Milletimize has birçok karakteristik özellik vardır ya hani, bugün sizlere onlardan biri olarak tespit ettiğim SOSYALLEŞEMEME konusuna değineceğim. Tüm dünyada bence yaşamımızın en önemli parçalarından biri haline gelen NETWORKING ve SOCIALIZATION kavramları ülkemizde ne derece doğru biliniyor ve kullanılıyor acaba? Biz Türkler birbirine yapışık fertler olarak, koloniler halinde hareket etmeyi pek bir severiz. Bir panele, bir konferansa veya bir partiye giderken illa ki yanımıza bir arkadaş çekmeye çalışırız. Öyle hoşlanmayız tek başımıza takılmaktan. Etkinlik boyunca yan yana oturur, kahve aralarında veya parti boyunca yine beraber sohbete dalarız sanki hiç birbirimizi tanımıyormuşuz veya uzun zamandır görmemişiz gibi.
Düğünlerde, dernek yemeklerinde yine hep samimi olduğumuz, iyi tanıdığımız sıkı dostlarla aynı masaya oturur ve gece boyu koyu bir sohbete dalarız. Yıllardır üyesi olduğumuz dernekte henüz tanımadığımız bir çok diğer üye vardır aslında ve dernek yemekleri gibi aktiviteler tanışıp, kaynaşmak için eşsiz fırsatlar sunsa da biz yine de ait olduğumuz kasttan pek çıkmak istemeyiz. Oysa bu tür sosyal olaylar ne çok fırsatlar barındırır içerisinde bir bilseniz. Belki oralarda tanıştığınız kişi veya kişilerle edeceğiniz iki çift lafla vizyonunuz genişleyecek, yeni bilgiler öğreneceksiniz, belki bir iş ortağı bulacaksınız ve bir iş bağlantısı yapacaksınız, belki de sıkı bir dostluğun temeli atılacak hatta belki de hayat partnerinizle tanışacaksınız. En garipsediğim kolonivari davranış ise restaurantlarda beraber WC’ye giden kadınlar! Neyse ki erkekler bunu pek yapmıyor…
Ben hızla değişen günümüz hayatında hem sosyalleşme hem de ağ kurma ortamlarını asla kaçırmayalım derim. Zaman artık çok hızlı akıyor sanki, o yüzden neredeyse iki arkadaş dahi şöyle sıkı bir sohbete vakit bulamıyoruz. Telefon konuşmalarımız bile hep monotonlaştı, acele ile doldu ve kısaldı. “Alo, nasılsın?” diye soruyor ama karşı tarafın verdiği cevabı bile dinlemiyoruz ve aslında merak da etmiyoruz. Gittikçe daha fazla kendi alanlarımıza kapanır olduk ve orada daha bir gönüllü olarak kalma eğilimindeyiz. Yaşam şartlarının giderek ağırlaşması da bizi sosyal ortamlardan giderek uzaklaştırdı. Belki de yalnız bireyler olarak gittikçe zayıf duruma düşmemek için her ortamda yanımıza illa ki tanıdık birilerini çekmek istiyoruz.
Ama durun, silkelenin bir. Yalnızlık aslında o kadar ürkütücü değil. Çünkü her tehdit içinde bir fırsatı barındırır aslında.
Bugünden itibaren bir konferansa, bir eğitim programına, bir partiye, bir resim sergisine, bir açılışa hatta seyahate yalnız katılmaktan korkmayın. Unutmayın, kimse aslında sizi takmıyor, kimse sizi yalnız olduğunuzdan dolayı kınamayacak, dolayısıyla siz de şu başkaları-endeksli hayatı unutun gitsin. Korkmayın başkaları ile bir araya gelmekten, tanışmaktan ve iki çift laf etmekten. Günümüzün en büyük sermayesi bence sosyal sermayedir ve siz de hemen bugün, şu andan itibaren sosyal sermayenize katkıda bulunacak ve ağınızı geliştirecek ilişkilerin temellerini hemen atmaya başlayın.
Not: Her zaman ama her zaman kartvizitiniz yanınızda olsun. Nerede ne zaman işinize yarayabilir asla bilemezsiniz.
Düğünlerde, dernek yemeklerinde yine hep samimi olduğumuz, iyi tanıdığımız sıkı dostlarla aynı masaya oturur ve gece boyu koyu bir sohbete dalarız. Yıllardır üyesi olduğumuz dernekte henüz tanımadığımız bir çok diğer üye vardır aslında ve dernek yemekleri gibi aktiviteler tanışıp, kaynaşmak için eşsiz fırsatlar sunsa da biz yine de ait olduğumuz kasttan pek çıkmak istemeyiz. Oysa bu tür sosyal olaylar ne çok fırsatlar barındırır içerisinde bir bilseniz. Belki oralarda tanıştığınız kişi veya kişilerle edeceğiniz iki çift lafla vizyonunuz genişleyecek, yeni bilgiler öğreneceksiniz, belki bir iş ortağı bulacaksınız ve bir iş bağlantısı yapacaksınız, belki de sıkı bir dostluğun temeli atılacak hatta belki de hayat partnerinizle tanışacaksınız. En garipsediğim kolonivari davranış ise restaurantlarda beraber WC’ye giden kadınlar! Neyse ki erkekler bunu pek yapmıyor…
Ben hızla değişen günümüz hayatında hem sosyalleşme hem de ağ kurma ortamlarını asla kaçırmayalım derim. Zaman artık çok hızlı akıyor sanki, o yüzden neredeyse iki arkadaş dahi şöyle sıkı bir sohbete vakit bulamıyoruz. Telefon konuşmalarımız bile hep monotonlaştı, acele ile doldu ve kısaldı. “Alo, nasılsın?” diye soruyor ama karşı tarafın verdiği cevabı bile dinlemiyoruz ve aslında merak da etmiyoruz. Gittikçe daha fazla kendi alanlarımıza kapanır olduk ve orada daha bir gönüllü olarak kalma eğilimindeyiz. Yaşam şartlarının giderek ağırlaşması da bizi sosyal ortamlardan giderek uzaklaştırdı. Belki de yalnız bireyler olarak gittikçe zayıf duruma düşmemek için her ortamda yanımıza illa ki tanıdık birilerini çekmek istiyoruz.
Ama durun, silkelenin bir. Yalnızlık aslında o kadar ürkütücü değil. Çünkü her tehdit içinde bir fırsatı barındırır aslında.
Bugünden itibaren bir konferansa, bir eğitim programına, bir partiye, bir resim sergisine, bir açılışa hatta seyahate yalnız katılmaktan korkmayın. Unutmayın, kimse aslında sizi takmıyor, kimse sizi yalnız olduğunuzdan dolayı kınamayacak, dolayısıyla siz de şu başkaları-endeksli hayatı unutun gitsin. Korkmayın başkaları ile bir araya gelmekten, tanışmaktan ve iki çift laf etmekten. Günümüzün en büyük sermayesi bence sosyal sermayedir ve siz de hemen bugün, şu andan itibaren sosyal sermayenize katkıda bulunacak ve ağınızı geliştirecek ilişkilerin temellerini hemen atmaya başlayın.
Not: Her zaman ama her zaman kartvizitiniz yanınızda olsun. Nerede ne zaman işinize yarayabilir asla bilemezsiniz.