Srebrenitsa Hâlâ Ağlıyor
Srebrenitsa katliamının üzerinden 19 yıl geçti, soykırımın kurbanlarının defni hala devam ediyor.
Bu yıl Srebrenitsa’da 175 kişi bulundukları toplu mezarlardan çıkarıldıktan sonra yakınlarınca yeniden toprağa veriliyor.
Hazal Sipahi Srebrenitsa - BİA Haber Merkezi 13 Temmuz 2014, Pazar 14:12
Bosna Hersek'in Visoko kentinden başlayıp Srebrenitsa’da sona erecek olan Barış Yürüyüşü’nün üçüncü durağı, 9 Temmuz Çarşamba günü Saraybosna oluyor.
Öğle saatlerinde üzerine tabutu simgeleyen yeşil kumaşın ve Bosna Hersek bayrağının gerildiği tır, konvoy eşliğinde parlamento binasının önüne ulaşıyor.
Saatler öncesinden trafiğe kapatılan yolun kenarında bekleyen kalabalık, tırın durmasıyla ellerindeki çiçekleri tıra gerilmiş iplere iliştirmeye başlıyor. Elleri boşalanlar, dua ediyor, kardeşler birbirlerine sarılarak yeşil kumaşa ağıt yakıyor.
Caddede hayat duruyor. Esnaf, dükkanlarının kapılarını kapamaya bile yeltenmeden tıra yaklaşıp çiçeğini bırakıyor, yeşil kumaşa dokunuyor ve dua ediyor.
Yakın tarihinde savaşı yaşamış Bosna Hersek halkı kaybettiklerine ağlıyor. Savaş zamanında bile makyajsız sokağa çıkmayan ve yüzünü düşürmeyen güzel Boşnak kadınlarının makyajı akıyor.
Kalabalık, parlamento binasının önünden hareket eden tırı Markale Katliamı’nın yaşandığı pazarın önüne kadar takip ediyor.
Konvoy yaklaşırken tezgahını terkeden pazarcılar açıyor bu defa elleri dua etmek için. Dualarla, çiçeklerle, ağıtlarla ayrılıyor tır, Saraybosna’dan, Srebrenitsa’ya doğru.
Geride hıçkırıklar, iç çekişler ve hayat normale dönüyor, ama daha buruk. Boşnak kadınları için makyaj tazeleme vakti. Çünkü yine de dimdik durmak zorundalar, taviz vermeden.
O sabah 15 bin kişi vardı
Srebrenitsa Soykırımı, diğer adıyla Srebrenitsa Katliamı, 1995 yılının Temmuz ayında yaklaşık 8.400 Boşnak erkek, kadın ve çocuğun öldürüldüğü ve hala toplu mezarların bulunduğu kıyım.
Srebrenitsa’nın Birleşmiş Milletler tarafından ‘Güvenli Bölge’ olarak ilan edilen 6 yerden ilki olması ya da bölgede bulunun 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin varlığı katliamı önleyememişti.
2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük toplu insan kıyımı olan Srebrenitsa Soykırımı’nda Ratko Mladiç komutasındaki Bosna Sırp ordusu Birleşmiş Milletlerin korumasını tanımadı ve kente saldırdı.
Yugoslavya’nın 1992’deki çöküşünün ardından, kentin savaştan önce 24 bin olan nüfusu, diğer bölgelerden gelen mültecilerle 60 bine ulaşmıştı.
Mültecilerin gelişiyle Srebrenitsa, bir toplama kampına dönüşmüştü. Müslüman Boşnakların elindeki silahlar ise Birleşmiş Milletler tarafından güvenlik önlemleri dahilinde toplanmıştı.
Müslüman Boşnaklar, Srebenitsa’ya saldırılar sıklaştığından silahlarının geri iade edilmesi için başvuruda bulunsalar da, bu talepleri Hollanda Barış Gücü komutanı Thom Karremans tarafından geri çevrildi.
