Soru: Cehennem nerededir?
Cevap: –قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ11 لََا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلَّا اللّٰهُ12– Cehennem hakkında, bazı rivayetlerde “yerin altında” denilmiştir.13 Başka risalelerde ifade ettiğimiz gibi, yerküre senelik hareketiyle, mahşerde toplanılacak bir meydanın etrafında daire çiziyor. O rivayetler, cehennem dünyanın senelik yörüngesinin altındadır, mânâsını bildirir. Görünmemesinin ve hissedilmemesinin sebebi perdeli ve nursuz bir ateş olmasıdır.
Dünyanın seyahat ettiği geniş mesafede pek çok varlık bulunur, fakat nursuz oldukları için görünmezler. Nuru çekildikçe ayın kaybolması gibi, pek çok ışıksız küre ve varlık da gözümüzün önünde olduğu halde onları göremiyoruz.
Cehennem ikidir; biri küçük, biri büyük. Küçük olan, büyüğe dönüşecektir ve onun çekirdeği hükmündedir, ileride onun bir menzili olacaktır. O küçük cehennem yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. Yerbilimce mâlumdur ki, yerin merkezine inildikçe sıcaklık her otuz üç metrede bir derece artar. Demek, merkeze kadar dünyanın yarıçapı altı bin küsur kilometre olduğundan, dünyanın merkezinde iki yüz bin dereceyi bulan, yani bildiğimiz ateşten iki yüz kat daha şiddetli ve hadisin rivayetine uyan bir ateş bulunuyor.14
O küçük cehennem, büyük cehenneme ait birçok vazifeyi dünyada ve berzah âleminde görür, buna hadislerle işaret edilmiştir. Ahiret âleminde, yerküre nasıl ki sakinlerini senelik yörüngesindeki haşir meydanına dökecek; aynı şekilde, içindeki küçük cehennemi de büyük cehenneme Allah’ın emriyle teslim edecektir.
Mutezile’den15 bazı imamların “Cehennem sonradan yaratılacaktır.” demeleri, onun hâlihazırda tamamen genişleyip yayılmış haliyle var olmadığını ve sakinlerine tam uygun bir şekilde inkişaf etmediğini kabul etmek mânâsına geldiğinden, yanlıştır ve ahmaklıktır. Gayb perdesi ardındaki ahiret âlemine ait menzilleri dünya gözüyle görmek ve göstermek için ya kâinat iki vilâyet kadar küçültülmeli ya da gözlerimiz büyüyüp yıldızlar gibi olmalı ki, yerlerini görüp tayin edebilelim.
وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ16– Ahiret âlemine ait yerler bu dünya gözüyle görülmez. Fakat bazı rivayetlerin işaretiyle, ahiretteki cehennem dünyamızla münasebetlidir. Yaz sıcağının şiddetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ17 denilmiştir.
Demek o büyük cehennem, dünya ile sınırlı şu küçücük ve sönük akıl gözüyle görülemez. Fakat ona, Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:
Dünyanın senelik yörüngesinin altında bulunan büyük cehennem, yerin merkezindeki küçük cehennemi âdeta vekil tayin ederek bazı vazifelerini ona gördürür. Kadîr-i Zülcelâl’in mülkü çok geniştir. İlahî hikmet nereyi gösterirse büyük cehennem oraya yerleşir.
Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl, “kün feyekûn”18 emrinin sahibi bir Hakîm-i Zülkemâl gözümüzün önünde kusursuz bir hikmet ve düzenle ayı yeryüzüne; muazzam bir kudret ve intizamla yeryüzünü güneşe bağlamış.. güneşe gezegenleriyle beraber dünyanın senelik hareketindeki sürate yakın bir süratle ve rubûbiyetin haşmetiyle –bir ihtimale göre– “Güneşler Güneşi” denilen büyük yıldız tarafına doğru bir hareket vermiş.. donanma elektrik lambaları gibi yıldızları rubûbiyet saltanatına nuranî şahitler yapmış.. ve böylece rubûbiyetinin ihtişamını, kudretinin büyüklüğünü göstermiş. Büyük cehennemi elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip ahirete bakan semânın yıldızlarını onunla tutuşturmak.. onlara sıcaklık ve kuvvet vermek.. yani nur âlemi olan cennetten yıldızlara nur, cehennemden ateş ve hararet göndermek.. aynı şekilde o cehennemin bir kısmını azap göreceklere mesken ve hapishane yapmak o Zât-ı Zülcelâl’in kusursuz hikmetinden, kudretinin büyüklüğünden ve rubûbiyetinin saltanatından uzak değildir.
Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki, dağ gibi koca bir ağacı tırnak kadar bir çekirdekte saklar. Elbette, yerkürenin kalbindeki küçük cehennem çekirdeğinde büyük cehennemi saklamak o Zât-ı Zülcelâl’in kudret ve hikmetinden uzak değildir.
Kısacası: Cennet ve cehennem, yaratılış ağacından ebediyet tarafına doğru eğilerek uzanan bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeriyse dalın ucudur.
• Hem onlar, şu kâinat silsilesinin iki neticesidir. Neticelerin yeri, silsilenin iki tarafındadır. Süflî ve kıymetsiz olanı aşağıda; nuranî ve yüce olanı yukarı taraftadır.
• Hem şu olup biten, akıp giden işlerin, hallerin ve yeryüzünün manevî mahsullerinin iki mahzenidirler. Mahzenin yeri, mahsullerin çeşidine göre değişir; kötüsü altta, iyisi üstte bulunur.
• Hem cennet ve cehennem, ebediyete doğru akıp giden ve dalgalanan varlıkların iki havuzudur. O havuzlar akışın durduğu ve varlıkların, amellerin biriktiği yerdedir. Çirkin şeyler ve pis atıklar en aşağıda, temiz ve saf olanlar en üst mertebededir.
• Hem onlar, lütuf ve kahrın, rahmet ve büyüklüğün tecelli ettiği iki yerdir. Tecelli makamı ise her yerde olabilir. Rahman-ı Zülcemâl, Kahhâr-ı Zülcelâl tecelli dergâhını nerede isterse orada açar.
Cennet ve cehennemin varlığı Onuncu, Yirmi Sekizinci ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde kesin bir şekilde ispat edilmiştir. Burada yalnız şu kadarını deriz ki: Meyvenin varlığı dal kadar.. neticenin varlığı silsile kadar.. mahzenin varlığı mahsuller kadar.. havuzun varlığı ırmak kadar.. ve tecelli makamının varlığı rahmetin ve gazabın varlıkları kadar kesin ve şüphesizdir.
11 “De ki: ‘Bunu yalnız Allah bilir.’” (Mülk sûresi, 67/26)
12 Hiç kimse gaybı bilemez, onu yalnız Allah bilir.
13 Bkz. Ahmed bin Hanbel, el-Müsned 2/370, 4/287; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 3/55; el-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 1/331, 1/357, 4/334; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/612.
14 Bkz. Buhârî, bed’ü’l-halk 10; Müslim, mesâcid 180-187; Tirmizî, salât 5; Ebû Dâvûd, salât 5.
15 Mutezile: Aklı vahyin önünde kabul eden, kulun kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu öne sürmesiyle ehl-i sünnetten ayrılan mezhep.
