Stalin’in 1953 yılında ölmesinin ardından Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri olan Nikita Kruşçev 1956 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi 20. Kongresinde yaptığı Gizli söylevde Stalin’in uyguladığı siyaseti eleştirecek ve destalinizasyon olarak adlandırılacak süreci başlatılacaktır.
Sovyetler Birliğindeki mevcut siyasi yapı değişmeden yapılan bu değişim hamleleri sonucu görece liberalizasyon yaşanmıştır.
Uluslararası alanda ise II. Dünya Savaşı sonrasında topraklarında Kızılordu bulunan ve sovyet tarzı yönetimle komünist partilerce yönetilen Doğu Bloku ülkeleri Stalin döneminde izlenen stalinist siyaseti Kruşçev döneminde terk ederler.
Sosyalist ülkelerin ve komünist partilerin tamamı Kruşçev reformlarını benimsememiştir. Kim Il-Sung önderliğindeki Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Mao Zedung önderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti, Enver Hoca önderliğindeki Arnavutluk Emek Partisi, Endonezya Komünist Partisi ve Yeni Zelanda Komünist Partisi bu istisnalardandır. Kruşçev’in siyasi hattını benimseyen bazı komünist partilerde ise yönetime karşı muhalif hareketler ortaya çıkacaktır.
Kuzey Kore’de Kim Il-sung destalinizasyon yanlılarını partiden tasfiye edecek ve sürgüne yollayacaktır.
Mao önderliğindeki Çin Komünist Partisinde ise yeni Sovyet yönetimi revizyonist olarak adlandırılacak ve 1960 yılında yaşanacak olan Çin-Sovyet Ayrılığının ilk adımları atılacaktır. Sonunda Çin’de ayrı bir ideoloji olan maoizm oluşacaktır. Arnavutluk, Çin-Sovyet Ayrılığında Çin tarafını tutsa da Çin’den mesafeli şekilde kendi özgün siyasi hattında ilerleyecektir.
Kruşçev’in 1964 yılında görevden alınması stalinist restorasyon olarak adlandırılacak ve Brejnev Doktrini stalinist olarak değerlendirilecektir.
Troçki'ye göre Stalinist Sovyetler Birliği sosyalist bir ülke değil, yozlaşmış bir işçi devletidir. Kapitalist olmayan bu devlet tarzında işçi sınıfının içinden çıkan bir yönetici kast üretim araçlarına sahip olmamasına ve ayrı bir sosyal sınıf oluşturmamasına rağmen işçi sınıfını bir bütün olarak sömürmektedir.
Tony Cliff, stalinizmi devlet kapitalizmi olarak değerlendirecek ve devletin sermayenin yerine geçtiğini ileri sürecektir.
Milovan Cilas, stalinizmin iktidarında yeni bir sınıfın doğduğunu savunur.
Aleksandr Soljenitsin, stalinizm teriminin komünizmin kötü yanlarının saklanması için 1956 yılından sonra Batılı aydınlarca türetildiğini ileri sürer.
Ancak terim 1937 yılında Troçki tarafından Stalinizm ve Bolşevizm adlı eserinde kullanılmıştır.