11 Temmuz sabahı, soykırımın yaşandığı Srebrenitsa’da yaklaşık 15 bin kişi vardı.
Yardımlar nerede
Kahvaltı ettiğimiz börekçinin sahibi Ömer Amca’nın katliamdan sonra Srebrenitsa’ya ilk dönenlerden olduğunu öğreniyorum.
Soykırımdan önce pazartesileri neredeyse 500 porsiyona yakın börek sattığından, şimdiyse 11 Temmuz gibi acı bir gün dışında işlerinin pek iyi gitmediğinden bahsediyor.
Sonrasında, Belgrad’dan Srebrenitsa’ya bisiklet turu düzenleyen Sırp aktivist gruba hoşgeldin demek için yanımızdan ayrılıyor.
Soykırımdan önce 10 bin kişinin iş sahibi olduğu Srebrenitsa nüfusunun artık yalnızca 2 bininin bir işi var.
İnsanların evlerine dönmesi için Bosna Hersek’e yapılan onca yardımın nereye harcandığı hala merak konusu.
Mermilerin açtığı deliklerden ışık sızıyor
Kahvaltının ardından seremoninin yapılacağı Podocari’ye doğru yol alıyoruz. Savaş zamanında Hollanda Barış Gücü’nün konuşlandığı Podocari’deki eski pil fabrikası müzeye dönüştürülmüş.
Müzenin önünde çevreden seremoniye katılacakları taşıyan yaklaşık 220 otobüs bekliyor. Müze o gün sadece protokole ve basına açık. İçeride Avrupa Birliği Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmalarında ne aşamada oldukları ve ilerleyen zamanda ne yapacakları ile ilgili bir konferans veriyor.
Pil fabrikası müzeye dönüştürülmüş olsa da aynı şekilde korunuyor. Duvarlarında soykırımın haritası ve fotoğrafları asılı, uçaksavar mermilerinin açtığı deliklerden içeriye ışık sızıyor.
Her 11 Temmuz günü yağmur yağar
Ekip arkadaşım Nadina ilginç bir şekilde her yıl 11 Temmuz’da Srebrenitsa’ya yağmur yağdığından bahsediyor. Dağların çevrelediği Podocari’deki anıtta mezar taşları dağın eteklerine kadar ulaşıyor. Her yıl fazlalaşan mezar taşlarının başlarında kurbanların yakınları oturuyor.
Protokol, yüksek güvenlik önlemleriyle seremoni alanına giriş yaparken, soykırımda sevdiklerini kaybedenler, yanlarında getirdikleri şemsiyelerin gölgesinde ağlıyor.
Bu yıl Srebrenitsa’ya yağmur yağmıyor.
Srebrenitsa çiçeği ve fotoğraflar
Saat 11’de mezarları başında ağıt yakanlar dahil herkes ayağa kalkıyor ve seremoni ulusal marş ile başlıyor. Marş okunurken etrafımızı çevreleyen yemyeşil dağlara bakıp, bu dağlarda mı öldürüldü binlerce insan diye düşünmeden edemiyorum.
Sırp askerleri tarafından yakalanan Ramo, askerlerin zorlamasıyla bu dağlardaki oğlu Nermin’e mi sesleniyordu yanına gelmesi için?
Ulusal marşın ardından protokolün isimleri okunmaya başlıyor.
Bir umut oğullarını, kocalarını, kardeşlerini yıllarca bekleyip tabutla kucaklaşmış kadınların umurunda değil nerenin büyükelçisi seremoniye katılmış, hangi milletvekili anıta çiçek bırakmış.
Cansız bedenlerinden geriye kalanların bile bulunamayan soykırım kurbanlarının yakınlarının ise başında ağlayacak bir mezar taşı bile yok. Sadece kıyafetlerine iliştirdikleri soykırımın sembolü Srebrenitsa çiçeği ve fotoğraflar.