16 Gerçek bilgi Allah katındadır.
17 “(Öğle sıcaklığının şiddeti) cehennemin kaynayıp taşmasındandır.” (Bkz. Buhârî, mevâkîtü’s-salât 9; Müslim, mesâcid 180-187)
18 “(O, bir şeyi yaratmak isteyince sadece) ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Bakara sûresi, 2/117; Âl-i İmran sûresi, 3/47, 59; En’âm sûresi, 6/73; Nahl sûresi, 16/40; …)
(Bediüzzaman Hz. - Mektubat - 1. Mektup - 3. Soru)
Cevap: –قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ11 لََا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلَّا اللّٰهُ12– Cehennem hakkında, bazı rivayetlerde “yerin altında” denilmiştir.13 Başka risalelerde ifade ettiğimiz gibi, yerküre senelik hareketiyle, mahşerde toplanılacak bir meydanın etrafında daire çiziyor. O rivayetler, cehennem dünyanın senelik yörüngesinin altındadır, mânâsını bildirir. Görünmemesinin ve hissedilmemesinin sebebi perdeli ve nursuz bir ateş olmasıdır.
Dünyanın seyahat ettiği geniş mesafede pek çok varlık bulunur, fakat nursuz oldukları için görünmezler. Nuru çekildikçe ayın kaybolması gibi, pek çok ışıksız küre ve varlık da gözümüzün önünde olduğu halde onları göremiyoruz.
Cehennem ikidir; biri küçük, biri büyük. Küçük olan, büyüğe dönüşecektir ve onun çekirdeği hükmündedir, ileride onun bir menzili olacaktır. O küçük cehennem yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. Yerbilimce mâlumdur ki, yerin merkezine inildikçe sıcaklık her otuz üç metrede bir derece artar. Demek, merkeze kadar dünyanın yarıçapı altı bin küsur kilometre olduğundan, dünyanın merkezinde iki yüz bin dereceyi bulan, yani bildiğimiz ateşten iki yüz kat daha şiddetli ve hadisin rivayetine uyan bir ateş bulunuyor.14
O küçük cehennem, büyük cehenneme ait birçok vazifeyi dünyada ve berzah âleminde görür, buna hadislerle işaret edilmiştir. Ahiret âleminde, yerküre nasıl ki sakinlerini senelik yörüngesindeki haşir meydanına dökecek; aynı şekilde, içindeki küçük cehennemi de büyük cehenneme Allah’ın emriyle teslim edecektir.
Mutezile’den15 bazı imamların “Cehennem sonradan yaratılacaktır.” demeleri, onun hâlihazırda tamamen genişleyip yayılmış haliyle var olmadığını ve sakinlerine tam uygun bir şekilde inkişaf etmediğini kabul etmek mânâsına geldiğinden, yanlıştır ve ahmaklıktır. Gayb perdesi ardındaki ahiret âlemine ait menzilleri dünya gözüyle görmek ve göstermek için ya kâinat iki vilâyet kadar küçültülmeli ya da gözlerimiz büyüyüp yıldızlar gibi olmalı ki, yerlerini görüp tayin edebilelim.
وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ16– Ahiret âlemine ait yerler bu dünya gözüyle görülmez. Fakat bazı rivayetlerin işaretiyle, ahiretteki cehennem dünyamızla münasebetlidir. Yaz sıcağının şiddetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ17 denilmiştir.
Demek o büyük cehennem, dünya ile sınırlı şu küçücük ve sönük akıl gözüyle görülemez. Fakat ona, Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:
Dünyanın senelik yörüngesinin altında bulunan büyük cehennem, yerin merkezindeki küçük cehennemi âdeta vekil tayin ederek bazı vazifelerini ona gördürür. Kadîr-i Zülcelâl’in mülkü çok geniştir. İlahî hikmet nereyi gösterirse büyük cehennem oraya yerleşir.
Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl, “kün feyekûn”18 emrinin sahibi bir Hakîm-i Zülkemâl gözümüzün önünde kusursuz bir hikmet ve düzenle ayı yeryüzüne; muazzam bir kudret ve intizamla yeryüzünü güneşe bağlamış.. güneşe gezegenleriyle beraber dünyanın senelik hareketindeki sürate yakın bir süratle ve rubûbiyetin haşmetiyle –bir ihtimale göre– “Güneşler Güneşi” denilen büyük yıldız tarafına doğru bir hareket vermiş.. donanma elektrik lambaları gibi yıldızları rubûbiyet saltanatına nuranî şahitler yapmış.. ve böylece rubûbiyetinin ihtişamını, kudretinin büyüklüğünü göstermiş. Büyük cehennemi elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip ahirete bakan semânın yıldızlarını onunla tutuşturmak.. onlara sıcaklık ve kuvvet vermek.. yani nur âlemi olan cennetten yıldızlara nur, cehennemden ateş ve hararet göndermek.. aynı şekilde o cehennemin bir kısmını azap göreceklere mesken ve hapishane yapmak o Zât-ı Zülcelâl’in kusursuz hikmetinden, kudretinin büyüklüğünden ve rubûbiyetinin saltanatından uzak değildir.
Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki, dağ gibi koca bir ağacı tırnak kadar bir çekirdekte saklar. Elbette, yerkürenin kalbindeki küçük cehennem çekirdeğinde büyük cehennemi saklamak o Zât-ı Zülcelâl’in kudret ve hikmetinden uzak değildir.
Kısacası: Cennet ve cehennem, yaratılış ağacından ebediyet tarafına doğru eğilerek uzanan bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeriyse dalın ucudur.
• Hem onlar, şu kâinat silsilesinin iki neticesidir. Neticelerin yeri, silsilenin iki tarafındadır. Süflî ve kıymetsiz olanı aşağıda; nuranî ve yüce olanı yukarı taraftadır.
• Hem şu olup biten, akıp giden işlerin, hallerin ve yeryüzünün manevî mahsullerinin iki mahzenidirler. Mahzenin yeri, mahsullerin çeşidine göre değişir; kötüsü altta, iyisi üstte bulunur.
• Hem cennet ve cehennem, ebediyete doğru akıp giden ve dalgalanan varlıkların iki havuzudur. O havuzlar akışın durduğu ve varlıkların, amellerin biriktiği yerdedir. Çirkin şeyler ve pis atıklar en aşağıda, temiz ve saf olanlar en üst mertebededir.
• Hem onlar, lütuf ve kahrın, rahmet ve büyüklüğün tecelli ettiği iki yerdir. Tecelli makamı ise her yerde olabilir. Rahman-ı Zülcemâl, Kahhâr-ı Zülcelâl tecelli dergâhını nerede isterse orada açar.
Cennet ve cehennemin varlığı Onuncu, Yirmi Sekizinci ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde kesin bir şekilde ispat edilmiştir. Burada yalnız şu kadarını deriz ki: Meyvenin varlığı dal kadar.. neticenin varlığı silsile kadar.. mahzenin varlığı mahsuller kadar.. havuzun varlığı ırmak kadar.. ve tecelli makamının varlığı rahmetin ve gazabın varlıkları kadar kesin ve şüphesizdir.
11 “De ki: ‘Bunu yalnız Allah bilir.’” (Mülk sûresi, 67/26)
12 Hiç kimse gaybı bilemez, onu yalnız Allah bilir.
13 Bkz. Ahmed bin Hanbel, el-Müsned 2/370, 4/287; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 3/55; el-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 1/331, 1/357, 4/334; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/612.
14 Bkz. Buhârî, bed’ü’l-halk 10; Müslim, mesâcid 180-187; Tirmizî, salât 5; Ebû Dâvûd, salât 5.
15 Mutezile: Aklı vahyin önünde kabul eden, kulun kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu öne sürmesiyle ehl-i sünnetten ayrılan mezhep.
16 Gerçek bilgi Allah katındadır.
17 “(Öğle sıcaklığının şiddeti) cehennemin kaynayıp taşmasındandır.” (Bkz. Buhârî, mevâkîtü’s-salât 9; Müslim, mesâcid 180-187)
18 “(O, bir şeyi yaratmak isteyince sadece) ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Bakara sûresi, 2/117; Âl-i İmran sûresi, 3/47, 59; En’âm sûresi, 6/73; Nahl sûresi, 16/40; …)
(Bediüzzaman Hz. - Mektubat - 1. Mektup - 3. Soru)