Soru: Fâni sevgililere duyulan mecazî aşk hakiki aşka döndüğü gibi, acaba çoğu insand

  • Kullanıcı 4
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - İslami Sohbet ve Makaleler
Konu sahibi son olarak 2372 gün önce görüldü
Soru: Fâni sevgililere duyulan mecazî aşk hakiki aşka döndüğü gibi, acaba çoğu insandaki dünyaya karşı mecazî aşk da hakiki bir aşka dönüşebilir mi?

Cevap: Evet, eğer âşık, dünyanın o yüzünün üstündeki gelip geçicilik ve fânilik çirkinliğini görüp ondan yüz çevirir, Bâki bir Sevgiliyi ararsa, dünyanın pek güzel ve Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin aynası, ahiretin tarlası olan19 diğer iki yüzüne bakmayı başarırsa, ona karşı duyduğu gayrimeşru mecazî aşk hakiki aşka dönmeye başlar. Fakat bir şartla: Geçici ve hayatıyla bağlı kendi kararsız dünyasını dış dünyayla karıştırmamalıdır. Eğer dalâlet ve gaflet içindekiler gibi kendini unutup fuzûli şeylere dalar, dış dünyayı hususi dünyası zannedip ona âşık olursa tabiat bataklığına düşer, boğulur. Elverir ki bir inayet eli onu harika bir şekilde kurtarsın. Bu hakikati aydınlatacak şu temsile bak:

Mesela güzel, süslenmiş bir odanın dört duvarında, dördümüze ait dört boy aynası bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakiki ve herkese ait, dördü suretten ibaret ve hususi... Her birimiz kendi aynamız vasıtasıyla hususi odamızın şeklini, görünüşünü, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vurursak kırmızı, yeşile boyarsak yeşil gösterir ve bunun gibi... Aynada değişiklik yaparak ona birçok vaziyet verebiliriz; çirkinleştirir, güzelleştirir, pek çok şekle sokabiliriz. Fakat herkese ait olan asıl odada kolayca tasarruf edemez, onu değiştiremeyiz. Hususi odayla umumi oda hakikatte birbirinin aynıyken, hükümler itibarı ile farklıdır. Sen tek parmakla aynadaki odanı harap edebilirsin fakat ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.

İşte, dünya da süslü bir odadır. Her birimizin hayatı, bir boy aynasıdır. Şu dünyada hepimizin birer dünyası, birer âlemi var. Onun direği, merkezi, kapısı hayatımızdır. Belki o hususi dünyamız, âlemimiz bir sayfadır. Hayatımız bir kalem… Onunla amel defterimize geçecek çok şey yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdiysek sonra gördük ki o, hayatımız üstüne bina edildiği için onun gibi gelip geçici, fâni ve kararsızdır; bunu hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, hususi dünyamızın ayna olduğu ve temsil ettiği ilahî isimlerin güzel nakışlarına döner, oradan da o isimlerin tecellilerine ulaşır.

Hem hususi dünyamızın ahiretin ve cennetin geçici bir fidanlığı olduğunu anlayıp ona karşı şiddetli hırs, talep ve muhabbet gibi hislerimizi onun neticesi, meyvesi ve sümbülü olan ahirete ait faydalara çevirirsek, o zaman o mecazî aşk hakiki aşka döner.

Yoksa insan نَسُوا اللّٰهَ فَأَنْسٰيهُمْ أَنْفُسَهُمْۚ أُۨولٰۤئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ20 ikazına muhatap olup nefsini unutur, hayatın geçiciliğini düşünmeden hususi, kararsız dünyasını tıpkı herkese ait asıl dünya gibi sabit bilip kendini ölümsüz farz ederek dünyaya saplanır ve şiddetli hislerle sarılırsa onda boğulur gider. O muhabbet onun için sonsuz bir belâ ve azaptır. Çünkü o muhabbetten âdeta yetimlik hissi veren bir şefkat, ümitsizce bir rikkat doğar. Şu haldeki insan bütün canlılara acır, hatta güzel ve yok olmaya mahkûm bütün varlıklara karşı bir merhamet ve bir ayrılık acısı hisseder, elinden bir şey gelmez, mutlak bir ümitsizlik içinde elem çeker.

Fakat gafletten kurtulan insan, o şiddetli şefkatin elemine karşı yüce bir derman bulur; acıdığı bütün canlıların ölümünde ve dünyadan geçip gitmesinde, Bâki bir Zât’ın bâki isimlerinin daimî cilvelerini temsil eden ruhların aynalarını ebedî görür; şefkati sevince dönüşür. Hem yokluğa ve fâniliğe maruz bütün güzel varlıkların arkasında münezzeh ve mukaddes bir güzellik hissettiren bir nakış, güzel kılma fiili, sanat, tezyin, ihsan ve daimî bir aydınlatma görür. O ölümlere ve fâniliğe güzelliğin ziyadeleşmesi, lezzetin yenilenmesi ve sanatın sergilenmesi için bir tazelenme diye bakar; lezzeti, şevki ve hayreti artar.

اَلْبَاقِي هُوَ الْبَاقِي21

19 “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” mânâsındaki hadis için bkz. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4/19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s. 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205.
20 “(Sakın şunlar gibi olmayın ki) Allah’ı unuttukları için Allah da onlara kendilerini unutturdu. İşte yoldan çıkanlar bunlardır.” (Haşir sûresi, 59/19)
21 Kendinden başka her şeyin fâni olduğu gerçek Bâki, Allah’tır.


(Bediüzzaman Hz. - Mektubat - Birinci Mektup - Dördüncü Soru)
 
Geri