Üzerilerinde etiketler olan 175 tabut, tabelalarla belirlenmiş alanlara defnedilmeyi bekliyor.
Bir diğer ekip arkadaşım Dragan tabelaları işaret ederek, “Ölülerin park yerleri gibi, ne acı,” diyor. Tabutların başında dua ettikten sonra tüm tabutlara tek tek dokunan Boşnak gençle konuşmaya çalışıyorum, gözyaşları içinde “Şimdi değil,” diyor. Tabi ki, ne zaman isterse.
Mezarların arasında kameraya konuşmayı kabul edebilecek birilerini ararken, Barış Yürüyüşü ekibinden biri uzaklaşmamızı ve kamerayı kaldırmamızı istiyor. Tabi ki, nasıl isterse.
Hoparlörlerden dualar okunmaya başlıyor. Sıra cenaze namazına geldiğinde binlerce insan aynı anda secde ediyor kaybettiklerinin ardından. Sonra alfabetik sıraya göre isimleri okunmaya başlıyor defni gerçekleştirileceklerin.
Yakınları tabutları taşıyor mezara, toplu mezarlara gömülen sevdiklerini bu defa inançlarına uygun, hak ettikleri biçimde defnedebilmek için.
Defin işleminin ardından yavaş yavaş dağılmaya başlıyor kalabalık. ‘Srebrenitsa’yı Unutma’ posterlerinin asılı olduğu otobüslere doğru yol almaya başlıyor insanlar.
Önce protokolün seremoni alanını terketmesi uygun görüldüğünden Podocari yolunda trafik ilerlemiyor.
Bir dahaki 11 Temmuz’a kadar sessizliğe gömülürken Srebrenitsa, sevdiklerine henüz veda edemeyen yakınlar, mezar taşlarına sarılıyorlar.
Srebrenitsa hala ağlıyor. Srebrenitsa hala iyileşmeyi bekliyor.
İşte bu yüzden Srebrenitsa’yı unutmamak gerekiyor. (HS/HK)
* Fotoğraflar: Nadina Malicbegovic
Srebrenitsa katliamının üzerinden 19 yıl geçti, soykırımın kurbanlarının defni hala devam ediyor.
Bu yıl Srebrenitsa’da 175 kişi bulundukları toplu mezarlardan çıkarıldıktan sonra yakınlarınca yeniden toprağa veriliyor.
Hazal Sipahi Srebrenitsa - BİA Haber Merkezi 13 Temmuz 2014, Pazar 14:12
Bosna Hersek'in Visoko kentinden başlayıp Srebrenitsa’da sona erecek olan Barış Yürüyüşü’nün üçüncü durağı, 9 Temmuz Çarşamba günü Saraybosna oluyor.
Öğle saatlerinde üzerine tabutu simgeleyen yeşil kumaşın ve Bosna Hersek bayrağının gerildiği tır, konvoy eşliğinde parlamento binasının önüne ulaşıyor.
Saatler öncesinden trafiğe kapatılan yolun kenarında bekleyen kalabalık, tırın durmasıyla ellerindeki çiçekleri tıra gerilmiş iplere iliştirmeye başlıyor. Elleri boşalanlar, dua ediyor, kardeşler birbirlerine sarılarak yeşil kumaşa ağıt yakıyor.
Caddede hayat duruyor. Esnaf, dükkanlarının kapılarını kapamaya bile yeltenmeden tıra yaklaşıp çiçeğini bırakıyor, yeşil kumaşa dokunuyor ve dua ediyor.
Yakın tarihinde savaşı yaşamış Bosna Hersek halkı kaybettiklerine ağlıyor. Savaş zamanında bile makyajsız sokağa çıkmayan ve yüzünü düşürmeyen güzel Boşnak kadınlarının makyajı akıyor.
Kalabalık, parlamento binasının önünden hareket eden tırı Markale Katliamı’nın yaşandığı pazarın önüne kadar takip ediyor.
