Suçu kadere attın. ..

  • Kullanıcı Han
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 583 gün önce görüldü
Sen kendi yolunu bir başka yürekle birleştirdiğin an, beni ne denli geride bıraktığının farkına varamayacak kadar sevdalıydın, hepsi o kadar..
Fark ettiğinde ise o boşluğu doldurabilmek için yapabilecek birşeyin kalmamıştı.
Tıpkı İstanbul gibiydin.
Suçu kadere attın..
 
İnsanların yüzleri çoğunlukla ürkütücü geliyor bana.
Konuşmak yorucu geliyor.
Konuşmaya mecbur kalırsam kısa kesik cümleler kuruyorum..
 
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasız oldu.
Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş.
Kapalı bir kapının önüne bırakılmış gibiyim.
İnanacak bir ibadet gibi yaşayacak tek şey ; Senin aşkındı..
 
Gitmene bir şey demiyorum
eyvallah Sevgili.
Yalnız seni sorduklarında bitti diyemiyorum yaa, o koyuyor adam'a !
 
Sabahın erken saatlerinde uzaklardan
gelecek sevgili için,
her zamankinden bir kaç saat önce kalkıp, evini temizlemek gibi bir şey oldu..

Belkide hiç olmayacak birine bunları yazmak .
 
Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın.
Cennette cehennemi hatırlardın. Dönüp geçmişe bakıyorum da,
sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan...
Aramızdan;

ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş.
Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş...
 
Sandık ki, aşkımız bir gün olur , o yalanı unutturur.
Sandık ki, o ebedi sevgimiz bir gün olur, içimizde durmadan çoğalan o boşluğu kapatır.
Unutturamadı sevgili. İstedik, ama kapatmadı!
İçimizdeki yalan büyüdükçe, kapatmaya çalıştığımız o boşluk bizi içine almaya çalıştıkça paniğe kapıldık.
Konuşmaktan korktukça, o karanlık gecelerden yüzleşmekten korktukça,
hep dışarıya çevirdik yüzümüzü
..

Artık kendimize kanıtlayamıyorduk sevgimizi. İkimiz de o büyük boşluğu görüyorduk.
Geri dönemiyorduk. Hep ileriye kaçıyorduk.
Hep ileriye, hep dışarıya
..

Bizi, boşluğumuzu, yalanlarımızı, o durmadan sakladığımız karanlık gecelerimizi bilmeyenlere doğru kaçıyorduk..
Artık kendimize değil, bizi bilmeyenlere anlatıyorduk sevgimizi,
birbirimize ne denli aşk olduğumuzu..
Biz artık birbirimize giderek daha zorduk. Başkaları daha kolaydı giderek..
Öyle bir zaman gelmişti ki, artık birbirimize değil,
aşkımızı başkalarına itiraf eder olmuştuk.
 
Hava soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi..
Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni.

Yağmur değil, yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan; yıllarımı dolduran sensizlikti.
Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek kimsemden yoksunluk,
yani kimsesizlikti
 
Ayrılık değil, özlemek hiç değil;
en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş.
En büyük dert;
kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş..
Öylesine bencilim ki, dünyanın sonunu kendim gibi çok seviyorum.
 
Biliyorum, bu hayat beni istemiyor, ama ben ondan zaman çalıyorum.
Ben ondan kalbimin saf kalmış yanlarını çalıyorum.

Onun benden ne istediğini bilmezlikten geliyorum.
Bu yüzden gecikiyorum; hem kendime, hem hayata.

Hem her şeyi alabildiğince yoğun yaşıyorum, hem de zamanın dışındayım.
Her şey en sonunda gelip bende toplanıyor,
ama önümde olup biten hiçbir şeyi değiştirmeye gücüm yok...
 
Can durağını arıyorsan ey can
;
Can sensin durakta
..
Bir lokma ekmekse peşinde koştuğun, elbet ekmekte sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına
,
bil ki
;
her ne arıyorsam o'sensin !
 
"
(
...
) Sana neyi anlatayım ..
Her sarnış bir yağmuru,
her sevda bir ayrılığı yaşar
..
 
Oysa
kutsallık hiç saf değildir sevgili
,
gücünü zayıfların kanından alır
. Mükemmellik,
kaybedeni çok,
anlamsız
ve
haksız bir yarıştır.
 
Evet, hayat karanlık bayağı, acımasız, kirli, sıradan, incitici
;
ama
gerçek sevgili
..
Ona dokunabiliyorsun. Ama ben, senin kutsal ve mükemmel
saydığın hiçbir şeye ulaşamadım. Sana ulaşamadığım için duyduğum
kaygı ve pişmanlıklar da bana ait değildi
.
 
Eğer aşk için anlatılmaz yaşanır deniliyorsa, sen ötesisin.
Yaşanmayıp anlatılıyorsun
..
 
Kalbime düşmüşsün ne diyeyim,
ALLAH
kurtarsın desem imkansız.
 
Senin acı çekmene dayanamam derler, ben dayanırım
..
İnsan en sevdiğine acı vererek dünyaya gelir
,
Ve istiyorum ki
;
benim yüzümden biri, sana böyle bir acı çektirsin
..
 
ALLAH-IM, ben bir kadın sevdim, biraz kendim için.
Biraz senin için sevdim, allah için derler ya öyle.
Allah için güzel kız, yani senin için.
Ama benim için ötesi tanrım, yaptığını çok beğendim bu kez.
Gökyüzüne sığmayan yıldızlarını ceplerine doldurmuşsun,
Gözlerine saklamışsın ırmaklarından.
Hiç bilmediğimiz bir gül çeşidini yanaklarına saklamışsın, gülünce görüyordum. Adını soruyordum söylemiyordu.
Dişlerini sayamıyordum, saymak için bakmak istesem gözümü alıyordu parlaklığı.
Yakut sanırım. Değil mi tanrım?
Güneşi gözlerine saklamışsın, ılık dursun soğumasın diye.
Ben onun gözlerinde, suyun içine atılmış bir güneş gördüm!
Herşey dört dörtlük,
Kalbi beni içine nasıl aldı bir bilsen,
Ve nasıl bıraktı bir bilsen..

Ama tanrım, bunlardan değil ayaklarından bahsedeceğim.

Gitti
, hiç olmadı.
Yani o ayaklar, hiç iyi olmamış ALLAH_IM
..
 
Mum kadar aydınlık olayım derken, eridiğinin farkına varmazsın bazen.
 
Sadece senin değer verdiğin şeyler yok içinde.
Hayat
!
"sandığın"
gibi değil,
küçük kız
 
Geri