağdat'a doğru hareket edildi. Revan Seferi'nde olduğu gibi, yol boyunca birçok kimse idam edildi. 15 Kasım'da Bağdat önlerine gelen Osmanlı ordusu şehri kuşattı.
Veziriazam Tayyar Mehmed Paşa'nın da şehit olduğu ve bir buçuk ay süren kuşatma sonucunda, Bağdat teslim oldu.

Bağdat tekrar Osmanlıların eline geçmişti. Padişah İstanbul'a dönünce bu zaferin anısına, Topkapı Sarayı'nda, 'Bağdat Köşkü' diye anılan bir köşk de yaptırdı.

Sadrazam ordu ile Bağdat'ta kalmıştı. İki taraf arasında, elçiler gelip gitmeye başladı. Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa bir taraftan da ordu ile ilerliyordu. Sonunda 1623'ten beri devam eden savaşlar, Kasr-ı Şirin önünde, Zehab'ta Osmanlı karargahına gelen Safevi elçisi Saru Han ile üç gün devam eden görüşmeler sonucu imzalanan antlaşma ile noktalandı. 17 Mayıs 1639'da. imzalanan bu antlaşmanın önemi, iki devlet arasında uzun süre devam edecek sınırın çizilmesine olanak tanımasında yatar.

Dönemin yenilikleri nelerdi?

Bir dizi yeni düzenleme yaparak IV. Murad, Osmanlı'yı 15 yıldır süren istikrarsızlık döneminden çıkardı.Padişah,otoritesini yeniden tesis eder ve devlet düzenini yeniden kurarken, Koçi Bey'in yazdığı risaleden esinlendi.

Bürokrasi, asker ve ulema arasında, rüşvet alanlar belirlenip ya öldürüldü ya da sürgüne gönderildi. Haksız kazanç müsadere edilerek devlet hazinesine katıldı.

IV. Murad vergi kayıtlarını yeniden gözden geçirtip vergilerin düzenli ödenmesini sağladı. Tımar sistemini gözden geçirdi: 1632'de yaptırdığı tımarlı asker sayımıyla haksız yere kullanılan tımarlar tespit edilip, asker sayısı yeniden belirlendi. Yeniçeri Ocağı'na çeki düzen verildi.
IV. Murad döneminde hattatlık ve musiki, dikkate değer bir gelişme göstermiştir.

Kahvehaneler neden kapatıldı?

İstanbul’da 1633’de meydana gelen büyük yangın, kentin beşte birini yok etti. IV. Murad'ın otoritesini yeni yeni kurduğu bu yıllarda, bu yangın, kahvehaneler de hoşnutsuzlukla dile getirilmeye başlandı. IV. Murad da bir ferman yayımlayarak kahve ve tütün içilmesini yasakladı; kahvehaneleri kapattırdı.

Bir yıl sonra da meyhaneler kapatıldı ve içki yasağı başladı. Bu yasaklara uyulup uyulmadığı, bizzat IV. Murad tarafından sıkı ve sert bir şekilde denetlenmeye başlandı.

IV. Murad'ın hükümdarlığı süresince de bu yasaklar sıkı bir biçimde uygulandı.Özellikle tütün yasağı nedeniyle birçok kişi öldürüldü. Bu yasaklarda, devrin önde gelen ulemasından olan ve tutuculuğuyla tanınan Kadızâde'nin de yoğun etkisi vardı.

Hezarfen ve Lagari İsa 'efsane' miydiler?

Bu dönemde yapılan iki gösterinin yankıları günümüze kadar gelir. Bunlardan birinin kahramanı, Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçan Hezarfen Ahmed Çelebi'dir. Diğeri ise IV. Murad'ın kızı Kaya Sultan'ın doğumu nedeniyle yapılan törenlerde füzeye benzer bir aletle havalanan Lagari İsa'dır.
Ancak bu iki şahsiyetin gösterileri hakkındaki tek kaynağımız, Evliya Çelebi'nin seyahatnamesidir.
O dönemde ve daha sonraki tarihlerde yazılan kitaplarda, bu konuda bir bilgi yer almamaktadır. Bu konuda, Osmanlı arşivinde de bir araştırma yapılmamıştır. Bazı tarihçiler ise bu kişilerin hayali olduğunu iddia ederler. Ancak Evliya Çelebi'nin verdiği bazı bilgilerin dönemin başka kaynaklarıyla yapılan karşılaştırması, bunların son derece doğru ve güvenilir olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden, bu iki şahsiyetin birer 'efsane' olduğu yönündeki bilgilere şüpheyle yaklaşılmalıdır.