Konvoy yaklaşırken tezgahını terkeden pazarcılar açıyor bu defa elleri dua etmek için. Dualarla, çiçeklerle, ağıtlarla ayrılıyor tır, Saraybosna’dan, Srebrenitsa’ya doğru.
Geride hıçkırıklar, iç çekişler ve hayat normale dönüyor, ama daha buruk. Boşnak kadınları için makyaj tazeleme vakti. Çünkü yine de dimdik durmak zorundalar, taviz vermeden.
O sabah 15 bin kişi vardı
Srebrenitsa Soykırımı, diğer adıyla Srebrenitsa Katliamı, 1995 yılının Temmuz ayında yaklaşık 8.400 Boşnak erkek, kadın ve çocuğun öldürüldüğü ve hala toplu mezarların bulunduğu kıyım.
Srebrenitsa’nın Birleşmiş Milletler tarafından ‘Güvenli Bölge’ olarak ilan edilen 6 yerden ilki olması ya da bölgede bulunun 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin varlığı katliamı önleyememişti.
2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük toplu insan kıyımı olan Srebrenitsa Soykırımı’nda Ratko Mladiç komutasındaki Bosna Sırp ordusu Birleşmiş Milletlerin korumasını tanımadı ve kente saldırdı.
Yugoslavya’nın 1992’deki çöküşünün ardından, kentin savaştan önce 24 bin olan nüfusu, diğer bölgelerden gelen mültecilerle 60 bine ulaşmıştı.
Mültecilerin gelişiyle Srebrenitsa, bir toplama kampına dönüşmüştü. Müslüman Boşnakların elindeki silahlar ise Birleşmiş Milletler tarafından güvenlik önlemleri dahilinde toplanmıştı.
Müslüman Boşnaklar, Srebenitsa’ya saldırılar sıklaştığından silahlarının geri iade edilmesi için başvuruda bulunsalar da, bu talepleri Hollanda Barış Gücü komutanı Thom Karremans tarafından geri çevrildi.
11 Temmuz sabahı, soykırımın yaşandığı Srebrenitsa’da yaklaşık 15 bin kişi vardı.
Yardımlar nerede
Kahvaltı ettiğimiz börekçinin sahibi Ömer Amca’nın katliamdan sonra Srebrenitsa’ya ilk dönenlerden olduğunu öğreniyorum.
Soykırımdan önce pazartesileri neredeyse 500 porsiyona yakın börek sattığından, şimdiyse 11 Temmuz gibi acı bir gün dışında işlerinin pek iyi gitmediğinden bahsediyor.
Sonrasında, Belgrad’dan Srebrenitsa’ya bisiklet turu düzenleyen Sırp aktivist gruba hoşgeldin demek için yanımızdan ayrılıyor.
Soykırımdan önce 10 bin kişinin iş sahibi olduğu Srebrenitsa nüfusunun artık yalnızca 2 bininin bir işi var.
İnsanların evlerine dönmesi için Bosna Hersek’e yapılan onca yardımın nereye harcandığı hala merak konusu.
Mermilerin açtığı deliklerden ışık sızıyor
Kahvaltının ardından seremoninin yapılacağı Podocari’ye doğru yol alıyoruz. Savaş zamanında Hollanda Barış Gücü’nün konuşlandığı Podocari’deki eski pil fabrikası müzeye dönüştürülmüş.
Müzenin önünde çevreden seremoniye katılacakları taşıyan yaklaşık 220 otobüs bekliyor. Müze o gün sadece protokole ve basına açık. İçeride Avrupa Birliği Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmalarında ne aşamada oldukları ve ilerleyen zamanda ne yapacakları ile ilgili bir konferans veriyor.
Pil fabrikası müzeye dönüştürülmüş olsa da aynı şekilde korunuyor. Duvarlarında soykırımın haritası ve fotoğrafları asılı, uçaksavar mermilerinin açtığı deliklerden içeriye ışık sızıyor.
