Aslolan bahsi geçen platformları hangi amaçla kullandığımız.. Müspet anlamda getirileri olduğu kadar götürülerinin olduğu da es geçilmemesi gereken bir gerçek.. Hatta bir ara "Çağın Vebası" isimli bir makale yazmıştım sosyal medyanın hayatımızdaki garip ve gözardı edilemeyecek konumuna istinaden.. Paylaşmak isterim;
Miktarınca yaşayabilmek her hissi, nasıl da ayrıcalıklı bir duygu günümüzde.. Her şeyin had safhasının moda olduğu bir çağın en büyük garabeti de minimalizmi hayatımızdan ışık hızıyla yok etmesi.. Yeni neslin zihnine kodlanmış bir tehlikenin tezahürü, bugün internetin hakim olduğu hayatlarda gördüğümüz her an ve biriken her anı.. Bir algı mekanizması var ki kusursuz ve harika bir sabırla hayatlarımıza sirayet eden.. Payımıza düşeni almakta ise asla zorlanmıyoruz. Sabah işe giderken kahrediyor, kıyafet giyerken, kısa mesafeyi yürürken, asansörün çalışmıyor oluşuna dahi isyan ediyor, enerji harcayacağımız her şeyi yitirilen zaman olarak görüyor fakat sosyal medyanın o hayatımızı deşifre eden yönüne defaatle sıkılmadan riayet ediyor, kendimize kutsal bir görev addedip bu alana hizmet ediyoruz. Bu paylaşımlarımız da, aile albümlerindeki fotoğrafların doğallığından ve samimiyetinden kilometrelerce uzak..Her fotoğraf planlı kusursuz bir işçilik ardından kadraja yansıyan samimiyetsiz an yığını, samimiyetsiz hatıralar örneği.. Çağ kusuru asla kabul etmiyor bu sebeple etrafımızdaki herkes, varolan her şey kusursuz.. Bedenler, yüzler, mimikler, kıyafetler karşı tarafın görebildiği her şey öylesine muntazam bir işçiliğin yansıması ki beğenmiyor olmak adına ahmak olmak lazım ki amaçta tam bu; beğeni.. Kusursuzluğumuzun halk nezdindeki onayı, beğenilmek.. Bir nevi bu denli yoğun çabanın, olumlu geri dönüşü..
Peki değer mi? Kimine göre kesinlikle evet.. Ben gibi sosyal platformların hayatımıza bu denli yoğun müdahalesine anlam veremeyen kesime göre ise hayır, değmez.. Çocukluğunu Susam Sokağı izleyerek geçiren, dokuz taş oynarken koştuğunda duyduğu mutluluğu tuşlarla oynadığı hiç bir oyunda hissedemeyen, özel zamanlarda özenle seçtiği kartpostala hislerini döken, konuşan, iletişim kuran, temas eden, gözlerine bakıp derinden sohbetler ederken gönülden gönüle köprüler kuran insanlara bu çağın gereksinimleri asla cazip gelmez ve bu garip modernizasyonu kabullenemez. Ki bazen düşünmüyor da değilim; çocukluğum mu bir rüyaydı yoksa şimdi mi bir kabusun içerisindeyim?..