IV. Murad nasıl öldü?

Nıkris hastalığına yakalanan IV. Murad'ın bu rahatsızlığı, Revan Seferi sırasında ortaya çıkmıştır. Seferden döndüğünde hasta olan padişah bir ara düzelince, 1639 yılı Kasım ayında Beykoz taraflarında ava gider; ancak rahatsız bir şekilde geri döner. Durumunun iyice ağırlaşması üzerine, yakın çevresi padişaha, içkiyi bırakmasını tavsiye eder. Aşırı derecede içen padişah, kadehleri kırarak içkiye tövbe ettiyse de rahatsızlığının şiddeti azalınca, Silahdar Mustafa Paşa gibi bazı kişilerin telkiniyle yeniden içkiye başlar. İçki içtiğinin ertesi günü tekrar rahatsızlanan IV. Murad bir daha yataktan kalkamaz. 8 Şubat gecesi, 28 yaşında kardeşi Şehzade Kasım'ı boğdurttuğu odada ölür. Erken yaştaki ölümü, aşırı derecede içki içmesine bağlanır. Ölmeden önce Osmanlı hanedanının hayatta kalan tek üyesi olan kardeşi şehzade İbrahim'i öldürtmek istediği, ancak saray halkının bunu engellediği söylenir. Cenazesi, babası I. Ahmed'in türbesine defnedilmiştir.

IV. Murad nasıl bir kişiliğe sahipti?

Son derece sert bir kişiliğe sahip olan IV. Murad, emirlerinin mutlaka yerine getirilmesini isterdi.
IV. Murad devlet işlerinde düzeni sever, lakayt tavırlardan hoşlanmaz ve işlerin, verdiği emirlere uygun olarak, sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığını takip ederdi.

Güçlü hafızasıyla IV. Murad, yıllar önce gördüğü insanları unutmazdı; hükümdarlığının ilk yıllarında kendisine karşı zorbalık yapanları, yıllar sonra ordu içerisinde gördüğünde, tanımıştı.

Kızdığı zaman en ufak bir bahanede adam öldürten IV. Murad'ın bu tavrı, devlet adamları ve asker arasında olduğu kadar, halk arasında da büyük bir korku yaratmıştı.
Osmanlı tarihinde ilk defa bir şeyhülislâm (Ahizâde Hüseyin Efendi) onun zamanında idam edilmiş; dönemin ünlü şairi Nef'î'yi, emirlerine uymadı diye o öldürtmüştü.
Tütün ve afyondan nefret eden IV. Murad, aşırı derecede içki düşkünüydü.
IV. Murad daha çok, Silahdar Mustafa Paşa, Emirgûneoğlu ve Musa Çelebi gibi yakın çevresindeki kişilerle içki alemleri yapmayı severdi.

KAYNAKÇA:

*M. Cavid Baysun, "Murad IV”, İA, VIII,625-647
*Vâhid Çabuk, Sultan IV. Murad Han, İstanbul 1995
* Rhoads Murphy, The Functioning of the Ottoman Army under Murad IV (1623-1639/1032-1049) : Key to the Understanding of the Relationship between Center and Periphery in Seventeenth Century Turkey, Doktora Tezi, Chicago 1979
* Osmanlı İmparatorluğu, I, Robert Mantran, çev. Servet Tanilli, İstanbul
* Nezihi Aykut, "IV. Murad'ın Revan Seferi Menzilnâmesi", Tarih Dergisi, sayı: 34 (İstanbul 1984), s. 183-246
* Ersin Gülsoy, Girit'in Fethi ve Adada Osmanlı İdaresinin Tesisi (1645-1670), Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul 1997 "
* Tahsin Ünal, "Savaşa Çıkan Osmanlı Ordusunda Lojistik İşleri-IV. Murad'ın Bağdad Seferi Hazırlıkları", Türk Kültürü, sayı: 58 (Ankara 1952), s. 726-740
* Mustafa Cezar vd., Mufassal Osmanlı Tarihi, IV, İstanbul 1960
* Lucette Valensi, Venedik ve Bâb-ı lii, çev. A. Turgut Arnas, İstanbul 198