Her 11 Temmuz günü yağmur yağar
Ekip arkadaşım Nadina ilginç bir şekilde her yıl 11 Temmuz’da Srebrenitsa’ya yağmur yağdığından bahsediyor. Dağların çevrelediği Podocari’deki anıtta mezar taşları dağın eteklerine kadar ulaşıyor. Her yıl fazlalaşan mezar taşlarının başlarında kurbanların yakınları oturuyor.
Protokol, yüksek güvenlik önlemleriyle seremoni alanına giriş yaparken, soykırımda sevdiklerini kaybedenler, yanlarında getirdikleri şemsiyelerin gölgesinde ağlıyor.
Bu yıl Srebrenitsa’ya yağmur yağmıyor.
Srebrenitsa çiçeği ve fotoğraflar
Saat 11’de mezarları başında ağıt yakanlar dahil herkes ayağa kalkıyor ve seremoni ulusal marş ile başlıyor. Marş okunurken etrafımızı çevreleyen yemyeşil dağlara bakıp, bu dağlarda mı öldürüldü binlerce insan diye düşünmeden edemiyorum.
Sırp askerleri tarafından yakalanan Ramo, askerlerin zorlamasıyla bu dağlardaki oğlu Nermin’e mi sesleniyordu yanına gelmesi için?
Ulusal marşın ardından protokolün isimleri okunmaya başlıyor.
Bir umut oğullarını, kocalarını, kardeşlerini yıllarca bekleyip tabutla kucaklaşmış kadınların umurunda değil nerenin büyükelçisi seremoniye katılmış, hangi milletvekili anıta çiçek bırakmış.
Cansız bedenlerinden geriye kalanların bile bulunamayan soykırım kurbanlarının yakınlarının ise başında ağlayacak bir mezar taşı bile yok. Sadece kıyafetlerine iliştirdikleri soykırımın sembolü Srebrenitsa çiçeği ve fotoğraflar.
Üzerilerinde etiketler olan 175 tabut, tabelalarla belirlenmiş alanlara defnedilmeyi bekliyor.
Bir diğer ekip arkadaşım Dragan tabelaları işaret ederek, “Ölülerin park yerleri gibi, ne acı,” diyor. Tabutların başında dua ettikten sonra tüm tabutlara tek tek dokunan Boşnak gençle konuşmaya çalışıyorum, gözyaşları içinde “Şimdi değil,” diyor. Tabi ki, ne zaman isterse.
Mezarların arasında kameraya konuşmayı kabul edebilecek birilerini ararken, Barış Yürüyüşü ekibinden biri uzaklaşmamızı ve kamerayı kaldırmamızı istiyor. Tabi ki, nasıl isterse.
Hoparlörlerden dualar okunmaya başlıyor. Sıra cenaze namazına geldiğinde binlerce insan aynı anda secde ediyor kaybettiklerinin ardından. Sonra alfabetik sıraya göre isimleri okunmaya başlıyor defni gerçekleştirileceklerin.
Yakınları tabutları taşıyor mezara, toplu mezarlara gömülen sevdiklerini bu defa inançlarına uygun, hak ettikleri biçimde defnedebilmek için.
Defin işleminin ardından yavaş yavaş dağılmaya başlıyor kalabalık. ‘Srebrenitsa’yı Unutma’ posterlerinin asılı olduğu otobüslere doğru yol almaya başlıyor insanlar.
Önce protokolün seremoni alanını terketmesi uygun görüldüğünden Podocari yolunda trafik ilerlemiyor.
Bir dahaki 11 Temmuz’a kadar sessizliğe gömülürken Srebrenitsa, sevdiklerine henüz veda edemeyen yakınlar, mezar taşlarına sarılıyorlar.
Srebrenitsa hala ağlıyor. Srebrenitsa hala iyileşmeyi bekliyor.
İşte bu yüzden Srebrenitsa’yı unutmamak gerekiyor. (HS/HK)
* Fotoğraflar: Nadina Malicbegovic