Erhan Afyoncu / Popüler TARİH / Haziran 2002
 
30px-Osmanli-nisani.svg.png


IV. Murat


150px-IV._Murat.jpg


IV. Murat


150px-Tughra_of_Murad_IV.JPG


Saltanatı 10 Eylül 1623- 8 Şubat 1640 (17 yıl)

Padişahlık Sırası 17

Doğum Tarihi 27 Temmuz 1612

Ölüm Tarihi 8 Şubat 1640 (27 yaşında)

Önce I. Mustafa

Sonra I. İbrahim

Soyu Osmanlı Hanedanı

Babası I. Ahmet

Annesi Kösem Sultan

Dini İslam

IV. Murat (Osmanlı Türkçesi: مراد رابع Murād-i rābi‘) (d. 27 Temmuz 1612, İstanbul - ö. 8 Şubat 1640, İstanbul), 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesi. 1623 ile 1640 yılları arasında hüküm sürdü. Revan (Erivan) ve Bağdat fatihidir. IV. Murat İstanbul'da, Sultan I. Ahmet'in ve asıl ismi Anastasya olan Rum asıllı Kösem Sultan'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Genç Osman'ın Yedikule zindanlarında bir grup cuntacı Yeniçeri tarafından öldürülmesi üzerine amcası I. Mustafa tahta geçmişti. I. Mustafa akli dengesinin padişahlık yapmaya uygun olmadığı iddia edilerek çeşitli entrikalarla tahttan indirildi ve yerine yeğeni olan IV. Murat 11 yaşındayken padişah yapıldı.

Yaşamı

Saltanatının ilk yılları


Padişahın henüz 11 yaşında olması ciddi bir sorundu. Tahta geçmesiyle sonuçlanan süreç ön görülemediğinden padişahlığa hazır değildi, eğitimi kafeste sağlanamamıştı. O güne kadar tahta çıkarılmış en genç padişah olan Murat, ağabeyi Genç Osman'ın öldürülmesine ve amcası Sultan I. Mustafa'nın yetersiz bulunarak tahttan indirilmesine şâhit olmuştu. Ülke büyük bir kaosun içindeydi. Yeniçeri İsyanları, Safevîlerin doğuda Bağdat'I ele geçirmeleri, Avrupa'daki gelişmeler, Celali İsyanları ve ekonomik şartlar çocuk yaştaki padişahı zor durumda bırakıyordu. Tahta kendisinden önceki padişahlara göre çok olumsuz bir ortamda geçtiği bir gerçektir.

Kösem Sultan iktidarı


IV. Murat tahta geçtikten sonra hızlı bir eğitime tabi tutuldu. Bu süre içerisinde devleti padişah adına annesi Kösem Sultan "saltanat naibesi" adıyla devleti yönetmek zorunda kaldı. Padişah adına devleti annesinin yönetecek olması Osmanlı tarihinde bir ilktir. Bu süre içinde imparatorluk anarşiye ve büyük iç karışıklıklara sürüklendi. Safeviler, Irak'ı ele geçirdi, Bağdat başta olmak üzere bir çok yerde Sunniler kılıçtan geçirildi. Safevi orduları Mardin'e kadar ilerledi. Kırım, Yemen, Lübnan ve Mısır'da ciddi isyanlar çıktı. Abaza Mehmet Paşa, doğuda iki kez isyan çıkardı. Askerlere verilen maaşlar arttırılırken, vergi sistemi bozulduğundan gelirlerde azalma görüldü. Kuzey Anadolu'da isyanlar patlak verdi. Safevilere karşı yürüttüğü seferde başarısız olan Sadrazam Hüsrev Paşa'nın azli üzerine 1632 yılında Yeniçeriler sarayı basarak sadrazam ile 17 devlet yöneticisinin kellesini istedi. Sadrazam Hafız Paşa yeniçerilerce öldürdü, bir çok devlet adamının evi yağmalandı. İkinci bir isyana kalkışarak padişaha güvenmediklerini söyleyen yeniçeriler, ileride padişah olacak şehzadelerin hayatlarından şüphe ettiklerini, sağ olduklarının bir ispatı olarak şehzadelerin kendilerine gösterilmesini hatta bazı şehzadelerin Yeniçeri Ocağında kendi himayelerinde kalması gerektiğini söylemişlerdir. Padişah, şeyhülislam ve veziriazamın kefil olması ile yeniçerileri bu istekelrinden vaz geçirmiştir. Asilerin padişahı ayak divanına çıkartıp yaptıkları pazarlıklarda genç padişah zor durumda kalmış, acizliği onun ilerde sert bir mizaca bürünmesine neden olmuştur.[4]

Kösem Sultan Anadolu'daki isyanları bastırmak için görevliler gönderdi ve Abaza Mehmet Paşa'nın isyanın bastırılmasında başarılı oldu. Anarşi döneminde ülkeyi toplamak konusunda yoğun bir çaba sarf etti. Kösem Sultan, yaklaşık 10 yıllık saltanatı boyunca 8 veziriazam, 9 defterdar değiştirmiştir. Bunun yanında muhtaçlar için aşevleri açtı, hayır kurumları yaptırdı, borçları yüzünden hapishaneye düşmüş olan mahkumların borçlarını ödeyerek onları hapisten kurtardı ve fakir kızların çeyizlerini düzerek onları evlendirdi. Kösem Sultan, iktidarında hem halkın hem de devletin huzurunu sağlamak için büyük çaba sarfetti.[5]

Mutlak saltanat yılları


İdareyi Ele Alışı

IV. Murat kendini yeterince güçlü ve idareyi ele alacak kabiliyet ve tecrübede hissedince Yeniçeriler'i merasim için Sultan Ahmet Meydanı'nda topladığı, beklemekten canı sıkılan bir yeniçeri subayının disiplinsiz bir şekilde, padişah geçerken yaşı ile alaya varan sözler sarfetmesi üzerine kılıcı ile tek hamlede hem yeniçeriyi hem de atını ikiye böldüğü anlatılır. Bu olaydan sonra hemen Yeniçeri Ocağı'nda düzenlemeye gitmiş ve ocak içerisindeki kimi subayları halletmiş, kimine de boyun eğdirmiştir. Gerekli hazırlıkları yapar yapmaz da Bağdat üzerine yürümüştür.[6]

Alkol yasağı


IV. Murat ilk olarak, yaygınlaşmış olan rüşvet ve iltiması azalttı. İstanbul'da alkol, tütün ve kahveyi yasakladı.[7] Yasağın sebebinin 1631'deki büyük İstanbul yangını olduğu ve padişahın yaptırtığı bir soruşturma sonucuna göre bu yangının tütün içen sarhoş yeniçeriler tarafından çıkarıldığı iddia edilir.[kaynak belirtilmeli] Ayrıca meyhane ve kahvelerin Yeniçeri ve isyancıların toplanma mekanı haline gelmesi padişahı düşündürmüştü. Yasak, kaybolan devlet otoritesinin de bir nevi tekrar tesisinin bir göstergesi olacaktı. Padişah kendi yasağına ne derece uyulduğuna bağlı olarak otoritesini ölçtü. Bu nedenle yasak çok katı bir şekilde uygulandı. Sultan Murat, yasağa uymayanların öldürülmesini emretti.

Bazı geceler tebdîl-i kıyafet (kıyafet değiştirerek) ile sokaklarda teftişlerde bulunurdu.

Bu tebdil-i kıyafet teftiş uygulamasını sıklıkla yapmış ve bir çok meyhaneyi gece kendisi bizzat baskınlar ve infazlarla kapattı. Padişahın üstün ve kutsal bir figür olarak Topkapı Sarayı'nda bulunmasına alışık İstanbul halkı halk arasına karışan ve doğrudan gücünü sergileyen 4. Murat'a bu yüzden farklı bir gözle bakmıştır. Sultanın ölünceye kadar sürdüğü bu uygulaması sonucu hiç bir padişaha karşı üretilmeyen efsane ve menkıbelere neden olmuştur. 4. Murat'ın sözlü kültürdeki zengin konumu onun özlenen otoriter bir padişah figürünün bir tecellisi olarak yorumlanmıştır.

Bilim ve sanat


IV. Murat'ın devrinde Nef'i, Hezarfen Ahmet Çelebi, Lagari Hasan Çelebi, Bekri Mustafa, Evliya Çelebi gibi kişiler yaşamıştır. Şair Nef'i hicivleriyle ünlü divan şairidir, döneminin devlet adamlarını çarpık düzenini hicvetmektedir. Bazen hicivleri yüzünden başı derde giren Nef'i padişah tarafından defalarca uyarılmıştır ancak padişaha söz vermesine rağmen hiciv yazmaya devam edip Vezir Bayram Paşa hakkında hiciv kaleme alınca IV. Murat'ın emriyle 1635 yılında boğdurularak idam edilmiştir.[kaynak belirtilmeli]Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi'nin uçmak konusunda başarılı çalışmaları vardır. IV. Murat önceleri bu çalışmaları desteklemiştir. Ancak daha sonra yanındaki devlet adamları tarafından eğer bunların başarılı olması durumunda tebaa tarafından kendi saltanatının sorgulanacağına ikna edilerek bu çalışmalara desteğinin kesilmesi sağlanmıştır. Akabinde Hezarfen Ahmet Çelebi Cezayir'e, Lagari Hasan Çelebi ise Kırım'a sürgün edilmiştir. Sürgünden önce padişahın şöyle söylediği rivayet edilir: "Sizin gibi adamlar pek korkulacak adamlardır. Her ne muradınız varsa elinizden gelir. Bu yüzden bekanız caiz değildir."

Fiziksel kuvveti

IV. Murat Osmanlı sultanları arasında fiziksel kuvvetiyle ünlüdür. İriyarı olan padişah erken yaşlardan beri güreşe, cirite, biniciliğe ve ağırlık kaldırmaya ilgi duymuştu. Ergenlik döneminde hızla gelişmiş özellikle çalıştığı ağırlıkların etkisiyle de ömrü boyunca eklem ve kas ağrıları çekmiştir.

IV. Murat'ın bir askeri atıyla beraber ikiye böldüğü rivayetler arasındadır.


60 kilogramlık gürzü tek eliyle ustaca kullanabildiği söylenir. Bir gece onu öldürmek için odasına giren 4 cellatı gürzüyle öldürdüğü iddia edilir. 50 kilogramlık yayı da ustalıkla kullandığı söylenir. Sinirlendiği zaman devlet adamlarını kuşaklarından tutup kaldırdığı, Tebriz seferinde yola devrilen dev bir ağacı tek başına kaldırdığı, İran'dan gelen ve kendisine kırılmaz olarak takdim edilen bir yayı kimsenin kıramaması üzerine 2 kez kırdığı, devrin en büyük güreşçileri ile güreş tuttuğu, Revan kuşatmasında onlarca kiloluk top güllelerini tek başına topa sürdüğü söylenir.

Hindistan'dan gelen bir elçi heyeti IV. Murat'a çok sağlam ve her darbeye karşı dayanıklı bir kalkan hediye etmiştir. Kalkanın sağlamlığını denemek isteyen Padişah adamlarına kalkanı bir yere asmalarını söyler, kalkan asıldıktan sonra bu kalkana ok atışları yapmış bu kalkanı defalarca delmiştir. IV. Murat'ın gürzü ve yayı şu an Topkapı Sarayı'nda sergilenmektedir. Bağdat kuşatması esnasında da yüzlerce kiloluk bir topu kaldırıp Fırat nehrine attığı sonra da tek başına onu nehirden çıkardığı Musul ve Kerkük Türkmenleri tarafından anlatıla gelen kendisiyle ilgili bir çok efsaneden birisidir. Padişahın bu abartılı sayılacak fiziksel kuvveti onun otoriter ve genç imajıyla birleştiğinde ortaya sıra dışı, korkutucu ve karizmatik bir padişah figürünün doğmasına neden olmuştur.

Askerî başarıları

IV. Murat devrindeki en önemli askerî olay Safevîlere karşı girişilen 1623-1639 Osmanlı-Safevî Savaşı'dır. Bu savaşta Osmanlı orduları Revan Seferi ile Doğu Anadolu, Ahıska, Revan ve Kafkaslar'ın önemli bir bölümünü ele geçirmiştir. Anadolu'da bozulan otoriteyi sağlamak adına bu seferi ve Bağdat seferini bir fırsat olarak görmüştür. Bu yüzden geçtiği bir çok yerde hakkında şikayette bulunulan bir çok devlet görevlisini, isyancıyı ve Safevi ajanını infaz ettirmiştir.[kaynak belirtilmeli] Anadolu, Kanuni Sultan Süleyman'dan beri ilk defa padişahı Anadolu'da görme fırsatını bu seferlerle bulmuştur. 1638 yılındaki Bağdat Seferi ile 1624'ten beri İran işgali altında bulunan bu şehri yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Bağdat Seferi, Osmanlı tarihinin en gösterişli seferlerinden birisi olmuş ve padişah büyük bir komutan edasıyla Doğuda varlık göstermiş, uzun ve kanlı bir kuşatmadan sonra Sunni üstünlüğünü doğuda tekrar tesis etmiş kendisi de Bağdat Fatihi olarak anılmıştır. Kuşatma 40 gün sürmüştür. Sefer Genç Osman marşına konu olan ve dahası bir çok efsane ve menkıbeyle ölümsüzleşmiştir. Bağdat'ın fethinin ardından IV. Murat, tarihe geçen o ünlü sözü söylemiştir:[8]

“ Bağdat'ı almaya çalışmak, Bağdat'ın kendinden daha mı güzeldi ne! ”


IV. Murat, bu savaşlarda Osmanlı ordularını bizzat kendisi komuta etti ve büyük bir askerî dehâ olduğunu kanıtladı.[kaynak belirtilmeli] Sefer sırasında, Anadolu'daki tüm isyanları ve isyan etmesi muhtemel unsurları yok etti. Böylece devlet otoritesi yeniden ve kesin bir şekilde sağlandı. Yerli halk, memnuniyetini göstermek üzere birçok yerel yapıya onun ismini verdi.

Safeviler, kesin Osmanlı zaferi karşısında çaresiz kalınca barış istemek zorunda kaldılar ve 1639 mayısında Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Antlaşma neticesinde Mezopotamya Osmanlı egemenliğine girdi ve I. Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı'nın toprağı olarak kaldı. IV. Murat, İstanbul'a döndükten sonra saygın devlet adamlarına, imparatorluğun eski parlak günlerine dönmesine yönelik ekonomik ve siyasi projeler hazırlanması emrini verdi. Ama hastalığı[hangileri?] ve erken ölümü, onun imparatorluğu dönüştürme fikirlerine ve çalışmalarına engel oldu.

Ölümü


IV. Murad, 1640 yılında İstanbul'da henüz 28 yaşında hiç beklenmedik bir şekilde öldü. Ölüm nedeni üzerine iki ayrı iddia vardır. Batılı kaynaklar sirozdan, Osmanlı kaynakları ise damla hastalığından öldüğünü iddia ederler.[kaynak belirtilmeli] IV. Murat, ölüm döşeğindeyken kardeşi İbrahim'in öldürülmesini emretmiştir.[kaynak belirtilmeli] Ancak emri yerine getirilmemiş ve İbrahim, onun ardından padişah olmuştur. IV. Murat'ın bu emri vermesinin nedeni, kardeşi İbrahim'in deli olduğunu ve İbrahim'in tahta geçmesi halinde İmparatorluğun büyük karışıklıklara sürükleneceğini düşünmesiydi.

IV. Murad dönemi Osmanlı İmparatorluğu'nun toparlandığı bir dönemdir. Devletin gerilediğini kabul ederek ilk ıslahat çalışmalarını başlatan kişidir.[kaynak belirtilmeli] Bu anlamda hazırlattığı Koçi Bey ve Katip Çelebi risaleleri onun ileri görüşlülüğünü gösterir. Büyük bir entellektüel olan 4. Murat iyi derecede bir divan şairi ve hattattır. İtalyan düşünürü Machiavelli'nin "Prens" adlı eserini Türkçeye çevirtmiştir. İyi bir komutan ve askerdir. İlber Ortaylı IV. Murad'ı "17. yüzyılın en büyük mareşali" olarak tarif eder.
 
Geri